EY HAKİKAT YOLCULARI!
NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Ne tarafa doğru gidiyoruz, demokrasi, insan haklarına mı yolculuk? O zaman bu yola giden kapıları açmadan bu karanlıktan çıkış yok.
Kapılar açılmazsa;
Ankara’da ki müdahil olma hali bir zihniyet hesaplaşmasının değil ‘Dök içini rahatla seansları’ nın sıra kuyruğu olur.
Çocuğu kayıp, işkencede ölmüş kadınlar zaten yıllardır seslerini duyurmak için korkmadan, yılmadan her kapının önünde bağırmadılar mı şimdi onları mahkeme kapılarında bağırttırmakla neyle, kiminle hesaplaşılıyor bu abes durumu kayda geçirelim.
Bir yandan geri dönmeyen nereye gömüldükleri belli olmayan evlatlarını arayanlar için şarkı yapan, öbür taraftan ‘devletimin hizmetkarıyım’ diyerek düzene göz kırpan aynı sanatçıya çıkıp kimse ‘ Hangi devlet, o anaların çocuklarını haklayan devletin mi hizmetindesin , o zaman niye şarkılar söylüyorsun bu kadınları kandırıyorsun bu ne kıvrak figürler , şarkıcı mısın dansöz mü ‘ diye sormazsa 12 Eylül’le hesaplaşılmaz. Bu durum zaten kayda geçmiştir.
Telafi Cumhuriyeti Türkiye, öyle telafiler yapmıştır ki ne yazık ki sanat alanında resmi söylemin dışında gık çıkamamıştır.
‘Sanatsal Cesaret’ örneği olarak sunulan dizilerde ki işkence sahneleri ise devletin işkenceyi suç olarak kabul etmesinden sonra yer almış resimlerdir , içerik açısından gene gık çıkmamıştır.
Kurgu diye gırla gidiyor sanat ortamı, bir tanede resmi söylemin dışında bir kurgu yapında izleyelim , hayret edelim, düşünelim, üzülelim, sizden çıkmaz ama hatta gülelim.
Bedelini hayatıyla, işsizlikle, dışlanmayla ödeyen pek çok aydının eserleri sözleri karartmaya uğrarken meseleye sanki sahip çıkıyormuş gibi yapan zamanında sıkı dayaktan geçmiş bir tuhaf yaratık sınıf türetmiştir bu 12 Eylül. Açar gibi yapıp örtmüşlerdir hakikatleri. Onların tedavisi de ayrı bir sorun, çoğu paralı ama içleri yanıyor, sıkıntıları var. Pişkinlik bir yere kadar vicdan azabı, kullanılmışlığın onur kırıcı hali yüzsüzlükle yüzleşme kolay iş değildir .
Beyoğlu sinemalarının caddeye bakan vitrinlerinde sünger sütyeniyle afiş olan derin şellafelerden entelektüel , fikir kadını elde etme çabaları gene bu zihniyetin bok yemelerinden sadece biridir. Gördük , izledik üç kuruş uğruna yanında payanda görevi gören gerçek entelektüel ama ahlaktan yoksun arsızları da.
12 Eylül ile hesaplaşma geçmiştekiler yetmiyormuş gibi şimdi yeni sanal kahramanları pazarlıyor. Baktım ekranda kıçını yırtıyor, al basmış, işkenceciyi değil yoldan çevirdikleri oğlunu benzetiyor, hem demokrasi kahramanı oluyor hem işkencecileri ‘cezalandırmış kadar olunuyor’ , ama hiç olmuyor, kimse yemiyor…. aslında kimse ceza görmüyor ölen öldüğü ile bizim artistler para kazandırıldığıyla kalıyorlar.
Aslında son derece basit, açık , net cevapları, karartıcı, saptırıcı algı yaratan sorularla karmaşık hale getirerek sürdürülen 12 Eylül zihniyetinden kurtulmak ister gibi yapanlardan kurtulmadan bu işi çözemeyeceğiz.
Mesele şüphesiz toplumsal bir kabahatin ört basında ortak çalışmış suç örgütlenmeleri olduğu için bu kadar kör düğüm halini alıyor.
İnsan haklarını, demokrasiyi, hukuku sanatı, şu hayatı yaşanası kılacak ne varsa ortadan kaldıran zihniyetin ortak suçluları olduğu gerçektir.
Ama bunların kimler olduğu , bu suçun ortaklığı , bu ortaklıktan semirenler belli .
