|
|
| . |
|
|
|
| ||||||||
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Türk basınıyla ilgili hazırladığı son raporunda, ilginç tesbitlerde bulunuyorTÜRK MEDYASI BASKI ALTINDA
"Cezaevi eylem ve açlık grevlerini izleyen gazeteciler Aralık 2000’den bu yana görevlerini yaparken çeşitli engellerle karşılaştılar. Başlangıçta gündemin ilk sıralarında yer alan, 16 Nisan 2001 itibariyle 13 tutuklunun ölümüne yol açan cezaevlerindeki açlık grevleri yerini ağır ekonomik krize bıraktı. Yetkililerin tepkisini çekmek istemeyen ve işlerini kaybetmek istemeyen gazeteciler otosansüre başvururken, ekonomik gerekçelerle işten çıkarılan kimi gazeteci "politik bir tasfiyeye" kurban gittiklerini düşünüyor. Gündemi belirleyen olaylar izlenirken haber verme hakkına yönelik gelişen saldırılar dışında, yetkililer, sık sık, azınlıklar ve insan hakları sorunu; Türk toplumunda polisin veya ordunun rolü gibi tabuları kıranları susturmaya yönelik çok çeşitli yasal araçlara başvuruyorlar. İnternette son olarak ifade ve düşünce özgürlüğüne yönelik işlenen ihlal, bu uygulamanın tüm Ağa yayılacağı endişesi yaratıyor. Basına yönelik ihlalleri değerlendiren uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Türk ve Avrupalı yetkililere bir dizi çağrı yapıyor. Düşünce mağduru 5 gazeteciTürkiye’de beş gazeteci (Asiye Zeybek Güzel, Nureddin Şirin, Hasan Özgün, Kemal Evcimen ve Mustafa Benli) düşünceleri veya meslekleri nedeniyle cezaevinde bulunuyor. "Yasadışı örgüte üyelik" iddiasıyla yargılanan bu gazetecilerden üçü 12 yıl 6 ay veya 17 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılırken diğerlerinin davaları sürüyor. Şubat 1998 tutuklanan aylık "Hedef", "Alevi Halk Gerçeği" ve "Liseli Arkadaş" gazetelerinin sahibi ve yazıişleri müdürü Mustafa Benli, uzun süredir sürdürdüğü ölüm orucuna 9 Nisan 2001’de son verdi. "Yasadışı örgüt üyeliği" iddiasıyla Kasım 1999’da 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan gazeteci, görme, işitme ve hafıza kaybı; ayrıca mide ülserinden şikayetçi. Yaklaşık 20 kilo kaybeden ve son olarak Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılan Mustafa Benli’nin Avukatı Hasan Erdoğan, 24 Ekim 2000’de davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. Benli gibi, yaklaşık 120 tutuklu çeşitli hastanelerde tedavi altına alındı. İnsan Hakları Derneği’ne (IHD) göre "ölüm" oruçlarına yaklaşık 300 tutuklu ve yükümlü katılıyor. Cezaevlerindeki siyasi tutuklular "F Tipi" olarak bilinen yeni cezaevlerine nakilleri protesto ediyorlar. Eylül 2000’den itibaren Türk yetkililer, kollektif barınmaya olanak tanıyan koğuşlardaki siyasi tutuklu ve yükümlüleri iki-üç kişilik hücrelerden kurulu cezaevlerine nakletmeye başladı. Yaygınlaşan cezaevleri eylemleri karşısında, güvenlik kuvvetleri, 19 Aralık 2000’de, yaklaşık 20 cezaevine yönelik bir operasyon başlattı. Dört gün süren şiddetli müdahale, 30 tutuklu, 2 jandarmanın ölümü, onlarca tutuklunun ise yaralanmasına yol açtı. Gebze Cezaevi’nde bulunan "İşçinin Yolu" gazetesi yazıişleri müdürü, "Atılım" gazetesi muhabiri Asiye Zeybek Güzel, bu müdahale sırasında sol bacağında ve belinde yaralandı. Avukatına göre, ayakta duramayan Asiye Zeybek Güzel tedavi edilmezse felç olacak. 