Doğan ve Uzan grubu, gazete ve televizyonlarıyla savaşa başladı. Hava kurşun gibi ağır. Saflar sıklaşıyor. Bu savaşta yer almakta tereddüt edenler, geri çekilenler ve önde gidenler dikkat çekiyor. Tetikçiler belirginleşiyor. Fakat bu gerçek bir medya savaşı değil. İşin en acı tarafı da bu! UZAN-DOĞAN SAVAŞINDA GAZETECİ KURŞUN ASKER
Cem Yılmaz'ın Telsim reklamında "Olay tamamen duygusal" deyişi gibi, olay tamamen ticari! Cem Uzan-Aydın Doğan savaşı, her ne kadar gazete ve televizyonları savaş alanı olarak kullanılsa da, bir medya savaşı değil. Bu savaşın kurşun askerleri olan gazeteciler, karşı tarafa füze gibi fırlattıkları yazılarında her ne kadar ahlak, etik, gazetecilik, itibar, şeref, haysiyet, hak, hukuk, millet ve devlet lafları ediyor iseler de, bakmayın siz, bunun gazetecilikle ve meslek etiğiyle uzaktan bile ilgisi yok. Olay tamamen ticari! Bu savaş kaçınılmazdı. Bir tarafta sürekli büyümek ve her şeyin sahibi olmak isteyen bir güç, diğer tarafta ise elindekileri kaptırmamaya azmetmiş bir grup var. Bir tarafta hantal davranıp elinden kaçırdıklarını ürkütüp korkutarak, saldırıp kaçırarak almaya kararlı bir iştiha. Diğer tarafta, aynı tavırlarla elde edilmiş kazanımları henüz hazmedememişken yeniden kaybetmemeye and içmiş bir direnç. İşin en berbat tarafı, bu savaşta gazetecilerin kurşun askerler olarak kullanılmaları. Savaş alanı olarak medyanın seçilmesi. Klasörler, dosyalar, suç duyuruları, çekler, senetler ve avukatlar-muhasebeciler ordusuyla değil; gazete ve televizyon haberleri, köşe yazıları, yorumlar kullanılarak bu savaşın içine sokaktaki insanın da çekilmek istenmesidir. Bu satırları yazarken, bilgisayar operatörü bir delikanlı sordu: "Bu Ali Kırca olayı ne abi ya? Ayrılıyor muymuş?" Uzan-Doğan savaşında saf tutma/ma endişesi Star'daki Ali Kırca'dan sokaktaki adama kadar sıçramış durumda. Ali Kırca meselesini merak eden delikanlının sorusu, sokaktaki insanında bu savaşa ilişkilendirildiğinin bir göstergesi. O Ali Kırca'nın tavrına göre bir tavır belirleyecek ya da Fatih Altaylı'nın yazılarına bakıp hükmedecek. Aslında bütün olup bitenlerin GSM şebekesi, elektirik şirketleri, dağıtım tekeli, bankalar ve Galatasaray Klübü'nün satışı yüzünden olduğunu hiç bir zaman bilmeyecek belki. Her savaş; fırsatçı sahtekarlar, ölü soyucu ahlaksızlar, dalkavuk şaklabanlar için bulunmaz bir nimettir. Bu savaş da kendi sahtekarlarını, ahlaksızlarını ve şaklabanlarını yaratacaktır. Gün gelecek, bugün bu tarafın şaklabanı yarın karşı tarafta takla atacak, fakat ne yazıktır ki her zaman "gazeteci" olduğunu iddia edebilecektir. Bizi asıl ilgilendiren ve üzen budur. Gerisi fasafiso! 28 Ağustos 2001 Salı |