Türkiye, Sanat, Medya; korkarım AVM’lerden yeniden doğacak!
NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Ekranlarda gözüme baka baka yalan söylendiğinde, yalan olduğunu bildiğim sözler karşısında şahsen gülüyorum, böyle sapık bir mizah zevki oluştu bende.
Malum, her gün gazeteci kılığında ama aslında siyasilerin; halkla ilişkiler uzmanı, seçim kampanya yönetmeni algı yönetimi, aracısı , olan biteni ‘onların ‘ lehine yorumlama ve algımızı bu yönde etkileme gibi kutsal görevlerini ifa etmekte olan medya yaratıklarıyla karşı karşıyayız.
Bunlardan biri perşembe sabahı ekranlara kurulmuş bu sefer Zekeriya Öz olayı ile ilgili konuğuna soru sorayım derken ‘Zekeriya Öz’ yerine ‘Zekeriya Köy’ diyiverdi, aklı Zekeriya Köy’de herhalde ‘ Derviş’in fikri neyse zikri odur ‘ derler .
Çok yoruluyorlar, hangi işe yetişeceklerini şaşırmış vaziyetteler, ona da yetişeyim, buna da sonra bu fırsat çıkmaz arsızlığı, belki hesap sorulma korkusu da bu dalgın hale dahildir ama zayıf ihtimal.
Çünkü bu ülkede ‘Devri Sabık ‘ olması korkusu yoktur. Devri Sabık yaratmamak sanki marifetmişcesine, hukukun yerine geçmiştir maalesef, ortada bir suç varsa hukuk hesap sormaz mı ?
Devri sabık yaratılmayınca bir Türk Özdeyişi asrımıza armağan edilmiştir ‘Yapanın Yanında Kalır’.
Olan biten karşısında dünyaya yeni armağan edeceğimiz özdeyişin ‘Kefenin Cebi Vardır’ olacağından emin olmaya başladım.
Bu ne arsızlıktır kayda geçiriyoruz.
Memlekette iktidara yakın babalı oğullu, babalı kızlı, karılı kocalı yapımcı, sunucu dolu bir medya cirit atınca yahu Türk Medyası aileden geçen ırsi bir hastalık mı diye şüphelenmeye başladım.
Akraba, dost kayırmacılığının soyağacı kim kimin eniştesi, eşi, akrabası komşusu , memleketlisi , damadı yakında piyasaya çıkacak zaten, ön çalışmaları yollamışlar ne güldüm, ne güldüm .
Bilmediklerim bildiklerimden fazla , hiç boş yok Maaşallah , Mehter takımına bile kardeş yerleştiren var, eşinin dükkanı için reklam kıyağı isteyen siyasetçiler , karısı siyaset yapaken kocası iktidarı memnun eden anketler yapanlar mı istersiniz neyse sürprizi bozmayalım.
Kim ne çaldı Hukukun işi, hırsızlar benim alanıma girmiyor ama arsızlar hepimizin alanına girer .
Arsızların sığındığı en önemli limanda biliyorsunuz ‘Vatanseverlik’ tir. Yaa vatan ayaktaysa bu ‘Vatan Kurtaran Şabanlar’ sayesinde oluyor.
Bir de hayır hasenat işleri var, meğer hayır içinmiş iç edilen paralar, memlekette Robin Hood kaç bin tane bilinmiyor henüz.
Gelde, gülme.
Oradan dizi, bu fondan filim, derken haftalık program iki üç kanala birden , arada kısa öz hap yap parayı kap devletten sunuculuk, palavra işlerden çaplarının çoook ötesinde para kazandı kimileri , ya bu iktidar giderse ne olurlar , mahvolurlar.
Kimileri bu yüzden kazanacak tarafı kestirmeye çalışıyor , kimileri de alacak başka risk olmadığı için canla başla çalışıyor.
Her iktidarın, adamı, arsızı olur ama bu karma hiç unutulmayacak gibi.
Bunların tek haklı olduğu nokta para sayma makineleri olmalıdır, bu paralar parmak tükürükleyerek sayılamaz makine şart.
Ne parmak dayanır , ne tükrük.
Gazetecilik ve medyada yaptıkları asıl işleri değil , işleri hiç değil zaten .
Bu konuda geçenlerde medyanın bu acıklı halini Sayın Necati Doğru kaleme almıştı , benzetme ağır, lakin konsimatrislik çok gülünç iyi bir şey olarak bellendi dizilerden, yani ‘it’s okey Necati Bey’ her an konsimatrislik iyi bir insanlık halidir diye size cevap yazabilirler.
Derken bir başka komedi perdesini açıyor , Baş Savcı Yardımcısının Dubai Gezisi.
