Bilim Adamlarımız Ekranlarda Kafayı mı Üşütüyorlar?
NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Uzun zamandır bazı profesörlerimiz ekranlarda tuhaflaştılar. Sağlıklarından endişe etmeye başladım. Akademia konuşmalıdır derken, hepsi partilerini seçsinler bilim, ilim bir tarafa parti çıkarlarına göre konuşsunlar demek istememiştim.
Onlar her koşulda hukuktan, doğrudan, bilimden, ilimden yana olmalılar, Profesörlerin olayları iktidar ve muhalefet partisinin siyasetine göre değerlendirmesi onları ve mensubu oldukları üniversiteleri sığlaştırıyor, bu bir acı gerçek.
İçlerinde milletvekili olmak , siyasete atılma isteği olanlar elbette olabilir .
Profesörler ekranları ilgilendikleri partilerin liderlerine ve kadrolarına gösteri sahnesine dönüştürdükleri zaman doğal olarak bilim insanı kimlikleri ve üniversiteleri yara alıyor. İstifa etsinler ekranlara öyle buyursunlar.
Ama üniversiteler de ne yazık ki bünyelerindeki ekran profesörlerinin sağlık durumları ile hiç ilgilenmiyorlar .
‘Hocam bu hafta televizyonlarda gene neler söylediniz, iyi misiniz , revire görünün , sesiniz kısılmış , biraz tatil yapın, ilaçlarınızı alıyor musunuz , ekranlara biraz ara verin , söz daha iyi hissedince sizi tekrar çıkaracağız ‘ diye soran yok demek ki , adamlar ekranlarda tam gaz devam.
Üniversite yönetimleri proflarının ruh sağlı ile ilgilenmez mi, kolay mı yetişiyor mesela Celal Bayar Üniversitesinden Prof. Mehmet Çelik , YÖK de mi ilgilenemez , yoksa elinizde böyle yetişmiş adamlar çokta umurunuzda mı değil ?
Ekran müdavimi profesörler arasından en coşkulusu Celal Bayar Üniversitesinden Prof. Mehmet Çelik geçen hafta Turgay Güler’in programında her hafta olduğu gibi iyice coştu . Sevimli bir adam fakat çok yüksek sesle konuşuyor ve en çok kullandığı kelime ‘şey’ .
Ferhan Şensoy’un yazdığı karakterlerden bir ‘Şey Bey’ vardı acaba mı diye içimden geçiriyorum kendisini her gördüğümde .
Bilim adamları ‘şey’ kelimesini az kullanır malum ‘şey’ belirsiz, anlamı ifade edemeyenlerin kullandığı bir sözdür , hani ‘adını sen getir ‘ familyasından .
Bırakın Bilim Adamlarını lisede edebiyat dersinde ‘şey’ i kullandığımız da ‘Ne şeyi ? ne konuştuğunu bilmiyor musun diye’ azar işitirdik.
Koskoca Tarih profesörü ve İslam Bilgini olarak maruf Prof. Mehmet Çelik sıklıkla ‘Şey’ kullanınca , bu kadar birikime durmadan ‘Şey’ daha da kasıyor !
Ayrıca bu kadar çok ‘şey’ diyerek meydan okunmaz ki , meydan okurken ne dediğini bilmek lazım yoksa neye meydan okuduğu çorba oluyor.
Eskiden Turgay Güler’de üslubuna katılır birlikte vali, kaymakam artık o hafta ellerine ne geçirirlerse meydan okurlardı , ama şimdilerde Turgay Güler sakinleşmiş hocamız iyice heyecanlanmış vaziyette.
Bu hafta Prof. Mehmet Çelik kulvarında Anzak ayiniyle yıldızlaştı.
Kendi ifadesiyle gitmediği ayin kalmamış ama bu Anzak ayini gibi ruhani, ulvi, etkileyicisini görmemiş ve etkilenmiş , etkilendiği yetmiyormuş gibi öyle bir anlattı ki izleyenleri de etkiledi, içerikleri ipe sapa gelir gibi değil ama pek tatlı dilli bir profesör, öyle bir anlattı ki ayini , ertesi sabah Hristiyan kalkmaktan korktum, gecem aklımdan geçenlere tövbe ile geçti.
