Ana Sayfa

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

.


    Gündem
    Medyascope
    Medyajans
    MedYaram
    Röportaj/ Sohbet
    Medya Dosyası
    Yerel Medya
    Gazete Tirajları


    Medya Kitaplığı
    Araştırmalar/Tezler
    Media Studies
    Media Net Link
    Köşelerde Medya
    Meslek İlkeleri


    Tezcan'lık
    Karikatür
    MedyaRazzi
    Meslek İlkelleri


    Medya-Forum
    Eleştiriler-Öneriler
    Tartışma Platformu
    Tekzip-Açıklama


    TGC
    TGS
    ÇGD
    Basın Konseyi
    Örgütlerden


    Künye
    Reklam
    
    


Bir-Net



             AHMET TEZCAN
             DİLEK YARAŞ
             ESRA DOĞRU
             FUAT UĞUR
             HASAN ÖZSAN
             KEMAL BELGİN
             NECEF UĞURLU
             RAGIP DURAN
             YAVUZ BAYDAR
             ZAFER ÖZCAN


Medya konusundaki tartışmalara katılabilmek, medya eleştirilerinizi Dördüncü Kuvvet Medya'da yayınlatabilmek ve sayfalarımızdaki değişiklikleri size bildirmemiz için lütfen listemize üye olun.

Gelen Mesajların Listesi



    MEDYANIN VE KAPİTALİZMİN ETİĞİ

BBCBBC’deki program (Panaroma – 15 Ekim 2000), Londra sokaklarında Nike ve GAP mağazalarından alışveriş yapanlara, bu şirketlerin üretim-etiği protokolleri hatırlatılarak başladı. Nike ve GAP sözkonusu protokollerinde müşterilerine şu sözleri veriyorlar;

Sadece İngiltere’de değil fason üretim yaptıkları ülkelerdeki şirketlerde de çocuk işçi çalıştırmayacaklar, çevre kirliliğine dikkat edecekler, işçilere angarya yüklemeyecekler, haftada en az bir gün izin hakkına ve çalışma ortamlarının sağlıklı olmasına (havalandırma, ışık ve yer açısından) özen gösterecekler.

Böylece programın başında Londra’da Nike ve GAP’tan alışveriş yapan tüketicinin üretim etiğine hassasiyeti ortaya çıkarılıyor. Bunun aksi kanıtlanırsa Nike ve GAP’in müşteri kaybedeceği, bu nedenle global iş dünyasında ayakta kalabilmek için bu dev şirketlerin kendi koydukları etik ilkelere uymaları gerektiği hatırlatılıyor.

Panaroma muhabiri Güneydoğu Asya’da çocuk işçi çalıştırmaktan çevre kirliliğine ve angaryaya kadar bazı taşeron firmalardaki düzensizlikleri yerinde tespit ettikten sonra Nike ve GAP’in ABD’deki ana merkezlerini ziyaret edip bulgularını şirket yöneticilerine aktarıyor. Muhabir bu kez Nike ve GAP’in sorumlu yöneticileriyle beraber Güneydoğu Asya’ya dönüyor. Rastgele seçilen bazı fabrikalardaki benzer aksaklıklar yeniden ve yerinde saptanıyor. Sonunda Nike ve GAP’in çocuk işçilerin eğitimlerini üstlenmeleri, bu amaçla onlara burs sağlanması ve yasal çalışma yaşına geldiklerinde işe yeniden alınmaları konusunda ikna ediyorlar. Böylece bir yandan tüketicinin hassasiyetini araştırmak, onları bilinçlendirme işlevini yerine getiren BBC, öte yandan firmaların kendi pozisyonlarının açıklanmasına fırsat tanıyor. Böylece emek ve mal piyasaları daha şeffaflaşıyor ve piyasaları dengesizliğe sürükleyebilecek dinamikler önceden deşifre ediliyor. Sistem kar dürtüsüyle hareket etse de, kar dürtüsünün ‘herşey’ olmadığı anlaşılıyor. Üretimin etik protokolü ‘tüketicinin memnuniyeti’ni arttırıyor. Medya da işte bu protokolü ve ‘tüketicinin memnuniyeti’ni gözlüyor, bu konuya henüz aşina olamamış tüketici kitlelerini eğitiyor, firmalardaki etik kodu sapmalarını teşhir ediyor ve kapitalizmin disiplinli işleyişine katkıda bulunuyor; ’İnsani’ kapitalizmin tüm sistem içindeki yerinin vahşi kapitalizme göre daha güçlü olduğunu vurguluyor.

