Dilacan Prof. Orhan Kural'a iki seçenek

NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Yaramaz, yerinde durmayan, hırçın anlamında ‘Dılacan Prof. Kural’ bana çok kızmış. Kelimenin ; zayıf insan, ya da hayvan veya ot gibi 2. anlamları var o manada kullanmadım .
Bu sefer vay bana ‘zayıf insan’ dedi diye dava açabilir , ot veya hayvana benzetilmesine kızacağını sanmam , hayatını nebatat ve hayvanlara adamış bir insan niye kızsın, hatta elim bir trafik kazasında ölen gençlere değil çarptıkları ağaçlara üzüldüğünü beyanı ile görülüyor ki ota , nebatata verdiği kıymet insan sevgisinden önce geliyor .
Siz bilirsiniz Dılacan Profesör , ben önce insan elbette tabiat, evrenle uyumlu insan derim . Hatta insandan güzel sözleri alırsanız geriye bir hiç kalır , diye çok düşünmüşümdür henüz kesin sonuca varamadım.
Benimle meselenize gelince Dılacanım ;
Yazdıklarımın her satırının arkasındayım, bende yalan yok bizzat sizin kendi hakkınızda çarşaf çarşaf yazdıklarınız referanslıdırlar .
Davalarınıza gelince , bazıları hakikaten örnek savaşlar .
Belediyelerin görevlerinin halkı eğlendirmek , oyalamak olmadığı savınız ,festivallerde yerel sanat ve sanatçılara yer vermek yerine yapılan dudak uçuklatan maliyetlerle konserler tertip edip ünlülere yapılan harcamalar , belediyelerin sponsor ilişkilerini irdelemeniz ve karşı gelmeniz, hayvanlara duyarlılığınız, sigaraya yollara atılan pet şişelere karşı canla başla çalışmalarınızı tebrik ederim.
Bir yangın veya felaket anında çıkışları koltuk sayısına göre yetersiz bulduğunuz BKM ile ilgili itirazlarınızda çok değerli ve cesaret isteyen bir karşı çıkıştı .
Galatasaraylıların zavallı aslana yaptıklarına ne deseniz haklısınız .
Kitap Fuarında sigara firmasının utanmadan panosuyla yer alması ve çocuklara tek sigara dağıtılması rezaletini sizin sayenizde öğrendik.
İsrafa karşı olmanız , ikinci el giymeniz ablasının küçülmüşleriyle büyütülmüş ve sonrasında alışkanlık haline gelmiş ve hala ablasının eskileri yenisi olan biri olarak bana hiç yabancı gelmedi , çok yaşayın .
Filimlerdeki sigara sahneleri ve bunların kamu yayıncılığında yeri ayrıdır ve tartışmalıdır .
Fakat ; bir öyküsünde ‘Çocukları adanın bir köşesinde toplar, sigara ikram ederdim, birlikte tüttürüdük ‘ cümlesi yüzünden Milli Talim Terbiye Kurulu Başkanlığına bu kitabın öğrencilerine önerilmemesi yönünde karar alınması için dilekçe yazmanız , ve tavsiyenize uyup bu kitabın okul öğrencilerine artık tavsiye edilmiyor olması bir başka düşüncesizlik örneğiniz ve insan ruhuna sigaradan daha kötü bir zarar veriyor Sait Faik’i yasaklatmak .
Bu arada size uyup yasaklayanlar ayrı bir araştırma konusu .
Tebrik ederim tarihe zaten Sait Faik Abasıyanık’ı yasaklatmış bir Prof olarak geçmişsiniz nasıl düzelecek bilmiyorum.
Böyle düşüncesizlikleriniz var Dılacan Prof.. ve burada yollarımız ayrılıyor.
Size kalırsa , Reşat Nuri Gültekin’i de Homongolos romanında Homongolos’un fiziğini tarifindeki ırkçılık yüzünden tamamen yasaklamak lazım.
‘Tek taraflı ve koridorun sonundan ‘ kimin baktığı meydanda .
Sonra iftira, şahsi kin, garez güttüğümü nereden çıkarttı avukatınız Dılacanım ?
Ne iftirası yazdıklarımda yalan yok . Şahsi hangi meselemiz varda ben bilmiyorum söyleyin , öğreneyim.
Bırakın kin garez gütmeyi tam aksi gene hafif afezi yani kendini ifade edememek zafiyetiniz yüzünden yanlış anlaşılıp dayak yemenizden endişeleniyorum , üzülüyorum daha ne kadar seveyim sizi ?
Zaten sizi yaradandan ötürü mecburum sevmeye , böyle bir mecburiyet olmasa neyse....
Ele avuca sığmaz kişiliğiniz yüzünden şiddet görmeniz beni üzer, ama düşünülmeden söylenmiş sözlerinizde bizi üzüyor.
Devlet adamı, hukukçu olmanız ayrı bir konu, Avukatınızın ihtarnamesinden yeni öğrendim .
Yasalar karşısında ne olursanız olun, ‘devlet adamı’ ve ‘hukukçu’ özelliğiniz şayet gerçek ise neyi değiştirecek , beni mi korkutuyorsunuz ?
