Televizyonda Şiddetle Karışık; Sevgisizlik, Yoksulluk, Acıma Duygusu... Kemalettin Tuğcu'nun Bilinen 211 Kitabından En Ünlüsü; "ÜVEY BABA" DİZİSİ Dr. Cengiz Özdiker(*) Merhum Yazar, Kemalettin Tuğcu'nun çocuk kitapları serisinden
okuduğunuz kitap var mı? Bazı kimselere okumadığınız kitabı var mı? diye
sormak daha doğru olur her hâlde. Kemalettin Tuğcu, 1902 yılında doğup, 94
yıl yaşayarak 211 çocuk kitabı yazdı ve birkaç nesil onun eserleriyle
çocukluk ve gençlik kişiliğini oluşturdu. Yazar, yaşamın içinde bulunan
sevgi, merhamet ve acıma duygusunu hikaye/roman kapsamında çoğunlukla küçük,
zavallı, kimsesiz, yetim temalarıyla işleyerek, okuyucunun düşünmesini,
eleştirmesini, üzülmesini, sevinmesini ve kıssadan hisse çıkartmasını
sağladı...* Ülkemizin sosyal dokusuyla uyumlu, toplum katmanları arasındaki
çatışmaları dokunaklı ve sürükleyici bir uslüpla yazan Kemalettin Tuğcu'nun
kitaplarından etkilenen bazı yapımcılar, Türk televizyon izleyicilerinin
yerli drama sevgisini de gözeterek ÜVEY BABA ve KÜÇÜK BESLEME kitaplarını
ekrana taşıdılar. Anlaşılan o ki, bu dramalar insani duyguların sınırını
zorlayarak biraz da reyting alınca uzadıkça uzuyor. İnsan, Tuğcu'yu kısmen
okuyup, bu dizilere de çocuğunu televizyonun olumsuz etkilerinden korumaya
çalışan bir ailenin babası olarak göz atmak durumunda olunca, yazarın
kitaplarının dramalaştırılarak ekranlara taşınmasındaki kalite sınırı ne
olmalı, bu diziler ne denli özgün? Reyting uğruna sürekli yapılan eklemeler
toplumu nasıl etkiliyor? gibi gerçekleri sorgulama ihtiyacı hissediyor. Televizyonda şiddet, sevgisizlik, yoksulluk ve benzeri temalar
sadece Kemalettin Tuğcu'nun eserlerinden uyarlanan dizi filmlerde mi
işleniyor? Elbette ki değil. Çok sayıda film, dizi film ve haberlerde de
şiddet ve diğer unsurların sıklıkla kullanılmakta olduğu ortada. Özellikle
Pokemon gibi çizgi filmlerde kullanılan bu tür unsurların, çocukların
üzerinde ne denli onarılmaz etkiler bıraktığı da, bazı çocukların ölümüne
dek varan olaylarla yaşayarak görüldü. Ancak Tuğcu'nun eserlerinde, bu
temaların daha sıklıkla ve daha ağırlıklı olarak işlendiği de görülüyor. Bu
nedenle,Tuğcu'nun eserlerini ve bunlardan reytingi en fazla olan "Üvey Baba"
dizisi, bu incelemeye konu olarak seçilmiştir. Reyting bakımından başarılı yapımın yönetmen ve oyuncularının da
kayda değer performans sergilediği Üvey Baba dizisi, 3 yıldır oynuyor ve
yazı kaleme alınırken 108. bölüm ekrana geldi. AGB Ölçümü Tele Barometrede
30 Nisan 2001 tarihinde ilk yüz program içerisinde ikinci sırada 9.40
reyting, 22.50 share aldı. (Dizinin 2001 yılı içerisinde aldığı reyting ek
2'de tablolaştırılmıştır.) Aynı yazarın "Küçük Besleme" Dizisi de 77. bölümü
ile ekranlarda. Televizyonda Şiddetle karışık sevgi, merhamet, yoksulluk ve
acıma duygusu. Temel karakterleri küçük, zavallı, kimsesiz, yetim çocuklar
ile kötü, acımasız, insanlık dışı davranış sahibi büyükler... "Üvey Baba"daki ana karakterler (oyuncular) değerlendirildiğinde;
Şemsi İnkaya'nın (Halil Güneşli), "hayatının rolü" olarak nitelendirilen;
kendisiyle barışık olmayan, dayakçı, sadist, küfürbaz, içki ve kumar
düşkünü, kötü insan rolü önem kazanmaktadır. Dizinin diğer ana karakteri
Küçük Lâmia'nın ise sürekli tartaklanan, ezilen, insanlık dışı davranılan
talihsiz, merhametli, sevgi ve şefkate muhtaç, altın kalpli küçük kız
hâliyle bütünlendiği görülmektedir. Evin annesi Sabriye, kadınlık onuru
sürekli baskı altında tutulan, evden dışlanan ve her türlü şiddete maruz
kalan, ama hayata sevgiyle bakabilen, üvey anne olmasına rağmen çocukları
seven, Halil'in baskısından korumaya çalışan, çocuklar ve Halil arasında
kalan, şefkatli iyi bir insan iken, üvey kız ve abla Semiha ise, babasıyla
ve üvey kardeşi Lâmia ile sürekli kavgalı, gözü dışarıda, hırslı, acımasız,
açgözlü, sorunlu, ukalâ bir genç kız karakterini başarıyla işlemektedir. Oyunun ana karakterlerinden Küçük Lâmia'nın gerek üvey baba; Halil
Güneşli'den ve gerekse üvey ablası Semiha'dan sürekli uğradığı bedensel
şiddet (dayak, itme, tekmeleme, vurma, el-ayak kaldırma, vs.) ve sözel
şiddet (bağırma, küfür etme, tersleme, vs.) yanında sürekli aşağılanma,
açlık ve ölüm tehdidiyle birleştiğinde müthiş bir sonuç ortaya çıkıyor.
