'MEDYA ÇAĞI'NDA SEÇİM MANZARALARI / NTVMSNBC Yazarı /New York Hınzırlık ve de muziplik parayla değil! Günlerdir, son dakikada ortalığı şenlendirecek, seçimde dengeleri etkileyecek bir skandalın, bir bomba haberin ortaya çıkmasını umutla bekliyordum. Medya bu kadar durgunluğa dayanamzdı. Ya Al Gore’un sekreteri ansızın kameraların önüne fırlayıp, “Gore’la Beyaz Saray’in arka bahçesinde seviştim” diyecekti veya Bush’un “serseri” yıllarından kalma bir arkadaşı çenesini tutamayacak ve marihuana içtikleri günleri otuziki kısım tekmili birden medyaya anlatacaktı. Seçime 5 gün kala tam umudu kesmiştim ki “flaş” haber patladı: Bush 1976 yılında sarhoş araba kullanırken enselenmiş ve ehliyeti 1.5 yıl elinden alınmıştı. 150 dolar ceza da cabası. Ve Bush bunu hepimizden saklamıştı! Tabii daha ilk dakikadan itibaren medya mal bulmuş Mağribi gibi atladı haberin üstüne. 40 yaşına kadar alkole batık olduğunu baştan itiraf eden Bush bu günahı neden saklamıştı? Eğer bu kabahatin üstünü örttüyse bilmediğimiz daha ne naneler yemişti? Biz Amerikalılar kaderimizi ellerine teslim edeceğimiz birinin tüm sicilini bilme hakkına sahip değil miydik? Ya da bunda abartacak ne vardı? Hangimiz hayatımızda sarhoş araba kullanmamıştık ki? Bir kereden ne olurdu ki? Üstelik Clinton’ın aksine Bush yalan söylememiş, sadece sicilinin bozuk bir sayfasını kamuoyundan gizlemişti. Bu sorular ve yorumlar, rutinleşen seçim gündeminin renkli unsurları olarak dün gece tartışılmaya başlandı. Kameraların önüne çıkıp “Yaptıysam yaptım, o zamanlar alkole düşkün olduğumu gizlemedim ki” diye kendimi savunurken, aslında 24 yıl önce sarhoş araba kullanıp, seçime 5 gün kala “kaza” yapmanın şokunu yaşıyordu. ASIL GÜNDEM BAŞKA Aslında haber kanallarının bangır bangır verdiği gece haberinden halkımızın anında haberdar olduğunu pek sanmıyorum. Çünkü aynı saatlerde Fox TV, günlerdir merakla beklenen ve Amerikan halkının ruhuna fazlasıyla hitap eden bir program yayınlıyordu: “Sürpriz Evlilik”. Birkaç ay önce, okyanusta ıssız bir adaya bırakılan bir avuç yarışmacının 1 milyon dolarlık ödül için verdikleri “hayatta kalma mücadelesi”ni anlatan TV yarışmasının ne kadar ilgi gördüğünü bir yerden duymuş olabilirsiniz. Dün akşamki program da reyting rekorlarını altüst etti. Durum şu: 5 çifti Las Vegas’a getiriyorlar. Kızlar oğlanlarla evlenmek istiyor. Çocukların -hesapta- olup bitenlerden haberi yok. Binlerce seyircinin doldurduğu salonun sahnesinde kızlar gelinlikle arz-ı endam ediyor. Oğlanlar -hikaye bu ya!- kuliste öylesine bekliyor. Sonra ışıkları söndürüp zavallı çocukları bir anda sahneye çıkarıyorlar: Sürpriiiiz! Milyonlarca izleyicinin önünde kızlar oğlanlara evlenme teklif ediyor. Kabul edenler oracıkta evleniyor, reddedilen hanım kızlar salya sümük ayrılıyor sahneden. Ve biz kendimizi bazen kız tarafı, bazen oğlan tarafı sayıp bir heyecanlanıyoruz, bir mutlu oluyoruz ki, sormayın gitsin! İtiraf etmeliyim ki, ben de haber kanallarıyla evlenme törenleri arasında gidip gelmekten yorgun düştüm. Sonunda, nikahı kaçırıp Bush’un kazasında kalmışım. Ama “Nikahta keramet var” deyip sahnedeki