DOÇ. DR. ERKAN YÜKSEL / ESKİŞEHİR
Futbol nedeniyle yaşanan şiddetin farklı biçimlerini daha önce duyduk. Stadyum içlerindeki kavgaları, stadyum dışında "zafer kutlamasına" çıkan kendini bilmezlerin ortalığa saçtıkları kurşunları, aldıkları canları, çıkardıkları olayları sıkça okuyor, dinliyor, öğreniyoruz. Ancak Eskişehir'de yaşanan bir başka türlü "futbol terörü", konunun başka bir boyutunu daha ortaya seriyor. Kendini Eskişehirspor taraftarı diye tanıtan bir grup, Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu kutlayan taraftarları "evire çevire" dövüyor. Sokaklarından geçirmiyor.
Türkiye Birinci Futbol ligine yükselen ilk Anadolu takımı olmanın gururunu yaşayan ve bir zamanlar şampiyonluk kovalayan Eskişehirspor, eski günlerini arıyor. 1960'ların sonları ve 1970'lerin başlarında "Anadolu Yıldızı" ya da "Kırmızı Şimşekler" namı ile tanınan, Türkiye Kupası, Cumhurbaşkanlığı Kupası ve Başbakanlık Kupası sahibi Eskişehirspor 1997'den beri ikinci ligde top koşturuyor. Ancak sabırlı Eskişehirspor taraftarı takımını hiçbir maçında yalnız bırakmıyor ve şampiyon olacağı günü bekliyor. Belki de bu sancılı bekleyiş, istenmeyen olayları da beraberinde getiriyor.
"FENERBAHÇELİLER GEÇEMEZ"...
Takımın birinci lige yükselmesi yolunda şehirde neredeyse her gün, her platformda tartışmalar yaşanıyor. Fenerbahçe'nin şampiyonluğu öncesinde, en şiddetli tartışma konusu ise Orduspor ile oynanan karşılaşmanın akıbetinin ne olacağı. Çünkü, "can güvenliğini" gerekçe gösteren Eskişehirsporlu futbolcular, yaşanan olaylar üzerine sahaya çıkmamış ve karşılaşmanın ikinci devresi oynanmamış. Karar, şehirde, merakla bekleniyor.
İşte bu bekleyiş içerisinde Fenerbahçe'nin şampiyonluk karşılaşması sona eriyor. Fenerbahçeli taraftarlar bütün yurtta yollara dökülüyor. Eskişehir'de de kimi taraftarlar ellerinde bayraklarla aynı heyecan ve belki de coşku selinin bir halkası olmak üzere dışarıya çıkıyor. Ancak şehrin "en koyu" Eskişehirspor taraftarı olarak bilinen ve şehrin en işlek caddelerinden biri olarak kabul edilen Kızılcıklı Mahmut Pehlivan caddesinden geçme "gafletinde" bulunan bir grup taraftar, "anasından emdiği süt burnundan getirilircesine" dayak diyor. Kanlar içinde kalan Fenerbahçe taraftarları ertesi gün yerel gazetelere haber oluyor. O haberlerden birinin başlığı şöyle: "Futbol terörü"... Sakarya gazetesinde yayınlanan haberin içeriğinde ise şunlar yazıyor:
"POLİSİN MÜDAHALESİ YETERSİZ KALDI"
"Bir grup holigan 'Eskişehirspor taraftarı' adı altında kentte terör estirdi. Araçlara saldıran ve sürücülerini darp eden gruba polisin müdahalesi yetersiz kaldı. Sahalarda ya da tribünlerde yaşanan futbol terörü bu kez kente indi. Fenerbahçe'nin şampiyonluk kutlaması için bayraklarıyla sokağa çıkan taraftarlar, karşılarında 50-60 kişilik bir grup ile karşılaştılar.Eskişehir'de başka bir takımın şampiyonluk kutlamasına izin vermek istemeyen bu grup araçlara ve kişilere saldırdı. Kızılcıklı Caddesi'nde klakson çaldığı için saldırıya uğrayan otomobilin tüm camları kırılırken, araç sürücüsü darp edildi. Her tarafı kanlar içinde kalan sürücü, ambulans ile Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.Geçtiğimiz yılda Beşiktaş'ın şampiyonluğundan sonra aynı sahnelerin yaşanmasına rağmen polisin önlem almaması dikkat çekti."
Polisin müdahalesini yetersiz bulan bu haberin ardından birkaç gün sonra ise Orduspor karşılaşmasının sonucu açıklanıyor. Futbol Federasyonu, Eskişehirspor'u ikinci yarı sahaya çıkmadığı için 3-0 hükmen mağlup ilan ediyor. Orduspor'a 5 maç seyircisiz oynama cezası verilirken, Eskişehirsporlu sporculara yönelik eylemleri nedeniyle Orduspor yardımcı antrenörü Muhammet Dilaver de 1 yıl hak mahrumiyeti cezası alıyor. Sakarya gazetesi şu başlığı atıyor: "Hukuk savaşı başladı"...
Hemen ardından internette dolaşan bir mailde ise aynen şunlar yazıyor: "Yenmeyi yada yenilmeyi, dünyanın sonu kabul etmiyoruz. Herkesin farklı renklere gönül vermesini yadırgamıyoruz. Ama, lütfen adalet istiyoruz. Onurumuzla mücadele etmenin karşılığını istiyoruz. Can güvenliği olmayan bir maçın sonucunun yavuz hırsız (!) lehine tescilini kabul etmiyoruz. Mangalda kül bırakmayan büyüklerimizin sesini duymak istiyoruz. Bunların unutulmayacağını hatırlatmak istiyoruz!"
Hatırlanacak çok şey var elbette geçmişte yaşanmış ve yaşanmaya devam eden. Hatırlandıkça hüzünlenilen, hatırlandıkça utanılan, hatırlandıkça gurur duyulan ve hatırlandıkça boynu büken... Ama sanırım en acısı, yaşanmışlardan ders alınmayan ve tekrarlanıp duran... Hatırlanacak çok şey var elbette geçmişte yaşanmış, hatırlanmak bile istenmeyen... Acaba böyle gelmiş, böyle de gidecek mi?
-------------------------------
Doç. Dr. Erkan Yüksel
Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi