Sanatçılar Birliği Yalancılarla Baş edebilecek mi?
NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Yalancıların yalanlarına başta kendileri inanmazlarken bizim inanmamızı nasıl bekliyorlar sorusu hep kafama takılıyor hele son zamanlarda...
‘Mecburduk yalan söylemeye, çünkü kaos ve yalanlarımızdan daha kötüsü olabilirdi ‘ diyen yalancılardan bıktık ve onlardan hayır beklemek boşuna .
Kötülüklere karşı bir savaş biçiminin mazereti olamaz yalan söylemek .
Sadece çöküşün alametidir yalan , çünkü yalanların birbirine bağladığı ne varsa yıkılmaya, çökmeye mahkumdur , insanlık tarihi bunu işaret ediyor ve dinler tarihi !
Siyaset, medya, sermaye, sanat bu çürük yalan yapıyı birarada tutan parçalarsa şayet bizleri felakete götürecek bu işbirliğini bozmak işimiz, andımız olsun.
Sanatçılar Birliği umarım bu işbirliğini elbirliğiyle yerle bir etmek için kuruldu.
‘ Yok biz üzerinde mutabık kaldığımız yalanlarla tarih yazıyoruz , herşeyin en büyüğünü , en yükseğini yapıp ............na koyacağız ‘ diyenlere susulacaksa yazık , asıl işimiz onlarla ve bu zihniyetin beslediği sanatla.
Sanat yalanlarla hesaplaşıp uzlaşma diline giden yolun anahtarı.
Cesur, çok cesur olmak zorunda sanatkarlar öyle üfürük tweetlerle olmaz, iştir ayinesi kişinin tweete bakılmaz.
Her tarafımızdan yalan akıyor en çirkef biçimiyle.
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki ; Böylesi inkar üstü yalan görülmemiş ve yüzyüzlük yatağında (Pilav üstü döner ıspanak yatağında gibi oldu idare edin)
İnsan polise yalan söyleyebilir paçayı kurtarmak için , eşine yalan söyleyenlerde vardır koskoca Clinton bile söyledi , yakalanana kadar sürdürebilerler yalanlarını,
ama ülkesine , milletine yalan söylediğinde affedilen yok , Clinton mesela onu da affetmediler .
Medya, televizyonlar ve dramalar çok yalan söylüyorlar ve daha da önemlisi artık çelişiyorlar.
Birinin yalanı öbürününkini tutmuyor, ağız birliği yapın bari.
Çelişkiye örnek olsun ;
İktidarın iddialı olduğu ‘Barış Süreci’ne örneğin TRT 1 de yayınlanan Kızıl Elma dizisinin ne gibi faydası var ben anlamış değilim.
Dizinin felsefesi iktidarın ‘Barış Niyeti’ nin tam tersi.
Hele MİT İstanbul teşkilatının başındaki Meryem Kadıoğlu (Zeynep Onat) Maaşallah ‘Çocuk’ diye hitap ettiği gençleri her fırsatta demode ve artık çok başka noktada olması gereken milliyetçi retoriğin doruklarında savaşmaya teşvik ediyor , ve MİT’çi Meryem Atatürk’le özdeşleşmiş ‘Çocuk’ hitabında olağanüstü sevimsiz oluyor.
Osman Seden’in ‘Düşman Yolları Kesti’ filmi çok daha samimi ve masum kalıyor , ne var ki artık bu senaryolar kalmadı parçası olmaya hazırlandığımız küresel köyde.
‘ Sanatçı Akil’ ler siz bu diziyi izlemiyor musunuz, ‘ Bizden anlamaya anlatmaya çalışmamızı istiyorsunuz bu nedir böyle ‘ diye soran yok mu aranızda ?
‘İstihabratın gücü kurduğu strateji ve çocukları bulaştırmaması ile ölçülmeli’ diyebilen akil yok mu aranızda .
Dağdan çocukları nasıl indiririz diye düşünen iktidarın MİT’i , genç ajanlarını savaşa hazırlıyor anlamı mı çıkıyor diziden , anlamadım.
