KILLI DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLER
NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Son zamanlarda ekran diline pelesenk olmuş boş sözler var. ‘Bakın artık bunları konuşabiliyoruz, Türkiye bunları konuşabiliyor’. Bu cümleler bana Süleyman Demirel yıllarını hatırlatıyor. O zamanda konuşulurdu.
Demirel’in taklitleri yapılırdı ama Demirel’in düşünceleri ve onu şirin gösteren taklitler olmak şartıyla!
Şimdilerde tartışma programlarında kim, nerede hangi bağlam, içerik, şartlar, ortam, durumda konuşuyor (Context ) bağlamında baktığımızda ise durum hiç parlak değil.
Ekranlarda tek taraflı içerik ayarlaması tavan yapmış durumda.
Kamu yayıncılığında içerik ayarına karşı değilim ama içerik ayarı (Set context ) adil bir şekilde dengelenmediği takdirde antidemokratik durum öyle aleni bir hal alıyor ki esasen içeriği ayarlayanların da itibarı sıfırlanıyor. İnandırıcılık yok oluyor dahası linç edilmek ve doğranmak üzere çağırılanlar çoğu zaman ya hak etmedikleri düzeyde birer kahraman halini alıyorlar, ya da özür diletilip tam bir yalaka dönek haline geliyorlar.
Bu tür ilkesiz, itibarsız yayıncılık izleyicide ciddi bir bıkkınlık oluşturdu; çünkü buna bir de bu düzeneğin içinde yer alan aynı şahısların üç ayrı televizyonda birden program yapıp demokrasi ve özgürlüklerden söz etmesini ilave ederseniz izleyici bu duruma ‘ bunun neresi demokrasi oluyor’ diye ‘kıllanıyor’.
Ben buna ‘kıllı demokrasi’ diyorum, çünkü bu tür yayıncılığı benimseyenlerin ezici çoğunluğu erkekler, birkaç ‘demokrasi vitrini maskotları’ haline gelmiş kadınları saymazsak, veya direnen bir iki kadını, ekranlarda ‘kahir ekseriyet’ erkek ve devamlı demokrasi dersi veriyorlar. Fakat ne yazık ki bir türlü demokrat olamıyorlar...
İktidara yakın olduğu söylenen medya grupları içerisinde içerisinde o kanaldan bu kanala koşup program yapıp, kalan vakti de diğer arkadaş, komşu programlarda konuk olarak değerlendirenler ise haklı olarak maddi olanaklardan yararlanma fırsatı olarak gördükleri yayıncılığı değerlendirirken, bu ani gücün kendilerine ait ve gerçek olduğunu vehmediyorlar.
Öyle ki geçenlerde ekranda bir tanesi ciddi ciddi AKP’yi iktidar yapanların kendileri olduklarını söyledi. Nasıl mı? Gençlik yıllarında oynadıkları amatör tiyatro oyunlarıyla! Sayın Tayyip Erdoğan’ın iktidar olması ve bunca yıldır devam etmesinin arka planıyla ilgili pek çok doğru, yalan varsayım, teori, belgeli, belgesiz lakırtı duydum, okudum ama bu kadarını doğrusu hem de yandaşlarının ağzından duyunca şaşırdım kaldım. Meğer dini içerikli tiyatro turneleri ile iktidar olmuş Sayın Başbakan.
Gelelim son yılların gözde mesleği ‘Moderatör’lüğe...
Programlarda içeriği idareyle görevli ‘Moderatörler’den bazıları ise içler acısı durumda. İki tartışmacı ortasında birinden yana taraf oldukları için ve taraf oldukları tartışmacı önündeki telefondan gözlerini ayırmadığından, çünkü sürekli içerik yardımı alıyor (context help ), çok sıkışınca talimat ‘içeriği bırak’ (Drop context ) olarak geliyor olmalı ki birden tartışılan içeriği bırakıp hop başka bir konuda bağırmaya başlıyor. Genellikle bu da ‘başörtüsü yasağı’dır.
İşte o zaman Moderatörün karizma çiziliyor ve çoğu zaman ‘Ben bu programın moderatörüyüm’ diye uyarmaya, bağırmaya başlıyor.
Ne luzum var bu kurgulara, madara olmaya. Belli ki contexs editörü talimat veriyor adama. Seni ipleyen yok Moderatör Kardeş, esasen bu böyle olmasa arka planda ki ‘context editörü’ program esnasında konuşulan sözler yerine konuşulmasını istediklerini söylenmiş varsayarak hüküm cümlesi olarak alt yazı verir mi? Fark eden katılımcılardan kaç tanesi ‘ kaldırın alt yazıyı ben böyle şey söylemedim’ diye bağırdı! Zavallı Moderatör Kardeş özürler, kıyamet sakinleştirmeye çalıştırdı. ‘Context Editörü’ kör parmağın gözü bir arkadaş anlaşılan veya o da emir kulu!
Bir de tabii ‘Duyarsız Bağlam ‘ yani ‘contex free’ programlar var yarışmalar ve bazı diziler gibi, onlar da ‘Kıllı Demokrasi’nin asal destekçileri. Medya Okur Yazarlığı derslerinde merak ediyorum bunları öğretecekler mi çocuklara. ‘Bakın yavrular bu amcaların yaptığı iş yayıncılık değildir, sakın kapılmayın ‘ tarzı bir ders verilecek mi acaba ?
