|
|
| . |
|
|
|
| ||||||||
TBMM'nin yeni döneminin ilk oturumunda konuşan Cumhurbaşkanı, basında tekelleşmenin önüne geçilmesini istedi.Ancak egemen medya bu sözleri kamuoyundan gizledi.İŞTE CUMHURBAŞKANI SEZER'İN KONUŞMASISayın Başkan Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında, düşünce özgürlüğü, özellikle düşünceyi açıklama özgürlüğü önemli bir yer tutar. Düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğünün kullanılmasının olağan yollarından biri basındır. Basın özgürlüğü, çağdaş anayasalarda, basının, düşünce ve düşüncenin açıklanmasında oynadığı önemli rol gözönünde tutularak, temel hak ve özgürlüklerin özel bir türü olarak düzenlenmiştir. 1982 Anayasası'nın 26. maddesinde, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün haber alma ve verme özgürlüğünü de kapsadığı, 28. maddesinde de, basının özgür olduğu, devletin basın ve haber alma özgürlüğünü sağlayacak önlemler alacağı belirtilmiştir. Basın özgürlüğü, düşünceyi açıklama özgürlüğünü tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan bir özgürlüktür. Düşünce özgürlüğü, düşüncelerin özgürce açıklanması yanında, bunları yayma ve öğrenme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle, basın özgürlüğünün, okuyucuların, izleyicilerin ya da dinleyicilerin haber alma ve görüşlerini öğrenme özgürlüğü yönünden de değerlendirilmesi gerekir. Haber alma ve verme hakkı ya da haberlere ulaşma özgürlüğü, okuyucu, izleyici ya da dinleyicinin bireysel hakkı olarak düşünülemez. Bunlar, kollektif hak ve özgürlüklerdir. Demokratik toplumlarda basının işlevi, kamu yararını ilgilendiren olay ve konularda açıklamalar yapmak, haber ve bilgi vermek, eleştiri ve değer yargıları sunarak kamuoyunu oluşturmak, toplumu aydınlatmaktır. Basının bu önemli işlevi nedeniyle basın özgürlüğünün, kamu güçlerine karşı olduğu kadar özel güçlere karşı da korunması gerekmektedir. Bu bağlamda, bir kez daha yinelemek gerekir ki, basın-yayın tekelinin oluşmasına karşı gerçek sınırlamalar koymak, bu kesimin çoğulcu özelliğini koruyucu önlemler almak devlete düşen bir ödevdir. Bağımsız ve yansız yayıncılığın sürdürülebilmesi için alınacak önlemler de bu ödev kapsamına girmektedir. Öte yandan, bu sosyal görevini yerine getirebilmesi için basın özgürlüğü ile donatılan basın-yayın organlarının da sorumluluk bilinciyle hareket etmesi zorunludur. Yaşanılan son olaylar göstermiştir ki, Anayasa ve yasalarda temel hak olarak düzenlenen basın özgürlüğü ile kişilik hakkının birbiriyle çatışması her zaman olanaklıdır. Bu konuda dengeyi sağlamak, Devletin olduğu kadar basın-yayın organlarının da görevidir. Demokratik toplumlarda, hem basın özgürlüğü, hem de kişilik hakkı, temel hak ve özgürlük olarak anayasalarda düzenlenip korunmuş olmakla birlikte, kişilik hakkının, basın özgürlüğünün sınırlarından birini oluşturduğunda duraksamaya yer yoktur. Basın, demokratik toplumun vazgeçilmez koşulu, zorunlu ögesi, kişi ise, kurucu ögesi, varlık nedenidir. Basın, kamu yararını ilgilendiren konu ve olaylarda kamuoyunu oluşturma, bu konuda toplumu aydınlatma işlevini yerine getirirken, toplumu ilgilendiren, kamu yararıyla ilgili olayları açıklamak, olaylar hakkında haber vermek, değerlendirme ve eleştiriler yapmakla yükümlüdür. Ancak, sözkonusu olaylar çoğu kez belirli kişilerle ilgili olabilir. Bu gibi durumlarda basın, olayı açıklarken ya da değerlendirme ve eleştirme hakkını kullanırken, kişilik haklarına, özel yaşama, mesleki ve ticari saygınlığa özen göstermeli, kişinin maddi ve manevi zarara uğramasına neden olmamalıdır. Sonuç olarak, basın özgürlüğünün ardında, bireyi ve dolayısıyla bireysel hak ve özgürlükleri temel alan, demokrasinin tüm kurum ve kurallarına yürekten inanan bir sorumluluğun bulunduğu gözardı edilmemelidir. Konuşmanın Tam Metni İçin Tıkla
| ||||||||||
|