Akillerden ses çıkmazsa Ak Parti İktidarının parçası Medya’nın herşeyden anlayan çifti ROK ve Nagehan bu durumu belki bize anlatabilirler .
Malum medyamızın bu kutsanmış çifti herşeyden anlıyorlar , limitsiz, sınırsız düşünce ve konuşma imkanları sunulmuş Rok ve Nagehan Alçı’dan bahsediyorum ,
herşeyi biliyorlar , herşeyi anlıyorlar lakin onları anlayamayan insanları nasıl oluyor da anlıyamıyorlar bende bunu anlamıyorum .
Çocuklukları çok güzel geçmiş, fakat yetişkinliklerinde berbat bir ortama düşmüş ve acemice intibak etmeye çabalayan insanlar gibiler.
Belki Osman Sınav’ın ‘Kızıl Elma’ sını izah edebilirler , hiç öyle vatanseverlik filan ayaklarına yatmadan.
Ne varsa değer bildiğimiz,
zihnimizde heykellerini diktiğimiz üstlerinden uçup, yapıp, kaçan güvercin gibi oldu medya .
Milliyetçiliğinde üstünden geçiyorlar .
İşi ; Konuşmak, durmadan konuşmak ve abuk sabuk dizi yapmak olan bir grup var , eh para karşılığı hepsi , niye olmasın.
Çenebaz İktidar medyası , konuştukça saçmalayan, çektikçe zengin olan ve fakat ne dediğini bilmeyen dizilerle alıyor veriyorlar ve artık şuursuzca.
Gülüyorlar, kahkahalar atıyorlar, en ürkütücü, en korkutucu anları bu mutlu oldukları anlar.
Çatışmayı kurdukları iyi ve kötü sınırlı muhayyele ile kısıtlı olduğunda , ya da izleyiciyi öyle gördüklerinden basit söylemlere sığınıyorlar, milliyetçilik bunlardan sadece biri.
Gene bir mankenden bozma kahraman çocuk çıkıyor ortaya , bakalım Kıvanç’ı yakalayabilecek mi ! Bu sefer ki bayağı milliyetçi, çözümsüz bir yavru.
Bu medyayı izlemek, dinlemek artık sabır istiyor , daha da zor olan sabrediyormuş gibi yapıyor olmamız, sabırlar çoktan taştı.
Colin Firth ve Nicole Kidman’ın baş rollerini paylaştığı ‘ Railway Man ‘ filmini izledim, tavsiye ederim .
Eric Lomax’in kitabından 2. Dünya Savaşında Singapur’un düşmesinden sonra Japon’lara teslim olan İngiliz Askerlerinin Burma Demir yolu inşaatında Japon Gestaposu olarak bilinen Kempeitai ‘nin işkenceleri eşliğinde , esir gibi çalıştırılmalarının öyküsü .
Savaş sonrası savaş suçlarıyla bir hesaplaşma filmi .
Filmin en çarpıcı yanı bence ; Japonların kendi askerlerine , kendilerine söyledikleri yalanların nelere mal olduğunu anlatması.
Gün olur ülkemin yalanlarıda , palavracıları , yalancı pehlivanları da filim olur İnşaallah , o zaman gerçek yüzleşme barışı getirecektir.
Şimdilik onların yalanlarıyla idare ediyoruz.
Sanatçıların Birliği, bu kuruluşa yardımcı olan Barolar Birliği , Sayın Fevzioğlu ince ayrımın farkındadır diye umut ediyorum.
Sanatın , gücünü güzellikten alan gerçeği bakalım bunca yalanla baş edebilecek mi ?
Asıl özgürlük önüne konan senaryoyu anlayıp , açlığı , yasakları göze alıp ben bu işte yokum diyebilmekte .
Son yazımda ‘Bildenberg’ kelimesini yanlış yazmışım , doğrusu ‘Bilderberg ‘ özrüm yazım ve kabahatlerimle birlikte kayda geçsin kayda geçsin.
sevgiyle




