| Şulecan Dalbudak İÇİNDEKİLER GİRİŞ 1
SONUÇ 140
YARARLANILAN KAYNAKLAR GİRİŞ Dünya’da matbaacılığın bir yan ürünü olarak
oluşan gazetecilik, ülkemizde ise doğrudan doğruya ortaya çıkmıştır. Ekonomik koşulların neden olduğu süreç
içinde, kamusal işlevlerinin yanında kar amacı ön plana çıkmıştır. Başlangıçta
yalnızca “haber vermek” görevi ile kurulmuş olan gazeteler, günümüzde daha
çok siyasal ve ticari nitelikler kazanarak; gücü, etkiyi ve iktidarı temsil
eder bir hal almıştır. Yapılan bu çalışmada, “gazeteciliğin” ülkemizde
nasıl “basın işletmeleri” statüsünü kazandığı incelenmiştir. Dolayısıyla,
çalışmanın temelini yazılı basın işletmeleri oluşturmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, basın ve
basın işletmeleriyle ilgili kavramlar, basın işletmelerinin tarihsel gelişimi,
özellikleri ve hukuki yapısı anlatılmıştır. İkinci bölümde, 1923’den günümüze kadar
olan dönemde, ülkemizdeki siyasi ve ekonomik gelişmelerin basın işletmelerine
etkileri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, bu işletmelerin tarihsel
gelişim içindeki finansal sorunları ele alınmış, günümüzdeki oluşuma ve
sorunlar karşısında alınabilecek önlemlere değinilmiştir. 1. BASIN İŞLETMELERİ 1.1. İŞLETME VE BASIN İŞLETMELERİ İLE İLGİLİ TANIMLAR
İnsanların gereksinmelerini doğrudan ya
da dolaylı olarak karşılamaya yarayan herşeye “mal” denir.
Gereksinmeleri karşılamak için malların yanısıra hizmetler de gerekir.
Hizmetler, gereksinmeleri karşılayan, ancak maddi olmayan maldır. Mallar
depo edilebilme ve taşınabilme özelliğine sahiptir. Ancak hizmetler bu
özelliklere sahip değillerdir. Satışları sırasında üretildiklerinden, talep
edilebilecekleri zaman ve yerde sunulabilirler. Maddi varlık gösteren malların
değeri gördükleri hizmetlerden kaynaklanmaktadır. Örneğin, bir radyo ya
da televizyon alıcısı, bir gazete ya da kitap maddi bir varlık, yani mal
olmakla birlikte onların edinilmelerindeki amaç, madde olarak varlıkları
değil, gördükleri hizmetlerdir. Üretim faktörlerini bir araya getirerek
ekonomik mal ve hizmetler üretmek ve/veya pazarlamak amacıyla faaliyette
bulunan ekonomik birime “işletme” denir. Diğer bir tanıma göre işletme; mal ve hizmet
üretmek amacıyla kurulmuş olan, doğal kaynaklar, emek ve sermaye gibi üretim
etmenlerini bir örgüt ve yönetim gücüyle bir araya getiren ekonomik amaçlı
kuruluşlardır. Bir tarafta sonsuz ihtiyaçlar diğer tarafta bu ihtiyaçlara cevap verecek kıt kaynaklar vardır. İşletme, bu ihtiyaçları doyurma amacıyla çalışmada bulunan ekonomik bir kuruluştur. İşletme, tarım, sanayi, ticaret, bankacılık gibi her türlü iş alanlarında kurulabilir. Bu kurumu kurana “işletmeci”, bir sermaye yatırılarak, böyle bir kurum kurma işine de “işletmecilik” denir. İşletmenin başlıca iki özelliği vardır: 1) Ekonomik mal ve hizmetler ortaya koyabilmek
amacıyla işlemekte oluşu, 2) Ekonomik mal ve hizmetler ortaya koymak için
gerekli üretim faktörlerinin bir arada bulunu?udur. Mal ve hizmetlerin üretildiği ve pazarlandığı
her yerde işletme faaliyetleri söz konusudur. Bu temel bilgilerin ışığı altında basın
işletmesini oluşturan kavramları şu şekilde inceleyebiliriz: Basın, haberleri ve fikirleri toplama,
değerlendirme, işleme ve bunları kitlelere ileterek kamuoyu oluşturma san'atını
olası kılan yazılı haberleşme aracıdır. Dar anlamda basın, sadece gazete
ve dergileri kapsamakta, diğer basın ürünleri bu kavramın dışında
kalmaktadır. Bir başka tanıma göre basın, belirli zamanlarda
basılıp, her çeşit haber ve fikri topluma ulaştıran tüm yayın ürünleridir.
Günlük basın ürünlerine “gazete”, haftalık, onbeş günlük ve aylık basın
ürünlerine de “dergi” denilmektedir. İşletmenin “iktisadi mal ve hizmet üretmek
ve/veya pazarlamak için faaliyette bulunan kuruluş olduğundan hareketle,
“Basın İşletmesi”ni, haber ve fikir üreten iktisadi kuruluş şeklinde tanımlamak
mümkündür. Basın işletmesi, kamuoyu yaratma ve şekillendirmede önemli
rol oynadığından aynı zamanda sosyal bir kuruluş olarak düşünülebilir. Sistem yaklaşımı bir işletmeyi, çevresinden
belirli girdiler (input) alan, bunları belirli bir teknolojiyle işleyen
(süreç, proses) ve sonunda elde ettiği mal ve hizmeti (çıktı, output) tekrar
çevresine veren dinamik bir varlık olarak ele alır. Bu açıdan bakıldığında
bir basın işletmesinin de çevresinden bir takım girdileri aldığını (haber,
resim, insan gücü, kağıt, mürekkep v.s.), bunları belirli bir teknolojiyle
işlediğini ve elde ettiği çıktıyı (gazete, dergi) yine çevresine verdiğini
görürüz. Ancak, Basın işletmesine özelliğini veren ürettiği bu malın fizik
değeri olmayıp, bunun üzerindeki haber ve fikirler olmasıdır. Bu özellik
basın işletmesini haberleşme hizmeti sağlayan bir hizmet durumuna
getirmektedir.
Bir ticari işletme olarak verimli ve etkin çalışabilmek ve faaliyetlerini sürdürebilmek için basın işletmeleri modern işletmecilik yöntemlerinden yararlanmalıdır. 1. Yazılı basın işletmeleri b) Dergi i?letmeleri Gazete, siyasi, iktisadi, sosyal ve edebi konularda, yorumlu veya yorumsuz haber ve bilgi vermek için, hergün veya belirli zamanlarda yayınlanır. Dergi, siyaset, edebiyat, teknik gibi san’at
ve bilimle ilgili konuları gazeteden daha sıkı bir yolla inceleyen, günlük
olmayan süreli yayındır. Sözlü basın işletmeleri grubundaki, radyo
ve televizyon işletmeleri, hizmet üretimini tam olarak ortaya koymaktadırlar.
Her iki işletmenin de üretiminden yararlanan tüketicinin elinde kalan fiziksel
bir varlık yoktur. Basım işletmeleri ise, farklı baskı sistemlerini
ayrı ayrı ya da birlikte kullanarak, standart tip ve belli hacimde olmayan,
birbirinden farklı basılı mamullerin üretimini yapan endüstri i?letmeleridir. Basım işletmeleri üretim faaliyetleri sonucunda
oluşturulan mamullerin fikir ve içerikleriyle ilgilenmezler, yalnızca baskı
işini üstlenirler. Yazılı basın işletmeleri, basım işletmeleri
ile birlikte yaşamak zorundayken; Basım işletmeleri, yazılı basın işletmelerinden
bağımsız olarak varlıklarını sürdürebilirler. Basın işletmesi kavramı ile genellikle
basım işlevini de kapsayan gazete işletmesinden; Basım işletmesi kavramı
ile ise, her türlü baskı yöntemlerini kullanarak, baskı öncesi ve baskı
sonrası işlemlerini de üretim süreci içinde gerçekleştiren ve uygulamada
“matbaa işletmesi” diye anılan işletme türünden söz edilmektedir. 1.2. BASIN İŞLETMELERİNİN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ Yazının icadından sonraki dönemlerde iletişim eylemi, uygarlığın gelişimine paralel olarak önce basını, sonra da teknik, ekonomik, sosyal, hukuki ve kültürel olanaklardan yararlanarak çağdaş basın ve basın işletmeciliğini oluşturmuştur. İlk çağlarda Roma’da duvar (fırınlanmış
kil tabletler) gazeteleri ile başlayan basın hareketleri, XV. yüzyılda
Gutenberg’in icadı ile teknik bir görünüm kazanmıştır. Basın ve yayın araçlarının ortaya çıkışı
gelişi güzel olmamış, el yazması kitaplarla başlayan, mektuplarla gelişen
ve periyodiklerle tamamlanan bir sıra izlemiştir. Basın ve yayın araçlarının gelişmesini
sağlayan etkenler üç grupta toplanmıştır: a) Teknik geli?meler, b) Ekonomik geli?meler, c) Sosyal geli?meler. Teknik gelişmeler;Basım san’atının ve kağıdın
icadıyla başlamış, basını, haberleşmeyi ve dağıtımı geliştiren çeşitli
yeni buluşlarla tamamlanmış ve basını bugünkü evrimine ulaştırmıştır. Ekonomik gelişmeler; Gazete sayısının artması,
kağıdın daha ucuza sağlanması, artan giderleri karşılamak amacıyla ilana
başvurulması, ilanın radyo-televizyon-sinema gibi haber araçlarına yayılması
olarak nitelendirilebilir. Sosyal gelişmeler; Demokratik gelişmeler
(genel oy hakkının tanınması), halk eğitimindeki aşamalar, sömürgeciliğin
yaygınlaşması, iç ve dış savaşlar basının gelişmesini sağlayan sosyal faktörlerdir.
Basının oluşumu dünya tarihindeki büyük
olaylarla bağlantılı olarak dört dönemde ele alınmaktadır: 1) Basının doğuşu: Bu dönem yazının icadıyla
başlamış ve 1789 Fransız Devrimi’ne kadar sürmüştür. 2) Basının gelişmesi: 1789 devriminden
1848 devrimlerine kadar devam eden dönemdir. Bu dönemin ilk yarısında sansür
ve siyasi baskı ağır basarken, ikinci yarısında ise basın özgürlüğü oldukça
yerleşmiş, hatta bazı ülkelerin anayasalarına bile girmiştir. 3) Basının zirveye ulaşması: 1850 ile 1914
yılları arasındaki basın hareketkerini kapsamaktadır. 4) Modern basın dönemi: Birinci Dünya Savaşı’ndan
günümüze kadar süren dönemdir. Dünya'da yayınlanan çağdaş anlamdaki ilk
gazete konusunda çeşitli kaynaklarda, çeşitli görüşler vardır. 1605’de
Anvers’de Fransızca ve Flamanca, 1609’da Strasbourg’da haftalık olarak
Almanca yayınlanan gazeteler olduğu belirtilmektedir. 1609’da Augsburg’da yayınlanan “Die Strasburger
Relation” gazeteleri düzenli gazeteciliğin öncüleri olmuşlardır. XVIII. yüzyılda özellikle İngiltere’de, demokratik kurumlar gelişmiş olduğu için, gazetecilik mesleği güçlenmiş, muhalefet gazeteciliği ve muhalif basın kavramları ortaya çıkmıştır. Bu yüzyılın başlarında çıkarılan Amerikan Basını’ndaki ilk gazeteler Avrupa’dakilerin kopyası niteliğinde olmuştur. İngiltere’de 1702’de ilk günlük gazete
olan Daily Courant çıkmış ve otuzüç yıl yayınına devam etmiştir. Yine İngiltere’de
1731’de çıkan The Gentleman’s Magazine ise kırkiki sayfalık ilk büyük dergi
olmuştur. Siyasal gazetelerin yavaş yavaş ilan da yayınlamaya başlamasıyla
gelir kaynakları artmıştır. Diğer yandan ilan ve reklamın basına etkisi
başlamış, bu etki zamanla baskı halini almıştır. Bunun sonucu olarak da
basın alanında sermayenin yoğunlaşması ve tekelleşme gündeme gelmiştir. XVIII. yüzyılın sonlarında Avrupa’da ve
Amerika’da birçok kurumla birlikte basında da önemli gelişme ve değişmeler
olmuştur. Teknik, siyasal ve ekonomik alanlardaki değişmeler nedeniyle
basımevleri birer sınai kuruluş haline gelmiş, yayınlanan gazetelerin içerik
ve organizasyonları geliştirilmiştir. XIX. yüzyıl basını, iletişimin en son etkinliklerinden
yararlanan ve hızla hedef kitlesine ulaşabilen bir sektör durumuna gelmiştir.
Bu yüzyılda kendine has çalışma yöntemleri ve özellikleri olan çağdaş basın
sektöründen,
XX. yüzyıl toplumlarında dördüncü güç olarak söz edilmektedir.
Dünya’da basın endüstrisinin gelişimine
bakıldığında, çok sayıda irili ufaklı basın işletmelerinin azaldığını,
güçlü, rekabete katlanabilen, nisbeten tutarlı ve büyük tirajlı işletmelerin
sürekli olduğu görülmektedir. Bu görünümün en büyük etkeni, sanayileşmiş
ülkelerdeki birkaç büyük gazetenin birleşerek meydana getirdiği basın zincirleri
olarak gösterilmektedir. XX. yüzyıla gelinceye kadar basın endüstrisinin
en belirgin özelliği bu alanda uzun süre teknolojik yenilik yapılmamış
olmasıdır. Günümüzde ise olağanüstü gelişme gösteren teknoloji, ofset baskı,
bilgisayarlar ve özellikle de televizyonla rekabet, basın işletmelerinin
kendilerini yenilemesi için uyarıcı olmuştur. Baskı tekniğindeki süratli gelişme, gazete
endüstrisinin ortaya çıkışı ve gelişmesinde en önemli rolü oynamıştır.
XIX. yüzyılda tiraja ve satışa yönelik basın işletmeleri ortaya çıkmış,
Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesi, refah düzeyinin artması, okur-yazar oranının
çoğalması, teknolojinin gazete yayınlarını kolaylaştırması gazeteleri günlük
yaşantının bir parçası konumuna itmiştir. 1800’lü yıllardan itibaren ilancılığın
büyük önem kazanması, Amerikan gazeteciliği açısından asıl büyük gelişmeye
neden olmuştur. Tirajın da yükselmesiyle
birlikte gazetecilik üç beş kişinin faaliyeti olmaktan çıkmış, esaslı biçimde
organizasyonu gerektiren işletmeler olmaya başlamıştır. Dünya’da gazetecilik matbaacılığın bir
yan ürünü olarak başlamıştır. Ülkemizde ise gazetecilik matbaacılığın bir
yan ürünü değil de doğrudan doğruya ortaya çıkmıştır. Türk basın ve yayın tarihi, matbaanın Türkiye’ye
girmesiyle başlayan ve ilk kitapların basımını içeren, sonra ilk gazetelerin
yayınlanmasıyla devam eden dönemi kapsamaktadır. Bu dönemler be? bölümde incelenebilir: 1) Tanzimat Dönemi (1831-1876)
2) Birinci Meşrutiyet ve İstibdat Dönemi
(1876-1908) 3) İkinci Meşrutiyet Dönemi (1908-1918) 4) Mütareke ve Kurtuluş Savaşı Dönemi (1918-1923) 5) Cumhuriyet Dönemi (1923’den günümüze süregelen dönem)
İlk Türk Basımevi 1727’de İbrahim Müteferrika
ve Sait Mehmet Çelebi tarafından kurulmuştur. Resmi adı, DAR’ÜT-TIBA’AT-ÜL-AMİRE
olan kuruluş halk dilinde BASIMHANE olarak konuşulmuştur. Daha sonra 1796’da
III. Selim’in emriyle Mühendishane Basımevi, 1802’de Üsküdar Basımevi,
1831’de II. Mahmut’un emriyle Takvimhane-i Amire, 1822’de Mısır’da Kavalalı
Mehmet Ali Paşa tarafından Bulak Basımevi kurulmuştur. Türkiye’de basın hayatı halkı aydınlatmak,
kamuoyunu uyarmak amacıyla toplumca duyulan bir ihtiyaçtan doğmamış, Osmanlı
Hükümeti’nin yaptığı işleri halka anlatmak amacıyla bir duyuru organı biçiminde
başlamıştır. İlk Türkçe gazete 1831’de yayınlanan Takvim-i
Vekayi’dir. Bu gazete devlet yönetiminde çıkarıldığı için, Türk gazeteciliğinin
özel kesimce 1860’da çıkartılan Tercüman-ı Ahval ile başlatan görüşler
de vardır. Elif Naci “Babıali’nin Yarım Asırlıkları”
adlı kitapta anılarını anlatırken; “Türk Gazeteciliği 126. yaşının içinde.
Çünkü, milli basının ilk adımı saydığımız Tercüman-ı Ahval Gazetesi 21
Ekim 1860’da doğmuştur” diyerek bu ikinci görüşe destek vermektedir.
Hıfzı Topuz ise, Türkiye’de gazeteciliğin
başlangıcını yirmi dokuz yıl geriye atmanın Türk gazeteciliğini küçük düşürmeye
çalışmak olduğunu belirtmiş ve Takvim-i Vekayi’nin ülkemizde basının doğuşunu
hazırladığını savunmuştur. Burada çalışanların devlet memurluğu yapmadığını,
kendilerini mesleğin koşullarına bağlı gerçek gazeteci saydıklarını ifade
etmiş, bu gazeteyi ve burada çalışan gazetecileri yok sayıp, gazeteciliği
Tercüman-ı Ahval’le başlatmanın yanlış olduğunu savunmuştur. Hatta kapitülasyonlardan
yararlanan bir İngiliz’in çıkardığı ve yönettiği Ceride-i Havadis Gazetesi’nin
de yok sayılmasını yanlış saymıştır. Çünkü, bu gazetede Türkler çalışmış
ve bütün yazıları onlar yayınlamıştır. Ceride-i Havadis geniş ölçüde ilan
yayınlayarak gelir sağlamıştır. İlk ölüm ilanları da bu gazetede yayınlanmıştır. Elle çalışan basit bir düz makine ile basılan
Tercüman-ı Ahval ise çok güç koşullarda dağıtılmış, satışlar basımevinin
bulunduğu hanın altındaki bir dükkanda gerçekleştirilmiştir. 1.3. BASIN İŞLETMELERİNİN ÖZELLİKLERİ Burada öncelikle “basın işletmeleri”
ile “basım işletmeleri” ni birbirinden ayırmak gerekir. Basın işletmeleri: a) Gazete işletmeleri, b) Dergi işletmeleri, c) Radyo işletmeleri, d) TV işletmeleri olmak üzere yazılı, sözlü ve sözlü-görüntülü basını içermektedir. Basım işletmeleri ise, kökende diğer sanayi işletmelerinden pek fazla ayrıcalığı olmamakla beraber, en önemli özelliği standart üretim yapmamalarıdır. Basım sanayiinde kartvizitten pula kadar binlerce türde ürün üretilmektedir. Basın işletmelerinin özelliklerini ve diğer
işletmelerle arasındaki farkları şu şekilde özetlemek mümkündür (gazete
işletmeleri baz olarak alınmıştır): -- Basın işletmeleri ilke olarak “hizmet”
üretmektedirler. Bir basın işletmesine özelliğini veren, ürettiği malın
fizik değeri olmayıp, bunun üzerindeki haber ve fikirler olmasıdır. Bu
özellik basın işletmesini haberleşme hizmeti sağlayan bir hizmet işletmesi
durumuna getirmektedir. Üretilen bu hizmet basın işletmelerini diğer işletmelerden
ayıran temel özelliklerden biri olan “gazete”dir. Bir basın işletmesi çevresinden aldığı
inputları belirli bir teknoloji ile işler ve elde ettiği outputu (gazete,
dergi) yine çevresine verir.Bu dönüşümü sağlarken çeşitli dış çevre unsurlarından
etkilenmektedir. Bunların başlıcaları; kamuoyu, devlet, çeşitli yasalar,
rakipler, çeşitli finansal kuruluşlar, okuyucular, teknoloji, kültür, v.s.'dir.
Bu dönüşüm sürecinin kullanıldığı zaman dilimi çok önemlidir.
Günlük gazete, “en kısa ömürlü ürün” diye
tanımlanır. Günlük gazetenin teknolojik gelişmelerin en ileri olduğu yerlerde
dahi ömrü bir kaç saattir. Öyle ki, bir sabah gazetesinin
ömrü bir öğle gazetesi ile, bir öğle gazetesinin ömrü de bir akşam gazetesinin
çıkması ile son bulmaktadır. Kuşkusuz ki bu özellik gazeteninin haber sütunları
için geçerlidir. Dergilerde ise bu süre daha uzun olmaktadır. Dolayısıyla,
gazete saklanamaz ve depo edilemez. Ayrıca, gazetenin hazırlanma sürecinin
de çok kısıtlı olduğu ve yoğun bir üretim temposunu gerektirdiği, zamana
karşı yarışmak zorunda olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. -- Basın işletmelerini diğer işletmelerden
ayırdeden bir diğer önemli nitelik ise, görünürde tek bir mal olmasına
karşılık, çok farklı iki pazarlama teşkilatı gerektirmesidir. Basın işletmelerinde
iki farklı hizmet ortaya konularak, iki farklı müşteri grubu elde tutulmaya
çalışılır. Bu işletmeler sürekli bir büyüme ve kaliteli bir ürün için çok
sayıda reklam satabilmeli, buna karşılık reklam sahiplerine çekici görünüp
daha çok gelir elde edebilmek için iyi bir ürün ortaya koyarak çok sayıda
okuyucuya ulaşabilmelidir. Yani aslında bir gazeteyi alan iki ayrı müşteri
kitlesi vardır; okuyucular ve reklam verenler. -- Basın işletmelerinin bir başka özelliği
de insan faktörüdür. Basın işletmelerinin başarısındaki temel ölçü, ürün
olarak ortaya çıkarılan yayın ya da yayınların kamuoyundaki olumlu imajıdır.