(İlgilenenler ve araştırmacılar için Üvey Baba dizisinin yapım ve oyuncu
kadrosuyla, basın tanıtım bilgileri son bölümler için ek 3'de verilmiştir.) Anakarakter "Kötülükler Kralı Halil", dizi boyunca, sürekli
karşısındakine saldırma., vurma, şiddet uygulama eğilimi içerisinde sık sık
Lamia'yı öldürmek istemekte, kana susamış bir hâlde kızın peşine düşmekte,
Lamia kaçmakta, o kovalamaktadır... Öfkeden deliye dönen Halil öfkesini
ailesinden çıkarmakta, herkese adetâ kan kusturmakta, Lamia'yı önce kıyasıya
dövmekte, sonra saçlarını kesmektedir. Ayrıca, aykırı kişiliğiyle Halil;
karakolun önünde rakı içmek, kumarhaneye, pavyona gitmek, polisi atlatmak
vs, gibi aksiyonların adamı olarak izleyicilere baştan sona aşırı bir
gerilim, korku, kaygı vermektedir. Bu dizinin, etkisinde kalabilecek olan ve gerçek hayatta "Üvey
baba-anne-çocuk ilişkisi" içerisinde bulunan kimselerin de olumsuz
etkileneceği söylenebilir. Çocukların duygularına, davranışlarına zarar
veren televizyondaki bazı dizi filmlerin aynı zamanda aile ve çocuk
ilişkisini de olumsuz etkilediği bilinmektedir. Kaldı ki, bir de aile
yapısında farklılık bulunan çocukların gereksinimleri (öksüz veya yetim,
anne babası hayatta olmayan veya sokakta yaşayan veya çalışan çocuklar gibi)
aradıkları psiko-sosyal ve kültürel destekler gelişim sürecinde diğer
akranlarına göre başkalıklar gösterir. "Üvey Baba" dizisinin kamunun
koruması altına alınmış, yetiştirme yurtlarında barındırılan çocuk ve
gençlerin, aile ortamı özlem ve beklentileriyle örtüşmediği ve ülkemizin
toplumsal bir yarası haline gelen "sokak çocukları" olgusu ile onların
içinde bulundukları fizyolojik ve psikolojik duruma olumlu ve olumsuz
etkileri olabileceği de ayrı bir araştırma konusudur. Kaldı ki, televizyonlarımızda anahaberlerde de gördüğü insanlık dışı
şiddet ve yediği dayaktan dolayı hastahaneye kaldırılan, anlamsız bir
biçimde şiddete maruz kalan, "Üvey annesi veya üvey babası dövdü, sövdü,
evden attı..." gibi haberlerle, sosyal bir yara haline gelen sahipsiz
"tinerci çocukların" sokak yaşantılarına da rastlanmaktadır. Modern bir
toplumun kabul edemiyeceği ölçüdeki bu yayınlar, insanlık dışı bu tür
davranış sahiplerinin gerçek hayattaki varlığı ve bunların ekranlara
taşınmasının ilgililere verdiği mesaj kadar, "korunmaya muhtaç" çocukların
durumu bakımından da çok önemlidir. Hayatının en hızlı gelişim gösteren ve etkilenmeye en çok açık ilk
yıllarını yaşayan çocuklar Türkiye nüfusu içinde önemli bir yer tutmaktadır.
