RTÜK Tasarısı'nda bütün yollar ANAP'a çıkıyor. Kendisini çok iyi tanıyanlara göre RTÜK Tasarısı'nın Meclis gündemine sokularak Çankaya'ya havale edilmesi, Mesut Yılmaz'ın yaptığı, dahiyane bir plandan ibaret. Bu plan tamamlandığında, Yılmaz dışındaki bütün siyasi ve medyatik figürler yıpranmış, toplum yorulmuş olacak, medya patronları ise hiç bir şey elde edemeyecek. YILMAZ; RTÜK'LE
ŞEYTANI YORUYOR! Toplumun bütün kesimlerinde alay konusu olan RTÜK Tasarısı, Ecevit-Bahçeli-Yılmaz koalisyonunun gece nöbetiyle Meclis'ten geçirildi. Şimdi bütün gözler Çankaya'da. Bildik tabirle top Cumhurbaşkanı'nda. Köşk'teki MGK Krizi'nden önce olsa, herkes tereddütsüz "Cumhurbaşkanı bu komik tasarıyı geri çevirir." derdi. Ancak Kriz sonrasında gelen bütün yasaları onaylayan ve Saadettin Tantan'ın Beyaz Enerji'ye kurban verilmesine kadar "yolsuzluk" kelimesini ağzına almayan Cumhurbaşkanı'nın ketum tavrı, RTÜK konusunda da "acaba" dedirtiyor. Bu nedenle tasarıya karşı çıkan sivil toplum örgütleri Cumhurbaşkanı'na yönelik "imzalamayın" kampanyası başlatmaya hazırlanıyor. Ancak, tasarının Meclis'ten geçmesi sağlayan tek nöbetçi genel başkanın Mesut Yılmaz olduğu düşünüldüğünde, bütün planın Cumhurbaşkanı'na yönelik yapılmış olabileceği ihtimali de akla geliyor. TASARININ EVVELİ AHİRİ RTÜK Tasarısı, Kemal Derviş'in Ekonomik Program'ının hayata geçirilmesi için öncelikle olarak Meclis'ten geçmesini istediği kanunlar paketinin arasına sıkıştırıldı. Dahası, en öncelikli olarak görüşülmesi sağlandı. Tasarının Ekonomik Program paketiyle ilgisi de yoktu. Ekonomik kriz açısından mücecceliyet kesbetmemişti. Buna rağmen Meclis'e dayatıldı. Bu dayatmanın olduğu günlerde egemen medyanın hükümete ve özellikle hükümetin ANAP kanadına yaklaşımı gözönüne alındığında, "müecceliyet"in sadece Mesut Yılmaz açısından geçerli olduğu görülecektir. O günlerde ANAP ve Mesut Yılmaz'a karşı Doğan Grubu arasında son derece sert ve soğuk rüzgarlar esiyordu. Beyaz Enerji, Mavi Akım ve Etibank'ın Bilgin Grubu'na verilmesiyle ilgili haber ve yorumlar manşetlerde kol geziyori, Yılmaz sürekli olarak sıkıştırılıyordu. RTÜK Tasarısı Meclis gündemine sokuldu ve ANAP ve Yılmaz'la ilgili bütün olumsuz haberler bıçak gibi kesildi. İktidarın DSP ve MHP kanadına mensup milletvekilleri bile, gizlemeye, fısıldamaya gerek duymadan RTÜK Tasarısı'nın Beyaz Enerji'ye karşılık Mesut Yılmaz tarafından Meclis'e getirildiğini söylüyorlardı. Yılmaz; ANAP'a ulanan yolsuzluk haberlerinin önünü acil olarak kesmek zorundaydı ve bunu yapmak için tek çaresi RTÜK Tasarısı idi. Zaten egemen medyanın koalisyonun en zayıf kanadına yüklenmesi de, RTÜK Tasarısı'nın gündeme gelmesini sağlamak içindi. Al gülüm ver gülüm operasyonu başarıyla sonuçlandı ve RTÜK Tasarısı Meclis'ten geçirildi, ANAP medya topunun ağzından çekildi. VETOYA YÖNELİK HESAPLAR Ankara'daki siyasi çevrelerle yaptığımız görüşmelerden çıkan sonuç şu: Her şey Mesut Yılmaz tarafından ince bir siyasi taktik olarak dizayn edildi ve bütün hesaplar, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in RTÜK Tasarısı'nı geri çevireceği ihtimaline göre yapıldı. Şu anda RTÜK Tasarısı'na karşı çıkan bütün kesimlerin tek umudu haline gelen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer; aynı zamanda Mesut Yılmaz'ın da kurtuluş noktasıydı. Neredeyse bütün milletvekilleri gizli ya da açık şekilde RTÜK Tasarısı'na karşı olan Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli'nin "ikna edilmesi" de "Cumhurbaşkanı'ndan Veto Yiyecek" hesabıyla