DEPREM ÜZERİNDEN EKRANLARDA KÖRDÖVÜŞÜ
NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Özellikle doğal afetlerin veya savaşların neden olduğu olağanüstü hallerde toplumun değerleri üzerinde iddialı medyamız inisyatifi ne yazık ki şuursuzca ele alıyor ve halkı suçlamaya varacak noktalara kadar dayanıyor.
Medyada depremzedelere yardım programlarına halkın ilgi göstermediğinden şikayetçi olan bunu ‘duyarsızlık’ olarak gören yanlış algıya, örtmece yapmadan ama gene de edeb-i kelamla iki çift laf etme zamanıdır .
Kardeşlik, birlik, beraberlik deprem gibi bir felaketle mi bizi sınadı? Deprem olmasa bölünecek miydik? Medyada ki yaygın kanaat budur.
Deprem felaketinin bizleri kenetlediğini düşünenler ve birlik, beraberlik ruhu için depremlerden medet umanların ‘değerler’ ile ilgili ciddi problemleri olduğunu düşünüyorum.
Her insan kalbi olarak doğruyu yapmak ister, lakin doğruyu yapabilmek için doğru düşünmek gerekir. Ekranlar doğru düşünen, donanımlı insanların elinde değil, artık bunu kabul etmemiz gerekir. Medyanın bu hali hepimizin altında kalacağı ve içinden çıkamayacağımız bir göçük haline geliyor.
Toplumların değerleri, sorunlarını çözmedeki akılcılıklarında belli olur. Adalet, iyilik, cömertlik, müsamaha bu aklın içindeki değerlerdir şüphesiz . Ama anlaşılan o ki, ekran dünyası her biri illüzyon olan dizi kahramanlarının bağış toplamasını ‘iyilik’ onların topladığı yardımları izleyen, alkışlayan grubu değerlerine sahip, izlemeyenleri duyarsız zannediyor.
İnsaf ! Bu halk 40 milyar deprem vergisi ödemiş bir halktır ekranlarda toplanan ve çok konuşulan para ne ki. ‘ Battaniyeler gökten inmiyor parayla alınıyor’ diye sayı saymasını bilmeyen ezberden konuşarak ezber bozmaya kalkan çok bilmiş bilsin ki dünyanın 16 . büyük ekonomisi olmakla öğünen devletimizin showmenlerin, kutlamayı göbek atmak zanneden kültür yoksunu ekran dilberlerinin ianelerine ihtiyacı yoktur. Tam aksi onların devlete ve halka ihtiyaçları vardır. Yılardır fazlasıyla müsamaha görmektedirler.
Yardım etmek isteyenler , görünmeden sessizce devletin veya sivil toplum kuruluşlarının verdiği hesap numaralarına paraları yatırabilirler. Bu ekran kepazeliğine artık bir son vermenin zamanıdır.
‘Yardımlar yerlerine ulaşıyor muymuş acaba ?’ diye şüphelenen var ise ekranlarda kafasına göre organizasyon yapacağına elinde muhabirler var, düşsün şüphesinin peşine, yapsın haberi , yakalasın istismar edeni, yanlışı, gazetecilik yapsın gazetecilik. Yok gazetecilik sabah programında akşam iane gecesine katılın diye halkı gaza getirmekse gelmiyorlar işte.
Toplaya toplaya topladığınız hemde 18 kanal bir olup komik bir rakam.
Samanyolu tek başına 18 kanaldan daha çok yardım topladı, şimdi ‘Memleket Fethullahçı oldu ‘ mu diyeceksiniz ?
Hayır, sadece o televizyon kanalının yapısı bir sivil toplum örgütlenmesinden yükseldiği , yaptıkları işler ortada olduğu için itimada şayan bulundular.
O sanatçılar olmasa da aynı parayı toplarlardı , (bence keşke öyle yapsalardı ). Yardımın doğru yere vardığı gönül rahatlığını verdiler izleyiciye , yaptıkları diğer işler laf değil iş ürettiklerinin ispatı olduğu için halk itimat etti . Şimdi ratingler yalan mıymış, yanlış mıymış onu konuşuyor kaybedenler. Kaybetmesini bilmeyen yas tutmasını nereden bilecek diyesi geliyor insanın.
