ANA SAYFA
AKTÜEL
  Medyascope
  Medyajans
   Yazarlar
  Röportaj/Sohbet
  Tirajedi Raporu
AKADEMEDYA
  Araştırmalar
  Media Studies
  Medya Kitaplığı
  Media Net Link
  Köşelerde Medya
  Meslek İlkeleri
KO'MEDYA'
  Tezcanlık
  Karikatür
  Meslek İlkelleri
  MedyaRazzi
FORUM
  Sizden Gelenler
  MedyaKritik
  Chat/Sohbet
  Tekzip-Açıklama
MESLEK ÖRGÜTLERİ
  TGC
  TGS
  Basın Konseyi
  Örgütlerden
İLETİŞİM
  

Ev Sahibimiz
Bir-Net
TEŞEKKÜRLER

Özgür Gazeteciler Platformu
 
19 Ekim 2000 Perşembe

HABER YERİNE İDDİA
BİLGİ YERİNE BİLMECE
ELEŞTİRİYE KÜFÜR

Ahmet Tezcan

Fehmi Koru – Uğur Dündar kapışması son derece düşündürücü. Önceki yazımızda dile getirdiğimiz Basında Sıkça Sorulan Sorular’a yenileri eklendi.

Gazeteci halkı bilgilendirmek için vardır, bilmece çözdürmek için değil. O halde gazeteciler niçin ortaya isimsiz iddialar atıp “Hadi bulun bakalım” diyerek bir kenara çekilirler?

Bu yanlış daha önce de “Siyah Kod Adlı Kiralık Kalem” olayında yapılmış, açıkça isim belirtemeyenler fısıltı ile bu ismi yaygınlaştırmışlar, daha sonra da “Fatih Altaylı’nın ajanlığı” tartışması başlamış, başladığı gibi belirsiz, kanıtsız ama bol hakaretler içeren sataşmalar, meydan okumalar, tehditlerle rafa kaldırılmıştı.

Kitabında “Önce İnsanım Sonra Gazeteci” diyen Hürriyet yazarı Emin Çölaşan, 1 Milyon Dolarlık Adam tartışmasını başlatan yazısında bize göre, kendi kitabının başlığını hükümsüz kılacak bir tavır sergiledi. Okura bilgi vermek yerine bilmece çözdürmeyi tercih ederek gazetecilik normlarının dışına çıktı. Daha sonra da kendisini eleştirenlere karşı her zaman yaptığı gibi alay, hakaret, aşağılama ve tehdit dolu satırlarla karşılık vererek insani değerlere yakışmayacak bir profil çizdi.

Bu profilin ayrıca analiz edilmeye ihtiyacı vardır ve ne yazık ki köşe yazarlarının “Beni tekzip edenin sülalesini tekzip ederim” tahammülsüzlüğünün bariz örneğidir. Birinci dereceden işi eleştirmek olan köşe yazarları, eleştiri okları kendisine yöneldiğinde agresifleşiyor, yazılarında karakter bozukluğu baş gösteriyor, üslup derhal sokak ağzına dönüşüyor ve “yazı yazmak” ile Anadolu köylülerinin tuvalet ihtiyacını belirtmekte kullandıkları “yazıya çıkmak” tabiri arasında hiçbir fark kalmıyor. Lüzumlu gazete köşelerini lazımlık haline dönüştüren bu sapkınlığın klinik açıklamasını sanırım pskiatri ilmiyle uğraşanlar bulmakta zorluk çekmeyeceklerdir.

1 milyon dolarlık adam olduğu öne sürülen Rauf Tamer olayında kendisini eleştirenlere karşı Emin Çölaşan’ın; 7 milyon dolarlık adam iddiasında “Beni kastediyorlar” diyerek saldırıya geçen Uğur Dündar’ın ve yine aynı olayda Fehmi Koru’nun atıfta bulunduğu Yalçın Pekşen’in Koru’ya karşı Dündar’ın yanında yer alan üslupları son derece nahoş, rahatsız edici ve umud edilen seviyeden uzaktır.

Fehmi Koru’nun yıllardır Taha Kıvanç adıyla Kulis yazıları yazdığını herkes biliyor, Koru’nun kendisi de defalarca söyledi ve söylüyor. Buna rağmen Çölaşan, Pekşen ve Dündar, kimse bilmiyormuş, bu bir sır imiş gibi davranmayı tercih ederek “ucuz hakaret” yöntemine başvuruyorlar. Klasik çirkin gazeteci tutumu, muhataplarından fazla bir şey götürmüyor ama kendi saygınlıklarından çok şeyi alıyor.

