Ana Sayfa

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

.


    Gündem
    Medyascope
    Medyajans
    MedYaram
    Röportaj/ Sohbet
    Medya Dosyası
    Yerel Medya
    Gazete Tirajları


    Medya Kitaplığı
    Araştırmalar/Tezler
    Media Studies
    Media Net Link
    Köşelerde Medya
    Meslek İlkeleri


    Tezcan'lık
    Karikatür
    MedyaRazzi
    Meslek İlkelleri


    Medya-Forum
    Eleştiriler-Öneriler
    Tartışma Platformu
    Tekzip-Açıklama


    TGC
    TGS
    ÇGD
    Basın Konseyi
    Örgütlerden


    Künye
    Reklam
    
    


Bir-Net



             AHMET TEZCAN
             DİLEK YARAŞ
             ESRA D. ARSAN
             FERZENDE KAYA
             FUAT UĞUR
             HASAN ÖZSAN
             KORAY DÜZGÖREN
             MURAT SEKMEN
             NECEF UĞURLU
             RAGIP DURAN
             ÜMİT OTAN
             YAVUZ BAYDAR
             ZAFER ÖZCAN

Dördüncü Kuvvet Medya, herkesin görüşlerini rahat bir şekilde ifade edebileceği bir tartışma ortamı oluşturdu. Burada görüşlerinizi aktarabilir, düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

DKM FORUM SAYFALARI

Türkiye'deki gazeteciler birbirlerini patron tetikçisi olmakla suçlarken, Yeni Şafak Gazetesi'nde Taha Kıvanç imzasıyla Kulis köşesini yazan Fehmi Koru, ABD'den çok önemli bir gazetecilik olayını köşesine taşıdı.

GAZETECİYİM DİYENLER
BU YAZIYI MUTLAKA
OKUYUN VE UTANIN!

Gazetelerin internet versiyonlarını tararken, Yeni Şafak'ta Taha Kıvanç'ın Fehmi Koru'ya yine fark atan bir yazısını gördüm. Taha Kıvanç, varlık sebebi Fehmi Koru'yu kıskandıracak bir yazı daha asmıştı köşesine. Amerika Birleşik Devletleri'nde tetikçi bir katilin "off the record" ricasına yıllarca sadık kalan gazeteci Nancy Phillips'in hikayesini aktarıyordu.

Diğer gazetelerdeki köşe yazıları ile yanyana konulduğunda, Taha Kıvanç'ın bu yazısı hıfzedilmesi gereken bir yazıydı. Bütün gazetecilerin, gazeteci heveslilerinin ve özellikle "Ben gezeteciyim kardeşim, gazetecilik yapıyorum" deyip de bütün yazılarını bağlı oldukları holdingin politikalarının periyoduna uyduran bütün açık ve gizli tetikçilerin mutlaka okumaları gereken bir yazıydı. Özellikle bu sonuncular mutlaka okumalı ve utanmalıydılar.

Kıvanç'ın özetlediği yazının aslı American Journalism Review'in Nisan 2001 sayısında yayımlanmış. Alicia C. Shepard'ın "The Reporter and the Hitman-Gazeteci ve Tetikçi"başlıklı yazısının tamamını -şayet ingilizce biliyorsanız http://ajr.newslink.org/ajrlisaapr01.html adresinden okuyabilirsiniz. Hatta daha da ileri gidip tercüme ederek Dördüncü Kuvvet Medya'ya gönderebilirsiniz. İngilizce bilmiyorsanız, lütfen benim gibi yapın ve Taha Kıvanç'ın yazının mutlaka okuyun, hatta kesin ve hıfzedin. Bu arada Taha Kıvanç'a -yani Fehmi Koru'ya- bir teşekkür mesajı göndererek bir gazeteci için en değerli telif olan okur selamınızı esirgemeyin.

