MUHTEŞEM YÜZYIL ESİR KADINLARIN HİKAYESİDİR
NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Bu günlerde iki zıttı, çelişeni bir arada yaşamak demokrasi midir, bunu düşünüyorum.
Sürekli birilerini anıyoruz, unutmuyoruz, unutturmuyoruz. Ne var ki dilleri dahil herşeyi unutma döneminde ‘Türk’ler . Bir de unutulan dili anma gecesi yapılırsa şaşmayacağım.
Yok sayılanlar içinde hiç olmazsa mevlut okunsa diyorum isimleri verilmesede .
Ve bu sürekli ‘anma törenleri’yle eş zamanlı gecelerde ‘onur ödülü’ veriliyor, öyleki onur ödülü vere vere memlekette onursuz insan kalmadı.
Onur ödülleri veriliyor yerine ,dağıtılıyor demek belki daha doğru çünkü çoğu zaman ‘‘onur’u verenle , verilen ayrı bir sosyolojik inceleme konusu.
Ne tesadüf ki bunca onur ödülünün uçuştuğu şimdiki zamanda , gene en onursuz işlerin dillere düştüğü bir dönemi yaşıyor ‘Türk’ler.
Sayın Başbakan ise çaresiz bu bol onur ödüllü, anmalı düzenin başbakanı oldu, seçeneği yok .
Derken Başbakanımız ‘Muhteşem Yüzyıl’ la ilgili konuşunca mal bulmuş Mağribi gibi atladı medya .
Sayın Başbakan’ın herkesi kucaklayan bir özelliği var, eleştirdiği, karşı olduğu konularda bile karşı olduğu tarafa faydası olduğu muhakkak. Dizinin ömrünü uzattı.
Malum yasaklanma ihtimali iyi promosyondur, yasaklanma ayrı bir konudur.
Yasağın ihtimali rant getirir gerçeği insanı diri diri gömer. Genelliklele de fırtınalar yasaklanma ihtimali üzerinden kopar, yasaklananlara kimse bulaşmaz.
Burada ‘Muhteşem Yüzyıl’ etrafında dönen özgürlükçü, yasaklara karşı konuşmaların , yazıların hepsi neticede fikir, tahayyül etme özgürlüğüne yönelik olmayan sadece bir dizinin , olsa ne olur olmasa ne olur, başbakana karşı fikir özgürlüğü perdesinin arkasında savunulmasıdır.
Efendim Kanuni kaç yıl at sırtındaydı tartışması ise gerçekten ibretin kudreti bir tartışma, ata binmeyip otomobile binecek hali yok , zaten bana sorarsanız o yüzyılda motorlu aracı icat eden bir imparatorluğun başı olsaydı , bir otomotiv imparatoru olsaydı ve hiç ata binmemiş olsaydı hepimiz için daha iyi olurdu , kısmet değilmiş, biz zaten icat yapma hususunda hala epey gerideyiz , bundan rahatsızlık duymayıp Kanuni’nin at sırtında geçen yıllarının hesabını tutan bu günün zihniyetine pes !
Mohaç’ meydan muharebesindeki at sayısı kadar eyer düşsün başınıza (düşman ordusundakiler dahil ).
Kadınlara şiddetin çok ciddi bir noktada olduğunun açığa çıktığı günümüzde bu dizide rahatsızlık veren nokta ‘Harem’ in fevkalde bir eğitim ocağı olduğu , saklı cennet imajını bu dizinin yerle bir etmesidir. Genetik özellik taşıyan maşist zihinler çok sinirlenmişlerdir, yoksa Kanuni filan umurları değildir.
Harem sahnelerine gelince ‘womanizer’ padişahların yaşadıkları dönemlerin diğer monarklarından pek farkları yok hepsi kadın meraklısı, çapkın adamlar işlerinin avantajlarını kullanıyorlar, hoş kafasında taçla , dolaşan adamlara aşık olan kadınların aklına şaşmak lazım .
Borgias’ın , Henry’nin ,Lui’nin, metresi olmak için sıraya giren kadınlarla bizim harem garibanları arasındaki fark önemli.
Krallar, papaların metresleri epey gönüllüler ve esir değiller.
Hatta Saray’ın içinden bu kadınlar , ve çoğunun eşleri, babaları maiyet görevlileri. Bazılarıda Kraliçenin nedimeleri bu işi daha da iğrençleştiriyor.
Zaman zaman ağabeyleri, babaları, hatta eşleri krala yakın olabilmek için bu kızları teşvik ediyorlar, mide dayanmaz.
Bizim harem garibanları ise esir alınmış, ganimet faslından ailelerinden koparılmış, kaçırılmış kızlar, baba adları ‘Abdullah’ .
Kaçma imkanları yok, yaşamak için savaş veriyorlar ve bu savaşta kadınlık gururu söz konusu değil. Baş kaldıranlar var elbette ama onların öykülerini daha seyretmedik.