Evren’in resimlerini ‘ Ne güzel yapmışsınız resme bakıp bu resmi Paşam’ diye açık arttırmalarda bir bokmuş gibi satın alanlar, fişleme ofislerine sponsor olan iş adamları , babası , dedesi ihtilal paşası diye çoluk çocuklarına bir itibar, bir sahip çıkanlar belli.
Negatif seleksiyon sonucu ‘Bir yerlere getirilmiş’ ‘Yahu bu buraya nasıl geldi’ diye merak edilen kabiliyetsiz, vasat altı kimlerde belli.
Dahası da belli de artık başkası yazsın sıkıyorsa, etraf siyasi film yapan pehlivandan geçilmiyor !
Hatta Evren Paşa kaleme aldığı kitabında bizzat kendine göre bir liste sunmuş.
Bunlarla uğraşmadan nasıl hesaplaşılacak ?
Bütün toplum suçluymuş, herkes alkış tutmuşmuş…yoo biz tutmadık, nemalanmadık, alçaklaşmadık, bunu yazanlar kendileri için konuşsunlar .
Adam utanmadan tereyağ gibi üste çıkıyor, sanki bütün alçaklıklar Türkiye Şümul … kendi ve suç ortaklarını Türkiye zannediyor , kafayı çekip aynaya baktıkça çoğalıyor herhalde !
Çoğunluğun hakikatleri görmesini önleyen bir düzen, medya ve çeteler olduğu malum insanlar özellikle yanıltıldılar bunun da hesabının sorulması 12 Eylül hesabına dahildir.
Lakin ; 12 Eylül ile hesaplaşalım derken ; ihtilal yapanı, şakşaklayanı içeri atamayıp teşebbüs iddiasıyla askerleri sıram sıram içeri tıkınca ortaya Türk’lere has komik bir durum ortaya çıktı.
‘Dünya İhtilaller Tarihi’ ne gene yapacağımızı yaptık,
İhtilali yapanlar ve yalakaları dışarıda yapamayanlar içerde !
Ahu hanım bile bu durumdan sıkılmış olmalı ki uzaya gitmek için 95 bin dolara bilet satın almış .
Bu arada Cem Yılmaz İtalya’ya yerleşiyormuş, zaten şu sıralar hamileliğinin son üç ayını Amerika’da geçirmeyen Türk kadını kalmadı, yeni doğacak bebeklerin emeklemeleri için Türk’lerin halı ihtiyacından olsa gerek Şengör’ler New York’da halı dükkanı açmışlar Beyhan Bağış , Mica Ertegün açılışta yer almış,
Dünya’da Türkler çeşitli etkinlikleriyle ola dururken bizde burada 12 Eylül’le hesaplaşa yazmaktayız … derken elbette en bomba açıklama TBMM Başkanı Cemil Çiçek’ten geldi. Sayın Çiçek ‘Anayasa’nın 30 yılda 17 kez değiştirildiğini ancak, iki yakasının bir araya getirilemediğini belirterek, "Dolayısıyla yeni anayasaya ihtiyaç var.’ buyuruyorlar.
Malum 12 eylül Anayasası’sıyla 12 Eylülcüleri yargılama durumu içerisinde olma meselesine dikkat çekiyorlar.
Şu feleğin işine bakın ANAP’da Aileden Sorumlu Bakan iken her yıl geleneksel olarak ‘Hüsnü Kuruntu’ dizisine övgüler ödüller yağdıran bu muhafazakar siyasetçimiz Anap’tan Fazilet’e , Fazilet’ten Ak Partiye 12 Eylül sonrasının siyasi yaşamımıza en renkli armağanıdır. Buyurduğu gibi 17 defa anayasa değişmiş ama Sayın Çiçek 30 yılda hiç değişmedi, sadece partileri değişti. Şimdi 12 Eylül’le hesaplaşmak istiyor , bunun filmi yapılmaz mı ? Sayın Çiçek gerçeklerinden yola çıkarak kurgulanmış bir film yeni çıkacak teşviklerle umarım yapılır. 12 Eylül’le hesaplaşılacaksa bu Çiçek’siz olmaz.
Bu topluma bunca acıları çektirenler, bizi bunca utancın altında yaşamaya mahkum edenler , işkenceciler, şakşakçılar, gıkını çıkaramayan korkaklar, boş konuşan çenebazlar, fırsatçılar yeni Pazar yeriniz 12 Eylül Hesaplaşması sanmayın….gidecek , yatacak yeriniz olmasa bile bazen hayatta yola çıkma, ayrılma zamanları vardır , şimdi o zamanlar. Ayrılın artık , güle güle, nerede duruyorsanız durduğunuz yere zarar veriyorsunuz.
Sevgiyle




