Ana Sayfa

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

.


    Gündem
    Medyascope
    Medyajans
    MedYaram
    Röportaj/ Sohbet
    Medya Dosyası
    Yerel Medya
    Gazete Tirajları


    Medya Kitaplığı
    Araştırmalar/Tezler
    Media Studies
    Media Net Link
    Köşelerde Medya
    Meslek İlkeleri


    Tezcan'lık
    Karikatür
    MedyaRazzi
    Meslek İlkelleri


    Medya-Forum
    Eleştiriler-Öneriler
    Tartışma Platformu
    Tekzip-Açıklama


    TGC
    TGS
    ÇGD
    Basın Konseyi
    Örgütlerden


    Künye
    Reklam
    
    


Bir-Net



             AHMET TEZCAN
             DİLEK YARAŞ
             ESRA D. ARSAN
             FERZENDE KAYA
             FUAT UĞUR
             HASAN ÖZSAN
             KORAY DÜZGÖREN
             MURAT SEKMEN
             NECEF UĞURLU
             RAGIP DURAN
             ÜMİT OTAN
             YAVUZ BAYDAR
             ZAFER ÖZCAN

Dördüncü Kuvvet Medya, herkesin görüşlerini rahat bir şekilde ifade edebileceği bir tartışma ortamı oluşturdu. Burada görüşlerinizi aktarabilir, düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

DKM FORUM SAYFALARI

TRT ÇALIŞANLARININ UMUT BİLDİRGESİ

Yücel Yener, 17 Temmuz 1997 tarihinde TRT Genel Müdürlüğüne atandı. Esasen kanun uyarınca üç aday arasından atanması gerekirken, iki aday arasından atandı. Çünkü adaylardan birisi çekilmişti. Ancak, zamanın hükümeti üçüncü bir aday belirleme yoluna gitmedi. Atandıktan kısa süre sonra gazetelere mülakatlar vermeye başladı. Yücel Yener’in demeçlerinde en fazla vurguladığı husus, personel fazlalığı idi. Konuşmalarında, TRT’nin hantal bir yapıya sahip olduğunu ve Kurumun personel olarak, kanal olarak ve yerleşim olarak küçüleceğini söylüyordu. Çeşitli basın organlarında çıkan demeçlerinde, 17 Temmuz 1997 tarihi itibariyle personel sayısını bazen 8 bin ( İkinci Kanal adlı derginin Temmuz 1997 sayısı), bazen de 7 bin (Tempo Dergisi Ağustos sayısı, Akşam Gazetesi 15.8.1997 günlü sayısı, Liberal Dergisi ve Milliyet Eki Oskar Dergisi Eylül 1997 sayıları) olarak vermiştir. Eleştirilerin artması üzerine de Akşam Gazetesinin 2.10.1997 tarihli nüshasında 5800 olarak belirtmiştir. Bazı beyanlarında da 6500 ve 6000 rakamlarını ifade etmiştir. Gerçek rakam ise 5 bin 853 idi. Yücel Yener, kendisinden önce siyasi baskılar sonucunda personel sayısının şişirildiğini de birkaç demecinde beyan etmiştir. Ancak görev süresinin dolmasına 10 gün kala Kurum parasıyla etkili merciler ve basına dağıtılmak üzere çıkarmış olduğu Yeni Ufuklar adlı kitapta, göreve geldiğinde personel eksikliğini fark ettiğini ve bunun üzerine eleman alımı yoluna gittiğini iddia etmiştir. Pek tabii ki son günlerde basında çıkan bu tür eleştirileri göğüslemek için yine gerçeğe aykırı beyanda bulunmuştur.

Yücel Yener gazetelerde, TRT’de en fazla 2 bin kişinin faal olduğunu, 3 bin personelin de fazla olduğunu, bu fazlalığın da özendirici yollarla emekli edileceğini söylemiş, hiçbir gerçeğe dayanmadan da TRT personelinin yarısından fazlasının 50 yaşın üzerinde olduğunu iddia etmiştir. Oysa bu oran, adı geçen göreve geldiğinde yüzde 25 civarındaydı.