Dizileri kan kanseri hasta çocuktan geçilmeyen, felaket hikayelerine sarılan bu ekran zihniyeti depreme böyle yapışır ve ne yazık ki siyasetçileri de kandırır onlarda sıram sıram canlı yayına bağlanırlarsa iş Cumhuriyet Bayramı’ nı kutlasak mı kutlamasak mı noktasına geliverir tabii olarak.
Şu düşündükleri şeye bakın, Kutlama anlayışı çiftetelli oynamakla mı sınırlı ?
Ekranlarda maalesef öyle. Folklor gösterisi, Halk müziği , Türk Sanat Müziği , Klasik Batı müziği programlarını özel bir televizyonda izleyen varsa bana haber versin.
Cumhuriyet Kutlamaları nasıl sorun olabildi ! Akıl edenin ‘Yas Yarışı’ kutlu olsun, büyük bir icada imza attı. İktidarı da tarihe böyle kayda geçirdi.
Türkiye’nin çok ciddi can kayıplarıyla dolu Deprem Tarihinde. 1900 yılından bu yana en şiddetlisi 7.9 olarak kaydedilen 90 büyük depremde, resmi verilere göre 82 bin 372 kişi hayatını kaybetmiş.
Geçen yüzyılda ülkede kaydedilen en yıkıcı deprem, 26 Aralık 1939 tarihinde Erzincan'da meydana geldi. Kış şartlarının yaşandığı bu dönemde 32 bin 962 vatandaş hayatını kaybetti. Yurt çapında ulusal yasın ilan edildiği depremde, yıkımın yanı sıra soğukla da mücadele eden depremzedelere, ancak iki gün sonra ulaşılabilmiş. Ama Cumhuriyet Bayramı kutlanmış. Bu büyük acılarda bizi ayakta tutan Cumhuriyettir ve onu her şartta kutlamalıyız, kutlamalıydık.
‘Yaşasın Cumhuriyet’ diyebilmek daima çok acılara mal olmuştur bu millete. Şimdi verdiğimiz yüzbinlerce şehitlerin aziz hatıraları karşısında Cumhuriyet’i kutlamakla bunca sene ayıp mı ettik? Acaba Kurban Bayram’ı için takdir ne olacak ? Kutlayacak mıyız kutlamayacak mıyız? Adında değişiklik düşünülüyor mu acaba?
Yoksa bu yıl kurban kesmek yerine ihmale, kötü yönetime, veya Mehmet Altan’ın ısrarla vurguladığı ‘Hırsız’lara kurban ettiğimiz yurttaşlarımızın anısına başka şeyler mi yapacağız. Talimat bekliyorum.
Yardımseverlik, hakkaniyet, iyilik gibi fıtri özelliklerini muhafaza edebilmiş olan insanlar felaketler sonrası yas tutmaktansa felaketleri önlemek için çaba sarf eden cesur insanlardır.
İyi insanların birlik olup sosyal dayanışmayı (innate social solidarity , İngilizcesini de yazıyorum Türkçe derdimizi anlatamaz hale geldik ) sivil toplum örgütleriyle sağladıklarını görebiliyoruz. Sivil toplum örgütlerinde çalışan insanlar boşuna yürüyüşler, protestolar yapmazlar , karşı çıkışlarının, bağırıp çağırmalarının , üzerlerine sıkılan tazyikli sulara, biber gazlarına rağmen direnmelerinin nedeni olası çok daha büyük felaketleri önlemektir.
Sivil itaatsizlik ahlakı budur. Ortak bir insanlık derdine son vermektir murad.
Ülkemizde sivil itaatsizlik ciddi olarak sindirilmiştir.
Yerine konan dizi kahramanlarından ‘yardım show’, ahlak, iyilik, bilgelik derslerini dinlememiş halk, canına tak dedi çünkü.
Şimdi sizi dinlemedi, izlemedi diye halkı doğrayacak mısınız?
Görünen o ki ; RTÜK’ün, hükümetin gücü edepsiz medyaya yetmemektedir.
Garip ama bir başka gerçekte dünyada ilk defa olmaktadır, Sayın Başbakan medyayla mücadele ederek iktidara geldi, şimdi kendi medyasıyla mücadele ederek iktidarını korumak zorunda kalıyor. Böylesi görülmemiş.