Basın işletmeleri verilen hizmetin en son ve en iyi şeklini alabilmesinde,
iş gücü ve beyin gücüne bağımlılığın çok fazla olduğu organizasyonlardır. Ayrıca gelişen teknoloji ile birlikte kaliteli
ve eğitimli insana yatırım ihtiyacı çoğalmıştır. Gazeteci, teknik eleman,
idari ve mali personelin eğitimleri konusunda pek ilgili davranılmaması,
basın işletmelerinin bir sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Basındaki
personel idareciliği özgündür. Bir yandan iş tarifinin standart olması
zordur, öte yandan kademe azlığı ve yatay ilişkilerin ağırlığı da yönetime
bazı zorluklar getirmektedir. -- Basın işletmeleri de her işletme gibi
tek başlı bir yönetime bağlıdır. Ancak, uygulamada bu farklı bir görünüm
sergilemektedir. En iyi işleyen basın kuruluşu dahi iki başlıdır; bir yanda
gazeteciler ve gazetecilerden sorumlu olan yayın müdürü, öte yandan bütün
teknik, idari ve mali personel ve bu fonksiyonları yüklenen müessese müdürü. -- Bir basın işletmesinde başarılı bir gazete
üretimi için, ticari amaçlarla (üretim kanadı), gazetecilik mesleği (yaratıcı
kanat) amaçlarının bir noktada birleştirilmesi zorunludur. Her işletme
gibi basın işletmeleri de görevlerini iyi bir şekilde yerine getirebilmek
için hizmet ve üretim araçları arasında uygun ve uyumlu bir işbirliği kurmak
zorundadırlar. Özellikle bu konu süreli ve belli aralıklı yayınlar için
çok önemlidir. Günlük bir gazetede sayfa düzeninin ilgili servise saatinde
verilmemesi, o gazetenin saatinde çıkmamasını, dolayısıyla işletme hayatının
ciddi şekilde sarsılması sonucunu doğuracaktır. Basın işletmeleri “ekip” çalışmasının önemli,
hatta zorunlu olduğu organizasyonlardır. Her türlü işletmede faaliyetlerin
işbirliği içinde yürütülmesi istenen bir durumdur. Ancak, basın işletmelerinde
gerek ürünün ve gerekse sağlanan hizmetin etkinliği, dışarıdan toplanan
verilerin -haber ve bilgilerin- içinde işlenmesi ve kitlelere en iyi yoldan
ulaştırılmasıyla mümkündür. -- Basın işletmeleri üretim araçları ile
işbirliği yapmak zorundadır. Her işletme gibi üretim araçlarına sahip olmalıdır. Basın işletmeleri insan ihtiyaçlarının
karşılanmasını sağlayan ekonomik bir varlıktır. Bu ihtiyaçlar; haber alma,
bilgi edinme, çeşitli dünya görüşüne sahip olma, oyalanma, eğlenme, kişiler
arası iletişim olarak sıralanabilir. Finans sorununun en büyük öncelik kazandığı
sektörlerin başında basın sektörü gelmektedir. Eğitici, haberdar edici,
uyarıcı, yönlendirici ve fikir oluşturucu özellikleriyle tam bir kamu hizmeti
veren gazeteler bu özelliklerinin yanısıra ekonomik koşulların etkisi altında
kalınarak üretilen bir sanayi ürünü gibi her türlü piyasa koşullarından
direkt veya dolaylı olarak etkilenmektedir. Verdikleri hizmetin şekli ve önemi gazetelerin
sınai faaliyetlerini tarafsız, herhangi bir zümre veya sermaye grubunun
etkinliğine girmeden tamamen “Bağımsızlık İlkesi” altında gerçekleştirmesinden
kaynaklanmalıdır. Amaç, verilen hizmetin kalitesi ile ticari faaliyetleri arasındaki dengeyi çok dikkatli kurmak ve mali yapıyı sağlam ve istikrarlı bir temele oturtmaktır. Sektörün en önemli finansal özelliklerinden
birisi, öz sermayesi ve toplam cirosu ile oranlanamayacak derecedeki az
karlılığıdır. Her işletmede olduğu gibi, basın işletmeleri de karı gözetmek
durumundadır. Ancak, basının kamusal görevlerinin ana amaç olduğu gerçeği
karı ikinci planda bırakır. Kar ihmal edilemez, sadece ana amaç olmaktan
çıkar. Basın işletmelerinde temel amaç kültürel,
sosyal, ekonomik ve politik açılardan kamuoyu oluşturmak, bilinçlendirmek
ve şekillendirmek olarak açıklanabilir. -Basın işletmelerinin çalışmaları da temelde
şu üç işlevden oluşmaktadır: 1) Diğer işletmelerin ürettikleri mal ve
hizmetleri pazarlardan sağlar (kağıt, mürekkep, haber, fotoğraf v.b.). 2) Yayında bulunur, yani üretim yapar. 3) Yayınların ihtiyaç sahiplerine ya da
diğer işletmelere ulaşımını (dağıtımını) sağlar. Basın işletmeleri dışa tamamen açık, çevresiyle
sürekli ilişkide olan karmaşık organizasyonlardır. Basın işletmelerinin
en belirgin özelliği açık sistemler olarak faaliyet göstermeleridir. Açık
sistemler dışarıdan bilgi, enerji ve metaryal alan, çevresiyle sürekli
ilişkide olan sistemlerdir. Açık sistemler aynı zamanda, dış çevresinden kolayca etkilenebilen, buna karşılık çevresini fazlaca etkileyebilen sistemlerdir. Basın işletmeleri gerek haber ve yorum olarak hizmet, gerekse fiziksel ürün olarak gazeteyi üretmek için tüm girdilerini dış çevreden sağlayan ve çıktısını dış çevre için ortaya koyan organizasyonlardır. Başarılı bir hizmeti sürdürebilmek için, kamuoyuna hitabedebilme gücü de sık sık kontrol edilmelidir. Bu şekilde bir açık sistem olma özelliği basın işletmelerinin sürekli olmasında etkili ve değişen çevreye uyum sağlayabilme yeteneğinin bir sonucudur. 1.4. BASIN İŞLETMELERİNİN HUKUKİ YAPILARI Hukuksal açıdan işletmeler çeşitlilik göstermektedir.
Dünyada hukuk sistemleri her ülkeye göre değişik olduğundan, bunun doğal
sonucu olarak, her hukuk sisteminin kabul ettiği türlü işletme biçimleri
olacaktır. Türk Ticaret Kanununa göre tacir (madde:
17/1): Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa, kendi adına işleten kimsedir. Ticari işletme ise; kazanç sağlamak ve
devam niteliğiyle ticari metod ve organizasyonla çalışmayı gerektiren önemde
ekonomik çalışmayı konu alan kuruluşlardır. Ayrıca T.T.K. madde:12/5 Matbaacılık, gazetecilik
ve kitapçılık, yayın, ilan ve haber alma veya nitelikçe bunlara benzeyen
işlerle uğraşmak üzere kurulan kurumların ticarethane sayılacağını açıkça
belirtmiştir. Demokratik hukuk devletlerinde basının
bir takım fonksiyonları vardır. Bu fonksiyonların yerine getirilmesi basın
için hem bir hak, hem de bir görevdir. Basının kamusal görevlerinin başında “haber verme” görevi yer almaktadır. Tabii ki haber vermenin de doğruluk, güncellik gibi şartları vardır. Diğer yandan, özgürlükçü demokrasilerde basının en önemli kamusal görevi, tüm kamusal yaşantının kontrolü ve kritiğidir. Özgürlükçü demokrasi, kamusal çıkarlara ilişkin sorunların serbestçe tartışılması ile en doğru, en rasyonel çözümün bulunacağı inancına dayanır. Batı demokrasilerinde kamuoyunun temsilcisi bağımsız ve özgür basındır. Basının kamuoyu konusundaki rolü iki yönlüdür: Basın hem kamusal iradeyi açıklamakta, hem de kamusal iradeye yön vermektedir. Kamu iradesinin hem dili, hem kulağı olan
basının diğer bir görevi ise, okuyucu kitlesinin eğitimi fonksiyonunu yerine
getirmektir. Teknik ve ekonomik gelişmeye uygun olarak vatandaşların eğitimini
sağlamaktadır. Basın ve basım işletmelerinin hukuki yapılarını,
kamu işletmeleri ve özel işletmeler statüsü adı altında iki ayrı grupta
incelemek gerekir: 1) Kamu işletmeleri statüsündeki basın
ve basım işletmeleri: Kamu işletmeleri ülkenin kamu ekonomik
kesimini oluştururlar. Hukuki yapıları açısından özel işletmelerden ayrılan
kamu işletmelerinin sermayesinde kamusal mülkiyet söz konusudur ve belirli
kamu idarelerine doğrudan veya dolaylı olarak bağlı olup denetlenirler. Kamu işletmelerinin amaçları arasında;
etkin ve yeterli alt yapılar oluşturmak, özel kesimin yetersiz olduğu endüstrileri
kurmak, ülkenin refah seviyesini arttırmak, özel tekelleri önlemek sayılabilir. a) Kamu işletmeleri statüsündeki basım
işletmeleri: -- Devlet Matbaası; Başbakanlık bünyesinde
yer almakta ve Resmi Gazete’nin basımını yapmaktadır. Resmi Gazete; T.C. Kanunlarını, hükümet
kararlarını, tüzük ve yönetmelikleri, bir kısım yüksek yargı organlarının
kararlarını, halka ve ilgililere duyurmak ve bunları yürürlüğe koymak üzere
hükümet adına yayınlanan gazetedir. Sayfa hacmi gereksinmeye göre tespit
edilir, günlük olarak basılır, resmi ve özel abonelere gönderilir. -- Darphane ve Damga Matbaası; Madeni ufaklık
para ile her türlü pul ve değerli kağıtların basım ve dağıtımını sağlamaktadır. -- Türk Tarih Kurumu, Devlet İstatistik
Enstitüsü, YÖK kapsamındaki üniversitelerin bünyelerinde faaliyet gösteren
basım işletmeleri de kamu işletmeleri statüsündedir. b) Kamu işletmeleri statüsündeki basın
işletmeleri: -- Türkiye Rd.-TV Kurumu; Kurum 2954 sayılı
Türkiye Rd-TV Kanunu ile kurulan, tarafsız, kamu tüzel kişiliği olan bir
kuruluştur. -- Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü;
Başbakanlığa bağlıdır. İlgili makamlar ve kamuoyuna zamanında ve doğru,
tanıtıcı, aydınlatıcı bilgi akışını sağlamak, tanıtma faaliyetlerine katılmak,
basının güçlendirilmesi için gerekli faaliyetlerde bulunmak, yerli ve yabancı
basın yayın organlarının çalışmalarını kolaylaştırmaya yönelik düzenlemeler
yapmak görevlerinden bazılarıdır. -- Anadolu Ajansı T.A.Ş.; T.T.K. hükümlerine
göre kurulmuş, bir anonim şirkettir. Temel görevleri, yurt içinde ve dışındaki
personeli vasıtasıyla topladığı veya abonesi olduğu ajanslardan aldığı
haberleri yurt içindeki ve dışındaki abonelerine ulaştırmak, yurt dışına
yayın yapmak, böylece yurttaki ve dünyadaki haberleri halka tarafsız, doğru
ve çabuk bir şekilde iletmektir. 2) Özel işletmeler statüsündeki basın ve
basım işletmelerinin hukuki yapıları: Özel işletmeler, sermayelerinin tamamı
veya büyük bir bölümü özel kişilere ait olan işletmelerdir. Hukuki yapıları
açısından aşağıdaki gibi gruplanırlar (Bu gruplama basın ve basım işletmeleri
için de geçerlidir.): a) Tek kişi işletmeleri b) Şirketler (ortaklık) bb) Ticaret Şirketleri -- Komandit Şirket -- Limited Şirket -- Sermayesi paylara bölünmü? komandit Şirket Bu olumsuzlukların yaşanmaması için genellikle
basın işletmeleri şirketler şeklinde kurulmaktadırlar. Basın ve basım sektöründe şirketleşme yaygındır. Çünkü, bu işletmeler büyük sermayeye gerek duymakta ve büyük işletme olmanın üstünlüklerinden yararlanabilmek için şirket olma yolunu seçmektedirler.Uygulamada, basın ve basım işletmelerinin genellikle ticaret şirketleri şeklindeki ortaklıklar oldukları görülmektedir. Büyük sermaye gereği açısından basım ve yazılı basın işletmeleri genellikle anonim şirket şeklinde faaliyet göstermektedirler.
2.1. 1923-1950 DÖNEMİ BASIN İŞLETMELERİ Ulusal Bağımsızlık Savaşı sırasında, Türk
kamuoyunun oluşması ve bir birlik oluşturulmasında basının önemli rolü
olmuştur. Bu dönemde Türk Basını, ülkedeki siyasal
gelişmelere paralel bir gelişim göstermiştir. 1916-1922 yılları arasındaki
bu dönemde ülkedeki iki başlı yönetime paralel olarak, basın da ikiye bölünmüş,
bir kısmı İstanbul Hükümeti yanında yer almış, diğer kısmı ise Mustafa
Kemal’in önderliğindeki Kurtuluş Savaşı ve Ankara Hükümeti’ne destek vermiştir. Basının Ulusal Bağımsızlık Savaşı’ndaki
etkinliğinin bilincinde olan Mustafa Kemal, savaş boyunca basınla işbirliği
içinde olmuştur. Ulusal birlik ve beraberliği tehlikeye düşürebilecek iç
ve dış yayınlara karşı halkı bilgilendirme ve aydınlatma amacıyla, 8 Nisan
1920’de Anadolu Ajansı’nı kurdurmuş, Sivas Kongresi’nden sonra da İrade-i
Milliye, Ankara’ya döndükten sonra ise, Hakimiyet-i Milliye gazetelerini
çıkarttırmıştır. Matbuat ve İstihbarat Genel Müdürlüğü çerçevesinde Bakanlar Kurulu Başkanlığı’na bağlı olan Anadolu Ajansı’nın yönetimine daha geniş bir esneklik vermek için 1 Mart 1925’de yürürlüğe giren kanunla Ajans, özerk bir anonim ortaklık statüsüne kavuşmuştur. Bu ortaklığın hisse senetlerinin yüzde elliden fazlası özel kişilerindir. Ajans her yıl Basın-Yayın Genel Müdürlüğü bütçesine konulan bir ödenekle yönetilmektedir. Abonelerden alınan ücretler Ajans’ın masraflarını karşılamamaktadır. 265 sayılı kanunun 33. maddesine göre Ajans’ın
Devlet bütçesinden büyük bir ödenek alması ve yöneticilerin de Hükümetçe
seçilmesi öngörülmüştür. Dolayısıyla Ajans bağımsızlığını ve özerkliğini
yitirmiştir. Bu dönemde Atatürkçü görüşe uygun olan
yayınlara para ve malzeme yardımı yapılıyor, bu güdümlü bir basın görünümü
veriyordu. 1923’de İstiklal Mahkemelerinde ilk basın
davası açılmıştır. Bu dava halifeliğin bir çeşit yargılanmasıdır. Cumhuriyet
ilan edilmiş ama, halifelik hala kaldırılmamıştır. 1925’de İstiklal Mahkemelerinin ikinci
dönemi başlamıştır. O sıralarda Doğu illerinde Şeyh Sait İsyanı çıkmıştır.
Basında ileri geri her türlü eleştiri yazıları çıkmakta ve bunlar Ankara’da
geniş tepkiler yaratmaktadır. Hükümet, basındaki falsolu seslerin Doğu’daki
ayaklanmaya hizmet edeceği endişesiyle “Takrir-i Sükun Kanunu” diye bir
terör kanununu 4 Mart’ta kabul etmiştir. Kanuna göre:
“İrticaa ve isyana ve memleketin sosyal
nizamını, huzur ve sükununu, güvenlik ve asayişini bozmaya yönelen her
türlü teşkilatı, tahrikleri, teşvikleri, teşebbüsleri ve yayınları Hükümet
Cumhurbaşkanının onayı ile yasaklamaya yetkilidir. Sanıkları Hükümet İstiklal
Mahkemeleri’ne verebilir.” Basın özgürlüğünü hükümetin eline veren
bu kanun 1929’da kaldırılmıştır. Ancak, bu döneme kadar zaman zaman bir
çok gazete kapatılmış ve bir çok gazeteci mahkemeye çıkmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra uzun yıllar
yeni bir basın yasası çıkmamıştır. Meşrutiyet döneminde yapılan çeşitli
değişikliklerle 1909 Kanunu yürürlükte kalmıştır. Bu yıllarda CHP yönetimi basını her yönden
kendisine bağımlı kılmış, özel reklamın az olması ve bütün gelirin resmi
ilana bağlı olması sebebiyle devlet hem kağıt, hem de ilan kaynağını kontrolü
altına almıştır. 1928’de yapılan harf devrimi halkın yeni
harflerle yayınlanan yayınlara adaptasyonu sorununu ortaya çıkartmış, dolayısıyla
basının toplam tirajında düşüşler olmuştur. Böylece hükümet basına yaptığı
maddi yardımı arttırmak zorunda kalmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında basın düz
baskı makinalarından rotatif baskı tekniğine geçmiştir. Düşük maliyet ve
yüksek baskı avantajlarına rağmen rotatif baskı tekniği de basının mali
desteğe olan ihtiyacını ortadan kaldıramamıştır. Bu mali destek yine siyasi
olduğu kadar ekonomik iktidarı da elinde tutan devletten sağlanabilmiştir. 1931’de gelişen bu olaylar ışığında bir
Matbuat Kanunu çıkarılmıştır. Kanunun önemli bazı maddelerini şu şekilde
özetlemek mümkündür: -- Gazete ve dergi çıkartmak için hükümete
bilgi vermek gerekiyor. Ancak bu hüküm 1938’de ruhsat sistemine dönülmek
üzere değiştirilmiştir. -- Vatan, milli mücadele, cumhuriyet, devrim
düşmanlığı yüzünden hüküm giymiş olanlar veya milli mücadelede işgal altında
düşman emellerine hizmet edici yayın yapmış olanlar gazete çıkaramazlar. -- Kanun gazete yöneticileri için yüksek
öğretim zorunluluğu koymuştur. Daha önce göreve başlamış olan diplomasızlar
bu hüküm dışında bırakılmıştır. -- Gazete çalışanlarını kontrol altında
tutabilmek için hükümet bu kişilerin adlarının bildirilmesini istemiştir. -- Kanuna telif hakları ile ilgili maddeler
konmuştur; bir gazete veya derginin özel olarak kendi araçlarıyla elde
edip yayınladığı bir haber, aradan 24 saat geçmeden başka bir yayın organınca
yayınlanamaz. -- Piyango ve tombala gibi oyunlar yasak
edilmiştir. Sonradan çıkan bir çok kanunda da bulunan bu hüküm gazetecilikte
lotaryacılığı önleyememiştir. -- Padişahlık ve hilafetçilik yolunda, komünistlik
ve anarşistliği kışkırtıcı yayınlar yasaklanmıştır. -- Ülkenin genel politikasına dokunacak
yayınlardan dolayı Bakanlar Kurulu kararıyla gazete ve dergiler geçici
olarak kapatılabilir. Kapatılan gazetenin sorumluları başka bir adla gazete
çıkaramazlar.
Niyazi Acun “Babıali’nin Yarım Asırlıkları”
adlı kitapta 1934’lerde basının içinde bulunduğu mali sıkıntıları "Zaman
Gazetesi"ni örnek vererek şöyle anlatmıştır: “Velid (Ebuzziya) Bey, Zaman Gazetesi’ni çok güç şartlar altında çıkartmaktaydı. Satışları düşük, ilanları yok denecek kadar az olduğundan, çalışanlara güçlükle para ödeyebiliyordu. Gazete, hantal bir makinada basılıyordu. Bazan elektriğin gücü yetmez, sokaktan çağırılan hammallar kolu çevirir, baskı öylece yapılabilirdi.” 1931-38 yıllarında Türkiye’de oldukça sınırlı
bir basın özgürlüğü uygulanmıştır. Hükümet güdümlü bir özgürlüğe yönelmiştir. O dönemde basının yönetim organı “Matbuat
Umum Müdürlüğü”dür. 1933’de İçişleri Bakanlığı’na bağlanmıştır. 1935 Mayıs’ında Birinci Basın Kongresi
Ankara'da toplanmıştır. Kongrenin amacı Basın Birliği’ni kurmaktır. Kongrede basının nitelik bakımından gelişmesi
için önemli kararlar alınmıştır. Basının devlet eliyle kalkınması savunulmuş,
Devletçiliğin basında uygulanılmasına çalışılmıştır.
O dönemde basının içinde bulunduğu ekonomik
güçlükler teknik gelişmeleri, ulaşımı (dağıtım ve pazarlama), çalışanları
ve gazetelerin içeriğini yakından etkilemiştir. Gazetelerin yazı işlerinde çalışanlar ise
maaşlarıyla geçinmeleri mümkün olmadığından, mutlaka ikinci bir iş yapmak
zorunluluğunu hissetmişlerdir. O zamanlarda gazetenin hazırlanması geniş
zaman alırken, bugün gelişen teknoloji sayesinde zaman problemi ortadan
kalkmıştır. Atatürk’ün ölüm haberi için yeni bir gazete
hazırlanma durumunda kalınmış ve ancak İstanbul’a dağıtılabilmiştir. Türk basınının bütün ağırlığı İstanbul’da
toplanmış, hemen bütün gazeteler İstanbul’da üretilip, buradan memlekete
ulaştırılmıştır. Ancak ulaşım olanaklarının çok zayıf oluşu (trenle veya
kara vasıtalarıyla) nedeniyle birçok gazete, Anadolu’ya gönderdiği baskıların
üzerine bir gün sonrasının tarihini atmak zorunda kalmış, böylece günü
gününe gelmiş hissini uyandırmaya çalışılmıştır. Böylece gazetelerin hem
inandırıcılığı, hem de taze haber verme özelliği ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla
ikinci, üçüncü, dördüncü makina getirmek suretiyle gazeteler amansız bir
yarışa girmişlerdir. 1930’lu yıllarda gazeteler tipo rotatiflerle
basılıyorken, 1980’lerde foto-lito-ofset tekniğiyle basılmaktadır. Gazete
sahipleri tipo rotatif makinalarının renkli baskı yapanını Türkiye’ye getirmiştir.
O zamanlar gazeteleri renkli basıp, daha cazip hale getirmek için kullanılmıştır. Her gazete bir rotatif makinaya sahiptir,
ancak tirajların yirmibeş-otuzbini nadiren geçmesi sebebiyle baskı saatleri
dışında makinalar atıl kalmıştır. Bir makina, önde gelen dört beş gazeteyi
basabilecek güçte olduğu halde, gazete sahipleri, haberleri çalınır korkusuyla,
aynı makinada basılmasına razı olmamışlardır. İkinci Dünya Savaşı öncesi gazete tirajları
oldukça düşüktür ve bunları arttırabilmek kolay değildir. Gazeteler az-çok
okumuş, memlekette bir mevki sahibi olmuş, aydın zümreye kendilerini beğendirmek
gayesiyle hazırlanmıştır. Ancak, tirajların artması, gazetelerin
mutlaka daha çok insan tarafından satın alınmasını gerektirmektedir. Bunun
için sayıları güçlükle artan aydın okuyucuyu bir yana bırakıp, yeni okuyucular
bulma yoluna gidilmiştir. Gazetelerin çehresinde bugün görülen değişiklik,
işte bu yoldaki çalışmaların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. 1938 yılının basınında hiç hükümetin huzurunu
kaçırtacak bir hava yoktur. Ama yine de 1931 tarihli Matbuat Kanunu’nda
bazı değişiklikler yapılması öngörülmüştür. 28 Haziran 1938’de değişiklik tasarısı Meclis’te kabul edilmiştir. Buna göre: -- Gazete ve dergi çıkartmak için bir bankadan 1000-5000 liralık garanti mektubu sağlanması öngörülmüştür. Mali durumu sağlam olmayan kişilerin gazete veya dergi çıkartmaları bu kanunla güçleştirilmiştir. -- Bildiri sisteminden ruhsatname sistemine
geçilmiştir. Böylece her isteyenin gazete veya dergi çıkartması kısıtlanmıştır.
Bir ek hükümde ise “kötü ünlü” kişilere gazete çıkarma hakkı tanınmaması
belirtilmiştir. “Kötü ünlü” kişi tanımlamasının ölçüsü ise belirtilmemiş,
bunun değerlendirilmesi valinin veya hükümetin yetkileri içinde bırakılmıştır.
Hatta bununla da yetinilmemiş , bu kişilerin muhabir, yazar, ressam, fotoğrafçı,
musahhih ve idare memuru olarak çalışmaları da yasaklanmıştır. Basının yönetimi hükümetin eline geçmiştir.
Bu yıllarda devlet müdahaleleri sadece ekonomi üzerinde kalmayıp, basın
üzerinde de etkili olmuştur. En basit bahanelerle gazeteler kapatılmıştır.
Kağıt sıkıntısı sayfa sayılarını ve tirajları düşürürken, Ankara Radyosu
devlet politikasını daha kesin anlatan haberleriyle yazılı basının önüne
geçmiştir. 1939 Eylül’ünde İkinci Dünya Savaşı patlak
vermiştir. Türkiye savaşa katılmadığı halde 1940 Kasım’ında İstanbul bölgesinde
sıkıyönetim ilan edilmiştir. Savaş bitene kadar da hükümete sınırsız yetkiler
bırakılmıştır. Türkiye’de İkinci Dünya Savaşı’nın çeşitli
yankıları olmuştur. Bazı gazeteler savaşı Almanların kazanacağına inanmışlardır.
Tasvir-i Efkar ve Cumhuriyet’in bazı yazarları bu eğilimdedir. Akşam, Vatan
ve Tanin Müttefikleri tutar, ama Sovyetlerin ilerlemesini ku?ku ile karşılar.