Ya da yazılarımı yazdığım sitelerin yiğit adamlarını mı ?
Korkmazlar, benim emek verdiğim internet medyası patronları başka adamlar , Burası kimsenin arka bahçesi değil’ diyen Sacit Aslan mı , yoksa gaz bulut ve kurşunlar arasından Gezi boyunca sokaklardan haber geçen Barış Yarkadaş mı korkacak , ya da bir başına yıllardır Dördüncü Kuvvet Medya’yı ayakta tutan işsiz kalan gazetecilere kalemlerini kırdırtmayan , onurlarını muhafaza için kucak açan Ertuğrul Acar mı sizden korkacak ? Kimse korkmaz, ama ben yanlış yaptım üzülüyorum diye yaklaşabilseydiniz ne yapabiliriz diye düşünürdük. Kimse sizin düşmanınız değil kendinizden başka.
Bana gelince ;
‘Aa Orhan Kural devlet adamı ve hukukçu ben sözlerimi geri alayım , ben kimim ki ‘ diyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
Yasalar karşısında her yurttaş Türkiye Cumhuriyeti’nin birbirine eşit adamı .
Sizin avukat başka devleti kastediyorsa , hangi devlet anlatın öğrenelim, o devletin yasalarının bana çekilen ihtirnamede ne işi var zaten.
Sözlerim sizi üzmek maksadı taşımaz amma beni ve pek çok insanı üzdünüz ve devamında toparlayamadınız maksadını aşan cümlelere devam ettiniz hepsi bu.
Ama hep haklı olduğunuza inadınız da kayda geçsin.
Benden özür dilenmesi filan meraklısı da değilim.
Sonuç olarak size iki seçenek sunuyorum benim Dılacan Orhan Kural’ım
Sağlık nedenlerimizden dolayı ancak Haziran ayından sonra evimize köyümüze Allahın İzniyle dönmüş olacağız.
Kısmetse Temmuzda bize gelirsiniz sabah saksağanlarımızla tanışır, geçen sene doğuran ineğimizin taze sütünden sütlaçlar yaparız size ve bahçe elmalarından yapılan reçeller, özel kekler ve bahçeden topladığımız sebzeleri ikram ederiz , gerisi Allah ne verdiyse.
Birbiriyle geçinemedikleri için yerleri değişen ağaçlarımızın öykülerini anlatırız . Sağlığına dua ettiğim bir ihtiyarın gözü gibi baktığı tek kalmış hünnap ağacı ve ihtiyarı görmeye dağa çıkarız , o dağ ki taş çıkartmak için yarısını kesenlere yiğitçe karşı duran köyümüz sayesinde hiç olmazsa öbür yarısı kurtuldu .
Odanızdan çıkmayada bilirsiniz , istediğiniz kadar dinlenirsiniz, kütüphanemden istediğiniz kitabı okuyabilir , işaretleyebilir , satırların altlarını çizebilirsiniz.
Göl kenarına yürüyüş yaptığınızda sizi üzücek şeyler göreceksiniz, yanınıza Yusuf ’u vermeden olmaz ne yapacağınız belli olmaz Dılacanım ,o sizi her türlü olası şiddete karşı korur eve bir gözünüz mor dönün istemem.
Akşamları dostlar gelir , Sacit gelir, Barış gelir, Ertuğrul gelir işleri yoksa ,her gece birimiz bir Sait Faik öyküsü okur arınmış olarak uyuruz.
Bize neden egzoz gazları veya şehri nefes alamaz hale getiren kömür bulutlarıyla mücadele edemediğinizi anlatırsınız Dılacan Profum.
Otomotif, kömür tacirleri , enerji patronları medya , politika , ilişkileri filan tabii zor, sakın sitem ediyorum ve her şeyi sizden bekliyorum sanmayın, ama Hindistan’da ayı oynatıcılara dava açmaya benzemiyor burada ki ‘At Oynatıcıları’ ile uğraşmak.
Bazen insan hayatın tarifsiz acılarına gark olduğu anlarda, çıkıp gitmek ister de nereye bilemez ya , işte öyle bir anınızda çantanızı alıp gelebileceğiniz , hatta çantasız da gelebileceğiniz , nasılsa hayatı idame ettirecek hep birşeylerin olduğu bir eviniz olur bizim fakirhane , sevgiyle karşılarız sizi.
Evin ikinci ‘ Büyük Orhan’ ı olursunuz, birincisi oğlumdur küçüğünüz küçük dedimse de 30‘una geliyor.
Yok benimle mahkemede hesaplaşmak istiyorsanız o da olur ,sizi mi kıracağım. Özür filan dilemeyeceğim, yazı kalkmayacak.
Benim gibi kendi halinde olmaya özen gösteren bir Cumhuriyet kadını ile işi tatlıya bağlamak Hülya Avşar’la dans etmeye benzemez.
Size rock and roll yaptırmak çok isterdim ama sol bacağım müsait değil Dılacan’ımı havada çevirirken kıç üstü düşürmek istemem ,bir yerine bir şey filan olur üzülürüm.
Ama dava internet medyasının bir demokrasi manifestosu olur, şüpheniz olmasın.
Seçim sizin tatlı Profesör.
Kayda geçsin