Çocukluğun ilk yılları, kişinin yetişkinliğinde ulaşacağı bedensel ve
zihinsel düzeyi saptayan, ruhsal ve toplumsal olgunlaşmasını biçimlendiren
kritik yıllar olup, erken çocukluk yıllarında sağlıklı büyüme ve
psiko-sosyal gelişim, geniş ölçüde çocuğun sosyal çevresiyle birlikte
yaşadıklarına bağlıdır. RTÜK Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanlığı'nca Türkiye
genelinde 22 İl ve 7 coğrafi bölgede 6.614 kişiyle yapılan bir araştırmaya
göre; çocuklar günde ortalama 3.42 saat süreyle televizyon izlemektedirler.
Televizyon izleyen çocukların toplumsal sorun ve felaketlerin olduğu süreçte
(deprem, yangın, sel, terör ve önemli ekonomik krizler, gibi.) sürekli açık
ekranlarla daha yoğun buluştukları, yaşananların anında takibi nedeniyle
sürekli açık ekranlardaki karmaşaya bırakıldıkları, özellikle 0-6 yaş grubu
henüz sosyal çevreyle bağı olmayan ve ev yaşantısı içinde kalan çocukların
pek çoğunun sabahtan akşama kadar televizyonun sesi ve görüntüsüyle içiçe
olduğu bilinmektedir. Araştırmada çocukların, % 68.23'ünün günde ortalama üç
saatten fazla, % 26.39'unun ise beş saatten fazla süreyle televizyon
izlediği ortaya çıkmıştır. Televizyon, çocukların dimağlarına şekil veren başlıca güçtür.
Ana-baba veya öğretmenden daha önemli sayılan televizyon günlük yaşamın
vazgeçilmez öğesi olup, ortak etkinlik olarak aile yaşamına girip, çocuk ve
aile ilişkilerinde çok önemsediğimiz teke tek ilişkiyi yok etmektedir.
Televizyondaki korkunç görüntülere, korkuya ve saldırgan temalara yer veren,
estetikten yoksun sahnelerin çocuklara verdiği zararlar şu bakımlardan
incelenmelidir: - Başkalarına ve kendilerine yönelik olarak saldırganlık
dürtüleri verilmesi ve çok yönlü korku uyandırması,
- Kızgınlık ve öfkenin yanlış yönde yapay ve yıkıcı olarak
ifade edilmesi ve gücün yanlış yollardan ifade edilmesine örnek olunması,
- Anne baba çocuk ilişkisindeki iletişimsizliğe temel
hazırlama, iletişimin
kalitesinin bozulmasına yol açılması, aile içi
iletimsizliğin çocuğu bu
filmleri izlemeye yöneltmesi,
- İletişim, paylaşım, kitap okuma, tek başına oyun oynama ve
kurma gibi
alışkanlıkların bozulmasına yol açılması. "Üvey Baba" dizisinde yaşanan sorunların gerçek anlamda dile
getirilmesi ve açığa vurulması eksik olduğundan korku uyandıran durumu
sorgulamak, bir çözüm sağlamayacaktır. Küçük izleyiciler veya dizinin
etkisinde kalanlar, özellikle kendine güvensiz, olaylar karşısında
çaresizlik yaşayan, anne ve babası ile duygusal bir ilişki kurabilmek
amacıyla bu dizi film kanalıyla korkularını yapay bir araç olarak
kullanabilirler. Olumsuz görüntü ve modellerin yol açtığı saldırganlık ve
korku gibi duyguların olumlu bir yöne kanalize edilmesi konusunda anne ve
babalar pek çok güçlük yaşamaktadırlar. "Üvey Baba" dizisinde ayrıca mafya(!) tiplemeleri (Hanımağasıyla,
Adnan Beyiyle, Celal Ağasıyla) sürekli karakterler ve mafya özentisi farklı
tiplemelerle, (örneğin, haksızın yanında, sempatik, güçlü tip ve
davranışlar) bol bol işlenmektedir. Dizide, gayrımeşru hayat tarzı ve haksız
kazanç anlayışının sergilendiği mafya olgusu etrafındaki kişiliksiz, para
için her şeyi yapabilecek karakterlerin de yer almaları ve gerçek yaşamdan
çok uzak olmayan bu yaşam şeklinin, özensiz ve abartılı biçimde işlenmesi,
bazı izleyicilerde taklit ve merak eğilimi doğurabilecektir. Yıllardır yerli ve yabancı sinema filmlerinde işlenen yoğun şiddet
unsurlarının televizyona taşınması engellenememekte, son yıllarda yerli
yapım ve dramalarda büyük bir çoğunlukla mafya tiplemeleri işlenmektedir.
