|
|
| . |
|
|
|
| ||||||||
"Kriz Sürgünü" konulu panelde konuşan Şevket Bülent Yahnici "Herkes basının esiri" diyerek şu değerlendirmeyi yaptıPATRONLARA BAĞIMLILIK, GAZETECİLERİN TARAFSIZLIĞINI YOK EDİYOR
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nce, düzenlenen ''Kriz Sürgünü'' başlıklı panele, Şevket Bülend Yahnici'nin yanısıra Cumhuriyet Gazetesi Sorumlu yazıişleri müdürü Fikret İlkiz, Sosyal Araştırmalar Derneği başkanı Prof. Dr. Perin Ergin, Gazeteci Ahmet Tezcan, Milliyet Gazetesi yazarı Atilla Özsever, senarist Necef Uğurlu ve 32. Gün Programı yayın yönetmeni Rıdvan Akar konuşmacı olarak katıldı.
Yahnici, basın sektörünün bugün belli holdinglerin ve grupların hakimiyeti altına girdiğini ifade ederek, ''Siyasetçi olarak bizler, toplum olarak da herkes basının esiriyiz. Medya denen bir hadise bütün toplumu esir almış vaziyette'' dedi. Kendisinin hazırladığı yeni Basın Kanunu Tasarısı hakkında da bilgi veren Yahnici, şunları söyledi: ''Tarafımdan hazırlanan kanun çıkarsa, ameliyatlı bir hastaya neşter vurulmuş olacak. Bu kanunun çıkması için bütün gazetecilik kuruluşları elbirliği etmeli. Yarın kanun çıkma aşamasına geldiğinde, medya patronlarının ortaya koyduğu bir lobiyle karşı karşıya gelinir, bir çatışma olursa onu bilemem. Ancak bu kanunun çıkması için Meclis'te grubu bulunan 5 parti de olumlu bakıyor.''
Cumhuriyet Gazetesi Sorumlu Yazıişleri müdürü Fikret ilkiz konuşmasında gazetecilerin en aciz iş kolunu oluşturduğunu ve gazetecilerin haklarının neler olduğunu bilmediklerini söyledi. İlkiz diğer kesimlerin haklarını gündeme taşımada gazetecilerden çok başarılı olmasına rağmen kendi haklarını savunmaya geldiğinde gazetecilerin ne yapacaklarını bilmediklerini belirtti. Gazete sahiplerinin, basın iş kanununu hiçe saydığını ve vergi kaçırdığını savunan İlkiz"Gazeteler sözleşmeli personel çalıştırmaktansa telifli eleman çalıştırma yolunu seçiyorlar. Çünkü telifliler sigorta kapsamı dışında ve vergileri yok." Şu anda yürürlükte olan 5953 sayılı basın iş kanununun 1952'de çıkarıldığını ve bu kanunun artık değiştirilmesi gerektiğini söyleyen İlkiz, basında çoğu gazetecinin 212 yerine 1475 sayılı matbaa işçisi statüsünde gösterildiğini kaydetti. İlkiz'in değindiği konulardan biri de medyada dolarla çalışan gazetecilerle ilgiliydi. Fikret İlkiz dolarla maaş alanlarla patronların iki tane sözleşme yaptığını, bunlardan birinin patronun kasasında diğerinin ise Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğüne (BYEGM) gönderildiğini iddia etti.
Gazeteci Ahmet Tezcan ise gazetecilerin bugün düştüğü durumu en iyi anlatan kelimenin kerizlik olduğunu söyledi. Tezcan, gazetecilerin özeleştiri yapması gerektiğini belirterek medyanın en büyük sorununun ahlak sorunu olduğunu, gazetecilerin ahlaklarının da elden gitmesiyle artık ellerinde hiçbirşeyin kalmadığını iddia etti. Tezcan konuşmasında "Gazeteci nerede hata yaptığını düşünmeli. Gazeteci kefaret ödemedikçe patronun, köşe yazarının ve siyasetçinin esiri olmaya devam edecek. Gazete veya televizyonlarda artık gazeteciler değil, aşiretler transfer oluyor. Ali Kırca Aşireti, Uğur Dündar aşireti gibi. Bu toplum bu tür gazeteciliği hakediyor. Türk basın tarihinde tek bir okur tepkisi oldu o da Meydan Gazetesi'nin verdiği stress bileziklerinin bozuk çıkmasından dolayı, gazetenin önünde yapılan tepkiydi. Sevgi emek, özgürlük bedel gerektirir." dedi.
Necef Uğurlu ise konuşmasını medyanın mali yapısına ayırdı. Medyada yaşanan bugünkü durumun patronların kaynaklarının kesilmesine bağlayan Uğurlu, "Kamu bankalarından alınan teşvikler kesildi böyle oldu" dedi. TRT'nin mali yapısının şeffaflaşması gerektiğini de belirten Uğurlu "TRT kamu bankalarının yerine geçti. TRT'nin kaynakları artık Kamu bankalarının yerine geçti. Jeneriklerde herşeyi görüyoruz, kimler TRT kaynaklarını tüketiyor. TRT'de 7 bin 500 kişi çalışıyor ama yine de en basit işleri bile dışardan kişilere yaptırıyorlar. Neden RTÜK TRT hakkında herhangi birşey yapamıyor? TRT'de değerli kadrolar tasfiye edildi. TRT kurumu derhal incelemeye alınmalıdır. Elele verip nitelikli bir medyayı oluşturmak zorundayız"
Milliyet Gazetesi köşe yazarı Atilla Özsever de, 33 yıllık gazetecilik hayatında 6 kez işsiz kaldığını anlatarak, bundan dolayı işsiz kalmanın anlamını çok iyi bildiğini kaydetti. Türk basınının Cumhuriyet'in kurulduğu yıldan itibaren yaşadığı süreci dile getiren Özsever, medyanın 1980'li yıllarda holdingleştiğini, 1990'lı yıllarda ise ciddi olarak tekelleşmeye başladığını söyledi. Özsever, bu süreçte medyada ciddi bir yapay dönüşümün yaşandığını ifade ederek, "Yeni oluşumda gazetecilik ikinci planda kaldı. Yapay büyüme ve çarpık tekelleşmenin sonucu olarak bugünkü işten çıkarmalar başladı" dedi.
32. Gün programı yayın yönetmeni Rıdvan Akar ise konuşmasında, gazetecilerin taban hareketi olarak nitelendirdiği Gazeteciler Meclisi Girişimi hakkında bilgi verdi. Akar, artık gazetecilerin mesleklerini kurtarmak ve daha iyi şartlarda gazetecilik yapmak istediklerini kaydetti. GMG'nin gazeteciler arasında heyecan yarattığını savunan Akar, şu sıralarda GMG'nin en önemli gündeminin işten atılmalar olduğunu ve bu doğrultuda kararlar aldığını da sözlerine ekledi. 28 Mart 2001 Çarşamba
| ||||||||||
|