22 Şubat 1997’de evinde gözaltına alınan Asiye Zeybek Güzel, 13 gün boyunca tutulduğu Istanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde tecavüze uğradı. Güzel yaşadıklarını şöyle anlattı : "Polisler bana ve başka kadınlara cinsel tacizde bulundular. Bize işkence yaptıktan sonra porno filmi izliyor içki içiyorlardı" (Bkz RSF 1998 Raporu). Gözaltı sonrası Kırklareli Cezaevi’ne gönderilen gazeteci, 20 gün süren açlık grevi yaptı; 15 ay sonra ise Gebze Cezaevi’ne nakledildi. "MLKP örgütüne üye" olmakla suçlanan Asiye Zeybek Güzel hakkında açılan davanın bir dahaki duruşması 18 Nisan 2001’de gerçekleşecek. Ölüm Oruçları: Basına kısıtlama ve cezaÇok sayıda gazeteci, Aralık 2000’de başlayan cezaevindeki olayları özgürce izleyip yansıtma konusunda sıkıntılarını dile getirdi. Yetkililer ve işverenlerinden gelecek tepkilerden dolayı, cezaevlerindeki tutukluluk koşulları kadar diğer insan haklarına ilişkin konular da, gazeteciler tarafından gün geçtikçe daha zor işlenir hale geldi. Ayrıca, cezaevlerine ziyaret koşulları da bir yönetmelikle sıkı kurallara bağlandı. Cezaevlerine operasyon düzenlendiği günlerde basın cezaevi yapılarından bir kilometre uzakta tutuldu. Istanbul 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 14 Aralık 2000 tarihinde, "yazılı, sesli ve görsel basın-yayın organlarının ölüm oruçları ve F Tipi cezaevleriyle ilgili olarak yayın yapılmasının yasaklama" kararı aldı. Açıklamada, bu tür yayınların 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın (TMY) 6.2, 7.2.maddesi ve 4422 Sayılı Kanunun 1/7 maddesine ters düştüğü belirtildi. 20 Aralık’ta ise yetkililer tehditten bu kez eyleme geçtiler : Çorum’da yayımlanan ve aralarında Dost Haber ’in de yer aldığı beş gazete F Tipi cezaevleri hakkında çıkan ölümleri kınayan haberler nedeniyle toplatıldı. 2001’in ilk üç ayında, Yeni Evrensel gazetesinde çıkan bu konudaki haber ve yazılar nedeniyle birçok dava açıldı. Gazetenin sahibi Fevzi Saygılı ile Sorumlu Yazıişleri Müdürü Bülent Falakaoğlu, "kin ve düşmanlığa tahrik" ve "3713 Sayılı Yasaya muhalefet" iddiasıyla yargılanıyorlar. 28 Mart’ta ise, İstanbul’dan yayın yapan Anadolunun Sesi radyosu, RTÜK tarafından 90 gün kapatmayla cezalandırıldı. Aynı dönemde, haber kanalı CNN Türk, cezaevi operasyonları sırasında yaralanan bir tutuklunun ifadelerini yayımladıktan sonra; Kanal 6 'ya ise, F Tipi cezaevine nakledilen bir tutuklu yakınıyla yapılan görüşmeye yer verdikten sonra RTÜK tarafından karartıldı. 2000 yılında, RTÜK onlarca radyo ve televizyon kuruluşu hakkında 4.500 günden fazla kapatma cezası verdi. Nisan sonunda, RTÜK ulusal televizyonların katılımıyla bir frekans ihalesi düzenleyecek. 16 televizyon kuruluşunun yarışacağı ihale sonunda 11 kuruluş frekans almaya hak kazanacak. İhaleye katılabilmek için, kurum temsilcileri "Ulusal Güvenlik" Belgesi adı verilen ve kişinin sicili hakkında bilgi içeren bir belge almak zorundalar. Bu durum, eleştirel yayın izleyen medyanın bir kenara itileceği endişelerini artırıyor. Medya : Ekonomik kriz mi, "politik" tasfiye mi?Cezaevleri konusu büyük basında daha az yer alırken gazetecilerin hem tanığı hem de mağduru oldukları ekonomik kriz gündemin birinci maddesi haline geldi. 