Kendisi ne yaptı bilmiyorum, açıkçası merak ediyorum çok etkilendiğine göre hani acaba ....neyse burası laik bir ülke ne yaparsa yapsın.
Ama coşkusu bununla da kalmadı Çanakkale’lilerden seneye naklen yayın arabası kiralamalarını istedi, Anzak’lar ayin yaparken bizimkilere de namaz kıldıracakmış ! Hoca prodüksiyon tasarımına başladı yanlız Çanakkale finanse etsin istiyor .
Naklen yayınlayacağı ise çok ilginç bir tasarım ;
Hocam iki ibadeti birlikte kaynaştırmak , idare etmek istiyor, bir tarafta Anzak Ayini öbür tarafta bizim Müslümanlar namaz kılıyor ilahiler okuyor , lakin kendisi daha iyi bilir Anzak’lar ayini beş vakte mi bölecekler ki denk düşelim ?
Yok artık biz onlara uyarız ne de olsa misafirler derse ne halt edeceğiz acaba ?
Birde bununla uğraştım sabaha kadar.
Gece hocamızın incileri bu tuhaf dinsel fantazisi ile bitse öp başına koy , nerdee...
Arkadan Anzak’ları örnek gösterip Çanakkale Şehitlerine bir dua okumayan Müslümanlara saydırdı.
Burada koptum, nereden bilir dua etmediklerini !
Hoca Müslümanları azara fırsat kolluyorsa azarlanacağımız çok şey var başta kendisinin ekranlarda varlık sebebinine suskun kalmak olmak üzere lakin Çanakkale Şehitlerine dua etmemekle suçlanmak çok gücüme gitti.
Kafası karışık hocanın ; örnek ayin Anzaklar, birlikte ayin yapacağız zaten biz dua etmiyoruz böyle Müslüman olunmaz Anzak’lardan öğreneceğimiz çok şey var vallahi eski TGRT dizilerine döndü hocanın kafası !
Hani yabancı gelin Müslüman olur ve herkesten çok Müslüman olup aileye İslamiyeti öğretir konulu diziler...
Özetle ; hoca yeni Çanakkale kuramları icat etmek isterken Sinan Çetin’den beter duruma düştü çünkü belli ki yorgun , kafa karışık.
Profesörler ekranlarda bu kadar yorulmaz ki sonra derste uyurlar, ki şu halde uyusun dinlensin derste konuşmaması daha iyi
Sinan Çetin’in filminde Osman ve James anneleri Avustralyalı İngiliz babaları İttihatçı Kasım Beydir ve iki kardeş Çanakkale’de karşı karşıya gelirler. Bu arada anne cepheye gelir, İngiliz anne ...görülmemiş Kraliçe cepheye gelsin, sömürgeleri sürmek varken...metaforik olarak tabiii...
Biz Çanakkalede emperyalizme karşı savaş verdik, Cennet Mekan Şehitlerimiz Kraliçenin karşı karşıya getirdiği iki kolonisinin çocukları filan değillerdi .
Hani aynı anneden iki çocuk durumu yok, bu dünyada olmasa ahirette şehitlerimizin bu yanlış metaforun hesabını soracağına inancım tamdır.
Cumhuriyetin Çanakkalede kanları pahasına ‘önsöz’ ünü yazan 250 bin ruh Allah uzun ömür versin Sinan’ı bekliyor , Allah Kolaylık versin Sinan’a .
Ahirette dengeler ,
medya, reklam , zart zurt dengeleri gibi değil malum, kodular mı oturuyorsun.
Orada soracaklar elbette bizim hikayelerimiz aklına gelmedi de İngiliz kadın nereden aklına geldi , biz neden savaştık anlamaya çalışmadın da , bizi efendisinin elinden kamçıyı alıp kendisini kamçılamaya başlayan eşşekler mi sandın diyecekler elbet.
Artık İngiliz’lerin Rusya’ da ki Ekim Devrimini engelleme, hanedan akrabalıklarına , Çar’a yardım , gayret ve taktiklerine girmiyorum birden ağır gelebilir değerli Yönetmenimize Aziz Üstel sütununda anlatsın ben uğraşamam.
Sakın filimler ve televizyonlarda ‘Nenem derdi ki..’ veya olur olmaz yerde bilhassa seçim zamanlarında ‘Kurban olayım Bayrağına’ tarzı çakma ulusculuk , Atatürk’çülük yapan sahnelere bayıldığım sanılmasın , asla.