Vizyondaki "Ana, Deli Yürek, Tatlı Kaçıklar, Marziye, Yılan Hikayesi" vd.
gibi dizi programlarda esas oyuncu veya onun çevresinde mutlaka bir sözde
mafya unsuru bulunduğu da araştırılması gereken ciddi bir olgudur. Sinema
filmlerinde Türk Polisini garip elbiseleriyle olduğundan ağır, beceriksiz ve
suç işlendikten sonra olay yerine gelen ilginç temalarla işleyen yapımcı,
yönetmen ve senaristler, bu kere Mafya(!) tiplemeleriyle şiddet kullanarak
tanınan adamın / kadının zayıf, korkak, sinmiş insan karakterleri üzerinde
yarattığı etki ve korku hissini işlemektedirler.
Günümüzde pek çok örneği görülen "televizyon yoluyla mafya yaratma,
korku salma" propagandasına karşılık, başta yapımcı-yönetmen-senaristler
olmak üzere devlet organları ve basın, her türlü denetim mekanizmasını
işletmelidirler. Bu öylesine tehlikeli bir olgu haline gelmiştir ki, yasa
dışılıklarıyla popüler hale gelmiş, bir tür "yerel güç odağı" görünümü
kazanan kişilerin açtığı yol, potansiyel baba veya kabadayı özentilerini
uyararak, öne çıkmaya, yasa dışı davranışlara sürükleyebilecektir. Kaldı ki, RTÜK Yönetmeliklerinde de amir bir çok hükme paralel
olarak "Yayınlarda, suç ve toplumsal kurallara aykırı davranışlar, insanları
bu tür fiil ve davranışlara özendirici, suç tekniklerini öğretici biçimde
verilemez" denilmektedir. Radyo ve Televizyon Yayınları Yayın Esas ve
Usulleri Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesi tamamıyla şiddetle ilgili olup,
madde aynen şöyledir: "Şiddete karşı birey ve toplumu duyarsızlaştıran, insanları şiddet
kullanmaya yönelten, özendiren yayın yapılamaz. Yayınlarda insanları
intihara yönlendirici ya da intihar girişimin- de bulunmaya teşvik edici
unsurlara yer verilemez. Haber, haber program ve güncel prog-ramlarda şiddet
unsuru taşıyan ses ve görüntüler sadece olayın gerektirdiği ölçüde, aşırıya
kaçmadan kullanılabilir. Şiddet unsuru ağırlıklı dramatik yapımlar, çocuk ve
gençlerin olumsuz etkilenmemeleri için, önceden uygun uyarılarda bulunulması
kaydıyla, ancak saat 23.00 ile 05.00 arasında yayınlanabilir. Bu tür
programların tanıtım duyurularında şiddet içeren bölümler kullanılamaz ve bu
duyurular saat 21.30'dan önce yapılamaz." Türkiye'nin de imzaladığı Avrupa Sınırötesi Televizyon
Sözleşmesi'nde televizyon programlarının genel ahlak kuralları ve edebe
aykırı olmaması, saldırgan davranışları ve şiddet eylemlerini kışkırtmaması,
pornografi içermemesine dair ilkeler yer almıştır. Sözleşmenin "Yayıncının
Sorumlulukları" başlıklı bölümünde 7 inci madde; "Şiddet eğilimini
körüklemeyecek veya ırkçı nefret duygularını kışkırtıcı nitelikte
olmayacaktır." şeklindedir. Aynı doğrultuda, Basın Konseyi'nin belirlediği
Basın Meslek İlkelerine göre; "Şiddet ve zorbalığı özendirici yayın
yapmaktan kaçınılır." (Md:13) Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin yayınladığı
'Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'nde de Gazetecinin temel
görevleri ve ilkeleri başlığı altında, "Gazeteci; her türden şiddeti haklı
gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz" denilmekte, maalesef
gerçekleşmeler, ilke ve öngörülerden farklılık göstermektedir. Yapılan gözlem ve araştırmalar göstermiştir ki, çocuklar erken
yaşlarında şiddet sahnelerini büyülenmiş gibi seyretmektedirler. Çocuklar
erken yaşlarda hile, kurnazlık gibi soyut kavramları bilmemektedirler. Ölüm
kavramları bile gelişmeyen çocuklar ekranda olup bitenleri masumca
seyrederler; gördüklerini eğlendirici, heyecan verici bulurlar. Daha ileri
yaşlarda, iyi / kötü kavramlarının oturması, ölümün kavranması, hile,
kurnazlık gibi soyut düzeyde anlaşılabilecek şeylerin özümsenmesiyle,
