KAYDA GEÇSİN...
NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Döndüm... Şükürler olsun dönecek yerim var ki dönebiliyorum. IV Kuvvet Medya adlı ‘Medya Ütopyası’ nı çok kıymetli dostum, kardeşim Ertuğrul Acar inatla yıllardır ayakta tutmakta, bu sanal ortamda IV Kuvvet Medya’yı nasıl kapısı yazarlara açık bir gerçeğe çevirdi, görüyoruz. Metafizik bir olayla karşı karşıyayız.
İnsanların dönebileceği bir yerin kapısını açık tutabilmek hele bu zamanda ‘zamanın ruhu’ na hiç uygun değil. Zor bir işi yıllardır başarıyor.
Geçenlerde IV Kuvvet Medya’nın kurucusu dostum Ahmet Tezcan’ı muhtelif iş yerlerinden kovulmalarını ekranda göğsünü gere gere anlatırken izlerken hem gülmüş, hem içim cız etmişti, insanların fikirlerinden dolayı kapı önüne konulmaları patronluğun sıvılaşmış en gaddar halidir , müjdeli haberi tebliğ ile görevli gönüllü yalakalar, payelendirilmiş bir sevinçle saçma sapan sebepler sayarken, kalakalırsınız, hele ‘şartlar tekrar elverdiğinde tekrar çalışmak isteriz, sizinle sorunumuz yok, çok memnunuz ama patronun maddi durumu iyi değil ‘ cümlesini alıp adamın kulağına sokasınız gelir malum böylesi kutsal görevler ağzından çıkanı kulağı duymayan seçilmişlere verilir , öyle ya madem memnunsun niye kovuyorsun, diyemezsiniz esas muhatap zaten kendisi değildir.
Diyeceğim o ki Kurucusu , kovulma işinde tecrübeli olduğundan herhalde kurulmuş , bir ‘Medya İmareti’ IV kuvvet Medya , güzel yanı kovulmayana da açık kovulana da bir İmaret , kurandan da devam ettirenden de Allah Razı olsun diyelim .
Ahmet Tezcan işleri Ertuğrul’a devredip gittiğinde biraz para kazanacak diye sevinmiştim, kaç yıl geçti hala Türkiyenin ilk 50 milyon zengini listesinde adı yok , kalan zaten fakirlik ve fakirlik alt sınırı !
Son gördüğümde Ertuğrul ve güzeller güzeli Ayşe’nin nikahına şahitlik ediyordu , eh uygundur, Ertuğrul’un nikah şahidi Ahmet olmayacak da kim olacak.
Onlar daima gönlümdedirler, çok sık olmasa da iyi günde, kötü günde birbirimizi hiç terk etmedik, Ertuğrul’un nikahı, babamın cenazesi , Ankara’da ayaküstü bir buluşma yılladır geçinip gidiyoruz. Ben gazete, makale tarzı yazılara son kovulma deneyimimden sonra pes etmiştim, memleketin derdi ben yazsam da yazmasam da bitmiyor derken ;
Yeni Harman Eylül 20210 145. Sayısında Başar Başaran’ın Oktay Taftalı’yla yaptığı röportajı (okumadıysanız okumanızı öneririm. Gecikmiş bir öneri kabul ediyorum, lakin Yeni Harman meydan okuyan, edebi değeri olan fikirlerin dergisi olduğu için geçmiş sayısı olmayan bir dergi, her sayısı şimdi , yaşadığımız zamanların antalojisi, bulun okuyun, bir yerlerde duruyordur Eylül sayısı, öyle okudum atayım, balık sarayım, buzdolabı altına koyayım kiloyla satayım karşılığında mandal alayım yığınına katılamayacak bir dergi. Yüzlerce ‘Taç Beyit’ler var dergide.)
Yorgun, hastalıklı, yenilgiyi kabul ettiğim ve kendimi tamamiyle ev idaresi mühendisliğine verdiğim son yıllarımda (Teknoloji harikası yeni düdüklü tenceremin ilmini aldığım ve artık 1,5 saatte pişen yemekleri aynı kıvam ve lezzette 5 ila 15 dakika arasında pişirerek ciddi bir tüpgaz ekonomisine imza atmış bulunuyorum) Taftalı’nın röportajında söylediği şu sözler beni hüngür hüngür ağlattı ; Taftalı Başaran’ın referandumda ‘evet’ mi ‘hayır’ mı sorusunu şöyle yanıtlıyor :
‘Ah be Başarım, ben yokum ki, biz yokuz ki an’da, biz otuz sene önce bertaraf edildik, ne oyumuz kaldı, ne evetimiz, ne hayırımız kaldı bu memlekette , kaldıysa bir kalemlik kelam kaldı elimizde, anca onu veriyoruz buradan, nefes yerine, başka ne verebiliriz ki ? Olsa, vallahi dükkan senin’
Gözyaşlarıma Ertuğrul’un olağan daveti karıştı, geri dönüyorum ve Dördüncü kuvvet Medya’da yeniden yazmaya başlıyorum, bilmem ne kadar dayanırım, daha önemlisi Ertuğrul bana ne kadar dayanır ama deneyeceğim yeniden. Ülkemin demokratikleşememe halinin ciddi bir pekliğe dönüştüğü şu günlerde başlıyorum IV kuvvet Medya’ya , ‘KAYDA GEÇSİN’ diyorum.
Oktay Tafta’lı Başar Başaran’ın kendisiyle yaptığı röportajın son bölümünde ise şöyle diyor ‘……çürüyen toplumlarda hayatı kurtarmak için politika tek seçenek değildir. Tarihi sırtında taşıyan büyük maceraperestler arasında politik olanlar, olmayanlardan daha üstün değildir…..’
Gençlerin tabiriyle gaza gelmiş bulunuyorum, neden olanlar, Oktay Taftalı, Ertuğrul Acar, Ahmet Tezcan’dır, Yeni Harman’dır yoksa ‘Döngel’’den bu yana evimde oturmuş güzel güzel düdüklümde yemek pişiriyordum, haa Gürkan’ı da unutmıyayım (Hacir ) o da az değil, kitabından ileriki günlerde ki yazılarımda bahsedeceğim.
IV kuvvet Medya bir ‘ Medya Ütopya’ sıdır dedim ya,
‘Ütopya sol ilahiyatın gizli adıdır’ diye bir tespitte bulunuyor Burhan Sönmez. Bu sözler de beni çok tahrik etti, Dücane Cündioğlu’nun bir yazısında okumuştum, Dücane Bey’de beni gaza getirenler listesine dahildir. Kimi oğlum, kimi kardeşim, kimi yaşıtım olacak yaşta , kimisini tanıdığım bazısıyla karşı karşıya gelmişliğim olmayan ama hepsi kekik, nane gibi kokan insanın nefesini açan bu adamları bir listede topladım ya , kayda geçsin.
Sevgiyle
Necef uğurlu
.