gerçekleşti. Yılmaz'ın; sadece "zamana" ihtiyacı vardı. Tasarının; Meclis'te görüşülmesi ve Cumhurbaşkanlığında bir karara bağlanması arasındaki süreçte, medya ANAP'ın yakasından düşecek, bu sırada Yılmaz da gerek kabinedeki ve gerekse bürokrasideki "pürüzleri" halletmiş olacaktı. Nitekim; RTÜK Tasarısı'nın Meclis'te görüşüldüğü süre içinde bürokratik ve politik pürüzler egemen medyanın desteğiyle "halledildi", titiz savcılar ve jandarma; Sabah Gazetesi'nin barındaki skandal komplo ile dosyalardan uzaklaştırıldı. Geriye sadece "aramızdaki hain" Saadettin Tantan kalmıştı. YALOVA OLAYI DA PLANLANMIŞ MIYDI? Bu noktada, Yüksel Yalova'nın tütün kanunu konusunda "maksadı aşan" bir konuşmayla umulmadık çıkış yapıp bakanlıktan istifa etmesi, Mesut Yılmaz'a kabinede revizyon yapma imkanını sağlamış oldu. ANAP'a yakın çevrelere göre genel başkana son derece yakın ve sadık bir bakan olarak Yalova'nın Yılmaz'dan izinsiz ve Yılmaz'a rağmen; para piyasalarını altüst edecek bir çıkış yapması ihtimali neredeyse sıfır. Yalova; bu tür bir çıkışın inişe geçmiş dövizi yeniden yukarıya fırlatacağını, yükselme trendindeki borsanın da tekrar dibe vuracağını hesaplamadan konuşacak kadar saf ve duygusal bir politikacı da değildi. Dolayısıyla; "Yalova'nın istifayla sonuçlanacak bir siyasi çıkış yapması, bizzat Mesut Yılmaz tarafından planlanmış olabilir" düşüncesi ANAP'ı ve Yılmaz'ı iyi tanıyan çevrelere göre hiç de mantık dışı değil. Öyle ya da böyle, kabinede revizyon fırsatını Yüksel Yalova'nın istifasıyla değerlendiren Mesut Yılmaz; azledilmeyi bekleyen İçişleri Bakanı Saadettin Tantan'ı Gümrük Bakanlığı'na kaydırarak kendisini rahatlattı. Tantan, Gümrük Bakanlığı'nı kabul ederse kahraman sıfatını kaybedecek, etmezse "koltuk seçiyor" diyerek yıpratılabilecekti RTÜK Tasarısı'nın artık Meclis'in gündeminde kalmasına gerek yoktu. Bir gecelik hızlı çalışmayla, muhalefetin konuşma imkanları iktidar-komisyon taktiğiyle engellenerek tasarı Meclis'ten geçirildi ve top Çankaya'nın bahçesine atıldı.
VETO GELİRSE Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, RTÜK Tasarısı'nı veto eder ve yeniden görüşülmesi için Meclis'e gönderirse; Yılmaz bir taşla iki kuş vurmuş olacak. Çünkü Yılmaz; tasarının kanunlaşması için bastıran egemen medyaya karşı "Ben elimden geleni yaptım. Bütün toplumun muhalefetine rağmen tasarıyı Meclis'ten sizin istediğiniz gibi geçirdim." diyebilecek. Bu arada; koalisyonla çok fazla uyum içinde olmayan Cumhurbaşkanı Sezer, medya topunun ağzına yerleştirilmiş olacak. Tasarının veto yemesinden sonra atılacak başlıkları kestirmek hiç de zor değil. Mesela Hürriyet Gazetesi'nde Ertuğrul Özkök, "Cumhurbaşkanı şeffaflaşmaya neden karşı?" diye bir yazı kaleme alabilir, hatta medya patronlarının da pekala Meclis dışından atanarak Cumhurbaşkanı olabileceğine dair örnekler sıralayabilir. Emin Çölaşan; uzun süredir ihmal ettiği "Ahmet Necdet Bey" diye başlayan cümlelerle Cumhurbaşkanı'nın RTÜK Tasarısı'nı veto ederek irtica kanallarına fırsat verdiğini yazabilir. Milliyet Gazetesi'nde Mehmet Y. Yılmaz; Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'nin önünü tıkadığından dem vuran manşetler hazırlayabilir. Radikal Gazetesi yahut oradan Milliyet'e dikey geçiş yapan Tuncay Özkan, isminin açıklanmasını istemeyen bir generalin ağzından "İrticai kanallara destek veriliyor" mesajı yayınlayabilir. Böylece, RTÜK Tasarısı koalisyonun ve Mesut Yılmaz'ın başağrısı olmaktan çıkarak, Cumhurbaşkanı Sezer'in yıpratılma süreci başlatılmış olur. Bu noktada iki ihtimal var;