Tan ise bütünü ile Müttefiklerden yana olmuş, Sovyet dostluğunu övmüş ve
çok tepkiler almıştır. Bu bir yandan Almanların, bir yandan Müttefiklerin Türk basınını elde etmeye çalıştıkları bir dönemdir. 1941’de Türkiye’de günlük toplam tirajları
60 bini bulan 113 gazete vardır. En yüksek tiraj 20 binin üstündedir. Ayrıca,
227 adet dergi çıkmaktadır.Dönemin önemli gazeteleri: Cumhuriyet, Akşam,
Tan, Vatan, Yeni Sabah, Tanin ve Tasvir-i Efkar’dır. 1946’da çok partili döneme geçilirken CHP Hükümeti
basına bazı ödünler vermek zorunda kalmıştır. O dönemde gazetelerin büyük
çoğunluğu DP’yi desteklemişlerdir. CHP’nin seçim öncesi desteğe ihtiyacı
vardır. DP ise basının desteğini kazanmak için 1945-1950 yıllarında basın
özgürlüğünün en büyük savunucusu olmuştur.Hükümet yeni seçim kararını açıklamadan
önce havayı yumuşatacak basın kanunu tasarıları getirmiştir. Basın Birliği’nin
kaldırılması ve Basın Kanunu’nun 50. maddesindeki gazete kapama yetkisinin
kaldırılmasını da kapsayan bu tasarılar 1 Haziran 1946’da
Meclis’ce kabul edilmiş ve 50. madde kaldırılmıştır. 1946-50 yılları Türkiye için canlı geçmiştir.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sora CHP’nin aşırı tutucu kanadı büyük yenilgiye
uğramış ve çok partili döneme geçilmiştir. Basın çeşitli gruplara bölünmüştür. İrili ufaklı sağcı yayınlar yayınlanmıştır. Bunlardan en etkilisi Necip Fazıl Kısakürek’in yayınladığı “Büyük Doğu Dergisi” olmuştur. Bu dönemde Milliyetçi ve Turancı yayınlar da gelişmiştir. Sol basın ise gerçek bir özgürlüğün olup olmadığını anlayamamıştır. Sendikalar kurulmuş, dergiler yayınlanmış, daha sonra dergiler kapatılmış ve sessizlik dönemi başlamıştır. Bu dönemde Mehmet Ali Aybar “Zincirli Hürriyet”i, Sabahattin Ali ile Aziz Nesin “Marko Paşa”yı yayınlamışlardır. Marko Paşa o güne kadar görülmemiş bir satış yaparak altmışbin basmaya başlamış, Aybar, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin tutuklanmıştır. 1946’da aniden büyük bir gazete ve dergi
artışı olmuştur. Günlük tirajları yüzbine yaklaşan 202 gazete ve 302 dergi
yayınlanmaktaydı. Radyonun tek yönlü yayını gazete tirajlarını
arttırmış, gazeteler habere, resme ve yoruma önem vermeye başlamıştır.
Demokrasiye geçişten on yıl sonra toplam tiraj bir milyona ulaşmıştır.
1946’da bin kişide 5.2 gazete okunurken, 1955’de nüfusun artmasına rağmen
bu oran binde 28’e çıkmıştır. Çok partili döneme geçildiği bu dönemlerde
basın CHP’ye bağımlı durumdaydı. Gazeteler kağıt temini, makina ve malzeme
ithali için iktidarın kararına bağlıydılar. Resmi ilan ve reklamların dağıtımı
iktidarın kontrolü altındaydı. Bu dönemin en önemli gazeteleri: Cumhuriyet,
Vatan, Tasvir, Ak?am, Yeni Sabah, Tanin, Ulus, Zafer, Hürriyet ve Milliyet’tir. Cumhuriyet, Vatan, Tasvir-i Efkar, Zafer
gazeteleri DP yanlısı görünmektedir. Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinin
baskıları o yıllarda kırk- ellibin kadardır. Akşam Gazetesi demokrasi yanlısıdır
ve baskısı onbini geçmemektedir. Ulus Gazetesi CHP yanlısıdır, fakat aydın
ve okur yazarların çoğu CHP’ye karşı olduğundan gazetenin satışı oldukça
düşmüştür. Buna rağmen diğer gazetelerden daha çok ilan ve reklam almıştır
(resmi ilan ve reklamlar). Bu arada 1 Mayıs 1948’de Hürriyet Gazetesi
Babıali’de bir çığır açarak çıkmaya başlamıştır. Gazeteyi Sedat Simavi
çıkartmıştır. Parti çalışmalarının en ateşli olduğu bu dönemde Hürriyet
tarafsızlık ve bağımsızlık ilkesiyle çıkmıştır. İlk yıl Hürriyet’in tirajı otuzbin kadardır. 1949’da tiraj ellialtıbine, 1950’de seksenüçbine, 1951’de yüzbine, sonra da yarım milyona yükselmiştir. Hürriyet Gazetesi’nin o dönemde batmamasının,
aksine yükselişinin çeşitli nedenleri vardır. Herşeyden önce, Hürriyet
çok modern bir baskı makinasıyla işe başlamıştır. Sedat Simavi Hürriyet’in
ilk hazırlıklarını yaparken, daha 1946’da Amerika’ya, saatte beş renk üzerinden
kırkdörtbin sayı basabilecek bir rotatif ısmarlamış ve bununla işe başlamıştır.
İyi bir sayfa düzeni, canlı fotoğraflar, kolay anlaşılabilir bir dil Hürriyet’in
avantajları olmuştur. Bunun yanında, 1948’de Londra Olimpiyatları’na ekip
göndermiş, oyunları Lodra’dan izlemiştir. Babıali’nin alışık olmadığı bu
masraflı haberciliği Hürriyet büyük masraflara
katlanarak yapmıştır. Güreşçilerimizin de Londra’da başarılar kazanmasıyla
gazete yok satmıştır. Ayrıca, Kıbrıs Sorunu’nu ortaya atarak
halkın duygularına seslenmiştir. Bir başka neden, Hürriyet’in o zamana
kadar ülkede yaygın bayi örgütünü bir yana bırakıp kendi öz dağıtım örgütünü
kurmuş ve eski bayilerin kölesi olmaktan kurtulmuş olmasıdır. 1950’lere
doğru Hürriyet’i Türkiye’nin en büyük gazetesi yapan etkenler bunlar olmuştur. Hürriyet, haber gazeteciliğinin öncülüğünü
yaparken, diğer gazeteler de Hürriyet’ten etkilenmişlerdir. Kendisini yenilemeyi
başaramayan gazeteler yok olmuştur. Diğer yandan, partiler tarafından çıkarılan
gazetelerin hiçbir zaman büyük tirajlara ulaşamamaları ve piyasadan çabuk
yok olmaları okuyucunun “gazete” ile “propaganda aracı” arasındaki farkı
görmelerinden kaynaklanmıştır. 3 Nisan 1950’de ise Babıali’ye yenilikler getiren bir başka gazete olarak Milliyet doğmuştur. Milliyet’i Ali Naci Karacan kurmuştur. Çok modern bir teknikle ve güzellik endişesiyle
basılan Milliyet, Hürriyet’ten farklı olarak, değişik konularda hergün
bol yazı, haber ve zengin bir özle aydın ve yarı aydın kitleleri kazanmaya
yönelmiş bir gazetedir. 2.2. 1950-1960 DÖNEMİ BASIN İŞLETMELERİ 1950 yılı basın alanında yeni bir dönemin
başlangıcı olmuştur. Ajansçılık yeni bir iş alanı olarak belirmiştir. THA
(Türk Haber Ajansı) ve tamamen iktisadi nitelikli İKA Ajansı ile açılan
bu alan, gazetelerin kendi bünyelerinde ajans kurmalarının (Hürriyet
Haber, Akajans-Tercüman, Milliyet Haber) yanısıra
özel girişimciler de yaygınlaşmıştır. Anadolu Ajansı bu dönemde de çalışmalarını
sürdürmektedir. Ancak, özellikle büyük gazetelerin artık onun sağladığı
gelire çok fazla bağımlılığı kalmamıştır. 14 Mayıs 1950’de yapılan genel seçimde
DP tek başına iktidara gelmiş, demokrasi fiilen işlemeye başlamıştır. 1946’da
basın özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasını savunan yeni iktidar
partisinin ilk icraatından biri 15 Temmuz 1950’de kabul edilip,
24 Temmuz 1950’de yürürlüğe giren 5680 sayılı
Basın Kanunu'nu hazırlamak olmuştur. Bu kanun demokratik bir rejimde basının
sahip olması gereken tüm nitelikleri içermekteydi. 1950 Basın Kanunu liberal bir basın kanunu
olmuştur. Bu kanunla 1931 Kanunu'nun güdümlü rejimi yıkılmış, hükümetin
basın üzerindeki kontrolü hemen hemen kaldırılmıştır. Kanunun özellikleri
şunlardır: -- Gazete ve dergi çıkartmak için artık
Hükümet’in izin veya ruhsat vermesi gerekmez. Bildiri vermek yeterlidir. -- “Kötü ünlü” ki?ilerin gazetecilik yapmalarını
yasaklayan maddeler kaldırılmıştır. -- Basın suçlarının yargılanması özel mahkemelere
gönderilen her çeşit cevap ve düzeltme yazılarının basılmasını önlemek
amacıyla mahkemelere bazı yetkiler tanınmıştır. -- Gazete sahipleri cezai sorumluluklarından
kurtulmuşlardır. Gazete sahibinin ancak hukuki ve mali sorumluluğu vardır.
Suç sayılabilecek şeylerden genellikle yazar ve yazı işleri müdürü sorumlu
tutulmuştur. DP İktidarı’nın ilk yıllarında hükümetle
gazeteciler arasında yakın ilişkiler kurulmuştur. Henüz basınla hükümet
arasında bir problem çıkmamıştır. Başbakan Adnan Menderes her ay düzenli
olarak basından gazete sözcülerini toplayarak toplantılar düzenlemiş, basın
mensuplarının sempatisini kazanmıştır. Bunun yanısıra gazetecilerin sosyal haklarını
tanıyan “Basın mesleğinde çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetleri
düzenleyen 5953 sayılı 13 Haziran 1952 tarihli kanun”da çıkmış ve bu kanunla
gazeteciler şu hakları elde etmişlerdir: -- Sendika kurabilmek,
-- Sosyal sigortalardan yararlanmak,
-- İşverenin gazeteci ile yazılı iş anlaşması
yapması zorunluluğu, -- İş anlaşmasını bozmak isteyen gazete
sahibinin gazeteciye kıdemine göre tazminat ödemesi, -- Askerlikte, mahkumiyet ve gazetenin kapanması
durumlarında gazeteciye ücret ödenmesi, -- Haftalık tatil, yıllık ücretli izin v.b... Fakat hükümet-basın arasındaki bu ilişki
uzun sürmemiş ve bazı çatlamalar görülmeye başlamıştır. Bunun bir çok sebebi
vardır. Ekonomik nedenler bunların başındadır. Halk DP döneminde umduğu
bulamamıştır. Fiatlar ucuzlamamış, gelirler artmamış, hayat pahalılığı
durmadan yükselmiştir. Parti içinde bir takım yolsuzluklar görülmüştür.
Yolsuzlukların ortaya çıkartılması parti içinde hoşnutsuzluklar yaratmıştır.
DP’yi tutmayan gazete yöneticilerine karşı türlü baskılar başlamıştır. Bu hava içinde Hükümet basınla ilgili bir
kanun tasarısı hazırlamaya başlamıştır. Gazetelerde ise buna karşı tepkiler
belirmiştir. 1954 yılının ilk aylarında DP Hükümeti’nin Meclis’e getirdiği
“Neşir yoluyla veya Radyo ile işlenecek bazı cürümler hakkında kanun” tasarısı
büyük gürültülere yol açmıştır. Kanun 9 Mart 1954’de kabul edilerek, sekiz
gün sonra yürürlüğe girmiştir. Kanunun amacı “namus, şeref, haysiyete
tecavüz edilmesi veya hakarette bulunulması, itibar kıracak, şöhret veya
servete zarar verebilecek bir hususun isnad edilmesini” önlemektedir. Bu maddelere göre suç sayılabilecek bir
yazı çıktığı zaman savcıların doğrudan kovuşturma açabilmeleri söz konusu
olmuştur. Oysa Ceza Kanunu'na göre bunlar şikayete bağlı suçlardır. Gazeteciye, öne sürdüğü bir şeyi ispat
etme hakkı da tanımayan 6334 sayılı bu kanun 1960 yılına kadar yürürlükte
kalmıştır. Kanun 12 Ekim 1960’da Milli Birlik Hükümeti’nce
kaldırılmıştır. Ancak bu süreç içinde zaman zaman kanuna yeni maddeler
eklenmiş, bazıları ise yeniden kaldırılmıştır. Bu değişikliklerle, sorumlu yazı işleri
müdürü olabilmek için lise diploması zorunlu tutulmuş, cevap ve düzeltme
yazılarında daha kısıtlayıcı bir takım koşulların uygulanması öngörülmüş,
gizli yapılan toplantılardaki görüşmelerin veya alınan kararların yazılması
yasaklanmıştır. Kıbrıs Sorunu alevlenmiş, Türkiye’nin Yunanistan’la
arası gerginleşmiştir. Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve saldırılar olduğu
yolunda haberler çıkartılmıştır. 6-7 Eylül 1955’de bir takım olaylar meydana
gelmiştir. Hükümet bu olayları gazetelerin halkı kışkırtmasına bağlamıştır. 10 Eylül’de sıkı yönetim komutanı bir basın
toplantısı düzenleyerek basına şu yasakların konulduğunu bildirmiştir: -- Halkı heyecanlandıracak haberlerin yayınlanması
yasaktır. -- Hükümeti tenkit etmek yasaktır. -- Hükümetin çalışmalarını etkileyecek biçimde
yazılar yasaktır. -- Sıkı yönetimin çalışmalarıyla ilgili
haberler yasaktır. -- Nato Devletleriyle ilgili haberler yasaktır. -- Darlık, kıtlık ve yokluk haberleri yasaktır. -- 6 Eylül olaylarını komünistlerden başkalarının
yaptığı yolunda yazı ve yorumlar yasaktır. -- 6 Eylül olaylarıyla ilgili haber ve resimler
yasaktır. -- Magazin sayfalarında da halkı heyecanlandıracak
resim ve yazılar yasaktır. -- İkinci baskı yapmak yasaktır. Bu yasaklardan sonra da her gün sıkıyönetimden
telefonla gazetelere yeni yeni yasaklar bildirilmiştir. 1957 yılının ilk aylarında gazetecilerin
çalışma koşulları iyice güçleşmiş, muhalefet liderlerinin gezilerini izleyen
muhabirlere zorluklar çıkarılmıştır. Bunun üzerine İstanbul Gazeteciler
Sendikası protesto amaçlı bir bildiri yayınlamıştır. Sendika kapatılmış
ve dokuz ay kapalı kalmıştır. O yıllarda gazetelere mahkemelerden, savcılardan
sayısız yasaklamalar gönderilmiş, birçok şeyin yazılması yasaklanmıştır. Hükümet bununla da yetinmeyip, gazeteleri
baskı altına almaya çalışmıştır. 26 Kasım 1957’de yayınlanan bir kararname
ile “gazete ve dergi kağıtlarının tek elle ithaline” gidilmiştir. 1958’de ise “ilan ve reklamların tek elden
dağıtımı”nı içeren kararname kabul edilmiştir. Gazeteler buna sert tepkiler göstermişlerdir.
Bunlar da yetmemiş 3 Eylül 1958’de yayınlanan bir bildiri ile Hükümet’in
özel ve resmi ilan tarifelerini düzenlemek ve gazete dağıtımını ayarlamak
için hazırlıklar yaptığı açıklanmıştır. 1946 öncesinde İstanbul gazeteleri Ankara’da bir gün, diğer Anadolu kentlerinde ise üç gün ile bir hafta arasında gecikmeyle okunmaktaydı. Haber unsurunun (özellikle Hürriyet’in çıkışıyla) etkenliğinin artması, daha hızlı dağıtım sağlamak çabalarının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. 1958’de akşamdan matris yollayıp (son uçakla ya da taksiyle) Ankara’da basma fikri oluşmuştur. Önce Vatan, sonra Akşam bunu denemiştir. Böylece gazetenin “idare” kısmı, “yazı işleri” nin önüne geçmiş, artık “haber kesme saati”ni dağıtıcılar belirlemeye başlamışlardır. Gerektiğinde haberden fedakarlık etmek durumu doğmuştur. Fotoğraf nakline yarayan telefoto makinaları
ilk kez bu dönemde Yeni Sabah tarafından kullanılmıştır. DP Dönemi'nde bazı gazete ve dergiler kayırılmış
ve bunlara bazı ayrıcalıklar sağlanmıştır. Kağıt tahsisi konusunda da yine DP’yi tutan
gazetelere, tirajlarına göre büyük ölçüde kağıt verildiği, tarafsız ve
muhalif gazetelere ise bu alanda çok hasis davranıldığı, hatta Kim Dergisi’nin
1958 Temmuz’unda kağıdının kesildiği anlaşılmıştır. Muhalefeti tutan gazeteler
ve tarafsız basın kağıt darlığı yüzünden tirajını kısmak zorunda kalmıştır.
Aynı belgeye göre örtülü ödeneklerden ajans ve gazetelere 723.809 TL. dağıtılmıştır. Türk Haberler Ajansı 35.500 Yeni Cephe Gazetesi 14.700 Türk Anglo-Amerikan 16.500 Atom Gazetesi 17.300 Yeni Asır 74.000 İstanbul Ekspres ve Burhan Belge 51.600 Akın Gazetesi 22.000 Havadis 55.000 Büyük Doğu ve N. Fazıl Kısakürek 147.000 Medeniyet Gazetesi 11.000 Hizmet Gazetesi 23.500 Ethem İzzet Benice 15.000 Türk Dü?üncesi ve Peyami Safa 49.000 Aydın DP Gazetesi 10.000 Ege Ekspres 12.000 Akbaba 63.000 İzmir Gazetesi 21.000 Bu dönemde basınla hükümet arasındaki bağlar
iyice kopmuş, basın davaları çoğalmıştır. 1959’larda gazetelerin çalışma koşulları
gittikçe güçleşmiştir. Bazı günler son dakikada bildirilen yasak bazı yazılar
gazetelerden çıkarılmış ve birinci sayfalar beyaz boşluklarla yayınlanmıştır. 1959 Ağustos’undan itibaren tiraj ve abone esasına göre yürürlüğe giren kararname de kötüye kullanılmış, tiraj ve abone sayısı göz önünde tutulmaksızın DP organı gazeteler birinci kategoriye, tarafsızlar üçüncü kategoriye alınmış, Ulus, Dünya ve Yeni Gün Gazetelerinin adları ilan listesinden çıkarılmıştır. Daha sonra Yeni Sabah’ın da ilanları kesilmiştir. 2.3. 1960-1980 DÖNEMİ BASIN İŞLETMELERİ 27 Nisan 1960’da özel bir kanunla Meclis’te
bir Tahkikat Komisyonu kurulmuştur. Bu kanunun 2. maddesine göre: “A: Her
türlü yayının yasak edilmesi halinde bu yasağa uymayan gazete ve dergilerin
basımı ve dağıtımı önlenir. B: Yayın yasaklarına ısrarlı şekilde uymayan
yayınlar kapatılır.” Komisyon Meclis’deki görüşmelerin yazılmasını da yasaklamıştır.
Öte yandan sıkı yönetim ilan edilmiştir. 27 Mayıs 1960’la başlayıp 12 Eylül 1980’le
noktalanan dönem, Türk toplumunun çarpık da olsa hızlı bir ekonomik gelişme
ve sanayileşme içine girdiği dönemdir.
27 Mayıs 1960’da Milli Birlik Komitesi
iş başına gelmiştir. İlk önce “Neşir yoluyla veya Radyo ile işlenecek cürümler
hakkındaki 6334 ve 6732 sayılı kanunları” ele alarak 12 Ekim 1960’da 94
sayılı kanunla bunları iptal etmiştir. 26 Temmuz 1960’da, gazetecilerin kendi
problemlerini kendi aralarında çözümleyerek Devlet’in ve adliyenin basınla
ilgili işlere çok sık karışmamasını sağlamak amacıyla, Basn Ahlak yasası
imzalanmış ve yürürlüğe girmiştir. Daha sonra, Basın Ahlak yasasının uygulanışını
kontrol amacıyla Basın Şeref Divanı kurulmuş, ancak çok verimli olamamış
ve zamanla yok olmuştur. 28 Ekim 1960’da Milli Birlik Hükümeti’nce
“besleme basın”la ilgili bir kararname yayınlanmıştır. Buna göre, DP’nin
iktidarı döneminde, tirajı düşük olan gazetelere, tirajı yüksek olan gazetelerden
daha çok veya aynı ölçüde ilan verilmiştir. Resmi ilanlarda Zafer Gazetesi’nin
aldığı miktar 500-900 bin lira arasındadır. İzmir’de rekor Yeni Asır’da,
İstanbul’da ise Havadis’tedir. 29 Kasım 1960’da eski basın kanunundaki
antidemokratik hükümleri kaldıran 143 sayılı kanun çıkmıştır. Milli Birlik Hükümeti 5953 sayılı kanunu
değiştiren 212 sayılı kanunu çıkarmış, 195 sayılı kanunla “Basın İlan Kurumu”nun
kurulmasını öngörmüştür. Gazete sahipleri bu iki kanunu protesto için üç
gün gazete çıkartmamışlardır. 212 sayılı kanunla gazetecilere tanınan
haklar şunlardır: -- Kıdem hakkı; Eski kanunla gazetecinin
kıdemi çalıştığı gazeteye girişi ile başlıyordu. Mesleğe ilk giriş tarihi
göz önünde tutulmuyordu. Yeni kanun ise mesleğe ilk giriş tarihini kıdemin
başlangıcı saymıştır. -- Ölüm ödeneği; Yeni kanun gazetecinin
ailesine, sosyal sigortaların yaptığı ödemelerin dışında, kıdeme göre ödeme
yapılması zorunluluğunu koymuştur. Eski kanunda böyle bir hüküm yoktu. -- Gazetelerin kapanması durumunda gazetecilere
ödenek verilmesi; Yeni kanun, gazeteler kapanacak olursa gazeteciye iki
aylık ödenekle birlikte kıdemine göre ödenek verilmesini kabul etmiştir. -- İstifa eden gazeteciye kıdem ödeneği
verilmesi; Bu da yeni kanunun sağladığı bir haktır. -- Aylıkların peşin olarak ödenmesi. -- Gece çalışanlara haftada iki gün izin
hakkı tanınması. -- Kar eden gazetelerin gazetecilerine her yıl bir maaş ikramiye vermeleri. -- İş anlaşmazlıklarının ticaret mahkemelerine
değil, iş mahkemelerine verilmesi. -- Ödemelerin gecikmesinde her gün için
yüzde beş faiz yükümlülüğü; Gazete sahipleri bu hüküm gereğince geciken
ödemelere gerçekte yılda % 1830 oranında zam yapılmış olacağını belirterek
bu değişikliğe çok büyük tepki göstermi?lerdir. Ancak, birçok patron bu hakkı vermemiş
ve iş mahkemeye intikal etmiştir. Basın İlan Kurumu, Milli Birlik Hükümeti
zamanında, resmi ilan dağıtımının düzene sokulması için özel bir kanunla
kurulmuştur. Yalnız resmi ilanların dağıtımıyla görevlidir, özel ilanlar
ise özel ilancılık bürolarınca gazete ve dergilere dağıtılır. Kurum resmi
ilanlardan %15, özel ilanlardan da %10 komisyon alır. Sağladığı gelirleri
basının gelişmesinde yararlı alanlarda kullanmak zorundadır. Kurumun, istisnai bir hükme dayanarak özel
ilan dağıtımına karışması gazetelerin ödemek zorunda bırakıldıkları komisyonlar
yüzünden gelirlerinde önemli düşüşler olabileceği düşünülmüş, ancak bunlar
varsayımdan öteye gitmemiştir. 1961 Anayasası’na basın özgürlüğünü güven
altına alacak önemli maddeler konmuştur. Anayasa herşeyden önce basın haklarını
ve özgürlüklerini teker teker sıralamış ve bunların dokunulmazlığını belirtmiştir: -- Basın hürdür, sansür edilemez (madde:22):
Anayasa her ne koşul altında olursa olsun sansürü yasak etmi?tir. -- Yayın yasağı konulamaz (madde:22): Ancak
bir tek durumda yayın yasağı konulabilir, o da yargı görevinin amacına
uygun olarak saklılık gerekiyorsa. Kaldı ki basın ahlakı sağlam temellere
oturtulduğu zaman bu bile gereksizdir. -- Gazete ve dergiler toplatılamaz (madde:22):
Kurucu Meclis gazete ve dergilerin toplatılmasını önlemek istemiştir. Ama
bu hüküm Anayasa’ya ters girmiş ve “gazete ve dergilerin ancak hakim kararıyla”
toplatılabileceği belirtilmiştir. 1971 Eylül’ünde yapılan anayasa
değişikliğiyle de gazete ve dergilerin toplatılması
için hükümete ve yargıçlara yeni yetkiler verilmiştir. -- Gazete ve dergiler kapatılamaz (madde:22):
Bu hükümle Anayasa’da “gazete ve dergiler ancak mahkeme kararıyla kapatılabilir”
denmiştir. Bu madde de 1971’de değiştirilmiştir. -- Gazete ve dergi çıkartmak için önceden
izin alınmaz, mali teminat gerekmez (madde:23). -- Haber, düşünce ve kanıların yayımlanması
engellenemez (madde:23): Anayasa Basın Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle
haber, düşünce ve kanıların yayımlanmasını engelleyici ve zorlaştırıcı
siyasal, ekonomik, mali veya teknik tedbirlerin alınamayacağını açıkça
belirtmiştir. -- Basımevlerine ve basın araçlarına el
konulamaz (madde:25). -- Düzeltme ve cevap hakkı kötüye kullanılamaz
(madde:27). -- Devlet, haberleşme hakkının kullanılması
için olanaklar sağlar (madde:22-23): Anayasaya göre gazete ve dergiler
Devlet’in ve kamusal kurumların araç ve olanaklarından eşitlik ilkesine
göre yararlanırlar. Bu hükümlerle vergi indirimi, posta, telefon,
telgraf ve teleks ücretlerinde indirim, kağıt ve araçlarda gümrük indirimi,
dağıtım kolaylıkları, haber kaynaklarına ulaşım gibi kolaylıklar sağlanmıştır. 1961 Anayasası’nın sağladığı özgürlüklerin
gazete içeriklerine getirdiği zenginlik, dağıtım ve basım tekniklerindeki
ilerlemeler tiraj artışını doğurmuştur. Ticaretleşmede büyük ilerleme gösteren
Babıali’den iki büyük dağıtım şirketi çıkmıştır; GAMEDA (1960) ve Hür-Dağıtım
(1962). Bununla da yetinilmemiş, tüm büyük gazeteler Ankara, İzmir, Adana,
Erzurum’da basımevleri kurarak, buralarda baskı yapmışlardır. Hürriyet’in
fax sistemini başlatmasıyla haberlerin bu çeşitli basımevlerine anında
ulaşması sağlanmıştır.
