HADİ ORDAN ERTUĞRUL ÖZKÖK
NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Haber diyor ki; Ertuğrul Özkök CNN Türk' ‘Aykırı Sorular' da Fehmi Koru ve Avni Özgürel'’in Doğan Grubu'na yönelik bazı gazetecilerle yollarını ayırmasıyla ilgili tavsiyesini, böyle bir sürecin 28 Şubat'ta bile yaşanmadığı olarak değerlendiriyor ve şöyle diyor...
‘27 Mayıs'ı, 12 Mart'ı 12 Eylül'ü hatırlıyorum.Bu iki askeri darbe bir ara rejim döneminde birbiriyle bıçaklı olan gazetecilerin birbirlerini işlerinden attırmak için gammazlama şerefsizliğine tanık olmadım. Bunlara dünyada tanık olmadım.Bana göre bir insanı bir gazeteciyi yazdığı şeylerden dolayı işinden attırmak için gammazlamak çok açıkça söylüyorum şerefsizliktir’ diye ilave ediyor.
Özkök doğru söylüyor ama ona inanmak zor, ancak Özkök kendisine inanılması konusunda ısrarcı değil zaten sadece ara ara devam etmek gayretleri var.
Türk Medyasına hükmettiği ve geleceğe , en fenası şimdiki medyaya , model oluşturduğu yıllardaki gazetecilik serüveni söylediklerinin aksi manşetlerle dolu.
Fikrine uymayanı yok saymak bilinen en fena huyudur .
Özkök’ün nesi en meşhur diye düşünsek ; İnsanlardan , özellikle şimdi başımıza dert olan popüler kültür alanında akım kakım ‘seçkiler ‘i .
Şarkı, müzik, tiyatro , televizyon, resim ,sanatın her dalı ve güncel dedikoduların şöhretlerine hep hükmetti .
Sanata da hükmetti ama sevmedi , hükmetmeyi değil sanatı sevmedi .
Yazılarında kendince ‘İyi’ ‘Kalite’ den bahsederken , iyiyi tattığını tadını bildiğini anlattı övündü, kime ? Okuyucularına ....siz tatmadığınız için bilmezsiniz bu şarap en iyisi, bu bilmem ne en eni gibi.
Okuyucuları namına yedi içti.
Aydınlatmadan , haber vermekten anladığı buydu.
Aslında gerçek ‘iyi’ den hep rahatsız oldu çünkü anlayamadı , öyleki ‘iyi’ nin ne olduğunun normlarını kendi koymaya başladı . Seçkilerinin ‘iyi‘ olduğuna evrensel şahitler gösterdi hep.
Ama ‘iyi’ nin ne olduğu konusunda hep yanıldı , sanatı algılayamıyordu çünkü.
İbrahim Tatlıses dedi, Kibariye dedi, Yılmaz Morgül dedi tenorlarla , sopranolarla onları mukayese etti, dedim ya hep evrensel ölçekleri yakalamışlarla aşık attı yazılarında , attırdıkça batırdı , hem kendini hem yazdıklarını .
Ve gerçek ama suskun , korkak Türkiye evreninde öyle bir hale geldi ki yazılarında yer almak hiç de iyi bir referans olmamaya başladı.
Onun için evrensel değerlerin kriterlerini anlamış, benimsemiş filan değil ‘Dünyada görmedim’ sözleri bu yüzden boş, anlamsız .
Çok seyahat ederek dünyayı anlamak mümkün olsaydı her tura çıkan filozof dönerdi.
Özkök dünyada çok tur attı , evde ödüller dağıttı durdu .
Gazeteciliği dünya gazetecileriyle toplantı yapabilmek, evlerine konuk olmayı ballandıra ballandıra anlatmak zannettiğinden iyi bir gazeteci de olamadı , ödüller ise Altın Kelebek ‘den ibaretti , kendim ettim kendim buldum ödülleri .
Özkök ne ‘Sarmaşık Çanı Operasyonu’ nu ortaya çıkaran Bob Woodward , ne de cennet mekan olsun çok kıymetli dostum ,ülkemi , beni yazılarında onurlandıran
Trevor Armbrister olabildi !
Trevor Armbrister ‘Pueblo’ gemisinde olanları ‘A Matter of Accountabililty ‘ , Gerald Ford’un Başkanlık anılarını, daha sonra Charles Bronson’un baş rolünü oynadığı Maden İşçileri lideri Yablonski Cinayetini yazan gazeteci. Bunlar ilk ağızda hatırladıklarım. Ve bu dostluğu aziz hatırasına hürmeten şimdi açıklıyorum.
Trevor ne yazarsa yazsın ellerindeki gücü kötüye kullananlarla savaştı , Reader’ Digest’de 32 yıl chief editor ve correspondent olmak kolay iş değil.
Seçimlerde oy sahteciliğinden, uyuşturucu trafiğine yazmadığı kalmadı .
72 yaşında pankreas kanserinden ölmeden önce o müthiş projesini gerçekleştirdi , önce Washington da başlattığı yaşlı, yoksullar için barınma projesine gönüllüleri mobilize etti , proje aldı başını yürüdü , ‘Rebuilding Together ‘ (Birlikte İnşaa etmek ) adı verilen organizasyonun ilk başkanı seçildi, 48 eyaletin gönüllüleri şimdi 100 bin barınma ihtiyacı olan insana kalpleriyle el uzatıyorlar böyle bir adamdı .
Trevor gibi insanların birbirini sevmesi , yardım etmesi için önayak olmak başka, televizyon programlarında para karşılığı göbek atıp sadaka toplayanlara methiyeler düzmek başka .
Gazeteciliğin önce insan olmak meselesi.