Anzac’lar Avustralya Yeni Zelanda Ordusunun askerleri ama işin acı yanı bu askerler İngiltere’nin kolonileri, sömürgeleri olarak savaş alanına sürdüğü kurbanları aslında.
İngiltere sömürgelerine ben zor durumdaysam savaşacaksın diyor yani neden bu (ipso Facto) bu arada bir çoğuda paralı asker.
Bizimkiler ise lütfen arıştırmayalım , vatan savunmasında canlarını ortaya koyan ve Osmanlı’nın en kötü döneminde bile koloni olmamaya yeminli insanlar.
İngiltere sömürgelerine , efendileri olarak git benim için Çanakkale’de savaş demiş bunlarda buralara gelmişler , daha nasıl anlatayım ulus devleti olmayan sömürgeler .
Durumu açık koyalım ortaya, karıştırmaya gerek yok , Anzak’lar buraya turistik amaçla gelmiş yol tamir çalışması yüzünden otobüsleri devrilmiş ,trafik kazası geçirmişte Hakkın Rahmetine kavuşmuş filan değiller, resmen işgalci düşmanlar.
Ölen binlerce Anzak askerinin nakli zor, ‘Geldikleri gibi giderler ‘ denilecek bir durum değil , çünkü adamlar nasıl gidecekler ölmüşler ve Atatürk son derece zarif , insani bir çözümle hemde ölenlerinin annnelerini muhatap alarak meseleyi bitirirken amacının ‘Yurtta Sulh, Cihanda‘ sulh olduğu mesajınında altını çiziyor.
Daha sonra Anzak’ların defnedildikleri mezarlıklarla ilgili hükümetlerinin uygunsuz öneri ve pazarlık teşebbüslerini geçiyorum meraklısı okur devletimiz akıl ve sağ duyu ile gayet güzel cevabı vermiştir.
Aslında Arıburnu, Çanakkale emperyalizme karşı büyük zaferimiz , tadını çıkarın yahu filimlerde niye illa başka kahramanlar arayıp uyduruyorsunuz aa bir değil iki değil tepem attı artık.
Kazanamıyorlar , geçit vermiyor bizimkiler .
Ve bir çok oyun bozuluyor , hesapta olmayan , değişik etnik köken, dinden bizler birleşip kazandık , bunu kabul etmek çok mu zor ?
Bu sene nedense sinemamızın uzun süredir meselesi hale gelen ‘Anzak’larla , Başbakanımızın Ermenilere taziyetlerini bildirmesi biraraya gelince, üstüne üstlük Anayasa Mahkemesi Başkanımız Haşim Kılıç’ın konuşması hepsini bastırınca ekranlarda zaten bir avuç kalmış kanaat teknisyenlerimizin kafası epey karıştı ve bu ciddi meselelere bakışları komedi halini aldı.
Bu acı mizahı kayda geçirmek mecburiyetindeyiz.
Sinemamız Çanakkale konusunda çoktan kafayı yedi acaba sıra bilim adamlarımızda mı ?
Meslektaşlarının iyice zıvanadan çıktığı bilim insanlarına yakışmayan şahıslarını ilgilendiren muhtemel beklentileri için iktidar şakşakçılığı yaptığı bu ortamda dimdik ayakta duranları elbette kutlarım .
Böyle çok kıymetli profesörlerde var, adamlar kişisel siyasi duruşlarını bilim adamı kimliklerinin önüne geçirmeden aslan gibi fikirlerini paylaşıyorlar onları konunun dışında tutuyoruz elbette.
Aklıbaşında bellediğimiz Ali Bayramoğlu’da geçenlerde devlet kurumları arasındaki ‘doku uyuşmazlığı’ diye tutturdu , sanki kurumları evlendireceğiz, doku uyuşmazlığı varsın olsun , daha iyi check-balans olmaz mı !
Ekranlarda bunlar cır cır konuşacak , itiraz eden olmayacak ama Anayasa Başkan’ı zinhar konuşmayacak
Öyle mi ?
Gene Burhan Kuzu’ nun efsane tweeti geliyor akla, en hafifinden ‘Haydii Oradan ’ !
Sevgiyle...