-- Sorumluluklar (madde:22): Anayasa Basın
Özgürlüğü’nün bazı koşullar altında, kanunla sınırlanabileceğini belirtmiştir.
Bu koşullar şunlardır: 1) Devletin bütünlüğünü, kamu düzenini,
ulusal güvenliği ve genel ahlakı korumak, 2) Kişilerin onuruna ve haklarına saldırıyı,
suç işlemeye kışkırtmayı önlemek, 3) Yargı görevinin uygulanmasını sağlamak. 27 Mayıs’tan sonra gazeteciler bir takım
haklar elde atmişler, kanunlarda değişiklikler yapılmış, Basın İlan Kurumu
kurulmuş, fakat bunun yanısıra Tedbirlar Kanunu çıkmış ve bazı gazeteciler
tutuklanmıştır. 5 Mart 1962’de basın özgürlüğünü kısıtlamak
amacıyla çıkan 38 sayılı bu kanun 7 Mart’ta kabul edilerek yayınlanmıştır.
Kanun “27 Mayıs Devrimi’ni söz, yazı, haber, havadis, resim, karikatür
ve başka araçlarla yersiz, haksız veya gayrimeşru göstermeye çalışanları”
suçlamaya yöneliktir. Bu kanun basında büyük tepkiler yaratmıştır. Sonuç
olarak kendinden bekleneni sağlayamamış, anlamını ve gereğini yitirmiştir. 1960’dan 1971 Mart’ına kadar uzanan dönemde
günlük gazetelerde büyük gelişmeler olmuştur: Cumhuriyet’in tirajı 160 bine, Akşam 150
bine, Milliyet 200 bine, Tercüman 300 bine, Hürriyet 600 bine ve Günaydın
350 bine ulaşmıştır. Baskı tekniklerinde çok büyük gelişmeler
olmuştur. Günlük gazeteler ofsete geçmeye başlamışlardır. Resimlerin ve
renklerin çekiciliği geniş kitleleri etkilemiş ve yeni tekniklerle basılan
gazeteler çok büyük tirajlara yönelmişlerdir. Bu gazetelerde yorum ve düşünce
ikinci plana düşmeye başlamıştır. Gazetelerde politik haberler büyük bir
oranı kaplarken, çizgi romanlar ve tefrika romanlar da yer almaya başlamıştır.
Bir diğer yenilik de önce Vatan’da daha sonra da Hürriyet’te sporun günlük
hayatın parçası haline gelmiş olmasıdır. Milliyet’te de o dönemde spor
arka sayfaya konulmaya başlanmıştır. Gazetelerin kültür ve eğitim düzeyleri
yükselmiştir. Gazetecilik eğitimi ayrı bir önem kazanmıştır. Ankara’da
Sosyal Bilimler Fakültesi’ne bağlı olarak 1965’de Basın Yayın Yüksek Okulu
kurulmuş, İstanbul Gazetecilik Enstitüsü’ne ve gazeteci yetiştiren özel
okullara her yıl yüzlerce öğrenci yazılmıştır. Yine bu dönemde Televizyon kurulmuş, Televizyonun
gelişmesi ise hem öz, hem sayfa düzeni, hem de ilan gelirleri bakımından
gazeteleri gelecek yıllarda geniş ölçüde etkilemiştir. 1966’da ofset sisteminin ilk girişimi yapılmış
(Günaydın’ın öncülüğünde), 1970’lerde bütün gazeteler bu sistemi benimsemiştir.
Daha temiz baskı sağlayarak ofset sistemi gelişmeye katkıda bulunmuştur. Teknolojik anlamdaki bu yenilikler gazeteler
için güçlü mali kaynak gerektirmektedir. Oysa, gazetenin maliyeti satış
fiatının üstündedir. Gazete satışa çıkarıldığı anda fiatının dörtte biri
oranında bir zarar kaydetmektedir. Bu açık, devletin bazı indirimleri ve
özel sektörden sağlanan ilanlarla karşılanmaktadır. Devletin katkısı ise,
Basın İlan Kurumu’nun belirlediği resmi ilanlar ve devlet tarafından 55
liraya ithal edilip, 9 liradan basına devredilen kağıttan oluşmaktadır.
Bunlar zararın ancak 2/5’ini karşılayabilmekte, yüksek tiraj avantaj olmaktan
çok zararı artıran bir unsur olmaktadır. 1963-1967 yılları arasını kapsayan I. Beş
Yıllık Kalkınma Planı’na göre, kağıt sanayiinde ithal ikamesi sağlayacaak
önemli yatırımlara başlanması, kağıt fabrikalarının ormanlarımızın niteliğine
uygun teknolojide kurulması öngörülmüştür. 1965 programına göre, 1962 ve
1963 yıllarında gazete, yazı-tabı ve kraft kağıdının önemli bir bölümünün
ithal yoluyla sağlandığı ve 1965’de de yine ithalin devam edeceği belirtilmiştir. 1968-1972 yıllarını kapsayan II. Beş Yıllık
Kalkınma Plan’ında da ithalatın devam edeceği belirtilmiştir. III. Beş Yıllık Kalkınma Plan’ında “Kağıt
Ara Planı” hazırlanması uygun görülmüş, hammadde fiatlarının fazla oluşu
nedeniyle kağıt ithalinde basına büyük bir sübvansiyon uygulanmıştır. Ancak,
1980’de kağıt sübvansiyonu kaldırılmış ve basın ekonomik krize girmi?tir. Okuyucusunun tüketici niteliği yüksek gazeteler
(Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet gibi) karşısında ister yüksek, ister düşük
tirajlı, ama okuyucusunun alım gücü zayıf gazeteler, siyasal etkenlik,
hatta şantaj yapma durumuna geçmişlerdir. Diğer yandan büyük iş adamları
ve sermaye grupları basınla ilgilenmeye başlamışlardır. 1960 öncesinde
bunun en belirgin örneği Yeni Sabah ve Akşam’dır. Tüccar Safa Kılıçoğiu
ilkini, armatör Malik Yolaç ikincisini satın almışlardır. Her ikisi de
kendi kaynaklarından yaptıkları yatırımlarla gazetelerini dönemin en önemli
gazeteleri arasına sokmayı başarmışlardır. Özellikle Kılıçoğlu gazetesini
ticari çıkar aracı olarak kullanmıştır. 1960’dan sonra gazetelerin büyük
sermaye çevreleriyle bağlantısı artmıştır. Tercüman, Yeni Asır (Türkiye’nin
ilk büyük özel taşra gazetesi), Son Havadis bunlardandır. Hürriyet ve Günaydın
Grubu bu yeni şartlara , mali bağımsızlığını ve gücünü devam ettirecek
ticari yatırımları içeren holdingleşmeye uyum sağlamıştır. Bu arada sermaye
birikimini sağlayamayan gazeteler kapanmak
zorunda kalmıştır (Vatan Gazetesi gibi). Büyük yatırımlarla, geniş haber, malzeme
ve basım olanaklarına kavuşan, özel dağıtım sistemi ile desteklenmiş yeni
teknolojik yapıların, gündelik gazete basımı dışında kalan potansiyeli
kullanma alanları aramaları gereği doğmuştur. Bunun sonucu olarak bu büyük
teknolojiyi kullanan gazeteler; çocuk, gençlik, magazin, müzik, kültür
alanlarında yayınlara, hatta ikinci bir hafif içerikli gazete yayınlama
yoluna girmişlerdir. Kendi yayınlarının reklamını bedava yapabilmeleri
ve bütün yurda yayabilmeleri sayesinde bu yayınlar otomatik olarak dar
kadrolarla çıkarılan diğer yayınları kolaylıkla etkilemişlerdir. Böylece
sermayenin etkisi basında ister istemez tekelleşme sürecini başlatmıştır. 1968’de ilk deneme yayınını yapan televizyon
büyük basın işletmelerinde teknik ve sermayenin ön plana çıkmasını kaçınılmaz
kılmıştır. 1970’lerin ortasında Türk toplumunun başlıca haber ve eğlence
kaynağı haline gelmiştir. 1971 sonrası ülke düzeyinde izlenebilir
hale gelen TV, basının bol fotoğraf ve renk kullanımını da teşvik etmiştir.
1981’e varıldığında TV en ücra yerlere dahi ulaşmıştır. Teorik olarak her
ailede bir TV alıcısı varken, gazeteler ise ailelerin yarısına bile erişemiyordu.
Bu yoğunlaşmaya rağmen TV’nin basının içeriğini etkilemesi 1980’lerde gerçekleşmiştir.
Okuma yazma oranı yüksek olmayan toplumumuzda görsel yayınlara aşırı bir
ilgi gösterilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren siyasal istikrar
önemli ölçüde bozulmuş, askeri müdahaleler sonucunda düşünce ve düşünceyi
yayma ortamı sınırlandırılmıştır. Basın bu olağanüstü dönemlerde büyük
sıkıntı çekmiştir. 1979’da basın tarihimizde ilk kez iş adamları
görüşlerini bir basın toplantısı ya da bülteni ile açıklamak yerine, gazetelere
birer sayfa büyüklüğünde ilanlar vermişlerdir. Çıkmaza girmiş olan ekonomiye
kendi görüşlerine ve çıkarlarına göre öneriler içeren bu ilanlar için 100
milyon lira (o zamanki değeriyle 2.1 milyon dolar ve 1991 yılındaki değeriyle
8.5 milyar lira) ödenmiştir. Ekonomik sistemin değiştirilmesini hedefleyen
bu ilanı o dönemin muhalefet lideri Süleyman Demirel şöyle değerlendirmiştir:
“Bunlar hükümetin ölüm ilanlarıdır. Sanayiciler sıkıntılarını böylece ifade
ettiler. Siyaset yapmıyorlar.” Bu yaklaşım, büyük sermayeyle özdeşleşme
aşamasına gelmiş olan büyük basına uygun düşmekteydi. 1979’da Hürriyet Holding A.Ş. Pazarlama
ve Dağıtım kurulmuştur. Dağıtımda ve satış noktalarında fiilen tekel durumu
yaratan GAMEDA ve Hürriyet Holding, dağıtımını yapmadıkları yayınların
satılmasını engellemişlerdir. Bayilerin bu iki kuruluşun koyduğu kurallara
karşı çıkması beklenemez, çünkü gelirlerini onlara borçludurlar. Anarşi ve terörizmin tırmandığı bu dönemde siyasi liderler arasındaki tartışmalar halka bir mizah çerçevesi içinde verilmiştir. O dönemde Türkiye’de ve belki de dünyada zor erişilir tirajlara ulaşmış olan Gırgır ve Fırt adlı iki mizah dergisi büyük basını bu yönde yüreklendirmiştir. Dörtyüz ile beşyüz bin arası tirajıyla Gırgır dünyanın üçüncü büyük mizah dergisi ünvanını kazanmıştır. 2.4. 1980 SONRASI BASIN İŞLETMELERİ 1980 öncesi basın siyasal ve sosyal etkenlerle
değerlendirilirken, 1980’den itibaren ekonomik ögeler ön plana geçmiştir.
Basının içeriği ve toplumsal rolü üzerinde ekonomik bağımlılıkları rol
oynamıştır. 24 Ocak’ta Türkiye’de ekonomi yeni şekillenirken,
bu tarih basın için de dönüşüm tarihi olmuştur. O gün Milli Cephe Hükümeti
tarafından Başbakan Demirel ve Başbakanlık müsteşarı ve Devlet Planlama
Teşkilatı Müsteşar Vekili Turgut Özal’ın yönlendirmesiyle hazırlanan “İstikrar
Kararları “ açıklanmıştır. Buna göre, liberal, dışa dönük bir ekonomi izlenecekti.
İhracata dayalı, ithal ikamesi politikalarının bırakıldığı döneme girilmiştir. Büyük sermayenin kesin egemenliği bir süreç
içinde yavaş yavaş gelişmiş ve 24 Ocak 1980’de tamamlanmıştır. 24 Ocak 1980’e kadar gazete kağıdı basına,
devlet tarafından çok yüksek bir sübvansiyonla verilmekteydi. Kilo maliyeti
30-55 lira arasındayken ithal kağıtlar dahi 9 liradan aktarılmaktaydı.
Bu sübvansiyonun katkısı 1978 yılında Günaydın Grubu için 130 milyon lira
(6.2 milyon dolar), Hürriyet ve Tercüman altmışar, Milliyet ve Yeni Asır
kırkar, Dünya otuz, Cumhuriyet için yirmidört milyon liraydı (dolar olarak
sırasıyla; 3, 2, 1.5, 1 milyon).
25 Ocak’ta kağıt fiatı 41 lira olarak belirlenmiştir.
Böylece basın büyük bir finansal problemle karşı karşıya kalmıştır. Ancak,
arkasında büyük sermayeyi ve bunun sağladığı bol reklamın desteğini alabilenler
ayakta kalabilmişlerdir. Liberal ekonomiyi savunmak istemeyen Cumhuriyet
Gazetesi kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, liberal ekonomiyi savunacağını,
köşe yazarlarına dokunulmaması şartıyla kabul edeceğini açıklayarak bu
tehlikeden kurtulmuştur. 24 Ocak 1980’den günümüze kadar, gazete
kağıdı fiatlarındaki artış aşağıdaki gibidir: Gazete Kağıdı Fiatları Tarih Ton/Lira (KDV hariç)
Gazeteler kağıt fiatlarının artması ile
ilan ve reklama umut bağlamışlardır. Basın İlan Kurumu aracılığıyla dağıtılan
resmi ilan ve reklam gelirleri düzenli bir artış göstermiştir. Ancak bu
artış da kağıt sübvansiyonundan kaybedileni karşılayamamıştır. 1980-1989
yıllari arasındaki kağıt fiatı artışı ortalama %55’tir. Bu ise, dönemin
enflasyon oranına eşittir. Bunun sonucunda özel ilanlar önem kazanmıştır.
Basının kendisinin de televizyonda yoğun reklama girişmesi piyasayı canlandırmıştır.
1985-1989 yılları arasında basın, toplam reklam harcamalarının yaklaşık
1/10’unu teşkil etmiştir. 1990’da basın TV reklam harcamalarında
sektör olarak ikinci durumdadır. 1985-1989 yılları arasında toplam 102 milyar lirayı reklam için harcayan basın, bunun karşılığında 5.7 misli fazlasını gelir olarak elde etmiştir. Bunun yaklaşık dörtte biri Hürriyet’e aittir. Diğerleri ise; Sabah %12.5 Yeni Asır %10 Günaydın %9 Milliyet %8.7 Cumhuriyet %5.5 Türkiye %3.6 Tercüman %1.4 oranında pay almışlardır. Özel reklam pastasından daha büyük bir
pay almak savaşı gazeteleri tiraj arttırmak amacıyla çok masraflı hatta
yıkıcı bir promosyon savaşına yöneltmiştir. Böylece ‘lotarya’ ya da ‘kupon
gazeteciliği’ doğmuştur. Promosyon kampanyaları sonucu, Milliyet, Sabah,
Türkiye gibi gazeteler milyonun üzerinde satış yapmışlar, ancak okuyucunun
zayıf nitelikli oluşu nedeniyle, promosyonun bitmesiyle eski tirajlara
inilmi?tir. 1990 yılının sonunda genel satış 4.5-5
milyon olmuştur. Bunun nedeni ise kur’a yerine her okuyucuya bir şey verilmesi
yöntemidir. Bu akımı her okura karton oyuncak ve kitap dağıtmakla Milliyet
Gazetesi başlatmıştır. Ancak, bu uygulamanın bedeli çok pahalı olduğundan,
bazı gazeteler batışa sürüklenmiştir. Çok yoğun promosyon kampanyası yapılan,
böylece ülke genel satışının ilk kez beş milyona ulaştığı 1990 Aralık'ı
ve bir ay sonrasının karşılaştırması aşağıdaki gibidir:
1990 yazında Asil Nadir’in şirketlerinin
krize girmesi sonucu, reklam harcamalarını karşılayamayan Günaydın, Tan
ve Güneş Gazeteleri hızla tiraj kaybetmişlerdir. 1989’da Günaydın 42.3
milyar, Güneş 54 milyar, Tan 19.3 milyar zarar etmişlerdir. Kupon gazeteciliğinin etkilerini en iyi
değerlendiren Sabah Grubu sahibi Dinç Bilgin, bu işi bir çılgınlık olarak,
değerlendirmiş ve promosyon için şunları söylemiştir; “Adeta uyuşturucu gibi, gittikçe dozajı
arttıma gereği duyuluyor. Bir arabadan başlıyorsunuz, yirmi arabaya varıyorsunuz.
Nerede duracağınız belli değil. Tanesi 400 liraya satılan gazete için 800
milyon liralık TV reklamı veriliyor. Ama promosyonun tümü 2 milyara maloluyor.
Bu, beş milyon gazetenin satışı ile eşdeğerdir. Bu ise aylık 10 milyar
liralık zarar demektir... Basında, cirosu kadar zara eden müesseselere
rastlanabiliyor.” Öte yandan, büyük sermayeye aşırı bağımlılık
tekelleşme eğilimini arttırmıştır. Günaydın ve yan yayınlarının Hürriyet’ten
ayrılmalarıyla şu gruplaşmalar belirmi?tir: Hürriyet Grubu: 14 şirketten oluşmaktadır.
15 yayını olmuş, zamanla bazıları kapanmıştır. Kendine ait dağıtım şirketi
ve haber ajansı vardır. İstanbul Sanayi Odası’nın bilanço sonuçlarına göre,
net dönem karı; 1990’da 13.799 milyon, 1991’de 34.471 milyon, 1992’de 45.133
milyon, 1993’de 102.541 milyon liradır. 1993’de ortalama 774.892 adet gazete
satışından 1.269 milyar lira net ilan geliri sağlamıştır. 1992 yılında
Hürriyet Sabah ve İktisat Bankası’nın sahibi olan Erol Aksoy’un kurucusu
olduğu Show TV ile de ortak olmuştur. Medya Holding: Sabah, Yeni Asır, Bugün,
Fotomaç gibi günlük gazeteler, Aktüel başta olmak üzere on’a varan yan
yayını vardır. 1990’da Çukurova Grubu yüzde on hisse ile Medya Holding’e
ortak olmuştur. Sabah Gazetesi’nin net dönem karı; 1990’da 11.549 milyon,
1991’de 19.069 milyon, 1992’de 38.454 milyon, 1993’de 161.198 milyon liradır. İhlas Gazetecilik Holding: Hastane ve arsa
ticareti gibi girişimleri olan holding Türkiye Gazetesini çıkarmaktadır.
Yan yayınları sınırlıdır. Doğan Grubu: Milliyet ve Meydan’ı günlük
olarak yayınlamaktadır. Ayrıca, yan yayınları ve Koç Grubu’yla bağlantılı
ticari işletmeleri vardır. Milliyet Gazetesi’nin net dönem karı; 1990’da
3.384 milyon, 1991’de 8.719 milyon, 1992’de 10.514 milyon, 1993’de 331.595
milyon liradır. Asil Nadir Grubu: Günaydın, Güneş, Tan,
Fotospor gibi gazeteler yanısıra yerel gazeteler de çıkarmaktadır. Gelişim
yayınlarının sahibidir. Nokta Dergisi gibi haftalık ve aylık dergiler çıkarmaktadır. Tercüman Grubu: Tercüman, Bulvar gibi gündelik
gazetelerle bazı haftalıkları ve kitap yayınları bulunmaktadır. Sahibinin
giriştiği büyük kapsamlı ticari ve mali yatırımlar sebebiyle ve ANAP İktidarı’ndan
kredi alamadığı için gazete finans sıkıntısına girmiştir. Bu gazeteler kendi pazarlama şirketlerini
kurarak büyük karlar sağlamışlardır; Hür-Pa, Mil-Pa, Tür-Pa gibi. Kendi
yayınlarında ücretsiz ilanlar yayınlamışlar ve doğal olarak ticari nitelikleri
de pekişmiştir. Tekelleşme, bu grupları ister istemez kendi
yayınlarını korumak için önlemler almaya yöneltmi?tir. En sağlam sayılan Hürriyet’in bile acil
nakit para ihtiyacını karşılamak için İngiliz yatırımcılarıyla temasları
olmuştur. Gazeteciler Cemiyeti Eski Başkanı ve gazete patronu Nezih Demirkent
basının ekonomik krizinin aşılması için yabancı sermayenin girmesinin gerekli
olduğunu açıklamıştır. Ancak, bunun için işletmelerin karda olması şarttır.
Bu sebeple devletten mali yardım beklenmektedir. Ancak, 12 Eylül rejimi ve onu izleyen iktidarlar
basına karşı önlemler almaktan geri kalmamışlar, kağıt fiatlarına sürekli
zam yapmışlardır. İstatistiklere göre, 1979’dan beri fiatı en çok artan
mal, kağıt olmuştur. Bu artışa paralel olarak gazete satış fiatları da
yükselmiştir. Gazete fiatlarının ekonomik koşullara paralel olarak artışı
aşağıdaki gibidir: Tarih Gazete satış fiatı
12 Eylül askeri rejimi basını tam bir kontrol
altına almıştır. 11 Kasım 1983’de çıkan yasa ile haber politikası tamamen
hükümete bağımlı hale gelmiştir.1985’de Basın Konseyi kurulmuştur. 1980 sonrasında ulusal basında iktisadi
konulara ağırlık verilmiştir. Özel ekonomi sayfaları gazetelerde yer almaya
başlamıştır. Milliyet Gazetesi ekonomi sayfalarını ikiye çıkararak buna
öncülük etmiştir. Günlük, haftalık ekonomi gazetelerinin yanısıra bol sayıda
ekonomi dergisi yayınlanmıştır. Cumhuriyet Gazetesi hariç, büyük basın
12 Eylül ara rejimi sırasındaki uygulamaları uyumlu karşılamış, tartışma
konusu etmemiştir. ANAP’a destek ise, 1987’ye kadar en üst düzeyde olmuş,
sonra tamamen çekilmeden eleştirilere de yer vermeye başlamışlardır. Sonraları Özal ile basının ilişkileri biraz
daha bozulmuş, Başbakanlığı döneminde Özal ve yakın ailesi kırkbir tazminat
ve otuzdokuz ceza davası açmışlardır. 1980’lerde basında Atatürkçülük sloganı kullanılırken, Atatürk ilkelerinden ödün verilmesine sebep olan promosyon yarışı ortaya çıkmıştır. Rekabette bu alanı kullanmayan tek gazete Cumhuriyet olmuştur. Televizyona dahi çok az reklam vermiş ve “Cumhuriyet hergün sadece gazete verir” sloganını kullanmıştır. Sol basınla kitleler arasındaki kopuşun en ilginç örneği, Cumhuriyet’in iç yapısındaki bunalımda görülmüştür. İlan sayfalarında en lüks tüketim mallarıyla, devrimci örgütlerin anma ya da ölüm ilanları yanyana yer almıştır. 1988’de PİAR’ın yaptığı araştırmaya göre; Tercüman 9.4, Cumhuriyet 8.3, Hürriyet 7, Milliyet 5.8, Günaydın 5.5 kişi tarafından okunmaktadır. Ekim 1990’da TÜSİAD’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne yaptırdığı bir araştırmaya göre halkın %57’si basına güvenmemektedir. 1992’de Cumhuriyet Gazetesi’nden ayrılan bir çok yazar olmuştur. Basında, yazarlar arasında birbirlerini suçlama niteliğindeki yazılar yer almaya başlamıştır. 2.5. BASIN İŞLETMELERİNİN BUGÜNKÜ DURUMU (1994-1996) 1994 yılında ekonominin genelinde bir durgunluk
ve küçülme yaşanmıştır. Bu basın sektörünü de etkilemiştir. 1994’ün ilk
aylarında döviz fiatlarında meydana gelen ani ve hızlı artış, üretiminde
daha çok ithal girdi kullanan basın işletmelerini olumsuz yönde etkilemiş,
maliyetlerinin artışına sebep olmuştur. Genelde yaşanan talep düşüklüğü,
gazete satışlarının azalmasına neden olmuştur. Günlük ortalama okuyucu
sayısı 1993’de dört milyon civarındayken, 1994’de üç milyona düşmüştür.
