YENİ YILDA ORDU-MEDYA İLİŞKİLERİ NASIL OLMALI?
EKREM DUMANLI- Ne seneydi ama! Neredeyse gündem her gün değişti. Sabahtan akşama kadar birkaç defa düşen manşetler ne kadar büyük bir değişim yaşadığımızı gözler önüne seriyordu. Ne yazık ki en çok asker-sivil ilişkileri tartışıldı.
Maalesef son senelerde askerimizi zan altında bırakacak pek çok hadise yaşandı. Sauna çetesi ile başlayan süreç doğru yönetilseydi bugün Genelkurmay, yaptığı açıklamalar sırasında bu kadar güven sorunu yaşamazdı. Sauna çetesinde çıkan evrak tüyler ürperticiydi. Eryaman çetesi ondan geri değildi. Bugün 'kozmik odaya girilir mi' diye tartışıyoruz; oysa bazı asker zanlılardan çıkan evrakın bu odalarda hazırlandığı defalarca yazıldı, söylendi. Ümraniye'de bir eve yapılan baskın Ergenekon davasının ilk başlangıç noktasıdır. O evde TSK'nın gizli evrakı çıkmıştı. Sonra Eskişehir'de bir arama yapıldı. O evde de askerî sırların kozmik esrarına rastlandı. O gün askerî yetkililer konuyu samimiyetle ele alsaydı bugün inandırıcılık problemi TSK'yı yıpratmazdı.
Cevapsız onlarca soru...
Aktütün Karakolu'na yapılan baskın, Dağlıca Karakolu'na yapılan saldırı... Bu olaylarda kamuoyundan bazı bilgiler gizlendi. Maalesef bu imaj, bazı somut bilgilerin gazetelere, televizyonlara yansımasıyla her geçen gün perçinlendi. Bir askerin eline pimi çekilmiş bomba tutuşturuldu. Güya disiplin cezası verilmişti. O çocuğun elinde bomba patladığında 3 fidanımız daha son nefesini vermiş oldu. Askerî yetkililer 4 yavrumuzun bir vahim hata ile hayatlarını kaybettiklerini kamuoyuna bildirmedi. '4 askerimiz şehit düştü' diye sunulan bilgiler Taraf Gazetesi'nin manşetiyle altüst oldu ve gerçek ortaya çıktı. Kamuoyuna yanlış bilgi verenler ya da gerçeği gizleyerek adaleti yanıltanlar halktan özür dilemedi...
AK Parti'yi ve Gülen'i bitirme eylem planı vahimdi! Günahtı, vebaldi, suçtu! Altında imzası olanlardan hesap sorma yerine askerî yetkililer hep 'sızdıran'ın peşine düştü. Sızdıran da bulunmalıydı ancak önce o korkunç planları yapanlardan hesap sorulmalıydı. 'Kâğıt parçası' lafı yanlıştı; tıpkı toprak altından çıkan LAW silahlarına boru demenin yanlış olduğu gibi... Kafes Eylem Planı da tüyler ürperten bir belgeydi. Altında yine ıslak imza vardı. Genelkurmay bunun hesabını sorsaydı itibar kazanırdı. Hukuku işletme yerine herkesin sus pus olmasını arzu ettiler. Maalesef yanlış yapıldı, kuşkuların artmasına neden olundu.
Gelelim şu son kozmik tartışmaya. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın evine yakın bir mevkide bekleme yapıyor subaylar. Polis kuşkulanıp baskın düzenleyince cebinde sakladığı adresi yutmaya kalkıyorlar. Neymiş? Orada bir muhbir subayı gözetliyorlarmış. Peki Başbakan Yardımcısı'nın adresi? Diyelim ki bir sebebe binaen o adres cebinizdeydi; niye yutmaya kalkışıyorsunuz? İzahı yok! Üstelik Genelkurmay önce "takip ediyoruz" diyor sonra da o 'muhbir'i aklıyor! Kozmik büronun aranması gerekiyor. Direniş gösteriliyor. Hâkim olay yerine gelince ona da direniyorlar. Odalar mühürleniyor. O sırada bir er, telefonda babasına bütün evrakları yaktıklarını söylüyor. Hâkim bir daha kozmik odaya girmek için askerî tesislerde. Sonuçta Genelkurmay 'Arama yasal' diye açıklama yapıyor. Arama yasalsa niçin günlerce direndiniz? Cevabı yok. Bu odaya kimse giremezmiş? Peki kim girebiliyor bu odalara? O sorunun da cevabı yok.
İnsanlar gelir geçer kurumlar kalır
Soruşturmayı yürüten hâkim (bazı anlatılanlara göre hâkimin aile efradı) arabalarla takip ediliyor. Hâkim, yakın takip yapan iki aracın plakasını polise bildiriyor. Polis bu araçları durdurunca asker kişiler çıkıyor içinden. Kimlik göstermek istemiyorlar, aracın biri kaçmaya teşebbüs ediyor, olay yerine bir general geliyor... Genelkurmay bu olayı açıklarken arabadakilerin erlerden oluştuğunu, hatta marangoz ve aşçıların araçlarda olduğunu söyleyerek paranoya benzetmesi yaptı. Ama soruları cevaplamadı. Niçin hâkimi takip ediyor asker marangozlar, asker aşçılar? Belli ki bu, teknik takipten daha çok taciz takibi.



