MERAL OKAY, ERHAN AFYONCU, ALİ RIZA DEMİRCAN...
NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN Daha birinci bölümünde tartışmalara yol açan ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi adından anlaşılacağı üzere ‘emperyal’ duyguları kamçılamak üzere kotarılmış bir iş. Buna İkinci zaaf ‘Seks’ de ilave edildiğinde rating canavarının (Sina Koloğlu’nun kulakları çınlasın ) kolayca alt edilebileceği bir bileşke ile dizi karşımıza çıktı.
Meral Okay gibi değişik televizyonlarda yönetici, yönlendirici, oyuncu, senarist pozisyonlarda bulunmuş bir zekadan beklenen bir gol derim, lakin karşısında sıkı kaleler yok ama olsun, atılmış gol goldür. Kale, kaleci yoksa ne benim ne de onun kabahati, burası Türkiye boş kalelere atılmış gollerimiz kadar kendi kalelerimize atılmış gollerimizde pek meşhurdur, ve ilk değildir.
Söz konusu dizide Senarist tarihçi değil ama belli ki tarihçilerin yazdıklarından yararlanmış, şüphesiz doğru olanda budur çünkü tarih, tarihçiler her zaman her yerde birbirinin tersi şeyler yazarlar ve birbirlerini yalanlarlar. Geriye münazara kabilinden bilgiler kalır, onların bile gerçekliği hep tartışmalıdır , kimi de inandırıcı değildir, tarih birbirini yalanlayan ifadelerle doludur, yani tarihte gerçek arayışı daima ihtimallerden ibarettir. Elbette inkar edilemeyecek nesnel gerçekler var, harem gerçeği gibi, ama o da hala gizemli bir gerçek olmayı sürdürüyor, ‘ Harem okuldur aman yanlış anlamayın’ diyen tarihçilere sormak isterim, ‘Harem Okul’ undan yetişmiş eczacı, mühendis, doktor, fizikçi , matematikçi kaç kadın var ? Ut, piano çalar , şiir yazar, , dans eder bazıları Türkçe’ dışında diller konuşur (Harem kadınlarının çoğunun zaten anadilleri Türkçe değil’ ) dolayısıyla ‘Harem bir okuldur’ derken durup bir düşünmek lazım, böyle bir uydurmanın geçmişe faydası yoktur ama nur topu gibi Cumhuriyetimizin kadın açısından kazanımlarına şükretme noktasında mukayese bakımından önemi vardır , özellikle haremde görev almış kadınların bazı hatıratlarını okuduğunuz zaman açıkça orada yaşanan insan haklarına aykırılıkları görebiliyorsunuz, üstelik bu hatıratlar tuhaftır yazanın ‘Harem Özlemi’ni taşır, bu nokta beni aşıyor ciddi psikiyatrlara ihtiyaç var.
Mahpeyker için çok iyi kadındı sütünü halka, tam aklıma gelmedi bir şeyini saraya verirdi tarzı , nefret di galiba kelime , laflara da çok güldüm. Fakir fukaraya yemek verirmiş, imaret yaptırırmış tarzı methiyelere hayretle bakıyorum, duyanda kazandığı parayla zannedecek.
Neyse biz önce gelelim dizi sayesinde gündeme gelen akademisyenlerin tarihi dizi danışmanlığı meselesine;
Tarihte ki bazı şahsiyetlere aşk derecesinde tutkuyla bağlanıp , onlara laf ettirmeyen tarihçi demeye tereddüt ettiğim bazı şahsiyetlerde var ki bunlardan biri mesela 1. Ahmet döneminde Celali İsyanlarını bastırmayı vahşete dönüştüren , cesetleri kuyulara atmasıyla ünlü ‘Kuyucu Murat’ lakaplı vezir için kendisi asla böyle şeyler yapmamıştır, vezir olmadan önceki mesleği kuyucuydu bu lakap bu yüzden verilmişti mealinde sözleri bir TV kanalında utanmadan söyleyebilmiş Kuyucu Murat’ı ‘Artezyenci Murat’ a dönüştürmüştü. Bu da doğrusu akademia’nın ahlaki conduct meselesi, bu tarihçiyi aralarında muhafaza ediyorlarsa ben ne yapayım. Adını vermiyorum, hiç uğraşamam. Cır cır kanal kanal geziyor.
