Rahmetli Enver Abi ve Gazetecilerin Kitapları

KAYDA GEÇİRİYORUZ
Yandaş, candaş fark etmiyor medyamızda bazı gazeteciler oynadıkları rollerden etkilenen kötü aktörler gibi oldular.
Dizi şöhretleriyle aynı kaderi paylaşmak yakışmıyor gazetecilere.
Gazeteciler cast ajanslarından , yarışmalardan derlenen insanlar değiller , yapılmak istenen toplum mühendisliğinin aleti olacak insanlar hiç değiller.
Gazeteciler vicdanlarının kabul etmediği, onaylamadıkları pek çok olayı , gerçeği son günlerde biribirinin peşi sıra çıkan yazdıkları kitaplarda kısmen anlatıyorlar .
Neler çekmişer yazmışlar, zamanlamada ancak şimdi ‘bu iş buraya kadar’ noktasına gelmişler ki bu kitapları yazdılar, bu madalyonun bir yüzü .
Madalyonun öbür yüzü ise vicdanları rahatsız ola ola sistemin tam ortasında yer almış ve kazanç sağlamış oldukları gerçeği.
Oray Eğin’i ayrı tutuyorum, edindiğim izlenim para pulun pek umuru olmadığı , bu başına buyruk genç gazeteci farklı bir yerde duruyor , ama kuşkusuz o da olayların tam ortasında yer almış.
Ne diyor başbakan , ‘Hepiniz oradaydınız .....’ e bu kitaplar bir anlamda Sayın Başbakan’ın sözlerinin birer açık delili , adeta bu sözlere tanıklık ediyorlar !
Bu kitaplarda bir nevi pişmanlığın , çaresizliğin öykülerini kayda geçirmiş olmaları gerçeğine gelince ;
Afrika’da apartheid kaldırıldıktan sonra kurulan TRC ( Truth and Reconciliation Commision) komisyonda , toplumsal barışı ve demokrasiyi güçlendirmek amacıyla insan hakları ihlallerinin kurbanlarının tanıklıklarına ve aynı zamanda suçluların suçlarını itiraflarını açıklamalarına sivil ve hukuki af için şans verilmişti.
Daha sonra kurulan Institute for Justice and Reconciliation yani Adalet ve Uzlaştırma Enstitüsü dünyaya açıkça verilen ifadelerin yer aldığı TRC’nin varisi oldu.
Başa dönelim ben gazetecilerin yazdıkları bu kitapları bir gazetecilik görevinden ziyade Afrika benzeri bir helalleşme sürecinin öncüleri olarak görüyor ve bu anlamda yazdıklarından dolayı hepsini kutluyorum.
Gene gazeteciler göze aldılar her şeyi açıklamayı.
Şimdi , neredeyse ‘Hepimiz Ertuğrul’uz , mağduruz , başımıza neler geldi, nelere tahammül ettik diye sokağa çıkacaklar demek acımasızlık olur ,
Kitapların özellikle satır araları iletişim, hukuk, ekonomi bilimi araştırmacıları , örgütlü suçlarla mücadele ve mali polis için pek çok ipucunu cömertçe sermiş kitaplar.
Dolayısiyle bu kitaplar pek çok araştırmanın kapılarını açarsa medyamıza hakikaten büyük hizmet etmiş olurlar.
Bazı gazeteciler gerçeklerle yüzleşip itibarlarını aklamak için çaresizlik öykülerini yazıyorlar diyebiliriz , olsun bu sayede öğreniyoruz ve belki meslek hayatlarının en önemli gazeteciliğini yapıyorlar !
Cennet Mekan Olsun Uğur Mumcu da gazeteciydi ve bizi haberdar etmenin , kamudan saklananları ortaya çıkarmanın bedelini hayatıyla ödedi . Yazdığı kitaplar ortada , kamuya ülkesine , milletine adanmış bir yaşamın delilleri her biri .