Biz de Dördüncü Kuvvet Medya adına Taha Kıvanç'a teşekkürlerimizi sunuyoruz.

İşte Amerikalı gazeteci Nancy Phillips'in ibretlik öyküsü ve Taha Kıvanç'ın sormadığını varsayabileceğiniz soruları:

Sormadığımı varsayabileceğiniz sorular
Taha Kıvanç - Yeni Şafak -30 Ağustos 2001

Üzeyir Garih cinayeti üç aşağı beş yukarı aydınlanmış gibi. Doğruysa, ünlü işadamı sıradan bir cinayette kim vurduya gitmiş... Her cinayet, Garih cinayeti gibi 'düz' ve kolayca künhüne erişilir olmayabiliyor. Bu da, bazen, 'basın etiği' dahil, hiç akla gelmeyecek karmaşık sorunlara yol açabiliyor...
"Bu esrarengiz satırlar da nereden çıktı?" diye soracaklar bu sütunun sürekli okuyucusu olamaz; benim zihnim çağrışımlarla çalışır ve bazen küçük ayrıntılar münasebetsiz görünebilecek ilişkiler kurmama yol açabilir. Üzeyir Bey'in başına gelen, hiç ilgisi olmayan bir başka cinayeti ve o cinayetin Amerikan basınında ciddi ciddi tartışılan bir boyutunu aklıma getiriverdi.
ABD'de, 'bahçeşehir' diye bilinen New Jersey eyaletinin Cherry Hill mahallesinde, 1994 yılı cadılar bayramı ertesi, menfur bir cinayet işlendi. Zenginlerin oturduğu mahallenin sinagogunda hahamlık yapan Fred Neulander'in 29 yıllık eşi Carol Neulander, evinin oturma odasında vahşice öldürüldü. Cinayet masası dedektifleri cinayette sergilenen vahşet karşısında şaşırdılar. Kâtil veya kâtiller, demir bir çubukla defalarca vurmuşlardı Carol Neulander'e. Ortalık kan gölüydü.
Amerika'da işlenen bu düzeyde cinayetlerde fâiller genellikle çok geçmeden yakalanır; bu defa öyle olmadı, polis kâtil(ler)e ulaşamadı. Dosya kapanmadı, tam üç farklı savcı araştırmayı sürdürdü. Onca yıl içerisinde başlangıçta bilinmeyen tek bir gerçek ortaya çıktı: Maktulün eşi olan haham göründüğü gibi 'dinine bağlı' biri değildi; karısından başka kadınlarla da ilişkisi vardı. Karı-koca Neulander'lerin kendi kurdukları sinagogun 1000'e yakın Musevi üyesi, 'zina' yaptığını öğrendikleri hahamı istifaya zorladılar.
Cinayeti kimin işlediği konusunda kafaları karışık dedektifler, haham Fred Neulander'in evlilik dışı ilişkileri ortaya çıktığında, ellerine bir 'motif' geçtiğini farkettiler: Musevi din adamı, yıllar boyu beraberce sahip oldukları elinden gider, işini kaybeder endişesiyle eşini ortadan kaldırmış veya bu amaçla bir kâtil kiralamış olabilirdi... Hahamın olay sırasında bir başka yerde olduğu kesin bilindiği için 'kiralık kâtil' teorisi üzerinde yoğunlaşıldı ve elde somut herhangi bir delil olmadığı halde, izlenimden hareket ederek, cinayetten dört yıl sonra, 'eşini öldürmeyi planladığı' iddiasıyla haham hakkında dâvâ açıldı.
Konunun 'basın etiği' ile dirsek sürtüştürdüğü yer de bu nokta işte... Philadelphia Inquirer gazetesi muhabiri Nancy Philips, cinayetten iki yıl sonra konuyu yeniden canlandırmak üzere harekete geçtiğinde, dehşetengiz bir ifşaatla yüzyüze geldi. Kendisini 'Hahamın özel dedektifi' olarak tanıtan Len Jenoff, mutad hale getirdikleri bir yemek sırasında, "Sana bir sır söyleyeceğim, ama yazmayacaksın" deyip muhabirin onayını aldıktan sonra ağzını açtı. Hem de ne açış...