Yücel Yener, TRT’yi personel olarak küçülteceğini ve gençleştireceğini söylemişse de, 2000 yılı sonuna kadar, çeşitli yollarla 2000’e yakın eleman aldı. Bu sayı (16 Temmuz itibariyle) 2500'ü bulmuştur. Hem de 16 Temmuz'da Gülhane Askeri Tıp Akademisinde sekreter olarak çalışan 45 yaşındaki baldızını (Selma Özipek) Genel Müdür Uzmanı kadrosuyla, halen evli bulunduğu karısının ilk kocasından olan kızı Selen Erdem'i ise yapım ve yayın elemanı kadrosuyla göreve atamıştır. Bunun da Yücel Yener'in göreve ilk geldiği günlerdeki söylemleriyle ne kadar bağdaştığını takdirlerinize sunuyoruz. Yücel Yener'in görev süresi içinde Kuruma atanan elemanların genç olduğunu iddia etmek de mümkün değil. 1997 temmuzundaki yaş ortalaması 40 civarında idi. 2000 yılı sonunda da yaş ortalaması 40 civarında kaldı.

TRT’ye alınan birçok kişi, özellikle iktidar partilerine mensup bakan ya da milletvekillerinin talepleriyle gelmiştir. Yücel Yener ikinci bir dört yıl daha kalabilmek amacıyla, özellikle TRT'nin ilgili olduğu bakanlığın partisinden gelen isteklere özel itina göstermekteydi. Bu tür kişilerin isteklerinin yerine getirilmesi Kurumun esas işlerinden her zaman için daha fazla öncelik taşımaktaydı. Bu kişilerin göreve başladıktan sonra da ayrıcalıklı, daha açıkçası torpilli olma özellikleri devam etmiş, sürekli olarak daha rahat ve daha fazla ücretli kadrolar peşinde olmuşlardır. Bunların da önemli bir kısmı istedikleri kadroyu elde etmişlerdir. Bunun yanında, iyi kadrolara nitelikleri uymayanlar için yönetmelik değişikliği yapılmış ya da özel tanımlar konmuştur.

Kurum içindeki tayin ve terfilerde de benzer uygulamalar artık sıradan hale gelmiştir. Terfi etmek isteyen kişiler, partilerin il ve ilçe örgütlerinin yöneticilerini dahi araya sokmaya başlamışlar ve bunların da istekleri büyük ölçüde yerine getirilmiştir. Kurum’da “adamın varsa olur” şeklindeki inanış son derece yaygındır. Bazen gerçekten de işin gereği olan terfiler dahi, dış etkilere bağlanmaktadır. Çünkü genel uygulama böyledir. Bunun yanında, taşra için alınan muhabir, spiker, prodüktör ve montajcı gibi kadrolarda bulunan bazı kişiler, eleman fazlası olduğu halde üç-beş ay gibi kısa bir süre içinde başta siyasilerin istekleriyle Ankara’ya getirilmekte, adamı olmayan kişiler ise belki de yıllarca Diyarbakır, Erzurum gibi bölgelerde kalmaktadırlar.

Bunların dışında, iktidarların baskılarıyla Aşkabat ve Bakü’ye bürolar açılmış ve bu bürolara siyasilerin ve etkili mercilerin uygun gördüğü kişilerin gönderilmesine özen gösterilmiştir. Özellikle, hiç gerek olmayan Aşkabat bürosu, para biriktirmek isteyen torpilli kişelerin rağbet ettiği bir yer haline gelmiştir.

Yücel Yener, pek tabii ki sadece siyasilerin taleplerini değil, Çankaya Köşkünden gelen talepleri de karşılamaya özel özen göstermiştir. Bunun yanında yargı, polis, ordu, basın, arkadaş ve özellikle RTÜK üye ve mensuplarından gelen isteklerle de çok sayıda Kurum içi ve dışı tayin yapmıştır. Birçok akrabasını işe almış ve TRT’deki kardeş ve yakınlarını da terfi ettirmekten geri kalmamıştır.