Kabul edilmiş bir gerçektir ki ; Tarih resimler, şiirler, mektuplarla bize ulaşan bir propogandadır mutlak gerçek diye de bir şey de yoktur,nesnel gerçeklerle ilgili belgeleri arşiv memurundan da alabilirsiniz, illa gerçek budur diye dayatan bir tarihçi akademisyen baştan kaybeder, Sayın Erhan Afyoncu bu dizide danışmanlık görevini kabul ettiyse yeni işi hayırlı olsun ama akademisyenliğine de geçmiş olsun derim ,durup dururken ‘ şerbetçi tarihçi’ olarak kendisini tarihe geçirdi , en ısrarcı olduğu tarih savı padişahların içki içmediği olan Erhan Afyoncu sayesinde Kanuni muhtemelen mutadı dışında dizide sürekli şerbet içmektedir.
Sayın Afyoncu ‘nun şimdilerde bazı padişahlar içerdi demesi olumludur, daha bir bölümde Sayın Meral OKay onu sabit fikirlerinden vaz geçirmiş görünüyor, onüç bölüm sonra belki de Yavuz’un kollarında öldüğü Hasancan gençti, dizide ki Hasan Can gibi yaşlı değildi diyebilir,hatta Kanuni belki bir sefer dönüşü , ya da kan yapsın diye sıhhati için bir kadeh şarap içebilir Erhan Afyoncu’nun hoşgörüsüne sığınarak tabii . Kısaca Sayın Afyoncu’nun dönüşümü umut vericidir dahası ilginçtir.
Sayın Meral Okay mantıklı, akıllı bir kadındır, medyanın derinliklerini , sosyal dönüşümleri çok iyi bilir, onun için yıllardır onu değişik görevlerde görürüz, Guizot’un meşhur lafıdır : ‘Mantık kadar tarihi yalanlayan bir şey yoktur ‘ der. Aslında Sayın Erhan Afyoncu’ya ‘ tarih’, Meral Okay’a ‘mantık ‘ diye baktığımızda müthiş edebi değeri olan bir ikili görüyoruz. Bu iki kişilik oyunu kim yazmak istemez !
Ne var ki dizinin edebi değeri yok.
Ama acele etmeyelim, belki ileride olacak.
Daha İlk bölümde Kanuninin yaşadığı dönemin ruhu, padişahın oğlunu öldürtmeye gidecek kadar Makyavelist yaklaşımlarını, kendini otoritenin merkezi haline getirirken dine açıkça uygun olmayan davranışlarının tümünü birden görmemiz imkansız elbette ama ne yazık ki, dizinin çok zayıf olan dili, dialoglar nerede IV Murat, Turan Oflazoğlu dedirtti, Sayın Okay ben o dialogları yazsam kim söyleyecek Necef der ise boynum incedir, kader utansın derim.
Merak ettiğim dizi yalnız Osmanlı imparatorluğuna değil meseleye global bakıldığında nerelere gidecek, genç, idealist padişahın tiranlığa yürüyüşünde Hürrem’in katkıları fettanlığından ibaret değil elbette izleyip göreceğiz. Hele kendi oğlunun da tıpkı Şehzade Mustafa akıbetine uğradığında neler hissedecek.
‘Muhteşem Yüzyıl’ı Tudor’lara benzetenlere bazı temel dramatik meselelerin aynı olmadığını hatırlatmak isterim, Henry durmadan değişir, ve değiştikçe kadınlarını değiştirir, değişimlerini ise yakınındakilerle olan ilişki ve davranışlarından anlarız.
Bu dizide ise Kanuni baştan bir ‘ölümsüz aşk’ motifine bağlandığı için HÜRREM değişmezidir, diğer eşler bakalım nasıl girip çıkacaklar , çünkü varlar.
Hele işin Kanuni’nin oğlunu öldürttüğü nokta vardır ki , bu noktada Kanuni bir evlat katilidir ve bunu hiçbir tarihçinin ‘ amaları’ ‘mamaları’ değiştiremez .
Kanuni’nin vicdanıyla hesaplaşması , , idealizmini kaybettiği, vicdanını kendi elleriyle yok ettiği noktalar nerelerdir bunlar olmadan çocuğunu öldürmesi mümkün değildir göreceğiz herhalde.
