BİZ KENDİ İŞİMİZE BAKALIM *** Koray Düzgören'in, BRT Televizyonu'ndan kovulmasından sonra Ahmet Tezcan'a gönderdiği aşağıdaki mektup, taşıdığı önemli mesajlar nedeniyle kendisinin izni dahilinde yayınlanmaktadır. Bu vesile ile "kovulma olayından sonra" Ahmet Tezcan'a destek mesajları gönderen çok sayıda meslektaş ve okurlarımızla, konuyla ilgili olarak üzüntülerini bildiren Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcılığı'na teşekkür ederiz. Sevgili Ahmet, Bir anlamda yeniden geçmiş olsun, bir anlamda kutluyorum demek lazım. Nedeni su: Yepyeni bir dönemin başındayız bana göre. Çok acılı yeni bir
döneme girdik, ama bu dönem, sanıyorum medyanın su anki tükenmiş halinden,
çökmüş yapısından daha iyi olacak. Şartları zorlayacak ve bağımsız yayıncılık, sadece gazetecilik yapılarak satılan gazetelerle özgür gazetecilik yapılacak. İnsanlar dürüst, tarafsız, çıkar çevrelerine satılmamış, devletin borazanı
olmamış gazeteleri bekliyor. Farkında mısın, adamlar can havliyle yayın kapatıyorlar. Bölüm kapatıyorlar,
ek kapatıyorlar, bölge baskılarından vazgeçiyorlar. Yani aslında o
okuyucuları gözden çıkarıyorlar. Gazetecilikten vazgeçiyorlar. Bildikleri tek şey devletten nemalanmak olduğu için gazetecilik yapmak zor
geliyor onlara. Öyle olmasaydı ellerindeki ultra modern tesislerle
milyonlara çıkarabilecekleri tirajlarını yükseltmezler miydi?
Hayır yükseltmek istemediler. Çünkü bu küçük tirajlar da siyasetçiler,
bürokratlar üzerinde baskı yapmalarına yetiyordu, onları korkutmaya ya da
belli bir kesim halkı etkilemeye yetiyordu.
Dünyaya ve ülkesine at gözlüğü ile bakan, sonradan olma gazeteci
patronların, "sözde" gazete imparatorlarının ufku da küçük olur.
Ben inanıyorum ki, bu kaosun sonunda biz gazeteciler belki de daha da
özgürleşeceğiz. Medya feodalizmi yıkılacak, gazetelerin, içindeki insanlarla alınıp
satılması, kiralanması, siyasilere peşkeş çekilmesi, haberlerinin,
yazılarının çarpılarak, emeklerinin kullanılarak, siyasi mesaj içeren,
tetik görevi gören manşetler haline dönüşmesi dönemi son bulacak. Yine, gazetecilerin köle gibi sadece patronlarının izin verdiği is
yerlerinde, izin verdiği şartlarda çalışması dönemi de bitecek.
Belki daha küçük örgütlenmeler, daha küçük medya grupları olacak, ama
bağımsızlıklarını da koruyacaklar. Devletle ilişkileri olmayacak. Medyanın da, gazetecilerin de kurtulması için başka çare yok.
Bu şekilde bir yeniden yapılanma aslında sadece gazetecilerin, sadece
okurların yararına değil, bütün ülkenin yararına olacak. Hatta gerçek
denetim ve eleştiri görevini yapmaya başlayan basın sayesinde basta devlet
olmak üzere kurumlar, kuruluşlar da denetlenebilecek. Ve aslında bu sorunların çözümü için de devlet kapısına gitmeye gerek yok.
Ama bir heyecandır, bir tepki fışkırmasıdır, gazeteci arkadaşların
çaresizliğidir. Gidip Ankara'da devlet büyüklerimizle görüştüler.
Oysa sorunun kaynağı asil onlar. Onların bu ülkenin yönetiminde bir etkileri
ve yetkileri yok ki...
Şimdi bu yaklaşımım nedeniyle yine beni devlet düşmanlığı ile suçlayanlar
olabilir gecen sefer olduğu gibi. Ama fark etmiyor bu artık benim için. Ben
bu konuda bedeller ödemişim, hala da ödüyorum. Bu devlet yapısını
değiştirmeden Türkiye'de hiçbir şey yapmanın mümkün olmadığını artık
biliyoruz. Devlet bu medyayı yemlemeseydi, devletin trilyonlarını
akıtmasaydı durum böyle olur muydu? Ya medyayı denetlemeyen, yaptıkları
yasadışılıklara göz yuman kim? O nedenle bu kaosun sorumlu taraflarından biri de devlettir... Biliyorsun gecen sefer de, üç yıl önce 24 Temmuz'da da, yaptığım konuşmada,
'böyle bir bayram kutlanılamaz' dediğim ve Gazeteciler Cemiyeti
yöneticilerini eleştirdiğim için bana kızmışlardı.
Oysa o toplantıya ceket kravat gelen bazı arkadaşlar, daha toplantının
basında hemen alelacele oradan, sahte bir törenin yapıldığı Cemiyet'in,
'basın Özgürlüğü asığı! Demirel'e ödül vermesi töreninin yapıldığı
Dolmabahçe Sarayı'na koşmuşlardı. Şimdi durum ortada. Gazeteciler Cemiyeti Başkanı arkadaşımız Nail Güreli su sıralarda Mehmet
Yılmaz'ın kendisini ne zaman isten çıkartacağını bekliyor olmalı. Ne kadar acı değil mi? Ama tersi de çok acı biliyor musun, bunca olay olurken Nail Güreli'nin hala
orda olması da. Belki de Mehmet Yılmaz bu nedenle Nail arkadaşımıza
dokunmayabilecektir. Bu krizin sorumlusunu ararken devleti ıska geçersek bir yere varamayız.