Özgürlükçü eğitim, yaratılmak istenen sivil bir toplumun kalbidir ve eğitim sistemi bu kalbe giden ana damardır.
Bizim ülkemizde ışık hızıyla açılan üniversitelere bakarsak son yıllarda gençlerimiz eğitilmiyor değil, ama öyle ki yakında cehalet yeniliklere kapı açacak gibi. Hani hep şikayet ederiz ya "bu kadar cehalet ancak eğitimle olur" diye, son duruma uygun bir cümle. Sanırım sorun sadece eğitimin niteliğinde de değil.
Eğitim, birey kendisini eğiterek takviye etmezse kayıtsız şartsız, sorgulamasız bir itaat kültürüne dönüşüyor. Sonuç ‘Kıllı Demokrasi’.
Çocuklar elbette eğitilmelidir, ama kendilerini eğitmelerine de izin verilmelidir.
Bu esnada oluşacak baş kaldırılar, tartışmalar, gösteriler asla onları içeri tıkmaya neden olmamalıdır. Bunlar hep ‘Kıllı Demokrasi’ nin yanlışları.
Eğitim ile itaat etmek arasındaki çok ciddi ilişki çağımızda özgürlükler açısından sakıncalıdır ve dünyada tartışılan dikkat edilen bir konudur.
Zira eğitilmiş insanların kolayca yönetildiğini, zaptetildiğini, istenildiği zaman da frenlendiğini yakın coğrafyamızda görebiliyoruz.
Bu haliyle eğitim bir anlamda değişimin önünde sanılanın aksine ciddi bir engel bile olabiliyor.
Eğitimdeki bu yara ile mevcut yayın anlayışı birbirini fena halde besliyor. Halbuki televizyonların eğitimi özgürlüğün teminatı haline getirmekte katkısı olabilse her türlü vesayet kalkacak. Kadınsız, ‘Kıllı Demokrasi’ vesayetleri nereden kaldıracak ki… Anlatmak istediği derdini bile anlatamıyor.
Örneğin Sayın Başbakan’ın Somali, daha önce Eutopia ve diğer sorunlu, dertli bölgeleri ziyaretleri ne acıklıdır ki kendisine yakın medya tarafından yeterince anlatılamadı. Halbuki onca adam konuştu, onlar beylik cümlelerle konuştukça ‘önce kendi ülkemizdeki sorunları halledin’ benzeri sesler yükseldikçe yükseldi ve yayılmaya devam ediyor.
Balkanlarda olanları gördük, ateş düşmeye görsün Kosova’da Birleşmiş Milletler, NATO, EU, Kosova hükümeti ateşkes sonrası olan kepazelikleri seyretmekten başka ne yapabildi? Kaçakçılık, esir, kadın ticareti, uyuşturucu, karaborsa ile beslenenler yalnız orada mı iş başında. Mesele dünya boyutunda, bugün Kosova, yarın Kenya, öbür gün Burma bunu görebilmek olanlardan ders almak ve ‘ulusal çıkarlar’ kadar önemli olan ‘İnsani Değerler’ noktasında dünyadaki gidişatı okuyabilmek mesele. Türkiye Cumhuriyeti Başbakan ile bu değerler için yollara düşerken iktidarın bunca medya imkanı verdiği yandaşları dar çevre olup dar çerçevede geveleyip duruyorlar . Erkekler arasında her gün danışıklı dövüş beste tartışmalar izlemekten bıktık.
Öte yanda , sıkıntılı ve ‘Elimden bir şey , gelmiyor gelmez’ depresyonuna girmiş bireylerden müteşekkil bir topluma moraliteyi yükseltmek televizyonların görevi, ama maalesef görevini yapamaz halde.
***
Dizilere gelince. Kanaldan sıkıldıysanız bir başka kanala zıplayıp aynı dizinin sanki devamını başka kanalda izleyebilirsiniz. Bakın bu da bir ‘Türk Mucizesi ‘ Aparttıkları yerler aynı filmler, diziler oldukları için konular biraz aynı oluyor! ‘Kıllı Demokrasi’nin dar çevresi böyle dar işler yapıyor. Bu şartlarda nasıl genişleyeceğiz, Büyük Türkiye ‘ olacağız bilmiyorum.
"Kadınlar bu işe dur demeli, baş kaldırmalı" diyeceğim, dayaktan başlarını alabilirlerse tabii. Bu ‘Kıllı Demokrasi’ artık çok fena uyuz etti, kaşındırıyor.
İnsanı zorla feminist yaparlar bunlar.
‘Kıllı Demokrasi’yi kayda geçiriyoruz efendim.
Ben her şeye rağmen bir gün Emniyet Genel Müdürü'nün kadın olacağı ve talebe yürüyüşlerine müdahale etmeye giden polislerin çocuklara su sıkmak, şiddet uygulamak yerine panzerlerin üzerinde kurdukları orkestrayla müzik yapacaklarına ve kendilerinin de sokaklara dökülen çocuklar gibi genç olduklarının farkına varabilecekleri bir Türkiye umut etmeye devam ediyorum.
Sevgiyle...