Padişaha kendilerini beğendirmek birinci sınav, sonrası birbirlerini yiyerek ayakta kalma savaşı, gelecek çocuk doğrumalarına bağlı , ve sonra çocuklarını korumak için ellerini kana bulamak , uyanık olmak yaşam biçimleri.
Harem esir kadınların hikayesidir.
Oyunun kuralını kabul etmiş , baş kaldıramayan, birbirini ve birbirlerinin çocuklarını yiyen esir kadınların hikayesi.
Padişah için batı sarayları gibi bir aile yok, aile sadece annesi varsa kız kardeşi .
Çoğu kez , baba düşman, kardeşler düşman , babanın diğer eşleri düşman hatta evlatlar düşman, karındaşlar düşman, buna aile mi denir ?
Bu noktada batı monarkları iki yüzlü , her haltı karıştırıyorlar ama aile kavramı var, kraliçe, prensler, prensesler, metresler, veliahtlar, gayrımeşrular hepsinin yeri belli. Tahta çıkma sırasında bir meşruiyet tartışması yok, bol cinayet , entrika var ama annesi kellesini verse de kız çocuk ( Elizabet) tahta çıkıyor.
Haremde ise kapışın diyor gelenek ! Sağ kalan anne ve çocuk kazanır.
Ortada ne aşk var, ne huzur, sadece esir kadınlar var.
Ve bu esir kadınlardan doğmuş çocuklardan biri Padişah oluyor.
Kadınların etnisiteleri , dinleri çeşitli , fark etmiyor Padişah için , nasılsa Kelime-i Şahadet getiriyor Müslüman oluyorlar .
Daha sonra bu esir kadınların belli etnisite açısından baskın oldukları dönem ilginç, bilhassa Sultan Abdülhamid dönemi. Sanki bu dönem artık kadınlar değil Padişah kadınlara esir olmuş gibi, kırılma noktası daha önce başlıyor.
Titrleri var, Kadınefendi, Baş Kadın, İkbal, Gözde numaralar veriliyor birinci, ikinci vb...
Bu esir kadınlar oğulları Padişah olursa gerçek saltanata nail oluyorlar, oğullarını o güne getirebildikleri için .
Birde hayırseverler , çok çalışıyorlar para kazanıyorlar ya, Selatin Camii diye böbürlenilen camiiler yaptırıyorlar , hala bu camiilerin mimarileri önder oluyor günümüzün kadın mimarlarına, ilham kaynakları Mimar Sinan ise , ilham alacakları pek çok küçük camileri var Sinan’ın , ama kimseden ilham almadan yaparlarsa bence daha özgür ve özgün olurlar.
‘Muhteşem Yüzyıl’a dönecek olusak naçizane kanaatim mesele at meselesi değil, avrat meselesi.
Harem kadınlık onurunun yerle bir olduğu, kadınların birbirlerinin kurdu olduğu bir yerdir.
Bu oyunun bozulması yüzlerce yıllık erkek egemen geleneğinin hoşuna gitmez.
Hala metresi olduğu adamın cenazesinde adamın eşinin elini öpen kadınlar var.
Bu davranış harem geleneğinin devamı değildir de nedir ?
Yıkılmalıdır.
‘Harem’ geleneği dizide izlenince mide bulandırmıştır, meselenin köküne ışık tutmuştur dizi, uykudaki kadınlar uyanmıştır.
Asıl rahatsız eden gerçek budur.
Meral Okay’ı bu uyanışı yarattığı için sevgiyle, rahmetle anıyorum.
Artık kadınlar ne Hürrem’in ne de Mahidevran’ın yerinde olmak ister , empati yoktur bu dizide, hatta Kanuni’nin yerinde olmak isteyen olabilir mi veya kelle koltukta saray koridorlarında dolaşan Pargalının yerinde ?
Tarihi tekerrür ettirme sevdasındaki maşist beyinler elbette öfkelenecektir.
Bu öfke yapımcıya rant olarak dönecektir, ayrıca bakın dizilerimiz 65 milyon dolar döviz getirmiş...
’Muhteşem Yüzyıl’ı şuan Ortadoğu, Balkanlar ve Türk Cumhuriyetleri’nde 150 milyona yakın kişinin izlediğini tahmin edebiliyoruz. 2006’da bir saatlik bile ihracat yokken, 2011 yılı sonu itibarıyla 10 bin 500 saat dizi ihracatı yapmış durumdayız.” diyor Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürü Dr. Abdurrahman Çelik...
Başbakan ne yazık ki bu zihniyetlerin toplamının başbakanıdır ve seçeneği yoktur.
"Sultan Süleyman’ı biz öyle tanımadık" deyip çıktı işin içinden, ne deseydi aşağı tükürse medyası yukarı tükürse tabanı...
Sevgiyle kayda geçiriyoruz...