Bu kitaplarla Uğur Mumcu kitaplarını mukayese edemeyiz elbette, biri gazeteciliğin kellesi koltukta heykeli dikilesi gerçek kahramanın her biri dokunulmazı anlatan kitapları yeni çıkanlar ise gazetecilikle alakası olmayan ama gazetecilerin ‘evrakı metrukesi’ kitaplar.
Ama gazeteciliğin hangi koşullarda ne hale geldiğini anlatmaları açısından çok önemliler , kulakları çınlasın Ahmet Tezcan’ın çok savunduğu benimse gülünç ve anlamsız bulduğum ve yerine ‘Hümaniter Bilimler’ dersi önerdiğim ‘Medya Okur Yazarlığı’ derslerinde şimdi Oray Eğin’in ‘ İmha Planı’ , Mustafa Hoş’un ‘Abluka’ , Sabahattin Önkibar’ın ‘Takkeli Firavunlar’ , ‘Derya Sazak’ın ‘Batsın Bu Gazetecilik ‘ kitaplarını çocuklara ders kitabı olarak okutunuz!
Buyrun öğretin genç nesillere medya okur yazarlığı neymiş.
Oray Eğin’in kitabını bitirmek üzereyim, ancak Bunları Kimse Yazamadı: isim isim medya’ kitabını hiç bir yerde bulamadım, eğer tesadüfen yazımı okursa ve nerede bulabileceğimi söylerse çok memnun olurum.
Derya Sazak’ın kitabına daha başlamadım, diğerleri bir solukta okunan , akıcı bir dilde yazılmış , heyecan dolu kitaplar tavsiye ederim.
Mustafa Hoş’un Ak Parti Medyasının öncü televizyonu ’24’ le yaşadığı süreçle ilgili çok önemli tespitleri var .
Önkibar’ın kitabı gerek yaşamıyla ilgili olanca içtenliğiyle açıkladığı gerçekler ve Türkiye Gazetesi Ankara Temsilcisi olduğu ve TGRT’de Alternatif programı sunduğu yıllarıyla ilgili inanılmaz tanıklıkları dudaklarımı uçuklattı.
Rahmetli Enver Ören’in bir Medya Haremi’ ne döndürdüğü TGRT’de yer alan gözünün bebeği sanatçı hanımları ‘Cariyelerim’ diye nitelendirmesi ve iaşe ibadelerine milyon dolarlar savurması bana Türkiye Gazetesinde eş zamanlarda Bir Hanımefendinin nasıl olacağı tarif edildiği bir köşe yazısını hatırlattı !
Türkiye Gazetesi ‘Hanımefendi’lik dersi verirken TGRT’de işi cariyeler götürüyormuş .
Gene Enver Ören’in bir çalışanın cenazesi yerine daha mühim diye bacağını kıran Sibel Can’a geçmiş olsuna gitmeyi tercih etmesi, odasında çikolataların içine sarılmış altınlar saçması , toplantılarda kendisine düzülen methiyelerin saatler sürmesi ve daha neler !
Ama Sabahattin Bey’in kitabında yer alan ve zamanın MİT Müsteşarının teyzesinin oğlu olduğunu iddia eden Enver Ören’in şöförü ‘Kamil’ i tek geçmek isterim.
Kamil’e kafayı takan Sabahattin Bey’in mücadelesi bir komedi filim konusudur , daha fazla anlatıp filmin pardon kitabın tadını kaçırmıyayım.
Keyfi program uzatmak için bir telefonla Enver Bey’e ulaşan Gülben Ergen’in karşısında eriyip giden Ali Baransel, gecenin 2:00 sinde bir hanımın bardan arayıp telefonda 20 dakika konuştuğu Enver Ören’i kayda geçirelim , bu kitapları okuyalım, okutalım ki nasıl bir medya badiresi atlatmakta olduğumuzu görelim ve tedbirleri alalım daha iş bitmedi çünkü.
Sevgiyle...