Savcı Zekeriya Öz seyahat masrafımı ben ödedim diyor , Türkiye ve İnşaat sektörünün Çok Eşli Ağa’sı savcıyı ben ağırladım diyor , lakin gösterdiği belgede şirket ismi yazılı ,şayet doğru ise maliyeyi ilgilendiriyor, Ağaoğlu şirket üzerinden ağırladığı zaman vergiden masraf olarak düşüyorsa hepimiz ağırlamış oluyoruz, benim kimseyi ağırlayacak durumum yok, 9 yıldır işsizim, ayrıca bana sorulmadı size soruldu mu bilmem.
Bir Savcı’nın sözüne karşı bir İnşaatçının ki, hale bakın düştüğümüz duruma.
Bütün bunların manası olmayabilir hatta zengin bir adam fakir bir savcı olan yakın arkadaşını ağarlayabilir ve hatta an gelir o arkadaşını hukukun icabını yerine getirerek sorgulayabilir .
Ben oralarda değilim , burada arkadaşını kendi kesesinden seyahate davet eden bir cömert yok, şirket benim, ben sayılırım diyorsa Ağaoğlu bir şeyleri kanıtlamaya çalışıyor demektir, ama gene de maliyeyi ilgilendiren bir konu var ortada , o paralar vergiden düşülüyor mu, merak ettim hepsi bu, yoksa Ağaoğlu’ndan Al Capone çıkartma derdim yok.
Bakalım Ali Saydam bu sefer nasıl bir iletişim stratejisi uygulayacak Ağaoğlu için, malum Ağaoğlu’da hastaları pardon müşterileri arasında onursal başkan olduğu Berksay Şirketinde.
Savcının iletişim danışmanına ihtiyacı yok , inandırıcı.
Ben bu olaya gülüyorum, sapkın bir mizah anlayışı gelişti bende.
Bir başka komedi ise rüşvet alıp verilirken gösterilen görüntülerden sonra dolaylı da olsa ilgili şahısların savcıların iddianameleri hakkında ‘Zamanı Manidar’ bulması.
Savcılar iddianame hazırladıkları zanlılardan müsait misiniz diye randevu mu alacak tam anlamadım, yani savcı şöyle mi diyecek ‘Efendim iddianamem oluştu, deliller toplandı , dosyamın üzerinde şu kadar aydır çalışıyorum, eğer zamanınız uygunsa , müsaade ederseniz sizin hakkınızda dava açacağım.’
Karşı taraf ‘Şimdi olmaz bacanak seçimlere hazırlanıyor ’ derse Savcı ; ‘Pardon ben beklerim’ mi diyecek ?
Savcı beklediği zaman da kızıyorlar , bunca ay elinde tuttu diye ....savcılar zanlılara yaranamıyor , ee beni gene gülme tutuyor .
Demokrasilerde interneti yasaklamak için yasa önerisi hem de bir kadın tarafından bu çağda verilmesi ve adaleti adalet bakanının karar ve atamalarına bağlamak da gülünç geliyor ve gene gülüyorum.
Patlayacağım gülmekten.
Birde çapkınlıkta yakalanıp vay özel hayatıma girildi diye ahlak ve hukuk dersi veren siyasiler var.
Evet doğrudur görüntüler hiç hoş değil, hepsi de prodüksiyon resmen tasarlanmış senaryolar bu da doğru.
Kim yaptı onu bile bulamıyorlar.
Peki sen daha aşk yaşadığın kadının, buluştuğun evin güvenli olup olmadığını anlıyamıyorsan , bu kurguları yutuyorsan ne diye memleketi idareye talip olursun be adam denmez mi ?
Bunlar çapkınlıkta kendi güvenliklerini sağlayamıyorlar ülke güvenliğini nasıl sağlayacaklar ?
Gene gülüyorum , gülmekten öleceğim.
Türkiye halkı son zamanlarda sanki Gülen cemaati, Ak Parti mensupları, medyası ve mensup değiliz ama sayelerinde zenginleşiyoruz grupları ve bu noktalar arasında makara gibi gidip gelen arabuluculardan ibaret gibi bir hal aldı.
Bu hale gelmede, Hareketin içine kapanıp Ak Parti Mahallesi çocuklarıyla biz bize yeteriz kimseyi istemeyiz tarzı ve kadını aralarına almaktan hoşlanmayan içe kapanışı da epey pay sahibi, umarım vaz geçerler.
Hareket için oluşan Polistirler, Galatasaray’ lıdırlar , dahası Fenerbahçe düşmanlarıdırlar, Ak Parti'lidirler algısı hoşlarına gidiyor mu bilmiyorum.
Arabulucular ise bir kanala çıkıyor Tayyip beyden yana taraf oluyor, derken ertesi gece hop cemaatin kanalında programlarına devam edip baş döndürücü bir hızla , 24 saatte acaip dönüşümlerle kendileri tazeliyorlar.
İşte bu ortamda Sayın Gülen’in bir mektubu gündem oldu.