Trevor’un kalbinde , yazılarında Türkiye vardı , birlikte gezdiğimiz ne çok yer var, bir gün kendi bakış açımdan bu dostluğu mutlaka yazmam gerektiğini kafama kakıp durdu .
Yorgun düştüğümüz uzun yolların ve Trevor’un ralliciliğinin (Steve Mc Queen ile girdiği araba yarışları , rallilerden alışkanlık müthiş araba kullanırdı ) son bulduğu gecelerde konakladığımız yere girince ‘Necef bana bir ‘tehlikeli madde’ ısmarla kendime geleyim sözleri hep kulağımda. Rakı’yı kastediyordu.
Çoğu zaman siparişi verir odama çekilirdim, sabah kahvaltıda buluştuğumuzda Trevor’u bütün personelle ve bir gece önce kim varsa restoranda hepsiyle dost olmuş ve sabahlamış bulurdum.
2. eşi Judith’i kaptığı gibi balayına getirmişti İstanbul’a , biz Ahmet’le evlenmek üzereydik , sizde balayına Washington’a gelin diye davet ettiğinde ayağımıza giyecek donumuz yok diyemedim, keşke deseydim , gitseydim.....ve ‘iyi misin , bana söyle bir ihtiyaç var mı ‘ diye sorduğunda keşke doğruyu söyleseydim.
Benim canım dostum Episcopal Kilisesine bağlıydı , bu olağanüstü gazeteci pek çok şeyi başardığı gibi Müslüman bir kadının dualarına girmeyide başardı.
Ertuğrul Özkök şimdi gazeteci mi oluyor ?
Nihayet , önce baş tacı ettikleri Ahmet Kaya, Şarkıları, Programı sanki ticari bir anlaşmazlıkla bitince Rahmetli’ye yapılan zulüm Özkök’ün üstüne yapıştı kaldı ve iş nerelere gitti, öyle büyüdü ki sonunda Cumhurbaşkanlığı gerekçesi tartışılabilir bir ödülle Ahmet Kaya’dan Ertuğrul Özkök ve Serdar Ortaç namına özür diledi ! Olacak iş değil . Koskoca Cumhuriyet bir de bunlar yüzünden özür diler hale geldi .
Özkök’ün önce baş tacı yaptığı sonra vatan haini olarak manşetlerde cezalandırdığı adam kasetleri en çok satandı ve Özkök’ün kontrolünden çıkmıştı.
Dahası Özkök şöyle diyor ; ‘ Ben artık seçkinci oldum hayattan haz almaya çalıştığım için.Okumadım da arkadaşlarım söylediler. Fehmi'yi tanıyorum da öbürünün de ne yaptığını bilmiyorum. Benim okuduğum ilgi alanımdaki yazarlar değil.Onlar da beni okumayabilirler. Küçümsemek için söylemiyorum.’
Fehmi Koru’yu ayırmış , Avni Özgürel’i yok sayıyor, ‘snobe’ ediyor , huylu huyundan vaz geçmezmiş .
Özgürel’i snobe etmekte haklı olabilir ne var ki Avni’nin son yıllardaki performansını görünce snobe etmek için snob olmaya gerek yok zaten !
Amma nasıl ilgi alanı olmaz, Avni Özgürel hem akil, hem komşularda nerede hır çıkacaksa orada geçen filimlerin yapımcısı, senaristi ve filimlerinin hepsi ‘Amerikalı’lar yaptı ‘ diye biter . Bir tanesi de ‘Bizde Kafa Çalışmıyor ‘ diye bitse dişimi kıracağım .
Avni ayrıca hem köşe yazarı, hem araştırmacı yazar, hem Kürt tezleri üzerine kitap yazmış, eski ülkücü, yeni Akist , ‘ Başbakan’da akıl olsa bu kadar akil seçmez ‘ diyip de sağ kalıp filim çeken tek adam ! Hadi bunlar yetmedi Radikal yazarı yahu .
İlgi alanı olmadığına , okumadığına inanmak zor zaten Özkök’ün inandırıcı olmak gibi bir gayreti yok , bu gerçekten en hoş ve çocuksu yanı .
Peki diyelim ki Avni’yi okumuyorsun, ne yaptığını bilmek istemiyorsun ama sizin grupta yer bulmuşsunuz senelerdir.
‘Okumadım, Arkadaşlar söylediler’ sözlerine çok sevindim, demek arkadaşları var Özkök’ün, ama dedikoducu arkadaşlar ....
Enver Aysever’e her konuk olduğunda misafircilik oynadığım ve minik oyuncak kahve fincanlarında güya bana konuk olan babama mahsuscuktan kahve ikram ettiğim günleri hatırlıyorum, babamda aynı Özkök gibi konukmuş, ev benimmiş ve fincanda kahve varmış gibi yapardı ve sohbet ederdik !
Bir seferde boş oyuncak kahve fincanını üstüne dökmüş özür dilemişti , bende illaki yeniden pişirmiştim.
Özkök ‘Ben artık seçkinci oldum’ derken keşke samimi olsa , seçkinciliğin para kazanmak, kazandırmak dışı değerler olduğunu anlamış nihayet diye sevinirim.
Lakin karşısına yeni bir genç gazeteci bulmuş sallıyor , geriye dönüşü olmayan eriştiği noktadan yeniden start almak gibi bir niyeti var sanki. Bu korkunç olur.
‘Öbürü ‘ diye bahsettiği ‘Avni’ nin ne yaptığını bilmiyormuş, aslında son günlerde efsane olan Burhan Kuzu’nun tweet’i cevap olur kendisine, ama ben ‘Hadi Oradan’ diyeceğim.
Kayda Geçirdik.
Sevgiyle...