çocuğun farklılaştığı bilinmektedir. Öte yandan, şiddet sahnelerini önceleri büyüleyici bulan çocukların,
16 yaşından başlayarak, bu sahneleri seyretmek istemedikleri, rahatsız
oldukları görülmektedir. 5-12 yaş arasının tipik davranışı olan, şiddet
sahnelerini oyuncak silahlar, kıyafet ve maskelerle taklit etme de,
ortaokulla beraber terk edilmiştir. Bu noktada, televizyondaki şiddet
sahnelerini sınıflamak gerekliliği vardır. Ancak bireysel öldürme ve işkence
sahnelerinde, çoğunlukla şiddet uygulayanın yüzünde, karakterinde somutlaşan
kötülük, hainlik; şiddete mâruz kalanların masumiyeti ve korkuları, şiddete
tanık olanların yüzündeki ve davranışlarındaki dehşet, üzüntü ve tiksinme
ayrıntılı işlenmektedir. İzleyici, bu duyguları özdeşleşme, yansıtma ve
boşalımlarla yaşamaktadır. Kısacası film, dizi ve çizgi filmlerin büyük bir
bölümü, şiddeti, onun kötülüğü ve yıkıcılığı ile beraber işlerler. Seyirci,
şiddeti, onun uyandırdığı acıyı da yaşayarak algılar. Şiddetin bu denli
yoğunlaşması insanın genel yapısına, ruhsal ve düşünsel yüceliğine
olumsuzluk vermektedir. Saldırgan davranışların ve şiddet eylemlerinin uyarıcı nitelik
taşıması, engellerin aşılmasında, sorunların çözümünde kullanılması, eylemi
yapan insanın haklı olması, ödüllendirilmesi, eleştirilmemesi, kınanmaması,
cezalandırılmaması bu tip davranışların ve eylemlerin artmasına, yayılmasına
yol açmaktadır. Batılı bireyin, özellikle Amerikalının TV karşısına geçtiği
zaman, veya sinemada, sanattan çok heyecan aradığı gözlenmiştir. Ticarî
başarı için şirketlerin, yönetmen ve yapımcıların şiddeti ve cinselliği
vazgeçilmez bir öğe olarak gördükleri tartışılmaz bir olgudur. Şiddet
sahnelerinde duyulan heyecanın çekiciliğini şöyle bir düzenekle açıklamak
gündemdedir: Değişen ekonomik şartlar, artan nüfus yoğunluğu, gitgide
zorlaşan iş koşullarıyla Batılı birey TV karşısına geçerek boşalmayı tercih
etmektedir. İnsanlar gündelik öfkelerini TV'nin karşısında, şiddet
sahnelerinde kendileri aktörmüşçesine, özdeşleştikleri kahramanlarla eşduyum
halinde boşaltmaktadırlar. Şiddet sahnelerini izleyen birey, öfkelendiği
kişinin cezalandırılmasından haz alır. Gündelik öfkelerin somutlaştığı kötü
adamlar, hainler, yalancılar, iki yüzlüler ve kanunsuzlar tek tek
öldürülmekte, işkence görmektedirler. Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanlığının ALO RTÜK
Değerlendirmelerine göre, "178" özel telefon hattına vatandaşlardan 1998
yılında gelen 22.211 şikayetten 85'i sözel şiddet, 512'si bedensel şiddet,
326'sı toplumda nefret duygularına yol açma, 132'si suç tekniklerini
öğretme/özendirme, 280'i toplumun şiddete sevk edilmesi şeklindedir.
Vatandaşlar, 1999 yılında bu hatta sadece televizyonlar için 45.982
şikayette bulunmuş ve 251 sözel şiddet, 407 bedensel şiddet, 55 suç
tekniklerini öğretme, özendirme, 589 toplumda nefret duygularına yol açma,
503 toplumun şiddete sevk edilmesi, gibi konularda bildirimde
bulunmuşlardır. Dizi gösterime girdiğinden bu yana "Üvey Baba" dizisi için
gelen şikayetler incelendiğinde: * Bu programda insanlık adına kötü olan ne varsa işlendiği,
* Aşırı şiddet, sürekli öfke, taciz, çirkin ve ahlâksız söz ve
davranışların çok fazla ve abartılı olarak yer aldığı,
* Çaresizlere (özellikle Küçük Lamia'ya) önüne gelenin sözel
ve bedensel şiddet uyguladığı,
* Sürekli sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımının
özendirildiği ve çaresizlikten bağımlılığa yönelişin sergilendiği,
* Allah'a olan inancın sorgulanması, rencide edilmesi gibi pek
çok çelişkili duygu ve ifadelerin yoğunlukla kullanıldığına,
yönelik ifadeler saptanmıştır. TV'lerde çok yoğun olarak pompalanan şiddet ve açık-saçıklığın,
