MEDYA VE İSLAM Ali Bulaç Bu medya dosyasında, Ali Bulaç'ın Zaman Gazetesi'nde 02 Şubat 2001, 24 Şubat 2001, 27 Şubat 200, 01 Mart 2001, 03 Mart 2001 ve 06 Mart 2001 tarihlerinde "Arka Plan"da yazdığı Medya'nın İslam'a bakışını inceleyen altı yazısına yer veriyoruz. Medyada farklılık, kamuda görünürlülük "Mütefekkir kadınlar başörtülüyse eğer; kamusal alanda ona yer yoktur. Asıl trajik olanı İslamcı Tv ve gazetelerin de onu görmezlikten gelmesi. 'Başörtülü kadın kimliği'ni devlet, sadece tarlada ve bulaşıkçılık, çamaşırcılık gibi ayak işlerinde istiyor. Fabrikada işçi olsun. Kendi deyimleriyle 'baldırıbacak Tv'lerde zaten göremiyeceğimiz 'başörtülü kadın kimliği'ni İslamcı kanallarda da göremeyiz." (Canan Ceylan, Ben Buyum!, Akit, 31 Temmuz 2000.) 02 Şubat 2001 tarihinde yayınlanan yazı >> Bizim mahallenin "İslamî medya"sı "İslamî medya"yı tırnak içine aldım. "Dindar ve muhafazakâr" insanların yönettiği ve en çok bu kesimlerin seyrettiği kabul edilen medya demek de mümkün. Bunu bu medya kurulurken diğerlerinden farklı bir iddia, gerekçe ve talep söz konusu olduğu için yapıyorum.
İlk defa dindar ve muhafazakar ailelerin rahatça birlikte seyredebilecekleri bir kanal kurmak üzere para toplandığında, iddia "diğerlerinden farklı olma", gerekçe "herkesin televizyon kanalı var, bizim de olsun"; talep "bu işe büyük para lazım, yardım edin" idi. Avrupa'da ve Türkiye'de bu üç anahtar kelime ile para toplandığına çok şahit oldum. Hatta Almanya'da büyükçe bir mescitte konuşma yaptıktan sonra, arkamdan bu üç kelime öne sürülerek para toplandı. 24 Şubat 2001 tarihinde yayınlanan yazının devamı >> 'İslamî medya'nın ekranları (1) Reklam, sadece bir ürünün tanıtımını yapmakla kalmaz, aynı zamanda yeni bir kültürel algının önünü açar ve öngördüğü bir yaşama biçimi önerir. Sizin mahalleye ait bir televizyon kanalında şöyle bir reklamla karşılaştığınızda, reklamın varlık, dünya ve insan ilişkilerinde nasıl bir algı değişikliği yaptığına dikkat etmeli, sizden yaşama biçiminde bir değişiklik yapmanızı isteyip istemediği sorusunu kendinize sormalısınız. Geleneksel bir evin önünde iki testi ve birkaç damacana var. Kadın ikisini bir arada görünce hırsla koşar ve -sanki birikmiş bir öfkeyi dışarıya vururcasına- testiyi alır kırar, damacanayı alır eve götürür. 27 Şubat 2001 tarihinde yayınlanan yazı >> 'İslamî medya'nın ekranları (2) Kültürel algılarımızı kökten değiştirmeye yönelen ve bize farklı bir yaşama biçimi öneren sadece reklamlar değildir kuşkusuz. Bunun yanında televizyonların haber programları, tartışmalar, diziler, filmler vs. de önemlidir. Televizyon yayıncılığının kendine özgü zorlukları, standartları var. Ancak ekran, onu formatlayan insanların zihin dünyalarının dışa vurmuş halidir. Bu zihnin ne kadar kendi içinde tutarlı, kaynak olarak seçilen çerçeveye uygun olup olmadığı, kendini neye, kimlere ve nasıl bir dünyaya refere ettiği; programlarıyla bizi nasıl dönüştürdüğü ve bizi nasıl bir dünyayı algılama biçimine yönelttiği önemlidir. Televizyon uzun zamana yayılan süreçte dönüştürücü bir etkiye sahiptir. 01 Mart 2001 tarihinde yayınlanan yazı >> Reyting, kalite ve rasyonalite Reklam, müzik ve mutfak programlarından hareketle yaptığımız eleştirileri "muhafazakârca bir tepki" olarak görmek ve yine 'rasyonalite'yi öne sürmek mümkün. Önümüze sürülen gerekçe şu: "Siz işlerin nasıl döndüğünü, gelir gider dengesinin nasıl kurulduğunu, reytingin ne olduğunu bilmiyorsunuz." Burada aslında öne sürülen sahiden iktisadi temeli olan gerçek bir rasyonalite değildir. Çünkü eğer 50 milyonluk seyircinin ana gövdesi reyting nesnesi olarak görülüyorsa, bu durumda diğer dört kanalın ana kulvarına girip yayın yapmak kesin bir zaruret olur. Bunu TGRT son derece başarılı bir biçimde denedi. 03 Mart 2001 tarihinde yayınlanan yazı >> Medya'da özdeşim mekanizması Psikolojide sözü edilen özdeşim, kişinin, şu veya bu sebeple kendine karşı güvenini yitirip kişiliğini bir başkasıyla özdeşleştirmeye çalışmasını ve bu arada yaşadığı çatışma ve kaygıları ifade eder. Bir savunma mekanizması olarak düşünüldüğünde kendi başına zararlı veya kötü değildir. Nitekim daha alt düzeydeki şekli olan taklit (öykünme) bir öğrenme aracı olarak da düşünülebilir. Çocuğun gelişme evresinde buna sıkça rastlarız. Ama kendine güven konusunda bir sorun varsa, taklit özdeşim yapmaya dönüşür. Bizim sözünü ettiğimiz özdeşim (İdentification), yansıtmalı özdeşim (Projective identification)dir. Çoğu zaman özdeşim ve yansıtmalı özdeşim, kendini gizlemiş olarak yüceltme (Sublimation) olarak ortaya çıkarır. Başkasını yüceltmek suretiyle kişinin veya grubun kendini onunla aynileştirmesi hali. 06 Mart 2001 tarihinde yayınlanan yazı >> 
|