Demokrasi ve Okan Bayülgen, Cem Yılmaz’ın Pipileri ...
NECEF UĞURLU / KAYDA GEÇSİN
Biliyoruz ki demokrasi seçen insanların ne istediklerini bildikleri varsayımından ibarettir öyle gül bahçesi filan değildir.
Üstelik seçilmiş yanlış bir kişinin bile bütün insanların , ülkenin emniyetini riske atabileceği bir rejimdir demokrasi , ne bok yedikte bunu seçtik olursun , elbette ben seçmedim ki diye inkar edenlerde olur , sende gerçekten seçmemiş olabilirsin .
O zaman ben seçmedim o seçmedi bu dangalağı kim seçti sorusunun cevabı demokrasi tarihimiz kadar eski bir cevaptır , Amerika seçtirdi.
Ohh bir rahatlarız bir rahatlarız kabahati insan üstünden atınca iyi oluyor.
Fakat sonuç değişmiyor .
Her sandık aslıda bir atom bombasıdır patlamaya hazır ve zaman ayarını bilmediğimiz.
Ne var ki demokrasiden daha iyisi henüz icat edilmedi düşünün halimizi.
Her türlü olumsuzluğa rağmen dünya hala kendisini havaya uçurmayacak , uçurtmayacak aklıselim sahibi insanların sayesinde henüz patlamadan dönmeye devam ediyor .
Bu yüzden medyamızın , aydınlarımızın, sanatçılarımızın , kanaat önderlerimizin yazıları, konuşmaları önem taşıyor.
Onların arasından uyaranlar ben size demedim mi ulan buna kanmayın diye kafamıza kakmak için lazımlar,
Kandıranlar ise bizi uyuttunuz , yalakalar cebinizi doldurdurdunuz diye sitem etmemiz için şart .
Hepsi lazım . Zaten toplumun birbirini kucaklaması demek bu dengedir.
Demokrasilerde halk kabahati asla kendinde bulmaz, bulduğu zaman zaten ister demokrasi olsun ister halk tarafından şamamaya çevrilmiş krallık iktidar halkın olur .
Böyle bir durumu tespit ederseniz bana da haber verin.
Demokrasi her formülde hep vardır da var olmasına , iktidar kimindir önemli olan.
Meclisler de elbette önemlidir ve devrimleri yaparlar , devrimler çapulcular işi niye olsun, boşuna şüphelenilir , Duma’dan bir Kerinsky çıkmasaydı belki Rus halkı hala ‘Little Father’ yani ‘Küçük Baba’ adını taktıkları çarlarının peşindeydiler.
İktidar halkın olmaya ne kadar yakınsa seçilmişler dönemleri biter bitmez bir an evvel evinin yolunu tutmak için dört bakar, kimse yıllar boyu başkası için çalışmak istemez, gerçek bu.
Hatta en güçlü olduğu zamanda alınganlık çıkarıp istifa edenler bile vardır Thacher gibi.
Bunun için sanatçılar, düşünürler, kanaat önderleri, gazeteciler ve politikacılar arasından çıkacak ayrık otlarına ihtiyaç vardır, kabul ediyorum cinnet halidir ve lazımdırlar.
Medyamızın en ünlülerinden bazılarına bu bağlamda bir bakalım şimdi ne yazıyor, ne söylüyorlar ona göre kabahati 2014 de kime yıkacağız karar veririz.
Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Ajda Pekkan yazılarında mesela nelere yer veriyor bir göz atalım ;
Sayın Pekkan yazılarında hayvanlara, kadınlara yer veriyor ama rüşvet, yolsuzluktan , yalan dolandan hiç söz etmiyor .
Yazılarında yok yok, Bodrum’da ki evi var, ruhunu dinlendirmesi var ki , ülke bu haldeyken her yurttaşa ruhunu dinlendirmesi için bodrumda bir ev lazım , sosyal devlet bunun için şart , trafik var, telefonda çok konuşanlar var ama yolsuzluk, rüşvet kara para yok.
Hürriyet kimi önemli yazarlarının ortak huyudur bazı şeyleri duymazlar , görmezler yok farz ederler dolayısıyla Ajda Pekkan’da köşe yazarlığının verdiği vurdum duymazlığıyla görmemiş, duymamış olabilir ama yakın ‘aile dostu’ Egemen Bağış’a sorsa hemen öğrenebilirdi.