özellikle gelişmekte olan çocuklarımın üzerindeki yıkıcı etkilerini
değerlendirdiğimiz değerli Psikolog Doç. Dr. İhsan Dağ (Hacettepe
Üniversitesi-Türk Psikoloji Derneği) şunları söyledi; "Çocukluğumuzda "bir solukta" okuduğumuz bu eserlerin ana
fikirlerini, insanın öğrenme mekanizmalarının işleyişiyle son derece uygun
bir biçimde, yani davranış ve sonucu arasında hızlı bağlantı kurmak
suretiyle derhal alıyorduk. İyi, çektiği tüm zulümlere rağmen sonuçta daima
kazanıyor, zalim ise yaşadığı tüm çekici gelen zevklere rağmen daima
kaybediyordu. Biz bu bağlantıyı, kitabın sürükleyiciliğinden de yararlanarak
gerçekten bir solukta denebilecek bir zaman kesitinde kitabı bitirerek
kolayca görebiliyorduk. Kişilik gelişmemize olumlu katkılarını bu doğamıza
uygun öğrenme yaşantılarıyla sağlıyorduk. Bu dizide ve benzerlerinde olan
ise bunun tam tersi. 50-60 sayfalık ve bir solukta okunabilen bir kitaptaki
kurguyu (şimdilik) 106 haftaya, muhtemelen 106 x 45 dak.= yaklaşık 80 saate
yayarsanız ve içini mecburen, saydığınız o kötü modellerin yaptıkları
davranışla elde ettikleri kısa vadeli ve çekici olduğu açık yararları
çocuklarımızın model almasını engeleyemezsiniz. Çocuğun kendisine sunulan
kötü bir modeli benimsememesi için, modelin yaptıklarından dolayı acilen ve
gereken ağırlıkta cezasını çektiğini de gözlemlemesi gerekir. Bu bağlantı,
bu dizide olduğu gibi aşırı sündürülerek koparılırsa, kişilik gelişimi için
doğal olarak model arayışı içinde olan çocuklarımız, yine gayet doğal bir
biçimde, kolay elde edilen çekici sonuçların yasadışı olduğunu, toplumun
uzun vadedeki yapısına zarar verecek şeyleri özendirdiğini algılayamaz ve
benimsemeye başlar. Dahası, yine doğamız gereği hepimizin içinde bir çocuk
bulunduğundan, tüm bu melanetler biz yetişkinlerin de (hiç değilse kişilik
yapısı görece olarak daha zayıf olanlarımızın) aklını çelebilir. Nitekim,
biz yetişkinler arasında da son 10-20 yılda meydana gelen değer
yozlaşmasında bu sürecin de etkili olduğu açıktır. Bu konuda belki çok
bilimsel araştırmalar yapılmamıştır ama sağduyumuz bunu bağırıyor!.." Televizyonu aşırı izlemenin fiziksel, duygusal ve ruhsal etkileri
yanında çok yönlü mahzurları olduğu öne sürülmektedir. Sağlıklı olmak, salt
bedensel sağlıkla değil aynı zamanda ruhsal ve toplumsal sağlıklılıkla
ölçülmelidir. Dramalarda işlenegelen abartılı panik, ölüm, yaralanma ve
şiddet görüntüleri çocuk ve ergenlerin ruhsal sağlığı üzerine önemli ve
unutulmaz etkiler bırakmaktadır. Ekranda şiddeti en acımasız biçimde yaşayan
çocukların tüm yaşamlarında unutulamayacak etkiler yaratabilir. Çocuklarda iz bırakabilecek, aşırı ses ve görüntüler izleme sonrası
uyku, iştah sorunları, kaygı bozukluğu, algılama bozuklukları, düşünce ve
yargılama karmaşasına neden olarak onların bilişsel (zihinsel), ruhsal ve
toplumsal gelişimleri zarar görebilir. Yasalar da, yayın kuruluşlarının
"Çocukların ve gençlerin fiziksel, zihinsel, ruhsal ve ahlâki gelişimini
olumsuz yönde etkileyebilecek yayın yapmamalarını" öngörmektedir. Yine bir
RTÜK araştırmasında, çocukların şiddet içeren görüntülerden fazla
etkilendiğini belirten ebeveynlerin yüzdesi 91.8'dir. Maalesef ülkemizde yoksulluk ve çaresizlik yaygın olarak yaşanmakta,
hemen her alanda "şiddet" artarak sürmektedir. Bugünden geleceğe sadece
şiddete mâruz kalmış çocuk ve gençler değil, şiddet nedeniyle şoka giren
yetişkinlerin de yeniden hayata kazandırılmaları için toplumsal yakınlık ve
psikolojik destek gerekmektedir. Üvey Baba benzeri dizi film ve benzer
yapımlarla toplum nereye götürülmek isteniyor, özellikle geleceğimizin
teminatı olan çocuk ve gençlerimize ne verilmek, ne yapılmak, isteniyor?