Kanuni’yi hep tarihin ‘iyi’ tarafında tutmak hesap sormamak üzerine kurulu bir düzende isek eski düzenin devamını yaşıyoruz demektir sonuçta Kanuni bir tirandır, ve şimdi cumhuriyetin yurttaşları bir tirandan sanal alemde bile olsa hesap sorma bilincinde olmalıdır, ben bunun için ekranların ilk tarih programın ‘Tarih Yargılanır’ formatını biçimlemiştim.
Tudor’lara dönecek olursak ;
Henry reformisti, onu yaptığı kepazeliklere karşı yüzyıllar boyu tebası korudu, inanç bağlamında evrilmiş bir toplum yaratan ve tamtakır kalmış devletin hazinesini el koyduğu kilise zenginliği ile dolduran bir Henry var tarihte, Peki Kanuni kimdir ? Muhteşem olan genişleme tutkusu mu,Hurrem’e zaafı mı , öyle ise nedir bu zaafın nedeni , dizide gördüğümüz kadarı ile Hürrem’in kötü bir erotik danscı olması mı yoksa …(Cahit Ülkü Son Hazaryalı) neyse söylemeyeyim meraklısı okusun, bazı tarihçiler Kanuni’nin bu istila tutkusunu açıkça eleştirir ve çöküşün başlangıcı der, Nedir peki Kanuni’yi kanuni yapan, aman kanunlar demeyin lütfen …Tudor’lar ve ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisinde iki tiran’ın ortak noktası Din konusunda uzun zaman iki taraflı oynayan Henry ile Kanuninin davranış biçiminin benzerlik taşıması , bazı tarihçilerin Kanuni’yi savunularında komik duruma düşmeleri bundandır. Ali Rıza Demircan bu konuda çok basiretli davranabilmiştir bunu da not düşelim. Belki de Ali Rıza Demircan diziye danışman olmalıydı.
İş Harem, şerbet, Hürrem’den ibaret değildir.
Güçlü ve karizmatik olan Kanuni olacaktır ama kaçınılmaz bir canavarlaşma süreci vardır , bu dramatik kurguda atlanacak bir nokta değildir. Ama bazı tarihçilerin, ve göründüğü kadar itirazcıların hassasiyet gösterdiği nokta da budur. Şaşkındırlar, ne yapacaklarını bilmemektedirler.
Anlaşılan o ki ; tarihçilerin psikoanaliz yeteneği yok . Olmak zorunda da değil. , senaristlerin ise vardır bunu senaryolarında karakterlerin beşeri ilişkilerinde kullanırlar, Meral Okay ne yapmış onu ileride ki bölümlerde izleyeceğiz, umarım kafa sesi , göğe yıldızlara bakıp narasyonlarla bir senaryo zafiyeti olan kendi kendine konuşma sahneleri (1. Bölüm Pargalı) tekrarlanmaz.
Tudor’larda tarih ve edebiyatın sağduyusu birbiriyle zıt gitmiyordu, edebiyat, şiir ‘Tudor’lar dizisinin dilinde tarihi bahane ediyordu. Oflazoğlu’nun IV Murat’ı için de aynı şeyi söyleyebiliz.
‘Muhteşem Yüzyıl’ da ise Sayın Meral Okay’ın zekasına yaraşır etkileyici bir dil yok , vakit yoktu herhalde .
Oscar Wilde ‘Her hangi bir budala tarih yapabilir, ama tarihi yazabilmek zeka ister ‘ der. Meral Okay’ın zekasına sığınmak zorundayız, ama yetinmek zorunda değiliz. Merkezi, ademi merkeziyetçi yönetim biçimlerinin tartışıldığı günümüzde Beyazıt ve Cem yapılabilse keşke, keşke, keşke, benim hayatımda keşkelerle doldu ne yazık ki.
‘Muhteşem Yüzyıl’ eğitim amacından ziyade sosyal bilinçaltını değişim süreçlerinde dönüştürmek açısından işlevi olan bir iş, seks, harem, emperyal duygular, bol döşemelik kumaş, kötü raks filan diye kestirip atamam, böyle bakıldığında da amacına ulaştı.
Neye itiraz ettiği pek belli olmayan itirazcılar farkındalar mı bilmiyorum.