Bazen öyle anlar oluyor ki, Sayın Başbakan’a yaranmak için konuşanları gördükçe Mevlana’nın şu sözlerini anımsamamak imkansız ;
‘…Lakin bir lafa bakarım laf mı diye
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye’.
Deprem konusuna dönecek olursak...
Elbette depremleri önlemeye insanoğlunun gücü yetmez, ama depremlerin neden olduğu can kaybı ve hasarı en aza indirmek mümkündür. Bu anlamda meselenin can alıcı noktası ; Prof. Mehmet Altan’ın Kanaltürk’de Tarık Toros’un programında cesaret ve ısrarla defalarca tekrar ettiği gibi Avrupa birliği normlarına uygun olarak çıkartılan sonra delik deşik edilmesine muhalefetinde bal gibi göz yumduğu Kamu ihaleleri yasası birinci derecede önem taşımaktadır.
Bunun için sokaklara döküldük mü ? Hayır.
Mecliste bu yüzden ciddi müzakereler, muhalefetin çıkışları oldu mu ? Hayır.
Avrupa Birliği katılım sürecinde balığa konulacak standartları , Ajda Pekkan’ın Avrupa’ya etkilerini anlatan siyasetçi acaba bu kamu ihaleleri yasasının başına gelenlere dikkatimizi çekti mi ? Hayır.
Felaketi önlemek için yapılması gereken nelerdi, hangileri yapıldı, veya eksik kaldı ve yukarıda ki soruları medya soruyor mu ? Hayır.
Medya sabahtan akşama çadır derdinde . A Haber'de Aktaş’ın konuğu Sayın Kadıoğlu (ilk ismini ekrana bir türlü yazmadılar, soyadı ile idare ediyorum) afet yönetiminin çadır temini olmadığını gayet güzel anlattı. O da ‘önlemek’ ‘Önlem’den bahsetti. "Çadırda kimse yaşayamaz, nakledin güvenli yerlere depremzedeleri dedi" mealen.
Elbette aklıbaşında insan sayımızda bir sıkıntımız yok, sorun aklı başında olanlarla goygoycular arasında seçim yapamayan medya zihniyetinde .
Hemen depremin akabinde TV 8’de Erkan Tan’ın programına konuk olan ODTÜ’lü Prof. Haluk Sucuoğlu’nu umarım bir daha davet ederler Türkiye’nin yaşadığı ‘Müteahhit’ faciasını açık yüreklilikle anlattı. Ama nafile , medya hala ‘Çadır’la bozmuş vaziyette , Kızılay başkanı ‘ağlayacağım’ derken yerden göğe haklıydı. Medya kurban peşinde, medya felaket öyküleri peşinde, aslında kalan çadırlara bu yayınları yapanları yerleştirmek ve mecburi ikamete tabii tutmak en hayırlısı, eksilerde bir kış geçirsinler belki soğuk, nem zihinlerine iyi gelir.
Hasılı, depremin ardından kendisine yardım olarak gönderilen montun içindeki notu bulup ‘ kardeşim bir gün sende düştüğünde ben de seni kaldıracağım ‘ diye cevap yazanın hikayesi pek beğenildi. Yakındır dizisi yapılır. Hatta yapımcılar montu göndereni, alanı oynatmak için arıyorlardır bile.
Almanya’da 50 yıldır yaşayan bir yurttaşımız bu hikayeyi ekranlarda tekrar ederken ağlaya ağlaya hal oldu, ölenlere, yaralananlara, hala göcük altında olanlara , önlemsizliğimize bu montta ki nota döktüğü gözyaşını dökmedi. Almanya’da Müslüman mezarlığı istiyormuş, ama kendisi vatanını çok seviyor ölünce cenazesinin vatana nakli vasiyeti, fakat orada niye mezarlık istiyor anlaşılır gibi değil, Allah Gecinden Versin ölünce vatana dönecek nasılsa. Vatanını çok seviyor ama yaşarken dönmeye de hiç niyeti yok , bu da elli yıldır Almanya’da yaşayanımız , bilmem anlatabildim mi!
Olan bitenin geçirebildiğim kadarını kayda geçiriyorum efendim.
Sevgiyle...
Not : Meraklısı için Türkiyenin Deprem Tarihi