21 Şubat'tan beri Türkiye'yi etkisi altına alan krizin kimi medya patronu tarafından medya çalışanlarına karşı bir baskı aracı olarak kullanıldığı belirtiliyor. Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin (ÇGD) bir yetkilisine göre, medya patronları krizden "denetimden çıkan unsurlardan kurtulma; iş ve maaşı şantajın bir aracı olarak kullanma olanağını buluyor". Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'ne (TGC) göre, aralarında yazılı basının ünlü yazarlarının (Nilgün Cerraoğlu, Umur Talu gibi) da yer aldığı toplam 2.800 gazeteci son iki ayda işten çıkarıldı. Bu gazetecilerden birçoğu devlet içindeki yolsuzluk iddiaları hakkında düzenli olarak yazan kişilerdi. Böylelikle, gün geçtikçe artan sayıda gazeteci, yetkililerle yakın ve uyumlu ilişkiler geliştiren yaygın medyanın yayın çizgisiyle çelişmemek amacıyla, hassas konularda yazarken otosansür uyguluyor. Günümüzün özel radyo, televizyon ve gazetelerin (10 ulusal gazete, 17 ulusal televizyon, yüzlerce süreli yayın ve yerel radyo) büyük çoğunluğu finans kuruluşlarının elinde bulunuyor. Örneğin, Türkiye'deki ulusal basın sektörünün yaklaşık % 70'i Doğan Grubu'nun denetiminde bulunuyor. İnternet'te sansürSuperonline'daki forumu yöneten İnteraktif Bölümler eski Koordinatörü Coşkun Ak, "Devlet kurumlarını tahkir ve tezyif" ettiği gerekçesiyle 27 Mart 2001'de 40 ay hapis cezasına çarptırıldı. Istanbul 4.Ağır Ceza Mahkemesi, Türkiye'nin Güneydoğu'sunda işlenen insan hakları ihlalleri konusunda ulusal/uluslararası kuruluşların yayımladığı açıklamalarından derlenen ve bir katılımcısının foruma gönderdiği 24 sayfalık bir metni forumdan çıkarmadığı için Coşkun Ak'ı mahkum etti. Foruma katılan bir kişinin şikayeti üzerine Adalet, İçişleri, TBMM ve Genelkurmay Başkanlığı Ak hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Bu uygulama, Ağ aracılığıyla ifade özgürlüğünün yargı tarafından farklı ve otorite ile karşılandığı kaygılarını artırıyor. En son 1998'de, Emre Ersöz adlı genç İnternet kullanıcısı, "Emniyet kuvvetlerini tahkir ve tezyif" ettiği gerekçesiyle önce 10 ay hapis cezasına çarptırılmış ardından cezası tecil edilmişti. Bu arada, Türknet yetkilileri gencin kimlik ve adres bilgilerini yargıya bildirmek zorunda kalmışlardı. Çağrılar :16 mart 2001, Türkiye Avrupa Birliği'ne girmek için reform programını onayladı. Ancak, Bakanlar Kurulu'nda da benimsenen sözkonusu "Ulusal Program", özellikle insan hakları ve azınlıkların korunması konularında Avrupa'nın taleplerini karşılamaktan uzak. RSF, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne adaylığı sürecinde, hukuk devletinin egemen kılınmasını öngören ve 1993'de tanımlanan Kopenhag Kriterleri'nin önemini hatırlatır. RSF'nin Türk yetkililerine çağrısı :
RSF Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği'ne de çeşitli çağrılar yaptı. 18 Nisan 2001 Çarşamba
| ||||||||||
|