Inquirer muhabiri Philips olayı şöyle anlatıyor: "Jenoff sandalyesini benimkine yaklaştırıp öne doğru eğildikten sonra şunu söyledi: Varsay ki, haham bana zarar verilmesi gereken biri olduğunu ve bu işi yapacak birini tanıyıp tanımadığımı sordu... Yine varsay ki, sonradan Carol Neulander'in bir cinayete kurban gittiğini öğrenince istemeden o suça iştirak ettiğimden korku duydum..."
Bunun bir 'itiraf' olduğunun farkındaydı muhabir ve karşısındakine anlattıklarını yazılması kaydıyla da tekrarlaması gerektiğinde ısrar etti. Ancak, Jenoff, yıllar boyu, "Nuh" dedi, "Peygamber" demeye yanaşmadı... O arada, 1998 eylülünde, haham, polis tarafından karısını öldürttüğü için tutuklandı ve 400 bin dolar kefaletle serbest bırakıldı... Jenoff, bu gelişmeler karşısında bile, muhabire, olaydaki kendi rolünü açıklaması için izin vermeye yanaşmadı...
Siz kendinizi o muhabir yerine koyun: Bir cinayet tanığı size azmettirenle ilgili bilgi veriyor; ama yazmamanız kaydıyla... Bildiğinizi yazar veya birine söylerseniz bir cinayete ışık tutacaksınız, ancak o durumda kaynağınıza ihanet ettiğiniz için meslekî açıdan ayıplanabilecek bir duruma düşeceksiniz... Tersini yaptığınızda ise, meslek onurunuzu koruyacaksınız belki, ama bir kâtil veya azmettiren elini kolunu sallayarak gezebilecek...
Biliyorum, ülkemizdeki yerleşik uygulamalar açısından 'absürd' bir ikilem bu. Bizde, en yakın arkadaşların sırları bile manşetlerine taşınabiliyor. Oysa, bu olayı aktardığım 'American Journalism Review' dergisi (AJR, Nisan 2001) konuya ayırdığı tam on sayfada muhabirin 'off-the record' ilkesine bağlılığını övüyor. Bugün bunu tartışmak kolay, çünkü onca yıl sonra, Jenoff, Philips'in de yönlendirmesiyle, cinayetteki rolünü polise itiraf etmiş bulunuyor... AJR'deki görüşlerle zenginleştirilmiş yazı, iletişim fakültelerinde uygulamalı ders konusu yapılacak kadar göz açıcı...
Acaba böyle bir durum Türkiye'de olabilir mi? Cinayetle ilgili soruşturma sırasında izlediği ipuçlarından bir zanlıya ulaşan muhabir, "Yazmayacaksın ama" ricasına dört-beş yıl uyar mı? O kadar yıl bildiğini kimselere söylemeden kendisine saklar, bu arada itirafçı üzerinde yoğunlaşarak onu bildiklerini polise de anlatması için iknaya çalışır mı? Polis veya savcılar, böyle bir 'sır saklama' olayının varlığını öğrendiklerinde tepkileri ne olur?
En iyisi bu soruları ben sormamış olayım...

-----------------------------------------

Son bir soru da bizden:

Gazetecilik yapıyorum deyip de gerçek anlamda tetikçilik yapan, hatta yeri geldiğinde bunu açıkça yazarak böbürlenen bizdeki medya tetikçileri, kendilerini bu olayın kahramanlarından hangisine daha yakın görüyorlar?
Gazeteci Nancy Philips'e mi yoksa kiralık katil Len Jenoff'a mı?

Nancy mi dediniz?

Hadi Len!



30 Ağustos 2001 Perşembe