NEREDEN ÇIKTI BU MUHAFAZAKÂRLIK TÜRÜ?
NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Muhafazakarları yerleşik düşüncelere, anasının eteğine yapışan çocuklara benzetirim. Annelerinin arkasında duran utangaç, tedirgin tanımadıkları, bilmediklerine yabani masum çocuklar.
Hani gel dersin gelmez daha beter saklanırlar ve hayata , yeni gördüklerine karşı kuşkularla dolu ama tertemiz kalpli çocuklar .
Son derece sevimlidirler, bu çocuk ruhları bazen büyüyünce de devam eder. Onlar kimi hallerde ağabeylerimiz, ablalarımız, annelerimiz, kimi durumlarda babalarımız, dedelerimiz, dayılarımız, halalarımız , dostlarımız olarak hayatımızda yerlerini alırlar, ve geçinip gideriz çoğu zaman.
Geçmişi sorgulamaktan kaçınırlar korkuları geçmişten miras kalan değerlerin bu sorgulama esnasında yitip giderse korkusudur, çocuk ruhludurlar.
Satmazlar, atmazlar , laf ettirmezler bu yüzden , ama sevimlidirler ve vazgeçilmezdirler.
Muhafazakarlar evet çocuk gibidirler, denize girmek için bin dereden su getiren bir kere girip özgürlüğün tadını aldıktan sonra çıkmak bilmeyen çocuklar gibidirler.
Tek sevimsizleştikleri alan siyasi alandır. Bizi yönetme bağlamında kısıtlamaya çalıştıkları için.
Muhafazakarları yobazlar , dar çevrecilerle karıştırmamak lazım.
Muhafazakar siyasal düşüncenin çıkış noktası da aslında kötü niyetli değildir ; ekonomiyi sağlam tut, güvenliği güçlendir ve aile değerlerini kuvvetlendir gibi üç temel taşı vardır .
Ne var ki ekonominin globalleştiği , güvenliğin dünya ile bütünleşmeden sağlanamadığı bir dünyada muhafazakarlığın yeniden gözden geçirilmesi zaruri. Bu yüzden entellektüel anlamda sert muhafazakar siyasi çıkışlar yapan siyasetçilerin gülünç olma ihtimali yüksektir.
Her gün kadınların şiddet gördüğü, öldürüldüğü bir toplumda aile değerlerini Behzat Ç’yi Savcı Hanımla evlendirerek çözmek mümkün değildir. Hatta bütün dizleri evli çiftler arasında geçirmek, herkesin evli olduğu diziler de toplumun aile bağlarını kuvvetlendirmez olsa olsa kötü ve inandırıcı olmayan bir dramaturji olur ve asıl yozlaşma budur.
Muhafazakarlık tarihsel geçmişinden gelen büyük devlet olma ve yurttaşlarına yetkinlik verme alışkanlığı olan toplumlar içinde zor zanaattır.
Hem gelişir dünyaya ile uyum sağlarken hem de geçmişi ayak bağı yapmadan yüklenmek ve dengeyi kurmak entelektüel birikim kadar olgunluk, tolerans ister aksi halde Kanuni içer miydi, içmez miydi gibi güdük tartışmalarda kapana sıkışırız. Köklerini tarihten alan pek çok dert olan meselemiz ancak böyle çözülür kalplerimizde.
Bunun için bıkmadan usanmadan ‘Hümaniter Bilimler’ derslerini öneriyorum, medya okur yazarlığı gibi bir uyduruk derse gösterilen itibar gösterilmiyor ne yazık ki.
Hayat tecrübesi bana liberalizm , ve muhafazakarlığın dengeli bir karmasının geçmişle bağları koparmadan , inkar etmeden geleceği keşfe çıkmak zorunda olduğumuzu hatırlatıyor.
Halkı halkın parasıyla rüşvete alıştırma kötü bir yönetim tarzı .
Halkına en merhametli, en sevecen, en şefkatli devlet halkını devlete ve televizyonlardan dağıtılan ianelere hayır hasenat tacizcilerine muhtaç etmeyen düzeni kuran değil midir, ?
Aykırı düşünceleri değerlendiren yenilikçi siyaset fena mı olur ?
Yoksa liberal ve muhafazakar düşünce arasında ki şaşırtıcı benzerlik ve pozisyon değişikliklerini (Öyle iken böyle olmalar, karşılıklı yer değiştirmeler ) yüzlerce yıl tartışmak mümkün, eğlenceli de , itiraf edelim liberalken muhafazakar saçmalamalar , muhafazakarken mahçup liberalleşmelerle akım kakım konuşanları , derken yobazlıklarla madara olanları izlemek hepimizi güldürüyor eğlendiriyor. Lakin vakit yok dünya ‘Dur şimdi Türk’ler eğleniyor, kafa buluyorlar, onları bekleyelim’ demiyor.
Sanatlı bir yaşam istiyorsak, yani şiirli, resimli, heykelli, danslı, müzikli, tiyatrolu, öykülü, romanlı, filimli, bireyin özgür olması yetmez.
Sanatın , sanatçının özgür olması da yetmez.
Özgür toplum gerekir.
Sanat özgür, sanatçı özgür ama toplum değil, olacak iş mi ? Olmadı zaten. Bunu liberal olduğunu varsaydığımız özgürlükçü sanat kesimi göremedi.
Muhafazakarlar ise aslında bu durumu fazla önemsemiyor, bir bölümü zenginliğe sarmış vaziyette bir bölümü de dine.
Özgürlükçülerin neye sardığı belli değil Belediye ve Devlet Tiyatrolarıyla sınırlı kalmış durumda.
Ne var ki muhafazakar düşünce arasında , tek tip manevi ve moral değerlerden başkasını kabul etmeyen herkesi bu tarz düşünce yoluna sokmak isteyen , dizilerde ki çiftleri bile evlendirmek arzusuyla yanıp tutuşan yarı resmi diyeceğim çünkü bazı iktidar siyasetçilerinin ve yandaşlarının ağızlarından çıkıyor bu sözler ve bize yakışmayan hatta iktidarın yenilikçi ilerici yanına hiç uymayan yeni bir yobazlık türü çıktı, ötekileştirmekten şikayet ederken ötekileştiriyor hatta daha da ötesi ağzı bozuk bir lanetleme ve tehdit içinde.
Pay kavgasında bir muhafazakarlık ve ilericilik masumiyetini kaybediyor.
‘İlericiler’ hep ileri gitmekten korkmuşlardır ve ileri gitmeseler de zor durumda kalmışlardır .
Fakat tarihimizde ilk defa sanat tartışmaları sebebiyle muhafazkarlar bu yeni moda muhafazakarlık türü sebebiyle fena halde zor durumda kalmış görünüyorlar.
Kayda Geçirelim efendim.
Sevgiyle...