Reklam gelirleri de nisbi olarak düşmüştür. Talebin
düşmesiyle maliyetlerde oluşan artışın satış fiatlarına yansıtılması zorlaşmış
ve kar marjları giderek düşmüştür. Yılın sonlarına doğru, durgunluğa karşı,
talep yaratmak amacıyla yeni gazeteler yayın hayatına girmeye başlamıştır.
Az sayfalı ve düşük fiatlı olan bu gazetelerin çıkış amacı, yeni potansiyel
yaratmaktır. Yılın sonlarında yayın hayatına başlayan birçok yeni gazeteye
rağmen, diğer gazetelerin satış rakamlarında bir değişme olmamıştır. Bugün Türkiye’de yazılı basın sektöründe
Sabah Grubu, Hürriyet Grubu ve Milliyet Grubu olmak üzere üç büyük grup
bulunmaktadır. Bu üç grup, pazarın %75’ini kontrol altında tutmaktadır. Borsada işlem görmekte olan basın sektörü
şirketlerinin bazı ekonomik göstergeleri aşağıdaki gibidir:
Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.: 1960 yılında kurulan şirketin, İstanbul,
Ankara, İzmir ve Adana’da matbaası bulunmaktadır. Sekiz adet baskı makinasıyla
Hürriyet Gazetesi’nin basımı yanısıra fason olarak diğer grup şirketlerine
vaya grup dışı işletmelere de hizmet vermektedir. Şirketin 1993 yılında 2.7 trilyon TL. olarak
gerçekleşen net satış hasılatı, 1994’de %62 artışla 4.4 trilyon olarak
gerçekleşmiştir. Ancak finansman giderlerinin bir önceki döneme göre %361
oranında artarak 1.2 trilyon TL. olması, şirketin zarar etmesinde etkili
olmuştur. Şirketin 1994 yılı zararı 649 milyar TL. olarak gerçekleşmiştir.
1995 yılında ise, 1 trilyon 302 milyon TL. net kar elde etmiştir. Şirketin
karlılığının yanısıra öz sermayesi de %137 oranında artmıştır. Kısa vadeli
borçlarının artış oranı %305’tir. 1994’te, 4trilyon 448 milyar TL. olan
aktif toplamı, 1995’te 10 trilyon 287 milyar TL.’ya yükselmiştir. 1994’e
oranla şirketin mali yapısı 1995’te oldukça iyi görünmektedir. Bu veriler, başlıca durum tabloları olan
kar ve zarar tablosu, gelir tablosu ve bilançodan elde edilir. Bunların
yanısıra gerektiğinde işletme sermayesi tablosu, fon akış tablosu gibi
diğer tablolardan ve rasyolardan yararlanılabilir. Mali durum tabloları
sermaye şirketlerinde kredi veren bankalar, vergi otoriteleri gibi işletme
ile ilgili taraflara gerekli bilgileri verdiği gibi işletme yöneticilerine
de alacakları kararlarda ışık tutar. Hürriyet Gazetecilik’in 1994 ile 1995 yıllarına
ait bilanço ve gelir tabloları aşağıda gösterilmiştir;
Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.,
İstanbul Sanayi Odası’nın 1993’e ait satışlar, katma değer, özsermaye,
net aktifler, bilanço karı, ihracat ve ücretle çalışanlar sayısını dikkate
alarak yaptığı Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması’nda; genel
sıralamada yirmiikinci, özel sektör sıralamasında onikinci sırada yer almıştır. Şirketin iştirakleri; Hür İthalat A.Ş.,
Hür Radyo Productıon A.Ş., Hür TV Productıon A.Ş., Hürriyet Ofset A.Ş.,
H. Gösteri Y. Merkezi A.Ş., Hür-Güç A.Ş., Hür-Ok A.Ş., Aks TV A.Ş., Pen
Turizm A.Ş., H. Haber Ajansı A.ş., Hür Basın Yayın A.Ş., Coats Türkiye
İplik Sanayii A.Ş.’dir. Şirketin başlıca ortakları ve sermaye payları
ise; Hürriyet Holding A.Ş. (%70.68), İktisat Bankası A.Ş. (%17.40), Mepaş
A.Ş. (%7.60), Yöneticiler (%0.02) ve diğer (%4.30)’dir. Milliyet Gazetecilik A.?.: 1960 yılında gazetecilik sektöründe faaliyet
göstermeye başlayan şirket, sürdürdüğü promosyon ve pazarlama çalışmalarıyla
pazar payını arttırmıştır. 1994 yılında işletmeye yüksek kapasiteli
yeni makinalar alınmıştır. İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana matbaalarındaki
tüm makinalar yenilenmiştir. 1994’de 1993 yılına kıyasla satışlarda azalma
meydana gelmiştir. Bu nedenlerden dolayı 1993’de %95 olan kapasite kullanım
oranı, 1994’te %23 olarak gerçekleşmiştir. 1994 yılında karı 9 milyar 644 milyon lira
iken, 1995’te %2083 oranında artarak 210 milyar 510 milyon TL.’ye çıkmıştır.
Şirketin finansman giderleri 723 milyar TL.’ye ulaştığı için karının gerektiği
kadar yüksek olmadığı söylenebilir. Aktif büyüme hızı bir hayli yüksekken,
buna karşılık borçları da hızla artmıştır. Mevcut rekabet ortamındaki bu
yükseliş normaldir ve geçici olabilir.Milliyet Gazetecilik’in 1994 ile
1995 yıllarına ait bilanço ve gelir tabloları aşağıda gösterilmiştir;
Şirketin iştirakleri; Milliyet Yayın A.Ş.,
Milliyet Verglas&Handels GMBH, Gameda Gazete Mec. Dağ. Şirketi, Yaydağ
Yayın Tic. A.Ş., Baskoop Basın Malz. Koop., Mürsan Mürekkep Boya A.Ş.,
Ege Reklamcılık A.Ş., Basyay Basın Yayın Dağıtım, Basın İşletm. Kağ. Malb.
San. A.Ş., Alternatifbank A.Ş., DYG İlan ve Reklam Hizmet A.Ş., Meypa Tic.
ve Sın. Ürün. Paz. A.Ş., Yaysat Yayın Satış A.Ş., Radyo Kulübü Uluslararası
Prog., Milha (Milliyet Haber Ajansı), Erozyonla Mücadele ve Ağaç’tır. Şirketin başlıca ortakları ve sermaye payları
ise; Doğan Şirketler Grubu (%83), İMKB Takas ve Saklama A.Ş. (%9), diğer
(%8)’dir. Sabah Yayıncılık A.Ş.: 1985 yılında kurulan şirketin 1994 yılına
ait günlük ortalama net gazete satışları; Sabah Gazetesi %19, Fotomaç Gazetesi
%4’tür. Şirketin çıkardığı gazetelerin toplam pazar payı %23’tür. Sabah
ve Fotomaç gazeteleri şirket tarafından yayına hazırlanmakta ve Sabah Yayıncılık
A.Ş. tesislerinde basılmaktadır. Gazete hazırlama sisteminde son derece
gelişmiş, çok geniş bir belleğe sahip bilgisayarlı teknolojiden yararlanılmaktadır. Sabah Yayıncılık’ın 1992-1993-1994 yılları
itibariyle net satış ve ilan gelirleri aşağıda yer almaktadır: Tarih Satış Adedi İlan
Geliri (TL) Hizmet (TL) 1992 333.484.800 484.000.000 399.000.000 1993 366.619.871 1.163.000.000 948.000.000 1994 229.778.085 2.076.107.196.000 93.980.449.000
Şirketin kar artışının, 1994’e oranla yüksek
olduğu dikkat çekmektedir. 1995 karı, önceki yıla oranla %576 yükselmiştir.
Borç ve özsermaye oranları dengeli görünmektedir. Şirketin finansman yükünün
azalması ile birlikte karlılığın artması beklenebilir. Sabah Yayıncılık’ın
1994 ile 1995 yıllarına ait bilanço ve gelir taloları aşağıda gösterilmiştir;
Şirketin iştirakleri; Yayın Dağıtım A.Ş.,
Basın Hizmetleri A.Ş., Bir. Bas. Dağ. A.Ş., Gadepe A.Ş., Centron A.Ş.,
Sabah Haber Ajansı, Sabah İmaj TV A.Ş., Spor Yayınları A.Ş., Sabah İnter
Verlg., Türk Bask. Gel. VKF., Medya Basın Ser. A.Ş., Gelişim Sabah A.Ş.,
IPR. Ulusal TV A.Ş., Gameda Ltd. Şti., Tema Türk. Erozyon’dur.
Şirketin başlıca ortakları ve sermaye payları
ise; Medya Holding A.Ş. (%56.15), Gazete ve Matbaacılık A.Ş. (%0.37), diğer
(%43.48)’dir.
İşletmelerin finansal yapısı, sahip oldukları
sermaye miktarı ve sermayenin oluşma biçimini ifade etmektedir. İşletmecilik
açısından sermaye, işletmenin sahip olduğu varlıklar olarak tanımlanmaktadır. Basın işletmeleri için sermaye, işletme
faaliyetlerinin sürekliliğinin sağlanabilmesi amacıyla edindiği tüm maddi
ve maddi olmayan varlıkları ifade etmektedir. Finans sorununun büyük öncelik kazandığı
sektörlerin başında basın sektörü gelmektedir. Kamu hizmeti veren gazeteler
diğer yandan dolaylı ve dolaysız olarak ülkenin içinde bulunduğu ekonomik
koşullardan etkilenerek bir sanayi ürünü meydana getirmektedir. Sektörün
en önemli finansal özelliklerinden birisi, öz sermayesi ve toplam cirosu
ile oranlanamayacak derecedeki az karlılığıdır. Basın işletmelerinin kamu
hizmeti görevini tarafsızca devam ettirebilmesi içinse mali yönden bağımsız
olması gerekmektedir. Amaç, verilen hizmetin kalitesi ile ticari faaliyetleri
arasındaki dengeyi çok dikkatli kurmak ve mali yapıyı sağlam ve istikrarlı
bir temele oturtmak olmalıdır. Türkiye’de basın sektöründe ekonomik bağımlılığın
ve tekelleşmenin hız kazanmasının en önemli sebebi, artan maliyetlerdir.
Maliyetlerin artışı ise, pahalı ve savurgan teknoloji ithali, faktör (girdi)
fiatlarındaki artışın, gazete satış fiatlarından çok daha hızlı oluşu,
1980’lerde hat safhaya çıkan reklam ve promosyon yarışı gibi nedenlere
bağlanmaktadır. Pahalı teknolojinin satın alınması, maliyet yükünü arttırırken,
büyük makinaların birkaç saatlik baskı dışında tam kapasiteyle kullanılmaması
ise, bu tesisleri atıl yatırımlar haline getirmektedir. Bugün,
gazetelerin sorunu gelişen teknolojilerin kullanımı değil, teknoloji savaşıdır. Basın işletmelerinde özellikle karlılık
için maliyetlerin yeterli ölçüde düşük olmasına dikkat edilmelidir. Yöneticilerin
deneyimleri ve bilgileri, kullanılan teknoloji, dağıtım kanallarının seçimi,
ucuz hammadde ile ucuz işgücünün varlığı, maliyeti düşürmekte etkili
faktörlerdir.
3.1. KAĞIT SORUNU Kitap, dergi ve gazetelerin basımında kullanılan
kağıt; bilim, eğitim ve kültürün gelişmesi, basın özgürlüğünün gerçek kullanımı
için esaslı bir üründür. Kağıt kıtlığı eğitim, kültür ve haber alma hakkını
tehlikeye sokmaktadır. Kağıt üretimi yetersiz olan veya ekonomik elverişsizlikler
nedeniyle uluslararası pazarlarda ihtiyacı olan kağıdı sağlayamayan ülkelerdeki
basın işletmeleri zor durumlarda kalmaktadırlar. Bu nedenle bazı ülkelerde,
basın işletmeleri arasında dağılımı ve kullanım koşullarını düzenleme zorunluluğu,
devleti söz konusu işletmelerin işleyiş tarzına müdahaleye götürmüştür.
Bir
ülkenin kültürel yapısı ve basın özgürlüğü için bu kadar önem taşıyan kağıdın
sağlanması ülkenin üretim ve tüketim sorunlarıyla yakından ilgilidir. Basın işletmelerinin temel hammaddesi olan
gazete kağıdı seri üretimle elde edilmekte ve tüm kağıt üretiminin %45’ini
oluşturmaktadır. Dünyada yalnızca bir kaç ülkede mevcut olan yapraksız
ağaçtan (kozalaklılar) elde edilmekte, üretim ya bobin kağıt ya da sonradan
yöresel endüstrilerce kağıda dönüştürülmek üzere ham hamur biçiminde ihraç
edilmektedir. Belli bir kullanıma yönelik,çeşitleri az, boyutları aynı
ve uzun süre depo edilemez niteliğe sahip olan gazete kağıdına olan ihtiyaç,
yılda ortalama %4 oranında artış göstermektedir. Gazete kağıdındaki tüketim
artışı gelişmiş, gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelere göre değişmektedir. Ticari ve siyasal bir işletme olarak basının
kuvvetlenmesi, tirajların artması, sayfa sayılarının artışı, pazar gazeteleri
(1kg. ağırlığında gazeteler), ilan ve reklamların gazetelerde geniş bir
yere sahip olması gibi etkenler tüketimi arttırmaktadır. Gazete kağıdı yazılı basın işletmelerinin
maliyetini önemli oranda etkilemektedir. Gazete kağıdı fiatının yüksek
oluşu tüketim kısıtlamasını zorlamakta, tüketimin az olduğu ülkelerde tüketim
cesaretini kırmaktadır. Bir yandan gazete kağıdı kıtlığı, diğer yandan
fiatların yüksekliği hemen her ülkede hükümetlerin kağıt alanında denetimine
yol açmış, bu amaçla bazı düzenlemeler yapılmıştır. Cumhuriyet’ten sonra 1936’da, ilk endüstri
planınca Türkiye selülöz ve kağıt endüstrisiinin ilk tesisi SEKA, Sümerbank’a
bağlı olarak İzmit’te kurulmuş ve bunu diğerleri izlemiştir. 1955’te SEKA
Genel Müdürlüğü kurularak tüm kağıt tesisleri bu müdürlüğe bağlanmıştır. İktisadi bir devlet kuruluşu olan SEKA,
ülkemizde kağıt ve selülöz üretim ve ithal tekelini elinde bulundurmaktadır.
Gazetelere verilen kağıdın indirimli fiatı kararnamelerle saptanmaktadır.
Ancak, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen, siyasal iktidarların istisnai de
olsa kararname yoluyla bazı gazeteleri kayırmaya giriştikleri dönemler
olmaktadır. Ülkemizde gazete tirajlarında çok büyük
artış olmamasına rağmen, gazete sayfalarının artması ve özellikle dergi
ve müessese yayıncılığında gözlenen gelişmeler nedeniyle gazete kağıdı
tüketimi de sürekli artmaktadır. Başlangıçta yurtiçi ihtiyaçları karşılamak amacıyla kurulan tesisler, günümüzde ihracata dönük bir faaliyet içine girmiştir. Diğer yandan, yurtiçi ihtiyacı karşılayamadığı için, basın işletmeleri kağıt ithal etmek zorunda kalmışlardır. SEKA buna rağmen, 1973-1974 yıllarında, ülkede kullanılan kağıt ihtiyacını hesaplamaksızın, Suriye ve İsrail’e her yıl için 10’ar bin ton kağıt ihraç etmiştir. Mevcut kağıt tesisleri halen iç tüketimin %85’inden daha az bir kısmını karşılayabilmektedir. Ülkemizde gazete kağıdı tüketiminin yıllık artış oranı ise %13’tür. Kağıt, Türkiye’de basın işletmelerinin
karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biridir. Hem arzu edilen bollukta
ve kalitede değildir, hem de dünyadaki gidişe aykırı bir biçimde sürekli
fiatı artmaktadır. Giderlerin de %45
gibi büyük bir bölümünü te?kil etmekte ve kalitesi ile de mürekkep maliyetlerini
direkt olarak etkilemektedir. Gazete kağıdı fiatları 24 Ocak 1980 sonrası,
siyasi otorite tarafından ekonomik ve politik nedenlerle sürekli arttırılmıştır.
Özellikle 1987’de gazete kağıdına on kez zam yapılmıştır. 1980 başından
1989 başına kadar enflasyon %21.6 oranında artmış, buna karşılık gazete
kağıdı fiatı aynı dönemde 106.9 kat artmıştır. Yani enflasyonun beş katı
daha fazla bir artış olmuştur. Kağıt fiatlarındaki bu artış aynı şekilde
gazete satış fiatlarına yansıtılamamış, bu da basın işletmelerinde mali
bir külfete neden olmuştur. Aynı dönemde 80 kat artan gazete satış fiatları
zararın ancak 4/5’ini karşılayabilmiştir. Kağıt fiatlarının bu olumsuz seyri devam
ederken 1988 Eylül’ünde SEKA işçilerinin grev yapması, basın sektörünün
içinde bulunduğu bunalımı daha da arttırmıştır. Bu dönemde, gazete kağıdına
%180 oranında zam yapılırken, enflasyon oranı %65’tir. 1988’de toplu sözleşmelerin yapılması,
Türk parasının değer kaybetmesi sebebiyle ithal girdilerin yükselmesi,
basında ekonomik sorunların daha da artmasına yol açmıştır. SEKA’yı zam yapmaya zorlayan en büyük etken
girdi maliyetlerindeki artıştır. SEKA’nın uluslararası kalite ve standardı
hedefleyen rehabilitasyon yatırımlarını öncelikle tamamlaması, bu kuruluşun
zararını karşılamaya yönelik sübvansiyonları ortadan kaldıracak, ülkenin
işgücü ve sermaye kaynaklarının israfı önemli ölçüde önlenecektir. SEKA’nın
rehabilite edilmesi, ülkemizdeki özel sektör kağıt-karton üretim tesislerinin
de daha titiz çalışarak, daha uygun kalite, standart ve maliyette kağıt-karton
malzeme üretmelerini zorlayacaktır. Yerli üretim gazete kağıdı üçüncü hamur
olduğundan, mürekkebi çok emmekte, iyi bir baskıya olanak vermemektedir.
SEKA, kağıt satışlarını peşin yaptığından, sermayesi az olan gazeteler
piyasadan ikinci, üçüncü el kağıt almakta, bu ise bir takım kağıt istifçilerinin
havadan büyük paralar kazanmalarına yol açmaktadır. SEKA’nın yetersiz üretimi sonucu, Türk
basını yıllardır ithal kağıt kullanmaktadır. İthal edilen ofset kağıdı
astronomik rakamlara varmakta, kağıt fiatlarındaki bu artış maliyetlere
yansımakta, sonuçta gazete satış fiatları yükselmektedir. 1989-1991 yılları arasında gazete kağıdında
%68 oranında artış olmuştur. Enflasyon oranı dikkate alındığında bu artış
çok yüksek görünmektedir. 1991’de ithal gazete kağıdı fiatları düşmüş,
ancak yüksek döviz kurları bu düşüşü pek faydalı kılmamıştır. 1990 yılına kadar kağıt sanayimizdeki kamu
payı (SEKA), ilk kez 1991’de özel sektör lehine değişmiştir. Kağıt ve basım sanayii ürünleri ithalatı
1992’de %1.1 oranında azalmış, 1992’nin ilk yarısında %106.3 oranında artarak
270.4 milyon dolara yükselmiştir. DİE verilerine göre ağırlığını kağıt sanayii
ürünlerinin meydana getirdiği ithalat 1989 yılındaki 206 milyon dolarlık
seviyesini 1990’da 248 milyon, 1991’de 305 milyon dolara çıkartmıştır.
1992’de ise %1.1’lik bir azalmayla 302 milyon dolardır. 1993’de diğer sektörlerde
olduğu gibi kağıt ithalatında da artış yaşanmış, yılın ilk yarısında %82.7
oranında artan kağıt ürünleri ithalatı 215.7 milyon dolara çıkmıştır. DİE bilgilerine göre 1993’ün ilk üç aylık
döneminde kağıt üretimi 29.5 milyar lirayı bulmuştur. “Artık kağıt” sorunu da basın işletmelerinin
maliyetleri açısından önemli bir sorun teşkil etmektedir. 1980’den önceki
dönemde gazete kağıdının sübvansiyonu ve üretimin yeterli olmamasından
dolayı artık kağıt fiatları çok yüksek düzeydedir. Gazeteler, üretimleri
gereği verdikleri fireyi ve dağıtımdan doğan iadeleri (artık kağıt) satarak
değerlendirmekteydiler. Günümüzde artık kağıtlar, sadece karton yapımında
değerlendirilmektedir. Bu ise, artık kağıtların çok ucuza satılmasına sebep
olmaktadır. Oysa, ABD gibi bir çok ülkede gazete kağıdı yapımında hammadde
olarak %40 artık kağıt kullanılması şartı vardır. Direkt olarak satış maliyetlerine yansıyan
ve toplam giderler içinde diğer giderlere oranla daha hızlı bir büyüme
gösteren kağıt SEKA’dan peşin olarak alınmaktadır. Buna karşılık Türkiye
genelinde gazete satış gelirleri en erken 15 günlük bir süre içinde tahsil
edilmektedir. Dolayısıyla daha uzun vadede tahsil edilebilen ilan gelirleri
ve 15 gün vadeyle tahsil edilen gazete satış gelirleri nakit akışını yavaşlatmaktadır. Yükselen kredi maliyeti, kredi kullanımına
engel olurken, düşük kar oranı öz kaynakların rasyonel kullanımına mani
olmaktadır. Karın azalması bazı gazetelerde önemli ölçüde sıkıntıya sebep
olurken, bazılarında karlılıktan söz etmek bile imkansız olmaktadır. Türkiye’nin kültür politikasından, bilimsel
teknolojik gelişimine, uluslararası pazarda tutunup gelişmesinden, çağdaş
bir yaşam biçimine yönelişine kadar, çok değişik sorunların odağını oluşturan
kağıt sanayiinin problemleri genel bir plan çerçevesinde saptanmalı, kamu
ve özel kesim kuruluşları, ülke yararını sağlayacak politikalara göre yönlendirilmelidir. Devlet, gazete kağıdı sübvansiyonuna istikrar getirmeli, bu indirimden hazinenin uğradığı kaybı diğer kağıt çeşitlerinden elde ettiği büyük karlarla telafi etmelidir. Basının kağıt ihtiyacı karşılanmadan ihracata gidilmemelidir. Az sermayeli gazete ve yayımcıların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla SEKA’nın büyük şehirlerimizde satış yerleri açarak birinci, ikinci ve üçüncü hamur kağıtları talebe hazır bulundurması gereklidir. 3.2. PERSONEL-İŞGÜCÜ Çağdaş işletmecilik anlayışında verimin
arttırılmasını mümkün kılacak teknolojik olanaklardan yararlanabilmek için
bu karı kullanacak olan insangücüne gereksinim artmıştır. İşletmede makinaları
çalıştıranlar, kontrol edenler, üretim süreci ve sonrasında faaliyetleri
örgütleyenler insanlardır. Dolayısıyla personel dendiğinde, işletmenin
her kolunda çalışan işgücü anlaşılmaktadır. Teknolojideki gelişmenin yaygınlaşmasıyla,
insanın üretim faaliyetleri içindeki önemi azalmak yerine artmaktadır.