mürüvveti seyretmeyi tarcih edenler çoğunluktaymış. Reyting raporları öyle söylüyor. Zaten başkan adaylarının TV’den canlı yayınlanan tartışmaları da beyzbol maçlarıyla pembe diziler arasında heba olup gitmişti. HERŞEY “SHOW BUSİNESS” Mİ? “Bilgi Çağı”nda yaşadığımız söyleniyor. Ama Amerika’ya bakınca “Medya Çağı”nda yaşadığımızı düşünmek için yeterince neden var. Herşey “show-business”ın bir parçası. Başkanlık seçimleri de öyle. Anketler ve araştırmalar, büyük bir kitlenin, seçim gelişmelerini haber ve analiz programlarından çok, talk show’lardan takip ettiğini gösteriyor. Geçenlerde CNN’ın emektar siyasi analistlerinden Bill Schineder uzun uzun seçim yorumu yaptıktan sonra durakladı ve şöyle dedi: “Aslında biz ne desek boş. Amerikan halkı muhtemelen David Letterman ve Jay Leno’yu (en popüler iki talk show’cu)dinledikten sonra karar verecektir!” Bush ve Gore’un “bir avuç oy için” bu şovlara, hem de birkaç kere koşa koşa gitmeleri, ellerine tutuşturulan esprileri okumaları boşuna değil. Çünkü en yüksek reyting bu iki programda ve halkımız bu programlara bayılıyor! En güzel espri yapan, en çok güldüren aday en çok sempati topluyor. Bush bu konuda daha mahir. “Sempati” kilit kelime. Halkımız zeka ve deneyime fazla önem atfetmiyor; sempatik olsun, güldürsün yeter. Ee, hayatın kendisi bir şov değil mi zaten? MEDYANIN HALLERİ Türkiye’de kimi medya organlarının seçim döneminde bazı adayları açık ya da örtülü desteklemesi hep tartışma konusu olur. Amerika’da bunun çok abartılmış örneklerini görünce insan ister istemez afallıyor. Mesela medya devi Rupert Murdoch’un sahibi olduğu televizyonlar, gazeteler. Ülkenin en çok seyredilen kanallarından Fox News, yayınının hemen her dakikasını Bush’u desteklemeye vakfetmiş durumda. Haber programlarını, hatta bültenleri sunanlar Bush yanlısı, Gore karşıtı öylesine yorumlar yapıyorlar ki, inanılır gibi değil. Reytingi yüksek birkaç gece programında sunucuların, Bush kampanyası sözcülerini bile kıskandıracak cümlelerle Gore’a saldırmalarını dehşetle izliyorum! Yine Murdoch’un sahibi olduğu bulvar gazetesi New York Post, Clinton’lar için demediğini bırakmıyor ve çoğu kez hakaret boyutuna varan bu yayınları ağzı açık seyrediyorum. Ama Türkiye ile kıyaslandığında arada şöyle bir fark var: Genel eğilim; görüşleri paylaşılmayan TV’lere, onların programlarına öfkelenmek ya da saldırmak değil, seyretmemek. “Herkesin seçme hakkı var” diyor bir medya analisti, “Görüşleri ya da yayın kalitesini beğenmiyorsan kumanda senin elinde, değiştir. Senin düzeysiz dediğin programları çok beğenip izleyen milyonlar var. Ama senin izlediğin kanalları da onlar sıkıcı buluyor. Seçme hakkından güzeli yok!” Sevmediğimiz, aşağıladığımız ve hatta nefret ettiğimiz şahısları ve programlarını hem izleyip, hem de vaktimizin çoğunu onların ne kadar kötü olduklarını anlatarak israf etmek biraz bize özgü bir şey galiba... “Nefret etmek için sevilen, izlenen programcı” (love to hate man) kavramı, doğup büyüdüğü topraklardan çok, “yaban topraklarda” mı serpiliyor dersiniz? NOT: Yazı ntvmsnbc.com 'dan alınmıştır. 06 Kasım 2000 Pazartesi |