1. Cumhurbaşkanı RTÜK Tasarısı'nı imzalamadan yahut veto etmeden önce didik didik inceler, konuyla ilgili örgütlerin görüşlerini alır, iğneden ipliğe değerlendirir ve yasal süresi içinde bekletir. 2. Hiç bekletmez, Anayasa'ya aykırılık noktasından derhal veto ederek Meclis'e geri gönderir. Her iki durumda da; tatil öncesi hızlı çalışma temposuna giren Meclis'in gündeminde sıra bekleyen öncelikli kanun tasarıları olacağı için, RTÜK Tasarısı'nın komisyondan geçirilip yeniden genel kurul gündemine alınma ihtimali gözükmüyor. RTÜK Tasarısı doğal olarak son sıraya alınacak ve görüşülmesine zaman kalmadan Meclis tatile girecek. Tatil dönüşüne kadar, hem ülkedeki ekonomik krizin sancıları azaltılmış, hem de yolsuzluk dosyaları bir hayli tozlanmış olacak. Tabii bu arada Danıştay'da karar aşamasına gelmiş olan medya patronlarının özelleştirme ihalelerinden aldıkları şirketlerle ilgili davalar da büyük bir ihtimalle patronlar aleyhine sonuçlanacak. Böylece; Meclis'in açıldığı günlerde, köşeye bu kez ANAP ve Yılmaz değil, medya patronları sıkışmış olacak ve Yılmaz yeniden güçlü bir konuma geçecek. SEZER VETO ETMEZSE RTÜK Tasarısı, Cumhurbaşkanı engeline takılmadan, yani Meclis'e geri gönderilmeden yasalaşırsa, Yılmaz yine bir taşla iki kuş vurmuş olacak. Çünkü bu kez, tasarıya karşı çıkan sivil toplum örgütlerinin ve kamuoyunun Cumhurbaşkanı'na yönelik bütün umut ve beklentileri suya düşmüş, toplumda büyük bir hayal kırıklığı yaratılmış olacak. Yani Cumhurbaşkanı kendisini medyanın salvosundan kurtarsa bile bu kez halk onu topun ağzına koyacak ve Sezer'e duyulan olağanüstü güven önemli ölçüde erozyona uğrayacak. Medya ise, tasarıyı toplum muhalefetine rağmen "kahramanca" savunan Mesut Yılmaz'ı baştacı edecek, ANAP'ın medya ile sorunu kalmayacak. Ancak Yılmaz "görüntüye rağmen" yine de medya patronlarının istediğini yapmış olmayacak; çünkü içine "bilerek" Anayasa'yla çelişen hükümler serpiştirilmiş olan RTÜK Yasası, Anayasa Mahkemesi'nden geri dönecek. YILMAZ SİYASİ DEHA MI? Eğer bütün bu varsayımlar doğru ise; Mesut Yılmaz'ı Türk siyasi hayatının deha noktasındaki en zeki politikacısı ilan edebiliriz. Üstelik bu ince taktiğin içinde son derece güçlü mizahi espriler de bulunuyor. Özellikle muhalefetin Fazilet kanadındaki performansa bakıldığında, bir avuç insanın Meclis'te çırpına çırpına RTÜK Tasarısı'nın çıkmaması için çabalayışını seyretmek, bütün muhalif konuşmaları standart politikacı sırıtışı ile dinleyen Mesut Yılmaz'a olağanüstü keyif vermiş olmalıdır. Üstelik tasarının saçmalığını ve tehlikelerini gözler önüne sermek için Fazilet milletvekillerinin, hassaten gazeteci Nazlı Ilıcak'ın sürekli olarak Aydın Doğan'ın medya grubuna ait örnek dosyaları ve iddiaları gündeme getirmesi, Yılmaz'ın tek taşla vurduğu üçüncü kuş olarak önüne düşüyor. Yılmaz, bu sayede pek de hazzetmediği ve daha fazla büyümesini istemediği medya grubunu da, başkalarını kullanarak yıpratmış oluyor. Kısacası Yılmaz; kuyuya bir taş atıyor, bütün kesimler o taşı çıkarmak için dili iki karış dışarda ha bire uğraşıp duruyor, taş çıkarıldığında ise yeniden Yılmaz'la uğraşamayacak kadar yorgun düşmüş oluyor. Tıpkı Bektaşi'nin fıkrasındaki gibi; Adının Mesut olması kuvvetle muhtemel bir Bektaşi dedesi, önce ıslık çalıyor, arkasından da Allahu Ekber diyormuş. Biri garipseyip sormuş:> "Yav baba erenler n'apıyorsun sen?" "Şeytan'ı yoruyorum." demiş Dede. "Islık çalınca Şeytan koşa koşa geliyor, tekbir getirince son sürat kaçıyor. Uğraştırıp duruyorum keratayı." 08 Haziran 2001 Cuma |