TELEVİZYON İZLİYORUM ÖYLEYSE VARIM!
NECEF UĞURLU / KAYDA GEÇSİN
Türk televizyonlarını izledikçe insan derin düşüncelere dalıyor. İnsanı düşünmeye sevk eden bir yapısı var televizyonlarımızın.
Ne mutlu Türk Televizyon izleyicisiyim diyene.
Şahsen , bizim televizyonları izlemesem kendi kendime bu soruları sorar mıydım ?
Mesela ;
‘Hayatın Şifreleri’ var mı ? Varsa şayet, neden biz bilmiyoruz Çelakıl biliyor ve aklımı çeliyor ?
Fırtına sever bir yayıncılığımız var, ‘Beyin Fırtinası’ , ‘Düşünce Fırtınası’ fırtınalı programlarımızdan bazıları , dahası var mı, gelecekte bir düzine daha olacak mı bilmem beni aşar. Bildiğim bizimkilerin ki fırtına sever bir yayıncılık, hani kırk kere söylenirse olurmuş ödüm kopuyor bir Katerina misali fırtına kopar mı bizde de diye.
Hukuk tartışılıyor, güzel .
Yargı sistemi tartışılıyor güzel , tartışmasız demokrasi olmaz, ancak bizim televizyonlarda tartışıldıkça , insanın aklına karpuz kabuğu gibi tartışılamayanlar düşüyor ve anlıyorsunuz ki bizim ekranların tartışmalarında tartışılamayanlardan giderseniz hakikati bulma ihtimaliniz yüksektir.
Hep izledikçe düşünüyorum;
Adliye Saraylarının mehabeti, yani yüceliğine uygun yapılar önemli , peki elli kapılı bir adliye sarayı olur mu ?
Hapishanelerin önüne mahkeme salonları kurmak doğru mu ? Hani burada yargılarım hemen arkaya tıkarım gibilerden bir algı oluşmaz mı ?
Bakın hep bu düşünceler aklıma televizyonlar sayesinde düşüyor, zihin açan bir yayın politikası var bizim TV’lerin.
Deprem hoş bir olgu değil bizim ekranlar depremi nedense sevimli kılmak için ‘Deprem Dede’ icat ettiler , evet bu da son derce depreme duyarlılığı körükleyen bir davranıştı.
‘Dede’ lik şartları ülkemizde zaten çok ilginçtir, yıllar önce yaşlı bir adam filimde ‘Kari istirem’ dedi yılın dedesi seçildi, ne tonton değil mi !
‘İlk’ de çok önemlidir ekran dünyamızda, takdir hissi kalmayan bir insan grubu var ekranlarda her şeyin ilkini kendilerinin yaptığını vehmeden , halbuki söyledikleri sundukları defalarca yapılmış ama onlar ilk olmak istiyorlar yakında biri çıkıp ampulü icat ettiğini açıklarsa asla şaşırmayacağım hatta ne zaman diye bekliyorum.
İçeride ki meslektaşlarına ağıt yakarak dışarıda kahraman olunan tek televizyon dünyası da bizimki, fikirlerinden dolayı içeridekiler haberiniz olsun sayenizde kahraman Ayşenur oldu , lesson one; yayın gece hayatı gibi devamlılık ister ne yapıp dışarıda kalacaksın haa sonra içeridekileri acındıracaksın !
Ekranların yerini bulamamış mağdurları ayrı konu, aslında bazıları ekranlarda her yeri , diziyi denemiş ama olmamış , verilme arsızı olmuşlar, kısaca tutturulamamışlar ‘looser’lardan mağdur zenginler yaratma fikrini de ekranlarımızın zekice bir tutumu olarak görüyorum.
Ekran alınganlıkları , ki çoğu lüzumsuz , ekranların ayrı bir boyutu , örneğin ; İngiliz Türkiye’ye gelmiş polisiye film çekiyor, fragmanda Türkiye’yi iyi göstermemiş sen misin göstermeyen, hayda bir alınganlık bir alınganlık , adam Türkiye tanıtım filmi mi çekiyor ? Kaldı ki bu filimciler mısırçarşısı, Topkapı, Kapalıçarşı damlarına meraklıdırlar habire damda çekip giderler (Missing dizi son bölüm) kaldı ki bazı yalılar uluslararası kaçakçı karışık adamların evi gösteriliyor, ne yapacağız şimdi ? Yalılara hakarete girer mi bilmiyorum.
Bütün bunların içinde kendi kendine oluşan bir mizah var, Türk Televizyonlarının tabiatının dengesi diyelim, melodramın acıklı sahnesinde birden aşağıda reklam ‘Klozet kapağını değiştirme zamanı’ yazar mesela , izleyiciyi şaşırtırlar büyük düşünür bizim yayıncılarımız.
Adamın adı Ali kaptan finalde intihar sahnesi lazım fakat öldü mü kaldı mı belli olmasın isteniyor , olur a belki tekrar çıkar ortaya yıllar sonra tamam peki, ancak adam Kaptan üstelik sandaldan denize balıklama atlamak suretiyle boğulma , intihar gene bizim dizide.
Derken devlet adamları, yöneticiler bazen dizilerdeki karakterleri sahi sanıp örnek davranış bekliyorlar. Bu konuda Behzat Ç illa rol model olsun, onu adam edelim arzusu resmi görevlileri çok sevimli yapıyor , ne saf temiz adamlar üstelik çok komikler. Olduğu gibi kabul edin şu Behzat’ı bu adam sizi dinlemez.
Derken giyim kuşam hususunda Polat örnek veriliyor , Polat vatansever çocuk tamam da iki kusuru var kötü giyiniyor ve hangi kadınla el sıksa kızlar hakkın rahmetine kavuşuyor öyle ki baş rol oyuncularının aynı setten aşk yaşama geleneği bu yüzden bozuldu ve Polat karakteri başka diziden sevgili bulmak zorunda kaldı ,iyi ki Sultan Süleyman’a ayıp oldu diye ayağa kalkmadı muhafazakarlar.
Kendi kendime boş ver diyorum Türk Televizyonlarını seyrederken sen sen değilsin.
Bizi biz yapan özelliğimiz yönetilemezliğimiz , televizyonların yönetilememesi de gücümüzün bir parçası.
Belki bu yüzden hala ayaktayız .
Öte yandan peşinde olduğumuz hepimizin hakkı olan barış, iç huzuru çocuklarımızın güvende olduğunu hissetmemizle mümkün.
Bu mesele çocuklu dizi yaparak halledilmez.
Televizyonlar bize bu iç huzurunu veriyor mu ?
İç huzuru başkalarını değiştirme , formatlama , yalan illüzyonlar yaratarak gelir mi ?
Bakın televizyonlar sayesinde soruyorum, demek ki varım.
Sevgiyle...




