ANALARINA KÜFREDEN İKİZ KARDEŞLER İlk kez Doç. Dr. Nabi Avcı, 1993 yılında Yeni Türkiye Dergisi'nde yazmıştı. 1995 yılından itibaren yaptığımız Dördüncü Kuvvet Medya programında defalarca gündeme getirdik, gazetecilerle, ekonomistlerle, politikacılarla, halkla konuştuk ve şöyle dedik:
"Medya kuruluşlarının mali yapısı şeffaf hale getirilsin ve yaptıkları bütün işlemler ticari sır kapsamından çıkartılsın!"
Uzan ve Doğan medya gruplarının son çamur savaşı, bu talebin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bir kez daha anlaşıldı ki, uzmanından başkasının anlamadığı yıllık bilançolar "şeffaflık" anlamına gelmiyor, medya kuruluşlarında -istisnası var mı- ticari ahlaksızlığın her boyutu rahatlıkla yapılabiliyor. Gazetecinin bordrosunu düşük göstererek vergi kaçırmak neredeyse "masum bir numara" olarak kalmış. Ortalığa dökülen belge ve bilgilerin zekatı bile namuslu bir iş adamına fazla gelir. Bu kavgaya "çamur savaşı" demek bile yetersiz artık. Akla ziyan bir sahtekarlık furyası "medya patronluğu" kaftanı altında gerçekleştirilmiş ve bütün yetkililer, politikacılar ve gazeteciler bu pisliğin üstüne yatmış, medya uluslararası bir lağım çukuruna dönüştürülmüş. FILL IN THE BLANKS Bakanlık yapmış, saygıdeğer bir politikacı dostum bir hatırasını anlatmıştı. Ticarette hızlı bir gelişme gösteren akrabası, dünya görüşüyle taban tabana zıt bir gazeteyi satın almaya karar vermiş. Fakat eşi bu alışverişe razı değilmiş. "Ben bu gazeteyi istemiyorum. Allah'a şükür namerde muhtaç olmadan geçiniyoruz. Bu gazete bize sıkıntı verir." diyor ama dinletemiyormuş. Kadın; politikacı akrabaya açmış bu konuyu; "Beni dinlemiyor ama senin sözüne değer verir, bir de sen konuş, vazgeçsin bu gazeteden" demiş. Politikacı dostum, bu ricayı kırmamış ve gidip konuşmuş tüccar akrabasıyla.
"Karın haklı." demiş. "Ne yapacaksın bu gazeteyi? Senin dünya görüşün farklı, bu gazete farklı. Gel vazgeç bu sevdadan." Tüccar akrabanın cevabı bir hayli düşündürücü: "Olur mu yahu? Gazete güç demektir. Güç, kötü bir şey mi?" Politikacı dostumun, sözkonusu akrabasıyla ilgili bir soruma cevap verirken anlattığı bu hatıra; sadece o günkü soruya değil, Türk medyasının içine düşürüldüğü fosseptik çukuruyla ilgili bütün sorulara cevap veriyor. Politikacı dostumun ve tüccar akrabasının isimlerini özellikle vermiyorum. Fill in the blanks... Boşlukları doldurunuz... Boşluklara yazacağınız ismin birebir aynı olması da gerekmiyor. Hangi ismi yazarsanız yazın, medyaya patron bakışını bir ayna gibi yansıtan bu olay, uniform ve unisex bir kostüm gibi bütün bedenlere uyacaktır. MÜŞTEREK YALAN Birbirini aynı sıfat ve cürümlerle suçlayan iki medya 'gücü'nün ortak yalanı "Hırsızlıkları sergilemek için gazetecilik yaptıkları" iddiasıdır. Bu iddia ile halkı kandırabileceklerini sanıyorlar. Oysa belki sadece kendi silahşörlerini -siz onlara 'kurşun kalem' de diyebilirsiniz - kandırabiliyorlar. Biz başlangıçta yazdık: "Bu bir medya savaşı değil." Her iki taraf da bizi tekrarladı: "Evet bu bir medya savaşı değil." Bir farkla. Her iki taraf da bunun dürüst haberciliğin onur savaşı olduğunu öne sürüyor ki, ancak "günah kadar beyaz" bir iddiadır bu. Çünkü her iki "güç" de açıkladıkları bilgi ve belgelerle onursuzluklarını karşılıklı olarak kanıtlamış durumdadır. Yaşanılanlar birbirlerinin anasına küfreden ikiz kardeşler komedisi, aynı çürük ip üzerinde kavga eden iki cambaz gösterisinden başka bir şey değildir. Küfrettikleri ana; halkın ta kendisidir. Pislikleriyle çürüttükleri ip de medya. Ve ip bir gün kopacak her iki cambaz da aynı çukura düşmekten kurtulamayacak. Hürriyet Gazetesi'nin eski patronu Erol Simavi, 90'lı yıllarda Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a "Sizler yolcusunuz, bizler hancıyız" demişti. Şimdi roller değişti. Hancılar yolcu oldu. Birer ikişer çıktıkları bu yolda Kartal Hanı'nda konuklanıyorlar. Şu günlerde savaşan bu iki güç de; aynı yolu geçecek ve Kartal Hanı'nda konaklarken, ranzalarına uzanıp kendilerine hediye edilen Basın Ahlakı kitabını okuyarak aydınlanacaklardır. Üzgünüm Leyla...
Devam edecek... 
07 Ekim 2001 Pazar |