Ağırlıklı yorumlar ve gayretler iki tarafı adeta barıştırma misyonuna dönüştü , bu ‘iyi niyetli’ davranışların Gülen hareketini siyasi platforma taşıma gayreti taşıyor ve riski de ...
Malum Türkiye’de siyasi partiler kitle partileridir , sınıf partileri oluşamamıştır feodal ve ümmet üst yapısı oy potansiyali olarak iştahları kabartıyor .
Bu risk hareketin Hakan Şükür’ün Ak parti Milletvekili ve hareketin sempatizanı olmasından daha büyük bir alanı kapsıyor.
Fethullah Hocaefendi uzlaşmanın bir kural, politika olmadığını gayet iyi biliyor, uzlaşma sadece bir tekniktir , avantajına olduğu zaman kullanılan olmadığı zaman kullanılmayan bir teknik.
Arabulucular ne var ki Hocaefendinin farkında olduklarının anlıyoruz ki pek farkında değiller , e olsalar lider olurlar zaten !
Ama hareketin lideri Hocaefendi bunun farkında ve bu anlamda gerçekten politika yapmıyor hareketini politikanın şerrinden adeta korumaya çalışıyor , nitekim AK Parti ile geçmişleri hiç hoş olmayan bir noktaya geldi .
Ne cemaate, ne Ak Partiye ama bu ülkeye ait insanlar unutulmasın ki hala çoğunluklar. daha net koyalım meseleyi , ne harekete, ne Ak Partiye ait olmayan ama okulları, dünyaya açılımını , Türkçe Olimpiyatları'nı gururla izleyen insanlar var yani sınırladıkları dünyanın dışında kocaman bir Türkiye var kimse darılmasın hele geldiğimiz şu noktada uzlaşma teknik olarak onlarla olmak zorunda !
Ne olursa olsun her şeyi göze alırsan ve umursamazsan olacakları her şeyi kazanacağın bir tekniktir uzlaşma . ( Ünlü filantropist , şair Felix Denis böyle tanımlar toplumsal pazarlıkları ) .
Bence Sayın Hocaefendi bunu gayet iyi biliyor. Ne pişmanlık var ne özür dileme sözlerinin derinliğinde.
Hareketi ve kendi hakkında her şeyi kabul ediyor , biz buyuz diyor ne pişmanlık duyuyor ne de özür diliyor. Ve hareketi bu güçle ayakta tutuyor , esasen hareketin yetiştirdiği pek çok çaplı adam ekranlarda bu manada Ak Parti entellektüellerini karşılıklı tartışmalarda perişan ediyorlar, bu da bir gerçek.
İşte tam bu sırada Nazlı Hanım 15- 20 sene önce bir lise talebesi heyecanıyla yapmış olduğu konuşmayı yayınladı, ne mana anlamadık belki kendisinin yıllar önceden beri cemaate yakınlığı olduğunu anlatmak isteği , belki Demirel bile konuşmamı dinlemeye geldi mesajı, bilemiyorum sanki cemaate hatırlatıyor.
Nazlı Hanım zeki bir kadın o bir hesap yapacak bende içinden çıkacağım, olacak şey değil.
Zaten beni ilgilendiren O toplantıda Nazlı Hanımın konuşması esnasında izleyicilerin alkışlarken göremedikleri bir sahne.
O sahne neydi ; izleyicilerin göremediği en ön sırada oturan Sayın Gülen başını öne eğmiş öylece durdu konuşma boyunca , ya sabır duruşu muydu acaba?
Sayın Gülen’in yanında oturan Sayın Demirel ise resmen Nazlı Hanım konuştukça kıkır, kıkır, ve muzip bir şekilde durmadan güldü. Hani bizim Nazlı gene neler peşinde gibilerden.
Hocaefendi başını öne eğmiş oturmaya devam etti. Nazlı Hanım sadece Hocaefendi'ye övgülerinde aldığı alkışlarla daha da coştu. Sayın Demirel kıkırdamaya devam etti... Hep kıkırdadı...
Ben bu manzara karşısında gene güldüm.
Bunca olan biten karşısında diziler dolusu medya , sanat dünyası artistleri nerelerdeler , AVM’lere sığınmış görünüyorlar, çoluk çocuk hep AVM’lerdeler.
Türkiye, Sanat, Medya korkarım AVM’lerden yeniden doğacak !
Zümrüdü Anka’nın külleri yerine AVM’ler.
Değişik bir durum , gene gülüyorum .
Sonra Hapishanede ağır hastalığının pençesinde hücresinin duvarlarında gördüğü ölen oğlunun hayaliyle konuşan Prof. Fatih Hilmioğlu aklıma geliyor , kahroluyorum , ağlıyorum , utanıyorum, kızıyorum, üzülüyorum , elimizden bir şey gelmiyor dua etmekten başka, asıl buna kahroluyorum ona bunları reva görenlerin şerriden Allah’ın sözlerine sığınıyorum.
Kayda geçiriyoruz.
Sevgiyle