Hadi son günlerde Bağış’ın devir teslim, otobüs üstünde el sallama gibi işlerinden başını kaşıyacak vakti olmamış ve görüşemiyor olabilirler , ama OECD ülkeleri arasında kara para aklamakta 3. olmuşuz , Pekkan gibi fevkalde Avrupai bir sanatçı olan biteni burada duymasa oradan duymuş olmalı.
Akil sanatçımız Hülya Koçyiğit’ten ise takviye gıdalarla ilacın farkını anlattığı faydalı , bilinçlendirici kamu spotu gibi yolsuzluk, kara para, rüşvetle ilgili bir değinme insan bekliyor.
Ekran karşısında uyuyanlara o munis sesiyle ‘Hanımlar kalkın , uyku zamanı değil, soyuluyoruz, karapara aklamada dünya üçüncüsü olmuşuz dikkat ! Ebelenince fena yapıyorlar paranız olmadığı için ak para kara para arasındaki farkı bilmezsiniz size anlatayım ;
Biri emeğe dayalı gerçek para öbürü kara para gıda takviyesi gibidir tedavi etmez sadece semirmeye yarar’ gibilerinden. Ama tık yok.
Gözümüzün bebeği, neşemiz Cem Yılmaz’ımız ise son izlediğimde pipisiyle konuşuyordu.
Boşuna bekledim şu kara para, rüşvet işini pipisine sorsun diye .
Bu konuda Cem’in iki laf etmesini beklemiyorum , beyni olanın bu memlekette fikri olmaz, ama pipisine sorabilirdi, söylediğine göre pipinin fikri var ama beyni yok.
Sorsa beyni olmayan ama fikri olan pipi rüşvet kara para hakkında fikrini söyleyecek belli ki , epeyde pervasız korkusuz bir pipi Cem’inki ama Cem müsaade etmedi , aşkolsun herşeyi yapmasına müsaade ediyor ama bir memleket meselesi hakkında konuşmasına müsaade etmiyor . Cem akıllı beyni var , pipisinin bile bu konulara girmesini yasaklamış. Halbuki bıraksa fikrini söylese sonra pipisinin hesabını ondan soracak değiller, sorsalar bile ‘şeyimde değil’ der geçer.
Kaldı ki pipisini tutuklayıp kendisini serbest bırakacak halleri olmadığına göre takipsizlik kararı cepte .
Fikir serbestiyeti olmayan yerlerde bu tür espri ve mizah epey yaygınlaşır,ve iktidarlar ne kadar muhafazakar olursa olsun bu konulara son derece müsamahalıdırlar , ‘bordello show’ ve bordellolar baskı dönemlerinin sonucudur.
Ama ilk defa kamu yayıncılığında ‘Beyin Bedava ‘ programında Okan’da tamamiyle pipi üzerine bilimsel bir araştırmacı gazetecilik yaptı, ölçüler , bir erkeğin yaşamında ki rolü , birbirlerininkini mukayese ederken yukarıdan kendisininkine bakanların olduğundan daha kısa göz yanılsamaları filan derken sıkıldım.
Hele yaşam koçu hanımın şen kahkahaları karşısında utandım , pipi lafı geçince kadın basıyor kahkahayı , tamam pipiyi ciddiye alın karşısında karalar bağlayın demiyorum ama bu kadar da alay edilmez ki, neticede o da kendi halinde bir organ.
Acı gerçek medya hakimiyeti olan sanatçılar rüşvetmiş, kara paraymış, adalet sisteminde olan bitenmiş pek ilgilenmiyorlar .
Her şeyi göze alıp bu ülke umurunda olanlar , fikirlerini söyleyenler elbette var, Üzümcü, Şebnem, Suzan Aksoy parçalıyorlar kendilerini, ve daha niceleri hemde taa başından beri üstelik şimdi de değil.
Sistemin kendilerine yapacaklarını bile bile baş kaldırmayı göze aldılar. Unutulmamalılar.
Ve medyamıza gelelim ;
Ak Parti iktidarı sürecinde medyamızda ‘Yorumcu’ , ‘Gazeteci’ , ‘Köşe Yazarı’ , ‘Analist’ kılığında bazı propogandistler zuhur etti , herkes böyle midir, elbette hayır aralarında çok değerli insanlarda var ama söz ettiklerim maalesef çoğunlukturlar ve medyamızı maskeli baloya çevirdiler.
