Bugüne kadar kimseye karşı asla edebimizi bozmadık. Fakat Aydın Doğan'ın hakaretinden sonra, okurlarımızdan özür dileyerek ilk ve son kez baklayı ağzımızdan çıkarıyoruz: AYDIN DOĞAN'IN GÜCÜ BİZE BOK ATMAYA YETMEZ! Ahmet Tezcan
Medya İmparatoru Aydın Doğan; mesleğinin ve meslektaşlarının hakkını savunmaktan aciz iken, "Yeter söz milletin" diyerek halkın avukatlığına soyunan elemanlarından birini kullanarak, Almanya Baden Baden'de çekilen ve Dördüncü Kuvvet Medya'da yayınlanan bir fotoğraf yüzünden neler çektiğini anlatarak yakınmış. Çıkarı söz konusu olduğunda bütün gazetelerine ve televizyonlarına yaptırdığı gibi, burada da gerçekleri saptırıyor ve ".Sözde basın etiği adına hareket eden bir site bu fotoğrafı koydu. Bize düşman insanlar da onu alıp oradan oraya gönderdiler. İnternet için henüz hukuki yaptırımlar yok ki, mahkemeye gideyim." diyor. Bu üç cümlede, Aydın Doğan'ın dört ayrı çarpıtması var. Dördüncü Kuvvet Medya için "sözde basın etiğini savunan bir site" diyerek ilk çarpıtmayı yapıyor. Dördüncü Kuvvet Medya'ya hakaret ediyor, fakat aslında kendi kurumlarını tarif ediyor. Çünkü; Doğan grubu medyaları bugüne kadar ancak kurumsal çıkarlar söz konusu olduğunda -RTÜK tasarısı, ihaleler, promosyon yasası gibi- basın etiğini sözde savunageldiler, hiçbir zaman "özde" savunamadılar. Zira, basın etiğini özde savunabilmek için "bedel" ödenmesi gerekiyordu. Hiçbir zaman bu bedeli ödeyemediler. Özgürlüğü esarette buldular. Ağasının gücüne dayanan maraba cesaretiyle sağa sola saldırdılar. Gazetecilik yapmadılar, gazeteciliği oynadılar. En araştırmacı olanları, "Ben gazeteci doğdum, gazeteci öleceğim" diyenler bile, kalem ucu patrona dokunduğunda kuyruk kıstılar, pıstılar. "Yeter! Söz Milletin!" dediler. "Yeter, söz gazetecinin!" diyemediler. "Gerçeklerin Er Meydanı"nda yayınlanamayan haber dosyalarıyla rating maskeleri taktılar, kerameti kendinden menkul şeyh pozlarıyla dürüst gazeteci kostümleri giydiler, korkuları nisbetince korkutarak nam saldılar, İsmet Özel'in şiirindeki gibi "örtüseverler" sınıfında, kendi beyanlarının altına imza atmaktan bile çekinerek, maskeli balolarda yaşadılar. Yayınladıkları haberler kadar gerçek olabildiler. Aydın Doğan'ın bu ülkede gücü her şeye yetebilir. Rakiplerini zelil edebilir. Hükümetleri etkileyebilir. Söz gelimi Atina'da başka patronları yanına alıp kabineye kimleri aldıralım toplantılarıyla ülkenin geleceğini dizayn edebilir
ama -çok afedersiniz- Dördüncü Kuvvet Medya'ya bok atmaya gücü yetmez! Çünkü Dördüncü Kuvvet Medya; acıktığında karnını doyurmaya yarayacak helvadan putlara tapınan "patron bağımlısı" insanların değil; "Benim patronum, benim rızkımı verendir. Benim rızkımı vermeye de hiçbir mahlukun gücü yetmez" diye düşünen; şan, şöhret, villa, dolar, yat olsun için değil, mesleğinde yaptığı hataların keffaretini ödemek için çabalayan, gerekirse bunun için kellesini bile koymaya hazır bir anlayışın ürünüdür. Dördüncü Kuvvet Medya basın ahlakını sözde savunmaz, özde savunur ve yaşar. Gerektiğinde çuvaldızı kendine batırmaktan çekinmez. Bu tavrıyla, en güvenilir internet sitesi olarak kabul görmektedir. Bunu Aydın Doğan'ın kendisi de bilir ama itiraf edemez. Dördüncü Kuvvet Medya, haftalık televizyon programı iken, "Basında kalite kontrol" gibi konularda "Onlar belden aşağı vurmaz" diyerek temsilci göndermekten kaçınmayan ve fakat promosyon, dağıtım tekeli, basında sosyal güvence gibi konularda kör, sağır ve dilsiz kesilerek hiçbir görüş talebine cevap vermeyen Aydın Doğan, Dördüncü Kuvvet Medya'ya "sözde basın etiği savunucusu" derken doğru söylemediğini bütün hücreleri kendisine haykırmış olmalıdır. Cevap literatüründe "yapan şerefsizdir, namussuzdur; yapmışsam kendimi asarım"dan başka kelime bulunmayan Aydın Doğan; yıllardır Dördüncü Kuvvet Medya'nın yaptığı söyleşi davetlerine icabet yerine, yanında