Özellikle yetişkin insan gücü her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. İşletmelerin başarısında büyük etken olan
insan gücü ancak rasyonel bir biçimle değerlendirilirse işletme açısından
yarar sağlar. İşletmenin hedefe ulaşabilmesi için, işletmede çalışanların
etkinliğinin arttırılması amacıyla yürütülen faaliyetlerin tümü “personel
yönetimi” olarak tanımlanabilir. İşletmeleri oluşturan her birim kendi
bünyelerindeki personel işlerini takip etmek ve ana personel birimi ile
eşgüdüm içinde çalışmak durumundadırlar. Bu amaçla örgütlenmiş bir personel
yönetimi uygulaması yoluna gidilir. İş ile personel arasında her bakımdan uyumun
sağlanması amacıyla bu dengeyi kurmak bakımından alınması gereken tüm önlemleri
“personel yönetimi” üstlenmiştir. Bu görevler şu şekilde özetlenebilir:
İşe alma, istihdam politikası, ücret/maaş yönetimi, sosyal hizmetler, eğitim,
endüstri ilişkileri, moral, beşeri ilişkiler olarak özetlenebilir. Verilen hizmetin en son ve en iyi şeklini
alabilmesi için işgücü ve beyin gücüne bağımlılığın en fazla olduğu işletmeler
basın işletmeleridir. Basın işletmeleri, profesyonel ve düşünsel yeteneğe
bağımlılığın çok fazla olduğu, işgücü yoğun organizasyonlardır. Gelişen
en ileri teknolojiye rağmen yaratıcı güç ve yeteneğe basın işletmeleri
hep ihtiyaç duymaktadır. Basın işletmelerinde personel dört ana
grupta toplanabilir: Yöneticiler, büro personeli, üretimde çalışanlar ve
yazar-çizer kadrosu. Basın işletmelerinde personel idareciliği
özgündür. Bir yandan iş tarifinin standart olması, öte yandan kademe azlığı
ve yatay ilişkilerin ağırlığı yönetime zorluklar getirmektedir. 1960’larda gazeteciliğin güvenceye kavuşması,
daha iyi koşullarda çalışma hayatının düzenlenmesiyle, üniversite mezunlarının,
hukuk, siyasal bilgiler, iktisat fakültelerini bitiren, yabancı dil bilenlerin
mesleğe girdikleri görülmektedir. Gazetelerde çalışan personelin çoğunun
meslekle ilgili olmayan yüksek okulları bitirmeleri, basın kartlı gazeteciler
dışında kalan personelin mesleki eğitiminin dahi bulunmaması uzun seneler
Babıali’de bir alaylı-mektepli tartışmasına neden olmuştur. Klasik eğitimin ötesinde, uygulamalı bir
gazetecilik eğitimi gerekmektedir. Gazetecilikte müessese müdürü, genel
müdür, satış ve pazarlama müdürlerinin gazetecilik eğitimi yanısıra işidaresi
ve endüstri mühendisliği tahsil etmeleri gereksinimi doğmaktadır. Bu durumda yönetim personelinin özel bir
eğitimden geçmesi kaçınılmaz görülmektedir. Önceleri Basın-Yayın, Gazetecilik-Halkla
İlişkiler gibi fakültelerimiz veya yüksek okullarımaz mesleki eğitime olan
ihtiyacı giderseler bile, yöneticiliklerde çoğu kez dıştan transfer yapılmakta,
bu durum işletme içi terfi olanaklarını azaltmaktadır. Artık, “Basın İşletmeciliği”
bir ihtiyaç haline gelmiştir. Uzmanlaşma, bölümlere ayırma, amaçlara uygun
ve yeterli hale getirilmelidir. Bu amaçla son yıllarda İletişim Fakültelerinde
ihtisaslaşmaya gidilmiştir. Özellikle yönetim alanındaki bu kaosun giderilmesi
amacıyla, işletme yönetiminde ve finansal departmanlarda görevlendirilmek
üzere, öğrencilerin yetiştirilmesini sağlayan “Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği”
Anabilim Dalı oluşturulmuştur. Yazılı basının karşılaştığı güçlükler sebebiyle,
gazeteciler son yıllarda daha çok radyo ve televizyonlarda çalışmayı tercih
etmektedirler. Bu akımı durdurmak için gazetecilik mesleğini daha cazip
bir hale getirmek şarttır. İşverenle çalışanlar arasındaki ilişkilerin
günün koşullarına uydurulması, profesyonel gazeteciliğin temel bilgilere
dayanan güçlü bir meslek seviyesine ulaştırılması için eğitimin genişletilmesi
zorunludur. Basın işletmelerinin başarısındaki temel
ölçü, ürün olarak ortaya çıkarılan yayın ya da yayınların kamuoyundaki
olumlu imajıdır. Bu imaja en fazla katkısı olanlar ise, basım aşamasına
gelinceye kadar gazetenin tüm içeriğini hazırlayan, fotoğrafçı, muhabir,
yazar, başyazar, yazıişleri yönetmenleri v.b.’dir. Bu amaçla, özellikle
bu personelin sürekli bilgilenmek, teknolojik unsurlardan yararlanmak zorunluluğu
vardır. Basın işletmeciliğinde üretim sürecinin
bir kaç saatle sınırlı olması, bu süre içinde hızlı bir çalışma temposunun
gerekliliği personeli etkiler. Bu yarışta “haber atlatma”dan, erken ve
hızlı dağıtıma ve yüksek tirajlı satışa kadar uzanan süreç her gün aynı
biçimde yenilenerek tamamlanır. Her gün yeni bir ürün yaratmanın iş tatminine
ulaşan personel, bazen de rutin ve sıkıcı olabilen işleri sürekli yapmaktan
dolayı iş tatminsizliği hissedilebilecektir. Bu nedenle, basın işletmelerinde
personel ve işi arasında her bakımdan uyum sağlanmalıdır. Basın işletmelerinde ekip çalışması önemli,
hatta zorunludur. Ürünün ve sağlanan hizmetin etkinliği uyumlu çalışmayla
tamamlanabilir. İleri teknoloji, finansal güç, okur sayısı yanında basın
işletmesinin gücü dışarıda toplanan haber ve bilgilerin işletme içinde
çok iyi işlenmesi ve en iyi yoldan kitlelere ulaştırılmasıyla sağlanmaktadır
ki, bu da ancak uyumlu bir ekiple mümkündür. Artık basın endüstrisi büyük sermayelere
ve çok sayıda personele, ileri teknikleri bünyesinde barındıran büyüklüklere
ulaşmıştır. Ve “insan faktörü” her düzeyde eskiye oranla çok daha önemli
duruma gelmiştir. Basının geleceği bir anlamda insan faktörünün iyi değerlendirilmesine
bağlıdır. Artık, basın kuruluşları arasında “en iyi”yi para karşılığı transfer
etmenin bedelleri büyüyecektir. Özet olarak basın işletmelerindeki departmanlarda
görevli personel aşağıdaki gibidir: Basın İşletmelerinde Üst Yönetim Personeli: Haftalık yayın çıkaran basın işletmelerinde;
İşletme Sahibi, Genel Yayın Müdürü’dür. Günlük yayın çıkaran küçük basın işletmelerinde;
İşletme Sahibi, Genel Yayın Müdürü’dür. Günlük yayın çıkaran orta çaplı basın işletmelerinde;
İşletme Sahibi, Sorumlu Müdür, Genel Yayın Müdürü’dür. Günlük yayın çıkaran büyük çaplı basın
işletmelerinde; Yönetim Kurulu, İşletme Sahibi, Genel Yayın Müdürü, Genel
Müdür, Yazı İşleri Müdürü, İşletme Müdürü’dür. Basın İşletmelerinde Haber/Yazı İşleri
Personeli: Haftalıklarda; Genel Yayın Müdürü, Muhabir. Küçük günlüklerde; Genel Yayın Müdürü,
Spor Müdürü, Magazin Müdürü, Muhabir, Ressam ve Grafikerler. Orta günlüklerde; Genel Yayın Müdürü, İl
Haber Müdürü, Spor Müdürü, Magazin Müdürü, Ekler Müdürü, Metin Düzenleme
Müdürü, Mizanpaj Müdürü, Redaktörler, Temsilciler, Foto Muhabirleri,
Muhabirler, Ressam ve Grafikerler.
Büyük günlüklerde; Genel Yayın Müdürü,
Yazıişleri Müdürü, Haberler Müdürü, Gündüz İl Hab. Müd., Diğer İl Hab.
Müd., Telgraf Telex. Hab. Müd., Spor Müdürü, Magazin Müdürü, Kad. Say.
Müdürü, Seri Yazılar Müdürü, Özel Yazılar Müdürü, Ekler Müdürü, Mizanpaj
Müdürü,
Temsilciler, Muhabirler, Foto Muhabirleri, Metin Düzenleme, Redaktörler,
Ressam ve Grafikerler, Kütüphaneci.
Basın İşletmelerinde İlan ve Reklam Personeli: Haftalıklarda; Reklam Satış Sorumlusu. Küçük günlüklerde; Reklam Müdürü, Reklam
Satış Sorumlusu, Küçük İlan Satış Sorumlusu. Orta günlüklerde; Reklam Müdürü, Bölgesel
Reklamlar Müdürü, Küçük İlanlar Müdürü, Genel veya Ulusal Reklamlar Müdürü,
Reklam Tasarımcısı. Büyük günlüklerde; Reklam Müdürü, Bölgesel
Reklamlar Müdürü, Küçük İlanlar Müdürü, Genel Yayın veya Ulusal Reklamlar
Müdürü, Reklam Tasarımcısı, Araştırma Direktörü, Görüşmeciler. Basın İşletmelerindeki Dağıtım-Satış Personeli: Haftalıklarda; Gözetimciler, Taşıyıcılar. Küçük günlüklerde; Dağıtım-Satış Müdürü,
Gözetimciler, Taşıyıcılar. Orta günlükler; Dağıtın-Satış Müdürü, Şehir
Dağıtım Müdürü, Bölge Dağıtım Müdürü, Gözetimciler, Taşıyıcı-Satış Sorumluları,
Dağıtıcılar, Bayiler, Posta Sorumluları. Büyük günlüklerde; Dağıtım-Satış Müdürü,
Şehir Dağıtım-Satış Müdürü, Bölge Dağıtım-Satış Müdürü, Posta ile Dağıtım
Satış Müdürü, Pazar Dağıtım-Satış Müdürü, Dağıtım Gözetimcileri, Dağıtım
Rotası Gözetimcileri, Dağıtımcılar, Taşıyıcı-Satış Sorumluları, Bayiler,
Posta Sorumluları. Basın İşletmelerinde Promosyon Personeli:
Küçük günlüklerde; İlan ve Reklam Müdürü. Orta günlüklerde; Promosyon Müdürü, Tasarımcılar,
Ressamlar, Sekreterler. Büyük günlüklerde; Promosyon Müdürü, Müdür
Yardımcısı, Tasarımcılar, Ressamlar, Fotoğrafçılar, Sekreterler, Merkez
Dışı Görevliler. Basın İşletmelerinde Basım Personeli: (Soğuk ya da Fotodizgi Kullanımında) Haftalıklarda; Kurgucu, Düzeltmen ya da
Retüşör, Madeni Baskı Operatörü. Küçük günlüklerde; Basım Şefi, Fotodizgi
Makina Operatörü, Düzeltmen veya Retüşörler, Kurgucu, Kamera Görevlisi,
Madeni Baskı Kalıpçısı, Ofset Baskı Operatörü, Elektronik Gravürcü. Orta günlüklerde; Basım Şefi veya Müdürü,
Dizgileme Gözetimcisi, Baskı Gözetimcisi, Teledizgi Operatörü, Fotodizgiciler,
Düzeltmen veya Retüşörler, Kurgucu, Kamera Görevlisi, Madeni Baskı Kalıpçıları,
Ofset Baskı Operatörü, Elektronik Gravürcüler. Büyük günlüklerde; Basım Şefi veya Müd.,
Dizgileme Gözetimcisi, Baskı Gözetimcisi, Teledizgi Operatörü, Sıc. Met.
Mak. Ope., Kurgucu, Düz. veya Retüşörler, Kamera Görevlisi, Mad. Bas. Kalıpçıları,
Ofset Bas. Ope., Elekt. Gravürcüler. (Sıcak Dizgi Kullanımında) Haftalıklarda; Dizgi Makina Operatörleri,
Dizgici, Baskı Operatörü. Küçük günlükler; Basım Şefi, Dizgi Makina
Operatörleri, Dizgiciler, Kurgucu, Baskı Operatörü. Orta günlüklerde; Basım Şefi veya Müdürü, Dizgi Odası Gözetimcisi, Dizgi Makina Operatörü, Dizgiciler, Kurgucu, Klişeleme Şefi, Klişeciler, Baskı Odası Gözetimcisi, Baskı Operatörleri, Gravürcüler. Büyük günlüklerde; Baskı Şefi veya Müdürü, Dizgi Odası Gözetimcisi, Kurgucu, Dizgi Makina Operatörü, Dizgiciler, Klişeleme Şefi, Klişeciler, Baskı Odası Gözetimcisi, Baskı Operatörleri, Gravür Bölge Şefi, Gravürcüler. 3.3. İLAN-REKLAM Basın işletmeleri yapıları gereği genellikle
açık veren işletmelerdir; zira ürettiklerini maliyet fiatının altında satmak
zorundadırlar (istisnai olarak çok yüksek tirajlı gazeteler hariç). Gazetenin
maliyeti ile fiatı arasındaki aleyhe olan bu fark ilan-reklam gelirleriyle
karşılanır. İlan ve reklamlar radyo, televizyon ve yazılı basının yaşamasının
başlıca kaynağıdır. Basın işletmelerinde maliyet fiatını tamamlayan
ilan ve reklam gelirlerindeki gelişmeler basını karlı duruma getirebilmekte,
düşmeler veya maliyetlerin artması ise bu karı düşürebilmektedir. Son yıllarda
gazetelerin kar elde etmeleri, büyük ölçüde tüketiciler ve reklam verenler
açısından önem kazanan, reklamlar sayesinde olmaktadır. Gazetelerin ilan ve reklamlardan sağladıkları
gelir, satıştan sağladıkları gelirin çok üstündedir. Sektör için çok önemli
olan ilan ve reklam gelirleri, bir o kadar da dikkatlice değerlendirilmesi
gereken bir gelir kalemidir. İlan-reklam gelirleriyle satış gelirleri arasındaki
nitelik farkı hemen her dönemde kendini göstermiştir, ama önemli olan ilan-reklam
gelirlerinin satış gelirlerine nazaran gösterdiği orandır. Bu oran büyüdükçe
gazeteler ilan-reklam gelirlerine fazlasıyla bağımlı bir düzen içine girecektirler. Yüksek tirajlı gazetelerin gelir kaynaklarının
ancak %35’i satıştan, %65’i ise ilan ve reklamlardan sağlanmaktadır. Bu
oran bazen %80’i bulabilmektedir. Bu durumda gazeteler dolaylı da olsa
ilan ve reklam şirketlerinin baskısı altına girmektedir. Basın kuruluşlarının
kendilerini tamamen reklam gelirlerine kaptırması yanlıştır. Tüketim toplumlarında reklamcılığın halkı
yönlendirdiği bir gerçektir. Buna rağmen, ticari rekabeti kabul etmeyen
ülkelerde bile reklamın zorunluluğu artık kabul görmüştür. Kapitalizmin
bir icadı olan reklamcılığı halkın daha çok yararına işleyecek hale getirmek
ve Basın Özgürlüğü için kendine düşen görevi yapmasını sağlamak gerekmektedir.
Basının reklamcılığa olduğu kadar, reklamcılık da basına muhtaçtır. Kapanan
her gazete, radyo veya televizyon bir reklam şirketinin de kapanması anlamına
gelmektedir. Gazeteler malların üreticiden satıcıya ya da doğrudan tüketiciye ulaştırılaması faaliyetlerinde önemli tanıtım aracı haline gelmişlerdir. İlan-reklam işleri basın işletmelerinin
ticari faaliyetleri arasında büyük öneme sahiptir. Reklam gelirlerini
oluşturmada ve arttırmada önce bir pazar araştırması
yapmak gerekir. Gazeteler kendi bünyelerinde bu araştırma için bir grup
kurabilecekleri gibi, bir araştırma şirketiyle de çalışabilirler. Bu yolla
belirlenen bölgenin demografik ve ekonomik özellikleri ile ilgili bilgiler
toplanarak, reklamcıların ihtiyaçları arasında bir bağlantı kurulabilir. Gazetelerin, her türlü hammaddesinin fiat
dengesi olmadığından satıştan para kazanma şanslarının düşük olması ve
bunu ancak ilan ve reklamla telafi edebilecek olması sebebiyle, reklam
ajanslarından normal olarak proglamlanan ilan ve reklamlarla yetinmeyip,
mutlaka bir basın organının sayfalarını özel reklam için kendisinin pazarlaması
gerekmektedir. Ürün, hizmet veya düşüncelerini tanıtmak
ya da satmak isteyen reklam sahipleri ile ilişkilerin sürdürüldüğü bu bölüm,
basın sektörü dışındaki sektörlere ve iş sahiplerine gazetede yer satmakla
yükümlüdür. Basın işletmelerinde ilan-reklam işleri,
alınan reklamın cinsine göre farklılaşma gösterir. Orta büyüklükte bir
basın işletmesinde ilan-reklam işleri üç ayrı grupta yürütülür: İlk grupta
yerel ve bölgesel reklamlar için (local-regional advertising) reklam sahiplerine
yer satılır. İkinci grup reklam işleri ülke çapında ve genel reklamlarla
(national-general advertising) ilişkilidir. Üçüncü ve hemen her basın işletmesinde
yer alan reklam işleri sınıflandırılmış küçük ilanlarla (classified advertising)
ilgilidir. Gazetede tirajla maliyetler ve reklam gelirleri
arasında ilişkiler vardır. Türkiye’de tirajlarını gazeteler kendileri belirtmektedir.
Müşteriler reklamlarını tirajlara göre verdiklerine göre, gazetelerin kendi
tirajlarını kendilerinin belirtmeleri sakıncalıdır. Diğer ülkelerde bu
gazetelerin ortak kuruluşları tarafından saptanmaktadır. Gazetenin reklam pazarındaki payı tiraja
bağlıdır. Reklam verenler açısından, gazetenin yüksek ve istikrarlı tirajı,
ulaşılabilir tüketicinin sayısı medya seçiminde en önemli unsurdur. Bunun
yanında gazetenin okur profili ve ilan tarifeleri de önemli diğer unsurlardır.
Tek mal üretilmesine rağmen çok farklı iki müşteri kitlesine hizmet veren
basın işletmeleri (okuyucular ve reklam verenler) her iki müşteri grubunu
da memnun etmek durumundadır. İşletmenin reklam politikası çerçevesinde,
mümkün olduğunca çok reklam yeri satma çabaları; hangi tür olursa olsun
reklam verenlerle sürekli iyi ilişkiler sağlanması; reklamların okuyucunun
ilgisini çekecek söz ve şekillerle sunulması gerekir. Reklam verenlerin daha fazla okuyucuya
erişebilmek, aynı ilan ve reklamı birden çok gazeteye vermemek için tirajları
yüksek olan gazeteleri seçmeleri sonucunda tirajları düşük ve içerikleri
ilan ve reklam verenleri ilgilendirmeyen gazetelerin mali dengesizliği
ve diğer güçlükler başlamaktadır. Tirajları daha da düşmekte, kapanmakta
ya da tekelle?meyle yüzyüze gelmektedirler. Tirajı yüksek gazetelerde küçük gazetelere
oranla özel ilan artmakta, küçük gazetelerde resmi ilanın miktarı büyük
gazetelerdeki resmi ilanın yirmi mislini bulmaktadır. Geçmişte Basın İlan Kurumu’nun, basın özgürlüğüyle bağdaşmadığı, hükümetin güdümünde bir basının devamına sebep olduğu gerekçesiyle kaldırılması istenilmiştir. Daha sonra ise, Kurum’un kaldırılmasını isteyen büyük tirajlı gazeteler olmuştur. Diğer yandan, Kurum’un kaldırılması, basının siyasal ve ekonomik özgürlüğü güvence altına alınmadıkça, tekelleşmeyi hızlandıracağından ve çoğulcu bir basını ortadan kaldıracağından sakıncalı görülmektedir. Günümüzde ise Basın İlan Kurumu, genel
kabul gören ilkelere uygun çalıştığı, özellikle büyük gazetelerin artık
onun sağladığı resmi ilan gelirine bağımlı olmamaları nedeniyle tartışma
konusu olmaktan uzaktır. Oysa bundan otuzbeş yıl kadar önce Basın
İlan Kurumu’nun oluşturulmasına ilişkin 195 sayılı yasanın çıkmasıyla 10
Ocak 1961’de gazete patronları yayınladıkları bir bildiriyle basın özgürlüğünün
kısıtlandığını öne sürmüş ve üç gün gazete çıkarmama kararı alarak, resmi
ilana verdikleri önemi göstermişlerdir. Basın İlan Kurumu’nun 1995 yılında aracı
olduğu ilan ve reklam bedelinin, ilan ve reklamların niteliği itibariyle
dağılımı bir önceki yılla karşılaştırmalı olarak aşağıda gösterilmiştir:
1995 yılında Kurum aracılığı ile dağıtılan
ilan ve reklamların bazı gazetelere göre dağılımı aşağıdaki gibidir: 1995 Yılında Bazı İstanbul Gazetelerinde Yayınlanan İlan ve Reklamlar
Diğer yandan özel ilan ve reklamlar da gazeteler açısından risk teşkil etmektedir. Bazı iş çevreleri gazetenin içeriği konusunda reklamı bir baskı unsuru olarak kullanmaktadır. Türk basını bu konuda en çarpıcı örneğini 1971’de yaşamıştır. TÜSİAD üyeleri bir araya gelerek görüşlerini beğenmedikleri gazetelere ilan vermeyeceklerini açıklamışlardır. Gazeteler kısa sürede bundan etkilenmiş, yayınlarını değiştirmek zorunda kalmış ve bazı kadrolarını işten çıkarmışlardır. Basın mali ve politik baskı altında kalmıştır. Bu dönemde Cumhuriyet Gazetesi uzun süre özel kesimden ilan alamamış, bir yönetim darbesiyle başyazar Nadir Nadi görevinden istifa etmiştir. Bunun üzerine Cumhuriyet sayfaları uzun süredir görülmeyen büyük boyutlu reklamlarla donanmış, gazetenin muhabir kadrosu geniş ölçüde tasfiye edilmiştir. Reklam boykotu sonucu, genel ilanın %6.6’sını almakta olan Cumhuriyet’in payı %1.5’e düşmüştür. 1980’de gazetelerde yer alan 3 milyon sütun/cm’lik
özel reklam, 1983’de 1.5 milyon st/cm’ye kadar inmi?tir. 1987’de 1.8 milyon
düzeyindeyken, 1988’de 3.9 milyon st/cm’ye yükselmi?tir. (Küçük ve resmi
ilanlar hariç) 1981’de yazılı basının toplam reklam geliri 9 milyarı aşarken, 1982’de 26 milyarı bulan toplam reklam gelirlerinin (Rd-TV-gazete v.s.) 13 milyar 800 milyonu yazılı basına aittir. Bankerlerin hem kendi aralarında, hem de bankalara karşı olan rekabetlerinin oluşturduğu büyük piyasadan, gazeteler büyük ilan girdileri sağlamıştır. Ancak, 1983’de banker olayları ve bankaların reklamlarını kısıtlamasıyla reklam gelirlerindeki artış hızı durmuştur. Gazetenin reklam gelirlerini arttırmada
reklam ve promosyonun rolü de büyüktür. Ancak, 1984 yılında TRT Yönetim
Kurulu’nun 3.5.1984 tarih, 1984/74 sayılı kararı ile TRT reklam yönetmeliğini
değiştirmesi ve promosyona yönelik TV reklamlarının yasaklanması da reklam
gelirlerinin düşmesinde etkili olmuştur. 12.5.1988’de TRT Yönetim Kurulu’nun
TV’de her türlü lotarya reklamını serbest bırakmasıyla gazeteler rahatlamıştır. Türkiye ekonomisinde rekabetin artmasıyla, üreticilerin pazarlama çabaları yoğunlaşmış ve reklam harcamaları artmıştır. Gazetelerde yayınlanan reklamların toplam
harcama olarak Ekim 1995’e göre dağılımı aşağıdaki gibidir:
![]() Gazete ve dergilerin 1995 yılı içinde,
sosyal ilanlardan sağladıkları, aylık gelir 45.967.300 TL., kümülatif gelir
435.795.526 TL., küçük ilanlardan ise aylık 76.086.502 TL., kümülatif 738.495.636
TL. olarak gerçekle?mi?tir. Günümüzde, gazete reklam alma konusunda
rakiplerinden daha avantajlıdır. Gazete, reklam medyaları arasında en süratli
olanıdır. Gazeteler, ofset tekniğine geçmekle, çok renkli, düzgün, seri
ve temiz baskı ile diğer medya araçlarının rekabetteki avantajını yakalamaya
çalışmışlardır. Gazetenin amacı daha fazla okur, daha fazla pazar ve reklamdır. Reklamlar konusunda gazetenin en ciddi rakibi televizyondur. Ancak,
gazetenin televizyona göre avantajları da
çoktur. TV reklamlarına oranla daha kısa zamanda hazırlanan gazete reklamları,
reklamcıya güncel olaylarla bağlantılı reklam yapma imkanı sağlamaktadır.
