Alpagut Olayından Soma’ya giden yolda Ekran Şöhretleri...

NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
1969 yılında Çorum’un Dodurga ilçesindeki Alpagut Maden Ocağında Devlete ait Alpagut Linyit İşletmelerinde çalışan işçilere, uzun süredir ücretleri verilmeyince ve işletmenin zarar ettiği söylenince , İşçiler kendi aralarında toplanıp çözüm ararlar ve sonunda maden ocağının yönetimini ele geçirerek onu çalıştırmaya başlarlar.
İşçilerin 35 gün süren üretim ve öz yönetim deneyiminin başarılı olması yetkilileri rahatsız eder ve işçilerin öz yönetimi jandarmanın müdahalesiyle sona erer ve toplu sözleşme imzalanır.
Maden işçilerinin bu müthiş başkaldırı ve direnişini anlatan Sevgili Haşmet Zeybek’in unutulmaz oyunu ‘Alpagut Olayı’ nı izlediğimde henüz 18 yaşında bile değildim , hala belleğimdedir ve Gülümser Gülhan’ın canladırdığı ocağın ‘müdür’ yöneticisinin eşi rolünü izlemeyen izleyiciye yazık olmuş derim .
Lafı gevelemeyeyim , Gülümser Gülhan gibi yetenekli oyunculara hasretiz.
Maalesef ekranlarda çoğunun en popüler oldukları anlarda bile ismi hatırlanmayan medya güruhuyla karşı karşıyayız, ileride nasıl yad edilecekler , hangi işlerle ortada .
Para tamam, şöhret tamam, aşk tamam, iş tamam , reklam tamam fakat isimleri yok !
Selenay bile son reklamında ismini belletmeye çalışıyor, bu da son yılların modası , üründen çok kendi raklamlarını yapmak , oda olmasa hatırlanacakları hiç yok , firmaların keyfi bilir, herhalde reklamlarında oynattıkları oyuncuları üretiyor ve onları satmak istiyorlar , enteresan bir durum.
Yanlız Selenay mı, Sevilay mı her neyse , çoğu bu durumda , cismen kısmen varlar ismen yoklar.
Sadece deniz suyu gibi içtikçe susadıkları şöhret şerbetinden içip içip susamaya devam ediyorlar.
‘ Her mihnet kabulüm yeterki dizim olsun her sene, biri biterken öteki başlasın.’ diyorlarsa kızacak değiliz onların seçimi.
Ne var ki ; oyunculuk şöhret olmakla , para kazanmakla ilgili değil .
Önce insan ruhunun keşfiyle ilgilidir, şöhret kazara olan bir şey.
Pek çok ekran şöhreti ‘ Kaza ‘ peşindeler, toslamak pahasına şöhret olmak istiyorlar .
Ne yazık ki aralarında okullu olanlar var, işinin dersini görmüş hatta ‘Shakespeare’ okumuş ve sonra sağdan soldan apartma bir diziyle şöhret olmuşlar , kader ne diyeyim !
Sanat okullarında okumuş olanlar daha da içini yakıyor insanın.
Çocuklarda ne yapsınlar ;
Çünkü okullarda insan sevmeyi öğretmiyorlar
Nasıl ve ne pahasına zengin ya da fakir olunur öğretmiyorlar.
Humaniter bilimler öğretmiyorlar,
Sevmediğiniz insanlardan uzaklaşmayı, içinize sinmeyen , vicdanınızın el vermediği işlere hayır demeyi de öğretmiyorlar.
İşlerinin bir dert anlatma sanatı olduğunu öğretmiyorlar .
Siyasetçilerin kafalarından geçenleri okumayı, menfaat ilişkilerini öğretmiyorlar.
Madenlerde ölüme inenlere ne deneceğini , şehit mi kurban mı öğretmiyorlar.
Aslında okullarda bilmeleri icap eden bir bok öğretmiyorlar.
Ve gelmiş geçmiş bütün Eğitim bakanları bunları bal gibi bilerek aynı işi yapıyorlar !
Ciddiye alınmak meselesi önemlidir her işte, komedi yazarken dahil belkide en çok .
Mesela son ayların en büyük ve haklı şöhreti Fevzioğlu , ne kadar çabuk belledik ismini . Fevzioğlu bütün ekran şöhretlerini geçti, çünkü ciddiye alındı , konuştukları ciddi şeylerdi.
Arena özelde Müdafai Hukuk geleneğinden baroların örgütlediğini , ve hukukun sosyal devlet olma noktasında devreye girdiğini gayet güzel anlattı, ciddiye alındı . Fevzioğlu şimdi Çağataydan daha şöhretli ismini bu yüzden hatırlıyoruz.