Öte yandan, Fehmi Koru da yine yıllardır eleştirdiği Emin Çölaşan’ın “isimsiz iddia” tarzını tekrar ederek gazetecilik normunun dışına çıkmıştır. Gerçi kendisi “Çölaşan bunu adet haline getirdi” diyor ama bu açıklama kendisini kurtarmıyor. Hele hele “Önce Yalçın Pekşen’inki açıklansın sonra sıra benimkine gelecek.” ifadesi hiç de onaylanacak gibi değil. Oysa, Çölaşan madem ki Koru’nun da onaylamadığı bir tavır sergilemiştir, o halde Koru aynı tavrı tekrar etmek yerine tam tersini uygulasa ve tartışmayı başlatan yazısında, çok çok ünlü iş adamının çok çok ünlü gazeteciyle ilgili iddiasını isimleri de açıklayarak yazsa idi, neyin nasıl olması gerektiğini sergilemiş ve Çölaşan ile arasında bir fark olduğunun altını çizmiş olacaktı. Üstelik yazdığına göre bu iddiayı kapalı kapılar arasında yüzyüze işitmemiş, kalabalık bir gazeteci topluluğu ile birlikte dinlemiş. Yani kalabalık bir şahitler topluluğu var. Kutuyu açmak yerine kutu içinde kutu açmazına başvuran Fehmi Koru, gazetecilik tavrı itibariyle Çölaşan ile aynı sepete girmeyi tercih etmiştir.

Kendisine “şerefsiz”, “onur celladı”, “hoşt hoşt” türü kelimelerle saldıran Uğur Dündar’ı “Ördek Hüsnü”ye benzeten Fehmi Koru; bu kez de Uğur Dündar, Emin Çölaşan ve Yalçın Pekşen’le elele tutuşarak argo çukuruna atlamaya hazır izlemini vermektedir.

Yalçın Pekşen; Fehmi Koru’nun yazısında kaynak olarak kullanılmaktan son derece rahatsız olmuş ve öfkelenmiş görünüyor. Rahatsızlığı hem Fehmi Koru’yu “ideolojik olarak onaylamamak”, hem de yakın arkadaşı Uğur Dündar’a karşı mahcup olmaktan kaynaklanıyor gibi. Kendi yazısında belirttiği 7 milyon dolarlık gazetecinin Uğur Dündar olmadığını kesin bir dille açıklarken, asıl ismi hala gizli tutmasının nedeni konusunda “İddiaya inanmadığım için ismini vermek istemedim.” demesi yeterli bir açıklama değildir. Çünkü Pekşen bu ifade ile kendisini “kamuoyu vicdanı” yerine koymaktadır. Oysa “isimsiz bir iddiayı dile getirerek” hiç de “gazeteci vicdanına” yakışır davranmamıştır.

Geleceğin gazetecileri için son derece kötü, berbat örnekler olmak için adeta birbirleriyle yarışan bu “usta” gazeteciler; kalemlerini “ilkeli” kullansalardı, Türk medyası daha fazla yaralanmayacaktı. Ne yazık ki aksi tavır nedeniyle gazetecilik bugün çok yara almıştır.

Zararın neresinden dönülse kardır.

Dolayısıyla söz konusu gazeteciler, öncelikle hakaret ucuzluğunu bir kenara bırakmalıdır.

Yalçın Pekşen ve Fehmi Koru, yazılarındaki iş adamı ve gazetecinin kim olduğunu açıklamalı, okurlarını “Çıldırmaya az kaldı doktorum nerde?” çaresizliğine terketmemelidir.

Uğur Dündar; Nazlı Ilıcak’ın Yeni Şafak Gazetesi’ndeki “Basın Üzerine Spekülasyon” başlıklı yazısında kendisine yönelttiği sorulara içtenlikle cevap verebilmelidir.

Ve nihayet; gazete yazarları herhangi bir konuyu kaleme alacaklarsa, önce gazeteci gibi, sonra yine gazeteci gibi davranmalıdırlar.





KONUYLA İLGİLİ YAZILAR:
Biri yalan söylüyor ama...
Pislik Dizboyu
Noktayı henüz koymadık...
Biri yalan söylüyor ama...
Bu gazetecilerle bu iş adamlarıyla AB'ye giremeyiz
Kendi işimize bakmanın sırası...
Rastlantılar Zinciri
Basındaki pislik ve önemli sorular