Sağlıksız yetişecek nesillerle çağdaş dünyanın hangi insanî değerleri
yakalanmak isteniyor? sorularına cevap aramamız bir sosyal sorumluluktur. Televizyoncular izleyicilere faydalı olamayan, onları koruyamayan
bir toplumda yeni mağdurlar yaratılmasına araç olmamalıdır. Yayınlarda
gösterilecek özen, çocukların zarar görmesini engelleyecek, gelecek zamana
yönelecek kızgınlık, öfke patlamaları, saldırganlık ya da psikosomatik
etkileri azaltacaktır. Bu, çocukların ruh sağlığı, güven duygusu ve emniyet
ihtiyacı açısından çok önemlidir.
"Üvey Baba" dizisinde aile kavramının dışında meşru olmayan
yaşantının ön plana çıkardığı kişiliklerle, Fidan, Menekşe gibi "pavyon
kadını tiplemeleri"nin ve onların dağınık yaşantılarının ön plâna
çıkartıldığı da görülmektedir. Bu konu incelememizde detaylandırılmayacak
ancak Türk insanının büyüğü-küçüğü, kadını erkeği ile, mükemmel sağduyuya
sahip, yanlışı doğrudan, edepli olanı edepsiz olandan ayırt edebilecek bir
yapıya sahip olduğunu söylemekle yetinilecektir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, 17 Mayıs 1999 tarihinde yayınlanan
"Üvey Baba" dizisiyle ilgili İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının,
31 Mayıs 1999 tarihli izleme raporunun incelenmesi sonucunda yayıncı
kuruluşa; dizide "çüşş be, kız, ulan, karı, bok, orospu, fahişe, piç
kurusu..." gibi argo küfürlü kelimelerin ve tabirlerin yer aldığı
konuşmaların sıklıkla ekranda verilmesi nedeniyle, 3984 sayılı kanunun
4'üncü maddesinin (d) bendinde belirlenen "Genel ahlak, toplum huzuru ve
Türk aile yapısına" aykırı yayın yapılamayacağına ilişkin yayın ilkesinin
ihlal edilmiş olduğu kararını vermiştir. Üst Kurul kayıtlarında, yayıncı kuruluşun, 9 Şubat 1998 tarihindeki
yayından dolayı aynı bend hükmünü ihlal nedeniyle uyarılmış olduğu
belirlenmiş, bu itibarla, tekraren ihlal nedeniyle yayının mezkur kanunun,
33'üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki, "ihlalin tekrarlanması halinde,
ihlalin ağırlığına göre izin uygulaması bir yıla kadar geçici olarak
durdurulur veya yayın izni iptal edilir." hükmü gereğince, 6 Temmuz 1999
Salı günü saat 00.00'dan başlayarak 1 gün süreyle ve geçici olarak
durdurulmasına, Radyo ve Televizyon Yayınları Yayın Esas ve Usulleri
Hakkında Yönetmeliğin Ek 2'nci maddesi gereğince yayının durduğu sürece
(Yayınımız, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından 17 Mayıs 1999
tarihinde "Üvey Baba" adlı dizinin, 3984 sayılı Kanunun 4/d bendinde
belirlenen "Genel ahlak, toplum huzuru ve Türk aile yapısına" aykırı yayın
yapılmaması ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle bir gün süreyle geçici olarak
durdurulmuştur.) metninin ekranda verilmesi varsa teleteks yayınlarının da
bu süre zarfında durdurulmasına kararverilmiştir. Türk toplumunun her gün saatlerce ekranlardan aile ortamına ve
mekânlara sızan bir yığın kan, vahşet, şiddet, tecavüz, sapıklık, iğrençlik
ve hayâsızlıktan bıkmışlığını ve bunları izlemenin ne kendine ne de topluma
hiçbirşey kazandırmadığını aksine birçok erdem, vefa, fazilet, saygı, sevgi,
şevkat ve yardımlaşma duygularını da süratle erittiğinin farkındalığını
hemen her zeminde duymak, gözlemek mümkündür. Kamuoyu, bireysel ve toplumsal
bakımlardan çağdaşlaşmanın bu yayınları izlemekle olmadığının, aksine bu
ekran kirliliğinden uzak kalarak, bilime ve teknolojiye değer vererek, öz
benliğimizi yitirmemekle olduğunun bilinciyle aşırı cinsellik ve
müstehcenlik içeren yayınlara karşı yüksek bir duyarlılık göstermektedir. "Üvey Baba" dizisi reyting alınca, dizinin yapımcısı, bölümler arası
geçiş yanında yatırım alanını genişletebiliyor. Örneğin, uzun uzun
gösterilen Efes Pilsen Bira kutusu görüntüsünün "gizli reklam" koktuğu
iddiaları da Alo RTÜK hattına gelen şikayetlerde yer aldı. Televizyon
yayınlarında, halkın beğeni ile izlediği yerli dizi ve tiyatrolardaki ana ve
yardımcı karakterlerle, ses sanatçılarının alkollü içki ve sigara içerken
yoğunlukla gösterilmesi kanun ve yönetmelikler eliyle engellenemediğinden,
çocuk ve gençler için özendirici olmaktadır. Oysa, çocuk ve gençler, alkol,
sigara, uyuşturucu madde gibi zararlı bağımlılıklara yöneltecek her türlü
etkiden korunmalıdır. Bilindiği gibi 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkındaki Kanunun 22. maddesi, "alkol, tütün ve tütün ürünlerinin
reklamlarına izin verilemeyeceğini" hükme bağlamaktadır. 3984 sayılı yasaya
dayanılarak çıkarılan 20 Kasım 1994 tarihinde yürürlüğe giren, Radyo ve
Televizyon Kuruluşları Reklam Yayın İlkeleri ve Usulleri İle Reklam
Gelirleri Üst Kurul Paylarının Ödenmesi Hakkında Yönetmeliğin 13. maddesi de
yayıncı "kuruluşların, alkol, alkollü içkiler, sigara ve diğer tütün
ürünlerinin reklamlarını yayınlayamayacaklarını" öngörür. Ayrıca, aynı
yönetmeliğin 12. maddesi, "reklamı yasaklanan ürün ve hizmetleri
üretenlerle, bunların satışı ile iştigal edenlerin program desteklemesinde
bulunamayacağını" hükme bağlar. Yasalarımız tüketicinin korunması bakımından, gizli reklam ve
bilinçaltı reklamı da yasaklamıştır. 3984 sayılı yasanın 20. maddesi,
"Reklamların, program hizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla
ayırdedilebilecek ve görsel ve işitsel bakımdan ayrılığı fark edecek biçimde
düzenlenmesini, bilinçaltı ile algılanan reklamlara izin verilmemesini"
hükme bağlar. Radyo ve Televizyon Kuruluşları Reklam Yayın İlkeleri ve
Usulleri İle Reklam Gelirleri Üst Kurul Paylarının Ödenmesi Hakkında
Yönetmeliğin 11. maddesine göre de, "Yayınlarda gizli reklam yapılamaz.
Programlarda açıkça reklam olduğu belirtilmedikçe ürün veya hizmetler reklam
amacını taşıyan şekilde sunulamaz. Çok kısa sürelerle imaj veren, elektronik
aygıt veya başka bir araç kullanılarak veya yapılarının ne olduğu konusunu
izleyenlerin fark edemeyecekleri veya bilemeyecekleri bir biçime sokarak,
bilinçaltıyla algılanmasını sağlayan reklamların yayınlanması yasaktır."
İncelemeye konu olarak Üvey Baba dizisinin seçilmesi ile, herhangi
bir dizinin ya da bu dizinin yayınlandığı kuruluşun ön plana çıkarılması,
hedef gösterilmesi söz konusu değildir. Bu dizide bahsi geçen olumsuz
temalar ağırlıklı olarak işlendiğinden, bir örnek bağlamında ele alınmış ve
incelenmiştir. Benzer incelemelerin artmasında ve toplumu yakından
ilgilendiren konuların tartışılmasında yarar görülmektedir. Sonuç olarak, toplumsal yaşamı her açıdan etkilemede önemli bir rol
üstlenen, televizyonlar da; her ne şekilde olursa olsun toplumun pozitif
değerler üzerine gelişimini sağlamasına katkıda bulunmalı ve insanların
ıstırapları, acıları, yaşadıkları felaketler, ölüm anları ve benzeri
durumlar duygu sömürüsüne yol açacak, korku yaratacak veya izleyicileri
dehşete düşürecek şekilde verilmemeli, halkın ruh sağlığını bozacak yayın
yapılmamalıdır. Aile bireyleri, ebeveynler de televizyon yayınlarının
olumsuz etkisi konusunda çok dikkatli olmalı, çocuklarının program seçiminde
ve izlenen konuların doğru algılanmasında yardımcı olmalıdır. Herkese (başta
televizyonculara ve ailelere) ciddi sorumluluklar düşmektedir. Ekler: Ek 1 : Kemalettin Tuğcu'nun yayınlanmış tüm kitaplarının listesi. Ek 2 : Üvey Baba dizisinin 2001 yılı içerisinde aldığı reyting bilgileri Ek 3 : Üvey Baba dizisinin son bölümlerinin STAR Tv. tarafından yayınlanan
basın tanıtım bilgileri. 18 Haziran 2001 Pazartesi * Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Derneği Başkanı
RTÜK, Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanı 
|