Yolsuzluk, rüşvet, kara para meselesinde konuyla ilgili tartışmalarda ekranlarda öylesine çaresiz kaldılar ki , artık şimdilerde kendilerini , anılarını anlatıyorlar, bir nevi Hasan Cemal olma tutkusu sarmış benliklerini ancak anılardan bahsetmek için önce yaşamak gerekir bunlar daha dün kaşlarını alıp ben gazeteci değilim diyerek ekranlara paraşütle indiler .
Kimlerin bunları sahaya attığını anlatsalar anılarının bir anlamı olacak ama anlatmıyorlar .
Bir kısım bu konuyla ilgili sorular yerine göğüslerine takılı olduğuna kanaat getirdiğim teyplere basıp dış mihrak diyor başka şey demiyorlar.
Rüşvet, kara para meselesine maalesef cevap veremiyor konuyu dağıtmaya gayret ediyorlar .
Bazılarının şüphesiz bu durum onuruna dokunuyor , üzülüyorlar, hatta geçenlerde Hilal Kaplan namusu mücessem bir insan olduğunu kirada oturduğunu durup dururken beyan etme zorunda hissetti kendini.
‘Hırsızın ellerini keselim, ama ihtilal yapanın da başını keselim ‘ diye pazarlık ise Akil Hilal Kaplan’a yakışmadı .
Ortada bir ihtilal yok bu ne pazarlığı, kaldı ki hukuk devletinde elini kes, başını kes olacak öneri mi, şakası bile olacak iş değil, ciddiyse hiç olmaz zaten .
Bu tür insanları evlerinin mutfağında bile kesici aletlerden uzak tutmak lazım , bırakın ekranlara çıkarmayı.
Ekranlar vahşet önerilecek yerler değildir .
Kimileri ise medya şöhretlerini, medyada varlıklarını ‘Atatürk nefreti’ ne borçlular.
Hoş Atatürk gelse, ‘ Necef bırak benden nefret edenleri yaşarken de , öldükten sonra da başıma ne geldiyse beni sevenlerden geldi ‘ dese verecek cevap yok.
Ekranlarda , medyada o kadar çok yalan var ki, sanki her şey yalan gibi algılanıyor artık , bal yemeye bile çekinir olduk.
Yeni İçişleri bakanımızın soyadının doğrusunu kim söylüyor o bile belli değil .
‘Bundan alası can sağlığı’ cümlesinde ki ‘ala ‘ mı, yoksa mavi tüylü alakarga isminde ki ‘ala’ mı, sayın Bakan’ın kendisinden ilk icraat olarak ‘ala’ kaosuna son noktayı koymasını bekliyorum .
Yeni yılda yazmaya devam etmeye çalışacağım, kalpten gelen sesleri yazıya dökmek derdim , hepsi bu.
Bazen harfleri atlıyorum, imla meraklısı hiç değilim, yaşlandığım için yazarken fikirlerimi unutmaktan korkuyorum, sözler benden kaçmadan hızla yazıya döküyorum üstüne üstlük çok gözlüklüyüm , elinde kırmızı kalemle gezenler doğrusu umurumda değil, beni anlayanlar bana yetiyor .
Bu halimle bana gösterdiğiniz ilgiye minnettarım, bazen öyle sayılara ulaşıyor ki okunurluk beni resmen dolduruşa getiriyorsunuz, akranlarım torunlarının öykülerini anlatırken ben hala ülkemin öykülerinin peşinde dazara dazar koşuyorum, umutlanıyorum, kızıyorum, öfkeleniyorum, gözden kaçanları paylaşmaya çalışıyorum .
Ben sizden razıyım, sizde benden razıysanız Allah Sağlık verirse yeni yılda da geçinip gideriz.
Kısacası uzay boşluğunda koza yapmaya çalışıyoruz bu mecrada yazanlar, bir takım gözü pek iyi insanların gayretleriyle ayakta kalmaya çalışan sitelerde soluk alıyoruz, soluk alırken bulduğumuz oksijeni sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz.
Dayanıyoruz, işimiz umudu kesmemek, kestirmemektir.
Allah sağlık versin hepinize, hepimize ve ülkemize.
Sevgiyle efendim...