Batı merkezli bu ‘insani’ kapitalizm çocuk emeği, angarya, çevre kirliliği konularında, kendisine has sosyal mücadeleler tarihi içinde duyarlı bir tüketici kitlesini oluşturmuş. Muhtemelen kapitalizmin eşitsiz ve çarpık geliştiği ülkelerde de çocuk emeğinin ve reel anlamda karşılığı ödenmemiş angaryanın aile bütçesine yaptığı katkı da önemli. Ancak, köle emeği tartışmalarında olduğu gibi, kapitalizmin sağlıklı işleyebilmesi için global şirketler için fason üretim yapan fabrikalarda çalışan çocuk işçilerin okula gidip, belli eğitimin ardından ‘beşeri sermaye’ biriktirmeleri önemli. Medyanın işin bu yanını ortaya çıkartıp ‘sapmaları düzeltmesi’, ona kapitalizmin içinde kendine özgü bir işlevsellik kazandırıyor. Öte yandan kendisi de aynı kurallara göre işleyen global medya izlenirliğini artırırken, daha sağlıklı bir kapitalizme katkıda bulunuyor.

Türkiye medyasındaki etik problemler ve başarısızlık, başta kendi ekonomik sisteminin en pür-ü pak biçiminde kendine yüklenen toplumsal yeniden üretimin ideolojik boyutuna yapamadığı katkıda ortaya çaıkıyor. Bu nedenle esas olarak sistemin bekasına hizmet edecek bu tür haber ve programları, milli davalar dışında, Türkiye medyasında pek göremiyoruz. Çeşitli nedenler üzerinde durulabilir:

  • Sosyo-ideolojik boyutta görünen, medya etiğinin bizzat toplumsal formasyondan etkilenmesi. Çünkü Türkiye’de hazırlanan ve daha çok akşam haberleri içerisinde harmanlanan bu tür programlar, Türkiye’ye has kapitalizmin Türkiye’ye has ideolojisi içinde yoğruluyor. Bu ideolojinin en belirgin özelliği, ülkedeki feodal unsurların ve onların ideolojik yansımalarının henüz tasfiye edilmemesi.
  • Kendi günlük hayatını yaşayan ve kendi yağıyla kavrulan üretici ve tüketici kitleler, henüz Türkiye medyasının dikkatini çekmiyor.
  • Programlar ve haberler, ekonomide, politikada, magazin dünyasında ve futbolda oryantel despotluğun etrafında oluşan ‘önemli adamların’ işlerini ya da rezilliklerini konu ediniyor. ‘Önemsiz’ insanlar da bir gün ‘önemli’ adamların işlerine bulaştıklarında ya da ayaklarına dolaştıklarında ‘medyatik’ hale gelebiliyorlar.
  • Medya eleştirisi açısından bakıldığında ise medyanın içinden ya da dışından sistemli ve ‘iyi niyetli’ bir biçimde monitör edilmesi, yapılanların ya da yapılmayanların söylenmesi; kapitalist kurum ve kuralların işleyişine katkıda bulunacak ciddi bir eleştirel mekanizmayı ortaya çıkartmaya yetmiyor. Türkiye’de medya veya muhalif medya bu hedef doğrultusunda ciddi bir eleştiri mekanizması kurarlarsa insanların daha iyi koşullarda yaşamaları için önemli bir adım atmış olacaklar. Ülke kapitalizmi bir nebze daha ileri gidecek ve gerçek sistem eleştirisinin aslında medyanın kapitalizme ait etiği üzerinde gelişmesinin imkansızlıkları da daha iyi görünecek. Çünkü iletişim çağını yakalayan global ve yerel medya, eleştirisi ile birlikte, hala kapitalizmin üretim araçlarının geliştirilmesi bakımından devrimci olduğu bir dönemi yaşıyor.
  • Ve kapitalizm karından vazgeçiyor fakat üretim araçlarının mülkiyetinden asla vazgeçmiyor. Medyanın ahlaklı ve insaflı olmasını istemek de muhalif olmayı gerektirmiyor. Medyanın etiğinin de kendisini yaratan sistemin, kapitalizmin etiğinden başka birşey olmadığı da daha iyi anlaşılıyor.
  • (1 Kasım 2000)