Gazeteye verilen reklamlar, reklamcılara değişik hedef kitlelerine ulaşma
olanağı vermektedir. Diğer yandan, gazetelerin belli sayfalarda belli konulara
yer vermesi reklamcının işini kolaylaştırmaktadır. Televizyonun daha geniş
bir kitleye hitap etmek zorunda oluşu, belli bir hedef kitleye seslenmesini
engellemektedir. Öte yandan hızla artan TV kanalları TV’de reklam yayınlarının
izlenme olasılığını düşürmüştür. Yazılı basının bir diğer üstünlüğü ise,
tüketicileri bilgilendirmeye yönelik reklamlar için en uygun medya oluşudur. Maliyet açısından bakıldığında, TV reklamlarının
sürekli artan maliyetleri gazeteye oranla çok büyüktür. Bugün televizyonda
20-25 saniyelik bir reklam ücreti 350-400 milyon liraya ulaşmıştır. Oysa
gazetede, ilan ve reklamlar (St/Cm'e ve niteliğine göre), Türkiye baskısı
baz alındığında, 20 USD ile 225 USD arasındadır. Üç büyük gazetenin 1996 ylıl ilan ve reklam
tarifesi aşağıdaki gibidir:
Dolayısıyla, televizyonlardaki yüksek reklam
maliyetleri küçük ve orta düzeydeki şirketler için karşılanamayacak kadar
yüksektir. Diğer yandan gazetelerin artan maliyetleri
karşısında faaliyetlerini arttırmaları arz-talep kuralları gereği rakip
müesseselerin yani rakip medyaların ortaya çıkmasına yol açacaktır. Nitekim
magazin dergilerinin büyük oranda ilan ve reklam çekebilmek için bazı formül
değişikliklerine başvurması (ofset baskı, daha kaliteli kağıt kullanılması
v.b.) günlük gazetelerden dergilere doğru reklam ve ilanın yer değiştirmesi
tehlikesini doğurmu?tur. Gazeteler ise, daha önceleri “gelen ilanı
yayınlamak” şeklinde bir ilan politikası uygularken, gelen ilan azalınca,
ilana dayalı özel ekler yayınlamaya başlamışlardır. Gazeteler çeşitli kampanyalarla,
reklam ve promosyonlarla ilan gelirlerini arttırmaya çalışmaktadırlar.
Ancak, ilan gelirlerinde periyodik olarak görülen tahsilat güçlükleri dikkate
alınırsa, nakit akışı açısından pek parlak bir tablo ortaya çıkmamaktadır.
Seri ilanlar ve vefat ilanları gibi yerleşmiş
ve tahsilat kolaylığı olan ilanların çokluğu yanısıra, yüksek tirajlı bir
gazete olmanın verdiği avantaj ve gazete reklamcılığındaki uzun deneyimi
sonucu sağlıklı bir gelir yapısına sahip olan Hürriyet Gazetesi’nin toplam
gelirler içindeki ilan gelirleri; 1978’de %39.3, 1979’da %41.7, 1980’de
%15, 1981’de %57.8, 1982’de %46’dır. Gazetelerin çok satma ihtiyacı basını “teknolojik-ekonomik ve içeriksel” bir kısır döngü içine sokmuştur. Reklam alma ihtiyacı çok satışı gerektirmekte, çok satma ihtiyacı ileri teknolojiyi getirmekte, alınan ilan teknolojinin ekonomik yükünü karşılayamamakta, içerikte önemli bir değişiklik olmadığı için de satış artmamakta, dolayısıyla yeterli ilan alınamamaktadır. İthal edilen savurgan teknolojik model, beklenen satışı ve reklamı bulamayınca da boş içerikli, az karlı ve birbirine benzeyen gazeteler ortaya çıkmaktadır. 3.4. TİRAJ SORUNU Türkiye’de basın sektörünün yaşadığı ekonomik
krizin en önemli nedenlerinden biri tiraj tıkanıklığıdır. Tiraj tıkanıklığından
kurtulabilmek için ilan-reklam ve kara verilen önem artmış, teknolojik
maliyetlerin de etkisiyle gazeteler yeni okuyucu yaratmak yerine büyük
reklam kampanyalarıyla birbirlerinin pazar paylarını kapma yarışına girmişlerdir. Türkiye’de yazılı basının tiraj düşüklüğünün
nedenleri üç ana başlıkta incelenebilir: 1) Türkiye’de gazete okuma alışkanlığının
henüz yerleşmemiş olması. Kentler dahil olmak üzere kırsal kültürün çeşitli
ögelerinin Türkiye genelinde ağırlığının hala korunması. 2) Gazetelerin içeriği boş, lotarya ve
reklama dayalı olarak satılmaya çalışılması. Tüm gazetelerin birbirine
benzemesi, okuyucuyu soğutması. 3) Gazete fiatlarında satın alma gücüne
göre çok daha hızlı artış olması. Satın alma gücünün genel olarak düşmesi. Türkiye’de hızlı nüfus artışına, okuma-yazma
oranındaki artışa rağmen gazete satışları olması gereken düzeyin çok altındadır. 1927-1970 arası yıllar okur-yazar oranında
önemli artışların olduğu, tüketim toplumunun ve kitle basınının ortaya
çıktığı yıllardır. Bu dönemde gazete satışında önemli artışlar olmuştur.
1980’e kadar gazete satışlarında gerileme olmuş, 1985’te yeni popüler gazetelerin
yayın hayatına başlaması ve yayınlanan gazete sayısının artmasıyla tiraj
da yükselmiştir. 1989’da Türkiye’de okur-yazar nüfusu %48.7’den,
%89.1’e yükselmiş, buna karşılık gazete okuma yüzdesi aynı yıllarda 3.4’ten,
5.8’e yükselmiştir. 1965’de her yüz okur-yazardan yaklaşık yedi tanesi
gazete satın alırken, 1989’da 6.5 kişi gazete satın almaktadır. Yani artan
nüfusa ve okur-yazar oranına göre satılan gazete sayısında düşüş vardır. Diğer yandan, Türkiye’de şehirleşme hızının
yüksekliğine rağmen tirajın yükselmediği gözlenmektedir. Bunun nedeni,
Türkiye’deki farklı şehirleşmedir. Şehirlere göç eden insanlar, bu kentlere
hem ekonomik sıkıntılarını, hem de köy kültürlerini taşımakta, dolayısıyla
bu kentler kendi ekonomik ihtiyaçlarını karşılamaktan aciz, adeta büyüyen
köylere dönüşmektedir. Bu insanlar kırsal yapının iletişim şekli olan sözlü
kültür ürünü, “görsel-işitsel” yayın organlarını tercih etmekte ve yazılı
kültüre yönelmeyi reddetmektedirler. Türkiye’de basın sektörlerince ithal edilen
teknoloji zengin içerik ve doğru haberle doldurulamayınca, beklenilen satış
ve reklam sağlanamamış, sonunda Türk basını, içerik açısından birbirine
benzeyen, promosyona dayalı “Sarı Basın” türü denilen gazetelerle dolup
taşmıştır. Artan promosyon giderleri ise son yıllarda
basını başka bir mali krize sürüklemekle birlikte, mevcut ve potansiyel
gazete okuyucularının gazetelere karşı güvenini de önemli ölçüde yok etmektedir. Promosyon ve lotaryalar tiraj konusunda
iki farklı olguyu ortaya çıkarmaktadır. Gazetelerde reklam kampanyalarıyla
desteklenen promosyonlar başladığında, tirajlar aniden yükselmektedir.
Bu kampanyayla birlikte gazetenin içeriğinde de olumlu gelişmeler olmazsa
kampanya sonunda tiraj hızla düşecektir. Bu durumda sağlanan tiraj “köpük
tiraj”dır. Kampanyadan sonra alımı sürdüren okuyucunun oluşturduğu tiraj
ise “sağlam tiraj”dır. Türkiye’de gazetelerin promosyon faaliyeti
sırasında dahi içerikleriyle ilgili bir iyileştirme yapmadıkları, dolayısıyla
sağlam tiraj sağlayamadıkları söylenebilir. Promosyon kampanyasının bitmesiyle
tiraj düşmekte, tekrar promosyona başvurulmakta ve sonuçta promosyon vazgeçilemez
olmaktadır. Türkiye’de promosyon öyle bir hal almıştır ki, yeni okuyucu
kazanmak ve tiraj arttırmak yerine, varolan okuyucuların kaybedilmemesi
için kullanılmaktadır. Sonuçta gazeteler promosyon ve reklama bağımlı hale
gelmiştir. Eskiden düzenli gazete okuyan aydın kesim, promosyon sayesinde
yozlaşmış olan gazeteleri okumamaya, satın almamaya başlamış, gazeteler
böylece en önemli okur potansiyelini de yitirmenin eşiğine gelmiştir. Büyük basın kuruluşlarının yayınladıkları
gazeteler böyle bir kısır döngünün içinde her gün biraz daha batarken,
ağırlaşan ekonomik koşullar, mevcut örneklerden daha farklı bir gazetecilik
anlayışının doğmasını da engellemektedir. Ekonomik yönden kısıtlanan ve tekelleşen
yapılar içinde gazeteler okuyucuya alışılmışın dışında bir alternatif sunmaktan
uzaktırlar. Basının fikir üretmekten uzak tutumu nedeniyle insanlar gazeteden
“haber” alabileceklerine inanmamakta, Türkiye’de gazetecilik mesleği ve
gazete, toplum gözündeki saygınlığını yitirmektedir. Basın tekellerinin
“sözde” iktidarla olan sürtüşmeleri de “basın özgürlüğü”nün Türkiye’de
de var olduğunu kanıtlama göstergesinden öteye gitmemektedir. 1980’den sonra fikir gazetelerinin gerekliliğine
inanan büyük basın kurulruşları, düşük tirajı kabullenerek, promosyona
dayalı olamayan gazetelerin kurulması ve yaşaması için çaba göstermişlerdir.
Ekim 1985’te Hürriyet Grubu “Hürgün Gazetesi”ni çıkarmış, ancak gazete
sadece 49 gün ya?ayabilmi?tir. 1988’de “Söz”, 1992’de “Güneş” gazeteleri
de aynı kaderi paylaşmıştır. Tiraj konusunda başka bir olumsuz etken,
maliyetlere bağlı olarak artan gazete fiatlarıdır. Gittikçe düşen alım
gücü, ekonomik zorluklar, sürekli artan enflasyon oranı, okuma-yazma oranının
yükselmesine karşılık okumayan bir toplum olmamızın nedenlerindendir. Gittikçe
düşen alım gücü, insanları bütçelerinden öncelikle gazete alımını silmeye
itmiştir. İstanbul Ticaret Odası verilerine göre;
gazete, kitap, dergi, sinama, defter ve kalemden oluşan “kültür mal grubu”,
1968 fiatlarıyla en yüksek artışı gerçekleştiren grup olmuştur. 1968-1989
arası dönemde gazete fiatları enflasyondan 2.67 kat daha fazla artmıştır.
Türkiye’de insanların yarısı enflasyonun karşısında zaten kısıtlı olan
kültürel harcamalarını azaltmak zorunda kalmıştır. Türkiye’de gazetenin bir ekmek fiatından
ucuz olduğu sürece satılma şansı, ekmek fiatını aştığı sürece satılmama
riski vardır. Yapılan araştırmalara göre; 1970 yılında bir adet gazete
için 6 dakika çalışan asgari ücretli, 1990 yılında 1 saat 25 dakika çalışmak
zorundadır. Öte yandan diğer tüketim maddelerinin fiat artışı da gazete
talebini etkilemektedir. Türkiye genelinde her yüz gazetenin kırkbeşi
İstanbul, Ankara ve İzmir’de satılmaktadır. Gazete okuma alışkanlığının
yerleşmemesi, kültürel düzeyin düşüklüğü, dağıtımdaki bozukluklar ve taşraya
gönderilen gazetelerin özensizliği, üç büyük kent dışında gazete satışlarının
düşük oluşunun nedenlerindendir. Siyasi gelişmeler, kültürel durum, ekonomik
yapı, alışkanlıklar gibi etkenler doğrudan ya da dolaylı olarak Türkiye’deki
tiraj tıkanıklığında rol oynamaktadır. Diğer yandan gazetelerin TV karşısında
tutunamayacakları söylentileri uzun yıllardan beri yapılmakta, ancak henüz
gazeteler herşeye rağmen ayakta kalabilmektedirler. Diğer iletişim araçlarının
rekabeti, ekonomik şartlar, kültür-içerik sorunları, tekelleşmeler, tüm
dünyada olduğu gibi Türkiye’de de basın sektörüne önemli kayıplar verdirmiştir.
Bu durumda günümüzde, tirajı ve mali gücü yüksek gruplar dışında kalan
her çeşit süreli yayın çok cılız kalmıştır. Aşağıdaki tabloda bazı gazetelerin son
beş yıllık ortalama tirajları verilmiştir:
1990’lı yılların 2.5 milyonu aşmayan tirajlar,
son yıllarda hem promosyonların artması, hem de başta spor olmak üzere
gazete sayısındaki artışla birlikte 6 milyona ulaşmıştır. 1995 yılında
Türkiye genelinde yayınlanan 21 gazetenin günlük ortalama net satışı 5
milyon 425 bin 777 olarak gerçekleşmiştir. Sabah Gazetesi, son beş yılın dördünde
tiraj liderliğini korumayı başarmıştır. B.B.D. ve Yaysat’tan alınan bilgilere
göre Sabah, 1991 yılında 782 bin 667, 1992’de 770 bin 815, 1994’te 629
bin 595 ve 1995’te ise 713 bin 102 adet günlük ortalama net satış yapmıştır. Ansiklopedi savaşlarıyla geçen 1993 yılında
ise Milliyet Gazetesi günlük ortalama 897 bin 904 adet net satışla, Sabah’ı
5 bin adet ufak bir farkla geride bırakmış ve en çok satan gazete olmuştur. Hürriyet, 1993 yılı dışında Sabah’tan sonra
ikinci en yüksek tirajlı gazete olmuş, 1993’te ise üçüncü sıraya gerilemiştir. Dördüncü sırada ise düzenli olarak Türkiye
Gazetesi yer almıştır. 1991’deki günlük ortalma net satışı 64 bin olan
Zaman Gazetesi de istikrarlı bir artış göstererek 1995’te 344 binlik bir
tirajı yakalamıştır. Meydan Gazetesi 1991’deki 302 bin 447 adetlik satış ortalamasından, 1995’te 72 bin 67’ye kadar gerilerken, Bugün Gazetesi’nin ortalama tirajı da 287 bin 150’den 156 bin 650’ye düşmüştür. Cumhuriyet Gazetesi ise son beş yılda yarıyarıya tiraj kaybetmiştir. 3.5. GAZETENİN YARI KAMUSAL MAL OLMA
ÖZELLİĞİ VE PROMOSYON Yarı kamusal mal ve hizmetlerin tanımlanmasında
temel kriterlerden biri, bu tür mal ve hizmetlerin topluma sağladıkları
marjinal sosyal faydanın, bu mal ve hizmeti bedeli karşılığında satın alan
kişilerin sağladığı özel faydadan büyük olması, bir başka ifade ile, malın
kişiye sağladığı özel faydasının dışında, topluma sağladığı bir sosyal
faydanın bulunmasıdır. Bu tür bir mal olarak bilinen gazetenin, bedelini
ödeyerek satın alan kişiye sağladığı özel fayda dışında, topluma yansıyan
bazı sosyal faydaları da vardır. Bilindiği gibi basın “Yasama, Yürütme veYargı”
güçlerine ilaveten dördüncü kuvvet olarak tanımlanmaktadır. Basın, toplumun
gelişmesinde, bilinçlenmesinde, şekillenmesinde uzun vadede tek güç olma
niteliğindedir. Çünkü yasama ve yürütme gücü kullanılırken bir takım fikir
akımları başlangıçta yol göstericidir. Bu fikir akımlarının yayılması,
toplumun bunlara göre bilinçlendirilmesi, bunların yayılıp eyleme dönüşmesinde
basın etkilidir. Yani, yasama ve yürütme gücünü basının şekillendirdiği
söylenebilir. Böylesine etkili ve güçlü bir müessesenin daha verimli ve
daha etkin çalışabilmesi için işletmecilik yöntemlerinden büyük ölçüde
yararlanması gerekmektedir. Toplumdaki bireylerin yalnızca kendilerine
fayda sağlayan (giyim, barınma, beslenme v.b.) gereksinimlerini karşılayan
mal ve hizmetlere, “özel mal ve hizmetler” denilmektedir. Toplumdaki bu
bireylerin o toplum içinde yaşamalarından doğan ortak gereksinmelerine
(güvenlik, adalet hizmeti v.b.) ise kamusal mal ve hizmetler denilmektedir.
Bu kamusal mal ve hizmetlerin faydası kollektiftir, toplumun bütün bireylerine
yansır. Bu hizmetlerde fiatlandırma yapmak oldukça güçtür. Rasyonel davranan
bir birey ne olursa olsun sonunda yararlanacağı böylesine bir hizmetin
fiatını ödemez. Fiatı ödenmeyince bu hizmetin üretiminin finansmanı yapılamaz.
Böylesine finansmanı yapılamayan bir hizmeti hiç bir özel teşebbüs üretmeyecektir.
Bu hizmetlerin olmayacağı bir toplum düşünülemeyeceğine göre bu tür hizmetleri
devlet üretir ve finansmanını vergi yoluyla
yapar. Bu durumda, fiatlandırılabilen bir mal veya hizmet özel mal veya
hizmettir; vergi ile finansmanı yapılan bir mal veya hizmet ise kamusal
mal veya hizmettir. Basın ekonomisi kesimince, üretilen gazete
bu iki türün dışında değerlendirilmektedir. Bu üçüncü grup, yarı kamusal
mal ve hizmetlerdir (eğitim, sağlık, v.b.). Gazetenin temel işlevi “bilgi” iletmektir,
bu bilgi “haber”dir. Haberin yanlış, eksik iletilmesi sosyal bir maliyete
sebep olurken, haber verme, eğitme, eğlendirme işlevlerinin sorumluluk
duygusuyla yerine getirilmesi ise topluma sosyal bir fayda sağlayacaktır. Bunun yanında basın sektörünün gelir ve
maliyet yapısına bakıldığında temel unsurları şu şekilde sıralamak mümkündür; -- Fiat geliri, -- Fiat dışı gelirler (ilan, reklam gelirleri
ve diğer). Maliyet unsurları ise; -- Personel giderleri, -- İşletme giderleri, -- Kağıt giderleri, -- Finansman giderleri, -- İlan ve reklam giderleri, -- Diğer giderler. Gelir ve giderler arasındaki fark, gelirler
lehine ise, bu işletmeler faaliyetlerini sürdürürler. Bunun da koşulu iktisadi
etkinliğin sağlanmasıdır.Her müessesede olduğu gibi basın işletmeleri de
karı gözetmek durumundadır. Ancak basının kamusal görevlerinin ana amaç
olması gerçeği karı ikinci planda bırakmayı gerektirir. Kar ihmal edilmemekte,
sadece ana amaç olmaktan çıkarılmaktadır. İster özel teşebbüs olsun, ister
kamu teşebbüsü olsun karı ihmal ettiği takdirde kıt olan kaynakların etkin
olarak kullanılmasından vazgeçmiş olur. Kaynakların bir yerde topluma ait
olması sebebiyle etkin biçimde kullanılması gerektiği için bu durum hiçbir
zaman mazur görülemez. Basın sektörü, bilginin üretilmesi, düzenlenmesi,
iletilmesi ve saklanması aşamalarında ekonomideki kıt kaynaklardan işgücü,
sermaye gibi üretim faktörlerine yoğun bir talepte bulunacaktır. Böyle
bir talep ise doğal olarak kıt kaynakların etkin biçimde kullanımı sorununu
gündeme getirmektedir. “Basın Ekonomisi” kıt kaynakların etkin kullanımına
ilişkin, yani bu kaynakların amaca en uygun şekilde ve en uygun yerde,
en yüksek verimi sağlayacak şekilde kullanılmasına ilişkin bir bilim dalı
olarak tanımlanmaktadır. Kar, kaynakların etkin olarak kullanılıp
kullanılmadığının ölçülerinden biridir. Basın işletmelerinin kar durumuTürkiye'de
genelde bir sır olarak saklanmaktadır. Ancak son yıllardaki Gelir Vergisi
açıklamaları bu konuda fikir sahibi olmamızı kolaylaştırmaktadır. Buna
göre; ilan gelirlerindeki gelişmelerin basını karlı duruma getirdiği, ilan
gelirlerindeki düşmelerin veya gazete maliyetlerinin artmasının ise karları
düşürdüğü gözlenmektedir. Son yıllarda basının büyük kapitalin eline geçme
eğilimi, sermayedarın bu müesseseyi karlı gördüğüne bir işaret olarak gösterilmektedir.
Büyük sermayenin devreye girmesi gazetecilik dışındakilerin bu alana yönelmesini
doğurmuştur. İşletmeler genişledikçe bunların kapasitelerinden
yararlanmak amacıyla gazeteciliğin yan ürünü olarak matbaa işleri gelişmiştir.
İşletmelerin büyümesiyle profesyonel gazetecilikten matbaacılığa da geçilmiş
ve bu gelişmeler büyük yatırımlara ihtiyaç doğurmuştur. Kaynak yaratabilen
işletmeler ayakta kalabilmiş, diğerleri kapanmıştır. Kaynak yaratan nitelikte
olanlara profesyonel gazete sahipleri yerine sermayedarın göz dikmesiyle,
gazeteciliğe büyük sermaye grupları ilgi duymaya başlamıştır.
Türkiye'de profesyonel gazeteciler hem
yazar, hem yönetici olarak çalışmışlardır. Fakat, müesseselerin büyümesi
karşısında bunların yöneticileri yetersiz kalmış, profesyonel yönetime
ihtiyaç duyulmuştur. Gazetelerde, yönetim işinin profesyoneller tarafından
yapılması ise, yazar kadrosuyla yönetici arasında bir takım anlaşmazlıkların
doğmasına sebep olabilecektir. Bu durumda yönetim işi, gazetecilik alt
yapılı, yönetim ve işletme bilgisine sahip kişilerce yapılmalıdır. 1950'li yıllarda her gazetede bir sahip,
bir yazı işleri müdürü ve bir de gazetenin genel işlerini gören muhasebeciler
vardır. Teknolojinin gelişmesi ve ekonomik alanda yeni kavramların oluşmasıyla
1960'lı yıllardan itibaren gazetelerin bünyesinde müessese müdürlüğü ve
pazarlama müdürlükleri gündeme gelmi?tir. 1970'li yıllarda muhasebe müdürleri gazete
yönetiminde daha çok önem kazanmışlardır. Özellikle kağıt fiatlarındaki
sistematik artış gazeteleri, mali kaynaklarını daha dikkatli ve rantabl
kullanmaya sevketmiştir. 1980'lerde artık, gazete satmak, gazete çıkarmak
kadar önemli hale gelmiştir. Ve pazarlama müdürlerinin arzusuna göre gazete
daha erken saatlarde basılmaya başlanmıştır. 1990'larda pazarlama müdürlerinin
yerini finansman müdürleri almış, çok satalım, çok kazanalım fikrini gazetelere
benimsetmişlerdir. Finansman müdürlüğünün baskısıyla gazetelerin sadece
bir özel teşebbüs olarak ortaya konulması yazı işlerinde ciddi sıkıntılara
sebep olmuştur. Gazeteler finans ihtiyaçlarını karşılamak için bililinçli
olarak pazarlama şirketleri kurmuşlar ve ürün satışına başlamışlardır.