çalışanlar üzerinden tıpkı televizyon patronluğu gibi "hileli" yollara başvurmaktan ve bu sırada iftira ve hakarette bulunmaktan utanmıyor ama onun bu tavrından biz utanıyoruz. İKİNCİ SAPTIRMA Dördüncü Kuvvet Medya'da yayınlanan fotografı Aydın Doğan'a düşman insanlar alıp sağa sola göndermişler. Oysa Aydın Doğan da biliyor ki, kendisine düşman insan yok. Bütün baskıcı anlayışlar, mutlaka kendisine düşman yaratmak zorundadır, çünkü varlıkları düşmanlarının varlığına bağlıdır. Aydın Doğan da kendisine düşman yaratıyor. Hayır. Hiç kimse Aydın Doğan'ın şahsına, servetine ve şöhretine düşman değil. Sadece onun bir medya patronu olarak, mesleki ilkeleri ön plana alması gerekirken, ekonomik çıkarlarını mesleki bilinçleri iğdiş edilmiş çalışanları üzerinde "üvendire" gibi kullanmak istemesinden dolayı, zeka ve ahlak düzeyi normal insanların tepkisiyle karşılaşıyor. İnsanlar Aydın Doğan'ın kendisini değil, "eylemlerini" sevmiyor. Durum, mevcudun tam tersi olsaydı, Aydın Doğan, geçtiğimiz günlerde vefat eden Washington Post'un patroniçesine benzer, meslek ilkelerini servetinden daha önemli gören bir medya patronu olsaydı, kendisini baş tacı etmekten haz duyardık. Türkiye, öyle medya patronlarına sahip bir ülke olabilseydi, Dördüncü Kuvvet Medya'nın varlık sebebi ortadan kalkar, biz de asıl yapmamız gereken işi, yani gazeteciliği yapardık. Bizim yaptığımız Aydın Doğan'a düşmanlık etmek değil, hatasını hatırlatmak, bir bakıma "Ensende akrep var" demektir. Fakat ne yazıktır ki Aydın Doğan, ensende akrep var diyene tokat atmayı ve kendisine düşman edinmeyi yeğliyor. ÜÇÜNCÜ ve SON SAPTIRMA Aydın Doğan "İnternet için henüz hukuki yaptırımlar yok ki, mahkemeye gideyim." demiş ve iki saptırma birden yapmış.
İnternet için hukuki yaptırımlar yok değil, var. İki kişi internetteki yazıları nedeniyle mahkum oldular bu ülkede. Üstelik hakaret davası her zaman açılabiliyor ve mahkemeler bu davaları karara bağlıyor. Nitekim sayın Enver Ören'in Dördüncü Kuvvet Medya aleyhine açtığı 10 milyar liralık tazminat davası görüşülmüş, karara bağlanmış ve hakaret unsuru bulunmadığı için reddedilmiştir. Aydın Doğan, yayınladığımız fotoğraf için "hukuki yaptırım yok ki mahkemeye gideyim" diyor. Yayınımızdan 4 gün sonra açtığı 25 milyar liralık tazminat davasını yok sayıyor. Oysa bu davayı açtılar, ilk duruşmaya avukatı Sibel hanım katıldı, biz avukatsız olarak girdiğimiz duruşmada savunma için mehil istedik, duruşma 19 Haziran'a ertelendi, 10 sayfayı aşkın bir savunma dilekçesi verdik, ikinci duruşmaya davacı taraf gelmedi ve dava düştü. Olay bu iken Aydın Doğan sanki dava açmaya gerek görülmemiş gibi konuşuyor ve gerçeği saptırıyor. Biz dava dilekçesi, savuna dilekçesi, savunmaya Aydın Doğan'ın avukatının verdiği cevap metni ve karar metniyle birlikte bu dava ile ilgili bütün belgeleri yayınlayacağız. Belki o zaman, davacı tarafın duruşmaya niçin gelmediği daha iyi anlaşılmış olur.
Adamına anlattıklarını mahkemeye anlatmaktan kaçan Aydın Doğan; savunma dilekçemizdeki iddialara da belki yine "Yeter, Söz Patronun" diyecek bir başka adamı üzerinden cevap verir, biz de rahatlarız. Son kez tekrarlayalım: Biz ne Aydın Doğan'ın, ne sahibi olduğu kurumların ne de başka bir medya patronu ve kuruluşlarının düşmanıyız. Biz sadece bu ülkede temiz toplum için temiz medya ve temiz siyaset uygulamalarının yapılması için uyarı görevini yapan gazetecileriz. Gücümüzü, artık aldatılmak istemeyen halktan ve meslek ahlakını sonuna kadar savunmaya and içmiş meslektaşlarımızdan alıyoruz. Güven kavramının reklamla elde edilebilecek satın alınabilir bir meta olduğunu zanneden Aydın Doğan'ın hayal bile edemeyeceği kadar güçlüyüz. İşte bu yüzden ilk ve son defa baklayız ağzımızdan çıkararak; "Sizin gücünüz bize bok atmaya bile yetmez." diyoruz. --------------------------------------------- 
20 Temmuz 2001 Cuma |