| Özgür Gazeteciler Platformu ENFORMATİK CEHALET Nabi Avcı Kitabevi Yayınları 4 Ekim 1957 tarihinde
Sovyetler Birliği, uzaya Sputnik uydusunu gönderdiklerinde, belki de amaçlarından
farklı bir iş yaptıklarının farkında değillerdi. Tarihçiler ve sosyal
bilimciler bu tarihi “Enformasyon Çağı”nın başlangıcı olarak alırlar.
Sovyetler’in bu girişimine Amerikalılar başka bir şekilde karşılık verdi.
Dünyanın bütün bölgelerindeki Amerikan birliklerini birbirine bağlayacak bir ağ
olan ARPANET’i (Advanced Research Projecct Agency) kurdular. Bu iki buluş şu an dünyayı
şekillendiren en önemli iki araç. Her ikisi de iletişim aracı. Uydular,
haberleşmenin dinamosu durumunda. Televizyon ve radyo yayınları ile telefonla
haberleşme olanakları uydular vasıtasıyla gerçekleşiyor. İnternet ise varlığını
ARPANET’e borçlu. Daha şimdiden hayatımızın vazgeçilmezi arasına girdi bile.
İki düşman tarafından birbirlerine karşı kullanılmak için geliştirilen her iki
araç, ne gariptir ki şu an aynı amaçlar için kullanılıyorlar. Enformasyon
taşıyıcısı olarak.... “Enformatik Cehalet”te Nabi
Avcı, işte bu süreci; yani zıt kutuplarda geliştirilen iki aracın nasıl ortak
bir noktada buluşturulduğunu ve bu iki araca ne gibi görevler yüklendiğini
anlatıyor. Kitle kültüründen başlıyor işe. Televizyon ve felsefenin neden hiç uyuşamaz
iki kavram olduğunun sebeplerini açıklıyor. Başından geçen bir olayı anlatmadan
edemiyor. “Anadolu Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilen eğitim ön lisans
programı çerçevesinde ‘Düşünce ve Uygarlık Tarihi’ dersi için bir dizi
televizyon programı çekmemiz gerekmişti. Çekimler sırasında, dersin ‘Uygarlık
Tarihi’ bölümünde pek zorlanmadık. Zira, ‘Uygarlık Tarihi’ ekrana
getirebileceğimiz nitelikte sonsuz sayıda görsel malzeme ile ağzına kadar
doluydu. Ancak, iş gelip de Düşünce Tarihi’nin nisbeten soyut konularına
dayanınca, televizyoncu arkadaşlarımızı hafakanlar basıyordu. Düşünce tarihinin
ana malzemesi dil olduğu için, bu kavramları televizyonun görüntü diline
tercüme etmek her zaman mümkün olmuyordu. İşte bu sıkıntılı durumda, ister
istemez, meşhur ‘Konuşan Kafa’ tekniğine sığınıyorduk.” Yazar “Enformasyon
Toplumu”nu anlatırken “Sanayi Toplumu” kavramından hareket ediyor. “Günümüzdeki
‘Enformasyon Toplumu’ tartışmaları büyük ölçüde, İkinci Dünya Savaşı sonrasında
yaygınlaşan Sanayi Toplumu tartışmalarının, yeni teknolojik gelişmelere
uyarlanmış biçimi olarak görülebilir.” Teknoloji ile insani değerler arasında
olumsuz bir ilişki olduğunu da şu cümleyle savunuyor. “Sanayileşmenin, bir
yandan eşitlik beklentilerini körüklerken, bir yandan da gittikçe karmaşıklaşan
hiyerarşik yapılanmalara yol açtığı-ister toplumsal eşitsizlik, ister anomi,
isterse yabancılaşma kavramlarıyla ifade edilsin- artık herkes tarafından açıkça
görülmeye başlanmıştır.” Avcı, Enformatik Cehalet ile gazeteler, dergiler, kitaplar,
televizyon ve radyo, nihayet bilgisayar arasındaki ilişkiyi anlatırken bir
şeyin altını özellikle çiziyor. Enformasyon ve bilgi aynı şey değildir. Enformasyonun bize hiçbir
şey vermeyeceğini savunuyor. Enformasyonun kurgulanmış sözcükler toplamı olduğunu
belirtiyor. “Sizden istenen şey, kullandığınız makinalar gibi, özel bir mantık
çerçevesinde, sıkı sıkıya tanımlanmış bir hedefe doğru, sapmadan yürümenizdir.”
İşte bu enformasyondur yazara göre. Siz onun kölesi olursunuz. Ama bilgi öyle
değildir. O sizin kölenizdir. Bu bağlamda yazar, bilginin tek taşıyıcısının
kitap olduğunu savunuyor. Diğerleri de enformasyonun taşıyıcısıdırlar ona göre. Kitabın son bölümünde ekler
kısmı yer alıyor. Yer alan yazılar ise şunlar. İletişim Devrimi Üzerine, Yeni
Enformasyon Düzeni, İletişim ve Üçüncü Dünya Ülkeleri, Ekranların Arkasında
Kimler Var, Marshall Mcluhan Üzerine, Çağdaşlaşma Sürecinde İletişimin
İletişimin İşlevi, Kabaran Düş Kırıklıklarının Yolaçtığı Yeni Devrim,
Beklenti/Gerçekleşme Oranı, Kitle İletişim Araçları Neden ve Nasıl Yayıldı,
Üretim Kapasitesi, Kitle İletişimi ve Sosyal Demokrasi, Kısır Döngüden Büyüme
Döngüsüne, Gelecek, Ve Bir Konuşma: Enformasyon Toplumu ve Enformatik Cehalet. Kitabın bir yerinde ise
Huxley’in şu sözü geçiyor: “Gazete
okumak, radyo dinlemek psikolojik tiryakiliktir. Zehir, tütün, alkol
tiryakileri gibi bu tiryakiler de ancak gönüllü bir çaba ile bu durumdan
kurtulabilirler. Kişiler, cinayet ve boşanmaları okumaya, resimli romanlara göz
gezdirmeye, ya da radyo oyunları ve dans muziği dinlemeye boyun eğdikçe, bu
alışkanlık doğuran dürtülerle birlikte, gelen propagandanın etkisinde kalmayı
da göze almalıdırlar.” Hazırlayan: Ertuğrul Acar |