Yücel Yener, mevzuata uygun olmayan biçimde akitli eleman çalıştırma yoluna da gitmiştir. Esasen sistem, genel olarak önce akitli almakla, daha sonra da bu kişileri kadroya geçirmekle işlemektedir. Sorulduğu zaman “biz öncelikle akitlileri alıyoruz” gerekçesini öne sürmek için bu yöntem tercih ediliyor. Ancak nerdeyse 7-8 yıldır çalışan en az 300 akitli, kadro için umutsuzca bekliyor. Yasalara aykırı olarak akitli çalıştırmaya devam eden Yücel Yener, SSK ve Çalışma Bakanlığı nezdinde de TRT’yi kaçak işçi çalıştıran bir kamu kurumu durumuna düşürmüştür. Bu yüzden Kurum 2 trilyon lira ceza ödemekle karşı karşıya kalmıştır.

Özet olarak ifade etmek gerekirse Yücel Yener, Genel Müdür olduğu günden bu yana TRT’yi özellikle personel açısından tam bir çiftlik haline getirmiş ve bu yolla siyasi iktidarlar olmak üzere etkili çevrelere tekrar atanmak için hoş görünmeye çalışmıştır.

Yücel Yener, göreve ilk geldiği günlerde verdiği demeçlerde, “günün değişen şartlarının yeni bir reorganizasyonu” gerekli kıldığını, yeniden yapılanmanın zorunlu hale geldiğini de bir çok kere ifade etmiştir. Ancak McKinsey & Company ve Pittard Sullivan gibi yabancı firmalara 5 milyon dolar ödenmesine karşılık, sadece logo ve jenerik değişiklikleri gerçekleştirilebilmiştir. Bunun da izleyici sayısının artmasında ne gibi bir rolü olacağı açıktır. Bunun dışında McKinsey &Company firmasının kendisine ödenen para karşılığı önerdiği organizasyon değişikliği ise bugüne kadar gerçekleştirilmiş değildir. Esasen önerilen yeni organizasyonun ne kadar uygulanabileceği de ayrıca bir tartışma konusudur. Bütün bunların yanında sözde imaj değişikliğinin anlatılabilmesi için sadece belli gazetelere üç ay içerisinde reklam için 2 milyon dolar ödenmiştir. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Raporuna göre ayrılan para ise 15 milyon dolardır.

TRT Genel Müdürü Yücel Yener’in, 15.8.1997 tarihli Akşam Gazetesine verdiği beyanatta aynen , “Benim en büyük güvencem TRT personeli… Kurum personelinin yapamayacağı bir program düşünemiyorum. … Dışarıdan büyük paralar vererek program angajmanına izin vermeyeceğim.”, biçiminde bir ifade yer almasına rağmen, sadece 2000 yılında dışarıya ısmarlanan programlara 10 trilyon lira (geçen yılki ortalama kura göre 15 milyon dolar) ödenmiştir.

Yücel Yener, bütün bunların yanında kendisinin aleyhine yazı yazılmasını önlemek amacıyla belli başlı gazetelerin yazarlarına TRT ekranlarında program yaptırmaya özel özen göstermektedir. Hıncal Uluç, Yaprak Özer, Tunca Bengin, Mustafa Balbay, Ceyhan Altınyeleklioğlu, Yalçın Doğan, Murat Yetkin ve Oya Berberoğlu gibi isimler bunlardan sadece birkaçı.

Yücel Yener, yayınlarda da iktidara yakın görünmek için her türlü çabayı göstermeye çalışmaktadır. Özellikle, iktidarın üzerinde durduğu konularda karşı görüşlere yer vermemeye özen göstermektedir. Örneğin son olarak Sayın Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilen RTÜK kanunuyla ilgili olarak aleyhteki görüşlere ve RTÜK Başkanı Sayın Nuri Kayış’ın çabalarına hiç yer verilmediği gibi, karşı çıkanların aleyhinde program yaptırmıştır (Nurzen Amuran’ın Dosya adlı programı). Bültenlerde protokol haberciliğini bıraktığını ve bunun için Başbakanın da desteğini aldığı söylemekle birlikte, özellikle TRT ile ilgili Bakanın her türlü icraatı bir Başbakan haberiymiş gibi ekranlarda yer almakta, hatta ilgili ya da etkili Bakanların seçim bölgelerine hiç gerek olmadığı halde haber büroları açılmaktadır. Bunun dışında etkili ve ilgili Bakanların seçim bölgelerine kayıt dışı olarak TRT sanatçıları zorla gönderilmekte, bunlar için TRT’ye hiç para ödenmediği gibi, sanatçıların her türlü masrafları program masrafıymış gibi ödenmektedir.

Yücel Yener’in TRT’de yaptıklarının sadece küçük bir bölümünün bir kitap haline getirildiğini herhalde duymayan kalmamıştır. Geçenlerde TBMM kürsüsünden bir sayın milletvekili bu kitabın her sayfasının ayrı bir suç duyurusu olması gerektiğini ifade etti. Gerçekten de bu kitapta yazılanlar, Yücel Yener’in koltuk sevdası uğruna TRT’yi ne hale getirdiğini ve bu milli kurumu kimlere nasıl kullandırttığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu kitapta yazılanların tamamı belgelere dayanmaktadır. Yücel Yener’in bu yaptıklarının hesabını vermesi için her türlü yasal yola başvurulması zorunlu hale gelmiştir.

Nitekim, 10 ve 13 Temmuz 2001 tarihlerinde iki ayrı vatandaşımız Yücel Yener hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmuşlardır.

Yücel Yener hakkında yazılan bütün bu yolsuzluk ve usulsüzlük olaylarına rağmen, adı geçen tarafından üyelerinin kızları ve damatlarının Kuruma atandığı, RTÜK'ün daha ilk turda altı oyla (9 oy üzerinden) ilk aday olarak Yücel Yener'i seçmesi, temiz toplum özlemi çeken, başta TRT mensupları olmak üzere bir çok insanı hayal kırıklığına uğratmıştır. Ancak bütün bunlara rağmen, Yücel Yener'in Hükümet tarafından atanmayacağı ümidini hiç bir zaman yitirmek istemiyoruz. Hükümetin şu veya bu gerekçelerle Yücel Yener'i ikinci bir dört yıl daha TRT Genel Müdürlüğü görevine getirecek bir kararnameyi hazırlaması durumunda, Türk Toplumunun en büyük umudu haline gelen Sayın Cumhurbaşkanımızca bu kararnamenin imzalanmıyacağına içtenlikle inanmaktayız.

Sonuç olarak, oğlunun askerlikten kaçması için askeri hastaneler dururken Pazar günü TRT doktorlarına zorla sağlık raporu düzenlettiren, görevini bitireceği son gün bile baldızını ve üvey kızını da Kuruma atamaktan çekinmeyecek kadar pervasız olan, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır ekonomik sıkıntılarını yaşayan ülkemizde TRT kaynaklarını, sözde yeniden yapılanma adına yabancı firmalara akıtıp, üç beş sayfalık raporlar için trilyonları har vurup harman savuran ve bu şekilde vatandaşın elektrik faturalarından alınan paylarla ayakta durmaya çalışan Kurumu yıllarca geri götüren, koltuğunu korumak uğruna siyasi partiler ve hükümetlerin atama memuru haline gelen Yücel Yener, güzide kamu yayın kurumu TRT'nin tarihininin kara sayfalarında yer almayı fazlasıyla hak etmiştir.

TRT tarihinde, rahmetli Adnan Öztrak (TRT'nin ilk ve efsanevi Genel Müdürü) bile ikinci kez göreve atanmazken, temiz toplum özlemi duyulan Türkiye'de bu özleme aykırı uygulamalarla koltuğunu kaptırmamaya çalışan Yücel Yener bu onuru asla hak etmemiştir. Eğer Yücel Yener'in fütursuzca yaptığı bu uygulamaların yüzde biri BBC ya da RAI'de yapılsa sonuç skandal olurdu.

Tüm kamuoyunu burada belirtilen konularda Yücel Yener'e soru sormaya davet ediyoruz. Hangisi yalan? Hangisi abartı?

Bizler TRT çalışanları olarak, bütün bunları kabul edemiyoruz. Alın terimizin koltuk ve çiftlik sevdalarına katık olmasını istemiyoruz. Tüm kamuoyunun dikkatini bu konuya çekiyoruz.

Beyaz ekran, temiz TRT…

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

TRT ÇALIŞANLARI



17 Temmuz 2001 Salı