Tabii tepkilerimizi devlete de iletmemiz doğrudur. Ama bakin Ecevit ne diyor? Elimizden bir şey gelmez diyor. Niye sormuyorlar o zaman ona arkadaşlarımız. 'Peki Fikret Bila'nın işten
atılması söz konusu olabilir mi, eğer yanlışlıkla atılırsa müdahale eder
misiniz?' diye.
212 sayılı basın Yasası'nın uygulanmasını kim sağlayacak? Tabii ki devlet.
Uygulamayan basın kuruluşlarına kim müeyyide uygulayacak? Yine Ecevit ve
hükümetinin bakanları.
Ben, Hürriyet Grubunda 1475 sayılı yasa ile çalışan yazı işleri müdürü
biliyorum. Düşünün artık. Sadece basın Yasası'na mi aykırı? Her kurala
aykırı. Netice olarak, bunca değerli gazeteci arkadaşımız işsiz kaldı, yarin
bunların arasına yenileri de katılacak. Binlerce işsiz gazeteci ciddi bir
geçim sıkıntısının içine girecek, zor günler geçirecek, bu kaçınılmaz.
Onlara direnme gücü, sabır diliyorum. umutlarını yitirmesinler. Belki de bu durum onlar için daha iyi bir geleceğin başlangıcı olacak.
Ben 33 yıldır bu mesleğin içindeyim, böyle bir kaos yasamadım. Ama meslekte
de böyle bir alçalma, böyle bir kirlenme, bu boyutta bir ruh ve vicdan
satılması olayına da rastlamadım. Atılan bazı üst düzey arkadaşlarıma bakıyorum. Bir sure önce ayni kurumun
basındaydılar ve gözünün yasına bakmadan adam atıyorlardı. Merak ediyorum su
sırada o gazetelerin basında olsalardı ne yaparlardı?
Bu onursuzluğa karsı çıkıp istifa mi ederlerdi? Yoksa yerlerini koruyabilmek
için gereken neyse onu mu yaparlardı?
Şimdiye kadar yaptıkları gibi?
Tabii zaman bu hesapların yapılma zamanı değil. Herkes bu olaylardan kendine
göre bir ders çıkarmalıdır. Ama ben medyanın bu olaylardan sonra bundan daha da kötü olacağını
sanmıyorum. Zaman yeniden örgütlenme, bağımsız, bağlantısız düşük maliyetli yayınlar
çıkartmak üzere çalışmalar yapmak zamanıdır. Unutmamak gerekir, insanlar hala doğru haber, dürüst yorum, herhangi bir
çıkar çevresinin denetiminde olmayan bağımsız gazeteler, dergiler, radyolar,
televizyonlar istiyor. Devlet imkanlarıyla antigazetecilik yapan bu medya kuruluşlarının yeniden
gazetecilik anlayışına yönelmeleri zordur. İsteseler de o yapıyı yeniden
normal gazetecilik anlayışına göre düzenlemeleri zaman alır. Bunları dahi
yapsalar, halk gözünde yiten prestijlerini, imajlarını düzeltmeleri kolay
değildir. Kimse kimseyi aldatmasın, yedek parçacı yedek parçacılıktan, inşaatçı
inşaattan anlar. Onlar en sonunda kendi mesleklerine dönerler. artık, gazetecilik yapıyormuş
gibi davranamazlar. Ama asıl, gazeteci olarak işe başlayıp da onlara özenenlerin işi zor.
Onlar, bu nedenle hem gazetecilikten vazgeçtiler hem de ellerindeki medya
gücünü devletin ve çıkar odaklarının hizmetine vererek kolayca zengin olma
meselesini onlar kadar incelikle beceremediler. Yüzlerine gözlerine
bulaştırdılar. Bu nedenle onların da toparlanmaları hayli zor. Ayrıca onlar ne yaparlarsa yapsınlar. artık bizlerin o müesseselerde
çalışması bu şartlarda tabii ki söz konusu değil. Biz kendi işimize bakmalıyız. Biz gazeteciyiz, dürüstlükten şaşmadık, kalemimizi ve vicdanimizi kimselere
satmadık. doğru bildiğimiz yolda gerekirse bedeller de ödeyerek yürüdük.
İnanıyorum ki acılar, sıkıntılar çekmiş ve hala çekmekte olsak da, bu yoldan
dönecek değiliz. Gazeteciliğin diğer mesleklerden farkı yani da bu.
Bu bir çeşit fazilet mücadelesidir. dürüst olmak ve bu mesleğin etik
ilkelerini titizlikle korumak mücadelesidir. Geriye baktığımız zaman
yaptıklarımızdan onur duyma uğraşıdır. Önemli olan vicdanımızın rahat
etmesidir. İşte sevgili Ahmet, sana bu duygularla geçmiş olsun diyorum ve yeni mücadele
dönemini kutluyorum.  01 Mart 2001 Perşembe |