Beğenen olur, beğenmeyen olur ama Fevzioğlu artık hatırlardadır.
Ekran şöhretlerinin , çoğu uyduruk veya hakiki aşklar, evlilik iyi gidiyor çok mutluyuz fotoğrafları , arkası yarına dönen ihanetler, anne, anneanne, ve şöhret üç nesil AVM alışverişleri , çocuğum gaa dedi, arkadan guu , çok para kazandım ne koleksiyonu yapayım hayranlarım karar versin , yeni sevgili beni buldu ayaklarıyla isimlerini belletmeleri çok zor sadece gündemi zorunlu işgal ve çabuk değiştirmek zorundalar .
Buna en iyi çözüm rica etsinler senaristlere oynadıkları rollerdeki karakterlere gerçek isimlerini koysunlar , dizi boyunca hiç olmazsa yolda , ve burunlarını çıkaramadıkları AVM’lerde isimleriyle hitap edilmiş olurlar .
Ve böylece isimleri hatırlanmayınca sinirlenip sağa sola kızmazlar çünkü hakikat acı , hatırlanmıyor isimleri .
Alpagut Olayından, Soma ‘ya toplumsal serüvenimizde işçi hakları , ekonomi, enerji, sosyal devlet , taşeronlar, dayıbaşları siyasi rant , adalet , göz önüne alındığında geldiğimiz nokta ürkütücü ve gerçeklerden çok yalan dolu , ekran şöhretlerinin durumu ise bu facianın bir başka paraleli , ve asıl korkunç paralel yapı budur .
‘.......ülkeler şirketler ve müesseseler gibi iflas etmez . Fakat insan kaynağı ve yaşam kalitesi düşer. Üçüncü sınıf bir ülke olma ihtimali ortaya çıkar...’
Bu sözler Rahmi Koç’a ait . Yıllar önce ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Derviş’in dış destek bulacağına inancını ifade ettiği söyleminden bir bölüm.
Medyamızın durumuna uygulayabilirsiniz .
Ekranların , medyanın üç beş istisna dışında geldiği nokta üçüncü sınıf ülke olma ihtimalimiz ne kelime , beşlere inelim halidir .
Araplara dizi sattık ne ala ...
Kardeşinin tutmayan dizisine laf söyletmeyen , ‘kimse kaldıramaz’ postası atan star biraderi bile var medyamızda, dahası adam haklı çıktı !
Asıl mesele kerameti kendinden menkul tutmayan dizileri ayakta tutan düzeneği kimlerin ayakta tuttuğunu çözebilmek.
‘Birinci evliliğimde tecrübesizdim ikincide daha iyi olacağım’ diyen eh o zaman üçüncüde daha da iyi olursun diye insanın içinden geçirten ekran salağının ,
Sabah sabah patlıcan moru kıyafetiyle istek duaları yerine getiren sunucunun,
Menkıbe üstüne menkıbe atarak şöhret yakalayan ilahiyat profesörünün siyasete soyunmaya niyetlendiği ekranlarda olan rezalet bini bir paraya.
Utanmadan bin yalanın kıvrıldığı medyanın bu haliyle Arap’lara dizi satıyoruz böbürlenmesi bizi dünyada 1. sınıf yapabiliyor mu ?
Ya heberlere ne demeli ?
Sayın Cumhurbaşkanı New York’a oğlunun mezuniyet törenine resmi gezi olmadığı için tarifeli uçakla gitmiş, habere bakın , elbette öyle yapacak aksi haberdir , birileri Sayın Cumhurbaşkanının akçeli konularda çok hassas olduğunu vurgulamaya çalışmış belli ve haberin devamı daha da komik ‘....Gül, Ankara’dan İstanbul’a taşınacak. Gül’ün, bazı taşınmazlarını satarak İstanbul’un Anadolu yakasında villa tarzı yaptırdığı evin bitmek üzere olduğu belirtildi.’ 17 Aralık rezaletlerinden yetkilerini kullanıp hesap sorma yolunu açmayan devletin en yüksek iradesi sadece kendi hesabını veriyor anlaşılan !
Asıl haber bu .
Ama haberin hası New York’da patladı soru soran bir genç akademisyen Cumhurbaşkanı tarafından ‘Sana kimse böyle soru sorma hakkı vermez...’ mealinde bir cevapla azarlandı ! Bu da bizi kaçıncı sınıf yapacak bir demokrasi anlayışı acaba ?
Arap’lara dizi satıyormuşuz Pöh !
Böyle demokrasiye isimleri hatırlanmayan ekran gürühu pek yakışıyor.
Kayda geçirelim
Sevgiyle...