Dolayısıyla gazete ikinci mal haline dönüşmüştür. Gazetelerin ticari müessese gibi düşünülmeleri,
ister istemez yöneticilerini, "daha çok promosyon-daha çok tiraj" kısır
döngüsüne itmiştir. Bunun doğal sonucu olarak da sermaye grupları medya
ile ilgilenmeye başlamış, ayrıca "medya=dördüncü kuvvet" özdeşleşmesi bu
ilgiyi en etkin biçimde körüklemiştir. Bu da doğal olarak tekelleşmeyi
doğuracak ortamı yaratmıştır. Genellikle bütün dünyada, gazetelerin maliyetleri
fiatından üstündür. Gazetelerin maliyeti ile fiatı arasındaki aleyhe farkı
ilan-reklam gelirleriyle karşılanır. Reklam, görsel ve yazılı basının yaşam
kaynağıdır. Basın işletmeleri doğal olarak satışlarını arttırma amacı güder.
Pazarlama politikaları çerçevesinde, reklam sayfalarını geliştirerek, yüksek
tirajı hedeflerler. Gazetenin maliyet fiatıyla, satış fiatı arasındaki
dengesiz yapı, kar sağlamak için diğer kaynaklara yönelme gereksinimini
doğurmaktadır. Bu kaynaklardan biri promosyon yoluyla tirajı yüksek tutmak,
diğeri ise reklam piyasasına başvurmaktır. Promosyonla sağlanan yüksek
tirajla reklam gelirlerinin artması da hedeflenmektedir. Promosyon, bir gazetenin tanıtımını yapmak veya satışını arttırmak amacıyla gazeteyle beraber vadettiği veya verdiği bir takım beklenti ya da hediyelerdir. Lotarya, belli koşulları yerine getiren okuyucunun (kupon biriktirerek v.s.) bir çekilişle verilecek hediyelere yönlendirilmesidir. Lotaryada şans faktörü rol oynamaktadır. Ancak, günümüz koşullarında promosyon "tanıtım"
işlevi yerine "satış" işlevi görmeye başlamıştır. Türk basınında promosyon 1928 yılında Cumhuriyet
Gazetesi'nin, halkı yerli malı kullanmaya özendirmek amacıyla verdiği kuponla
başlamıştır. 1993 Temmuz'unda katıldığı bir panelde
Cumhuriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni Özgen Acar, promosyona değişik
ve belki de olması gereken bir açıdan bakarak, 1946-1950 yılları arasında
Hürriyet'in güzel bir teknolojik atılımla Londra Olimpiyatları'nın fotoğraflarını
günü gününe vermesini gerçek bir gazetecilik promosyonu olarak nitelendirmiştir.
Bu olay takdire değerdir ve büyük bir tiraj patlaması oluşturmuştur. 1960'da ise satış gelirlerini yükseltmek
amacıyla promosyon faaliyetleri başlamıştır. 1960'ların sonunda Hürriyet'in
öncülüğüyle gerçek lotaryacılık dönemi başlamış, ardından Akşam (Malik
Yolaç yönetiminde) ve Son (Haldun Simavi yönetiminde) gazeteleri bu furyaya
katılmışlardır. 1968'de Günaydın Gazetesi pay kuponları
dağıtırken, Hürriyet Gazetesi de kar kuponu yayınlamaya başlamıştır. 1982'de Güneş Gazetesi lotarya desteğiyle
yayın hayatına girmiş ve lotaryacılığa yeniden hız kazandırmıştır. 1980'lerde TRT Yönetim Kurulu reklam yönetmeliğinin
değişmesiyle, promosyona yönelik TV reklamları yasaklanmıştır. Bundan böyle
gazeteler ev, araba gibi promosyonların yerine kitap, ansiklopedi gibi
promosyonlar vermeye başlamışlardır. Ancak, 1988'de reklamların yeniden
serbest bırakılmasıyla amansız rekabet yeniden başlamış, ev, araba, hatta
uçak dahi verilmiştir. Basın sektörü reklam harcamalarının toplam
reklam harcamaları içindeki payı, TV'de reklam yasağı döneminde (1985'de)
%6.20'yken, yasağın kalkmasıyla 1989'da %13.97'ye yükselmiştir. Gazeteler 1992'ye promosyon yarışıyla girmişlerdir.
Ocak 1992'de Sabah Gazetesi'nin reklam harcaması 4.7 milyar, Hürriyet'in
3.2 milyar, Meydan'ın 2.6 milyar, Milliyet'in 2.1 milyardır. 1992'de Sabah Gazetesi ansiklopedi vererek
tirajını 1.200.000'lere ulaştırmıştır. 1993'de gazetelerin ansiklopedi
kampanyasıyla Sabah, Hürriyet, Milliyet ve Türkiye ortalama %100 dolaylarında
ek bir tiraj elde etmişlerdir. Diğer gazeteler ise %30 tiraj kaybına uğramıştır.
Türkiye'de gülük gazete sayısı %70 artmış ve 4.200.000'e ulaşmıştır. Bu
miktar hafta sonları daha da yükselmektedir. Türkiye'de ansiklopedi promosyonuyla
kazanılan tiraj 1.5 milyonun üzerindedir. Diğer yandan özellikle ansiklopedi promosyonuyla
büyük ölçüde gazete kağıdı sıkıntısı doğmuştur. Üç büyük gazetenin ansiklopedi
dağıtımıyla kağıt ihtiyacı 35.000 tona çıkmıştır. Oysa, SEKA'nın aylık
gazete kağıdı üretimi 15.000 tonla sınırlıdır. Gazeteler bir yandan kağıt
ithaline giderken, diğer yandan kağıt tüketimlerini kısmaya gitmişler,
bu arada SEKA'nın kağıda %46 oranında zam yapmasıyla gazeteler satış fiatlarını
yükseltmek zorunda kalmışlardır. Promosyonun yarattığı bu rekabet ortamına
uyum sağlayamayan küçük gazeteler yok olmuşlardır. Gazetelerin ansiklopediyle birlikte temizlik
malzemeleri de vermeleriyle tiraj 5.142.000'e çıkmıştır. Bu promosyonlardan
sonra ise 4.500.000'e düşmüştür. Hürriyet dağıttığı diş macunu ile o gün
tirajını 1.5 milyon yaparken, Sabah "Omo" dağıttığı gün 2 milyon tiraja
ulaşmıştır. Gazeteler promosyonlarını duyurmak için
daha çok televizyonu kullanmışlardır. Basın sektörü reklam harcamalarının
toplam reklam harcamaları içindeki yüzde payı aşağıdaki gibidir: Yıl TV Basın Radyo Toplam 1975 (1) 4.90 - 4.59 2.84 1980 (2) 5.98 - 0.48 2.55 1985 (3) 6.20 1.43 1.53 4.26 1989 13.97 6.23 5.35 9.95
(1) TÜSİAD, "1975 Reklam Harcamaları", Haziran 1976. (2) "1980 Yılı Reklam Harcamaları" Manajans Reklam İşleri A.Ş. Araştırma Raporu, 1981. (3) "Son 5 Yılın Reklam Harcamaları, 1984-1989",
Bileşim Piyasa Araştırma Merkezi Ltd., 1990. Basının reklam harcamaları 1989'da 37 milyar,
1990'da 70 milyar, 1991'de 112 milyar, Kasım 1992'de üç büyük gazetenin
reklam harcamaları 66 milyar liraya yükselmiştir. (Hürriyet 25 milyar 246
milyon, Milliyet 25 milyar 45 milyon, Sabah 15 milyar 450 milyon liradır.) Promosyon gazete için bir maliyettir. Gazetelerin
kağıt, işletme ve diğer finansman giderlerini arttırmaktadır. Satış potansiyelinin
sınırlı olduğu bir piyasada, diğer gazetelerden kapılacak sınırlı sayıda
okuyucu için gerçekleştirilen büyük promosyonlar ve TV kampanyaları basının
maliyet yükü üzerinde önemli bir baskı oluşturarak ekonomik açıdan bağımlılığı
artırmaktadır. Ancak etkili yapılan bir promosyon dolaylı
olarak gazetenin gelirini de arttırabilmektedir. Birincisi, özellikle günümüzde
gazeteler promosyonlarını, kendi yayın kuruluşlarında (gazete, TV) ücretsiz
yapmaktadırlar. Reklamın maliyeti bu kuruluşlarla paylaşılmakta, bu da
dolaylı bir gelir sağlamaktadır. İkinci olaraksa, gazete promosyon harcamalarını
gider olarak yazarak vergi matrahından düşmek yoluyla dolaylı bir gelir
elde etmektedir.
Diğer yandan, promosyon gazetenin tirajını
arttırmakta, dolayısıyla gelirlerinin artmasına yolaçmaktadır. Ayrıca,
promosyon yoluyla gazetelerin reklam gelirleri de artmaktadır. 1992 Eylül'ünde
90 milyar lira olan reklam gelirleri, 28 Ekim'de ansiklopedi kampanyasını
başlatmasıyla 109 milyar liraya ulaşmıştır. Bunların yanısıra promosyonun neden olduğu
bir takım sosyal maliyetler de söz konusudur: Gazeteye okur tarafından ödenen ücret okurun
katlandığı bir maliyettir. Yoğun yapılan promosyonlar gazete için maliyeti
arttırınca, bunu telafi etmek için gazete fiatlarında artış sözkonusu olacaktır.
Diğer yandan, fiatlarını yükseltmek istemeyen gazeteler ise sayfa sayısını,
ya da işgücüne verilen ücretleri düşürerek maliyetlerini kısma yoluna
gideceklerdir ki, bu da bir sosyal maliyettir.
Okur gazeteyi promosyonu için alıyorsa,
bu durumda okurun tercihi sapmış demektir. Ancak, gazete promosyonunu verirken,
kendi sorumluluklarını da yerine getiriyor, eğitim, kültür ve haber açısından
okuruna iyi şeyler vermeyi ihmal etmiyorsa, okur açısından katlanılacak
bir olumsuzluk yoktur. Aksi halde bir sosyal maliyetten söz etmek kaçınılmaz
olacaktır. Kaldı ki promosyon yarışının artmasıyla gazeteler hizmet amaçlı
olmaktan çıkmış, daha çok ticari amaçlı olmuşlardır. Özellikle halkı kaderciliğe
iten "lotarya" oldukça önemli bir sosyal maliyettir. Oysa gazetelerin hizmet
üretebilmesi ve yarı kamusal özelliğinden dolayı sosyal maliyet değil,
sosyal fayda yaratması gerekmektedir. Promosyon gazetelerin satışını, dolayısıyla
hasılatını ve bunun doğal bir sonucu olarak da vergi matrahını büyütmektedir.
Ancak, promosyon yoluyla yapılan tüm harcamalar Gelir Vergisi Kanunu'nun
40. maddesine göre, gider yazılabilmekte, sonuçta bu harcamaların ödenmemesine
yol açabilmektedir. Bu da promosyonun maliyetine bir oranda Hazine'nin
katılması anlamına gelmektedir. Böyle olunca, o gazeteyi satın almayan,
dolayısıyla hediye olarak dağıtılan maldan özel bir fayda sağlamayan kişiler
de promosyonun maliyetini üstlenmek zorunda kalmaktadırlar.
Bu ise hem vergi adaleti, hem de Hazine'nin gelir kaybı açısından sakıncalıdır.
Artan promosyon giderleri sayesinde gazetelerin ödedikleri KDV düşmekte,
Hazine'yi ayrıca vergi kaybına uğratmaktadır. Bir başka açıdan bakıldığında; promosyon
harcamalarıyla pazar paylarını arttıran ve de bunun maliyetine bir anlamda
Hazine'yi ortak etmiş olan gazeteler, promosyona gitmeyen veya mali nedenlerle
gidemeyen diğer gazeteler açısından haksız rekabet yaratmış olacaktırlar. 1.1.1993 tarihinden itibaren Bakanlar Kurulu'nun
kararı ile reklam ve ilan hizmetlerinden alınan KDV oranı %20'ye çıkarılarak,
bu gelirlerin daha yüksek oranda KDV'ye tabi tutularak ortaya çıkan kaybın
giderilmesi düşünülmüştür. Promosyonla gazete asıl işlevini yitirmiş,
ticari amaçları ön plana geçmiştir. Dolayısıyla promosyon olgusu, gazeteyi,
sosyal maliyet yaratan bir mal haline getirmiştir. Kültür hizmeti yaratan
promosyonlar dahi toplum açısından net bir fayda yaratamamaktadır. Ticari amaç gazeteye kolay haberciliği
getirmiş, insanların acıma, cinsellik, milliyetçilik gibi duygularını kışkırtan
haberlere ağırlık verilmiştir. Pazar payını arttırmak amacıyla, tiraj kaygısı
iyi haberin, iyi yorumun önüne geçmiştir. Bu durum iktisat teorisinde (Grasham
Kanunu) kötü paranın iyi parayı kovması kanununun gazete haberciliğinde
de geçerli olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Yani kötü haber zamanla iyi haberi
kovmaktadır. Promosyona konu olan ürün haberin önüne geçmiştir. Promosyonun
yarattığı talep, gazeteleri erken baskıya zorlamış, gazeteciliğin taze
haber şartı engellenmiştir. Toplumun tüketim eğilimi körüklenmiş, okuyucular
hiç ihtiyaç duymadıkları mallara sahip olabilmek amacıyla gazete tercihlerini
değiştirmeye ya da hiç okumayacakları ikinci, üçüncü gazeteleri sırf promosyonları
nedeniyle almaya başlamışlardır. Haber ve enformasyon, promosyon nedeniyle,
okuyucuların önemli bir kısmı açısından ikinci plana düşmüştür. Bu nedenle
yayın organlarında fazla eleman çalışması belki gereksiz bulunabilecektir.
Ortada iyi promosyon yapan, az eleman çalıştıran, gazeteciliği ikinci plana
iten gazeteler kalacaktır. Gazeteyi iyi haberin sürüklemesi gerekirken,
şimdi promosyon sürüklemektedir. Önceleri en iyi haberi yapan gazeteciye
prim verilirken, şimdi en iyi promosyonu yapan yöneticiye prim verilmektedir.
Tiraj ve reklam gelirlerindeki artışı sadece
promosyon değil, haber de sağlayabilir. Promosyon sadece günlük tirajı
arttırmakta, gazetelerin toplam tirajında bir artış sağlayamamaktadır.
Gazeteler yaptıkları promosyonlarla sadece birbirlerinin okurlarını transfer
etmektedirler. İçerik geliştirme yerine promosyonla okuyucu çekilmesi yönteminin
yaygınlaşması, okuyucuların gazetelere olan güven ve bağlılığını yok etmekte,
potansiyel okuyucu kitlesini de gazetelerden soğutmaktadırlar. Ancak, promosyon artık Türk basını için
bir çıkış yolu olmaktan çıkmış, bir türlü vazgeçilemeyen bir uyuşturucu
niteliğine bürünmüştür. Hiç bir gazete yöneticisi promosyonun yararından
bahsetmemekte, gazete sahipleri zarar etmeyi göze almış işverenler durumuna
düşmektedirler. Promosyon ve reklam harcamalarının ulaştığı boyut, basının
karını silip süpürmektedir. Basın grupları Türkiye'de artık hem kendi
yaşama şanslarını tehlikeye atmakta, hem de başka gazetelerin yaşama şanslarını
ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla, promosyonun nedeni olan, artan
teknoloji ve baskı maliyetleri sonucu oluşmuş, çok satış, reklam ve kar
amaçlı basın işletmeleri nesnellikten uzaklaşmış, tekelleşmeyi yaratmış
ve demokrasinin gereği olan çoğulculuğu ortadan kaldırmışlardır. Bu durumu düzeltmek içinse devletin teşvik
veya yatırımlarla yönlendirmesine ihtiyaç vardır. Bu teşvikler vergi avantajları
veya gazete kağıdı, enerji girdisi, kredi maliyetlerine yönelik sübvansiyonlar
şeklinde olabilir. Böylece gazetenin ticari amacından ettiği
fedakarlık bu yolla telafi edilebilir. Bu sübvansiyonlar ya promosyonları
kaldıran gazetelere uygulanmak suretiyle, ya da tamamen promosyonun yasak
edilmesi şartıyla yapılabilir. Bunun sonucundan kuşkusuz tiraj etkilenecektir.
Her?eyden önce üretim kapasitelerini artıran büyük gazetelerde atıl kapasite
sorunu yaşanacak, bu da gazeteye doğrudan, topluma ise dolaylı bir maliyet
getirecektir. Gazete ve toplum açısından tüm maliyetler
ve faydalar gözönünde bulundurularak basın sektörüyle-devlet bu duruma
bir çözüm getirmek mecburiyetindedir. Aksi halde, bu promosyon savaşı dur
durak bilmeyecektir. Gerçi, günümüzde kupon gazetesi haline gelmiş olan
bu gazeteleri satın almayarak ve okumayarak toplumca protesto etmek, kaliteli,
nitelikli içeriğe sahip gazetelere layık olduğumuzu göstermek de bir çözümdür.
Ancak, ekonomik ve kültürel anlamda toplumumuzun büyük bir bölümü ne yazık
ki bu seviyede gözükmemektedir. Gazete işletmelerinin birbirleriyle anlaşarak
promosyonu bırakma yolu ise bu işletmelerin birbirlerine olan güvensizlikleri
nedeniyle imkansız gibidir. Tiraj arttırmak için birbirlerinin pazar paylarını
kapmaya çalışmalarının en çarpıcı örneği 1992 yılının Kurban Bayramı’nda
Sabah Gazetesi'nin bayramda gazete yayınlamasıyla yaşanmıştır. Buna rağmen uzlaşma yolları aranmaya devam
edilmiş, 30 Ağustos 1993 günü gazetelerde yer alan haberlere göre Sabah
ve Hürriyet Gazetesi, aralarında imzaladıkları bir protokolle mevcut promosyon
kampanyaları bittiğinde, lotarya ve promosyonları sona erdirme kararı almışlardır.
Anlaşmaya imza atmayan Milliyet Grubu, Hürriyet ve Sabah Grubu’nun kendilerine
karşı cephe oluşturduklarını iddia etmiştir. Bir süre sonra Hürriyet ve
Sabah Grubu’nun uzlaşması da bozulmuş, Hürriyet lotaryaya devam etmiştir.
Böylece çok önemli sayılabilecek bu ittifak hayata geçirilememiştir. Sonunda,
Basın Konseyi’nin medyayı “belirli noktalarda sınırlayıcı ve ilkelere uygun
hareket etme” konusunda anlaşmaya çağırmasıyla, A.A., ATV, Basın Konseyi,
Hürriyet Gazetesi, Kanal D, Milliyet Gazetesi, Sabah Gazetesi, Türkiye
Gazetesi, TRT, Zaman Gazetesi bir araya gelmiş ve 1 Şubat 1994 tarihinde
Basında Uzlaşma Deklarasyonu’nu imzalamışlardır. Deklarasyon’un yedinci
maddesi uyarınca; deklarasyona imza atan gazeteler, birbirlerini promosyon
kampanyaları konusunda kötüleme yoluna başvurmayacakları ve birbirleri
hakkında kamuoyunun bilmesi gereken, haber niteliği taşıyan bilgileri verecekleri
konusunda uzlaşmışlardır. Ancak, bütün bu girişimler promosyonun
son bulmasını ve de en önemlisi promosyonun yarattığı sosyal maliyetlerin
ortadan kalkmasını sağlayamamıştır. Basının topluma karşı ahlaki, kültürel,
eğitici ve bilgilendirici sorumlulukları vardır, ancak günümüzde Türk Basını’nın
büyük çoğunluğu gazetecilik ruhunu kaybetmiş, kar amaçlı, ticari işletmeler
durumuna gelmiştir. Gazeteler, televizyon fabrikalarına ortak olmaya, ABD’de
banka satın almaya, Türkiye’de banka kurmaya, devlet bankalarıyla ortak
olmaya varan bir dizi çaba içine girmişler, hükümetten “basına teşvik”
adı altında trilyonluk teşvik kredileri almışlardır. Bu durumda, promosyonların kaldırılması
konusunda devlet müdahalesi kaçınılmaz gözükmektedir. Bu noktada devlet
müdahalesi "basın özgürlüğü"nü engellemek anlamına gelmemektedir. Çünkü,
zaten promosyonun kendisi halkın kaliteli ve nitelikli haber alma özgürlüğünü
kısıtlamaktadır. Dünya’da bazı ülkeler promosyona açıkça yasaklamalar getirirken, bazıları da promosyona göz yummaktadırlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde gazetelerin tek amacı birbiriyle “haber” açısından yarışmak olduğundan promosyona gerek duyulmamaktadır. Almanya’da ise, Alman Ticaret Hukuku’na göre “Haksız Rekabeti Önleme Yasası” gereğince gazetelerin promosyon yapmalarına izin verilmemektedir. Fransa’da bazı gazeteler armağan dağıtmak yerine, indirimli abone kampanyaları açarak tiraj almaya çalışmaktadırlar. İngiltere’de magazin basını pazar payının %80’ine sahip olduğu halde, pazar payının %20’sini oluşturan klasik basın promosyona yönelmemekte, magazin basını ise zaman zaman promosyona başvurmaktadır. İtalyan ve İspanyol Basını da Türkiye’de olduğu gibi promosyona başvurmaktadırlar. 3.6. DAĞITIM VE PAZARLAMA Pazarlama, herhangi bir mamul ya da hizmetin
mülkiyet ve tasarruf hakkının devredilmesiyle ilgili, üretimden başlayıp,
son tüketiciye kadar olan (satış öncesi ve sonrası) işletme faaliyetlerinin
tümü olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir tanıma göre ise pazarlama; "işletmenin
amaçlarına ulaşmayı, tüketicinin doyumunu sağlamayı amaçlayan, mal ve hizmetlerin
üreticiden tüketiciye akışı sürecindeki işletme faaliyetleridir." İşletme için çok büyük önem arzeden pazarlama
fonksiyonu, bir üretim işletmesi olarak kabul edilen basın işletmeleri
açısından da oldukça önemlidir. Basın işletmeleri açısından pazarlama;
mevcut ve muhtemel tüketicilerin (okuyucu) ihtiyaç ve isteklerini karşılamak
üzere pazarlama bileşenlerinin planlanması, uygulanması, eşgüdümlenmesi
ve denetimini içeren faaliyetler dizisidir. Basın işletmelerinde pazarlama ile satışı
özdeş kabul etmek yanlıştır. Çünkü basın işletmeleri okuyucularına yalnızca
gazete ve dergi değil, tüm pazarlama bileşenlerini satarlar. Dolayısıyla
gazete veya dergi okuyucuya biçimi, içeriği, fiatı, dağıtım kolaylıkları,
imajı ile bir bütün olarak satılmaktadır. Basın işletmelerinde pazarlama amaçlarına
ulaşabilmek, verimli bir üretim ve satış yapabilmek için önce hedef kitlenin
seçilmesi, bu kitlenin ihtiyaç ve isteklerini karşılayacak koşulların sağlanması
gerekmektedir. Basın işletmeleri gazetenin biçim ve içeriğini
belirlemek için okur eğilimlerini, ihtiyaçlarını sürekli izlemek, araştırmak
zorundadırlar. Ancak, biçim ve içerikleri belirlemede okuyucu eğilimlerinden
çok editörlerin arzuları ya da bu konudaki ön yargıları etken olmaktadır.
Dolayısıyla, yapılan okuyucu araştırmaları genellikle yöneticilerin bilgi
edinimi veya merak güdülerini gidermekle kalmakta, yaşama geçirilmemektedir.
Oysa, basın işletmeleri için okuyucu odak noktası olarak kabul edilmelidir. Basın işletmelerinde hedef okuyucu kitlesinin
belirlenmesinde coğrafi, demografik (yaş, cinsiyet, öğrenim düzeyi gibi),
ekonomik, okuyucuların davranış özellikleri (gazete satın alma kararı gibi),
gazeteye bağlılıkları, gazetenin uyguladığı pazarlama bileşenlerine karşı
tutumları (içerik, reklam v.s.) gibi etkenler rol oynamaktadır. Basın işletmelerinde pazar araştırmalarının
yoğun bir şekilde yapılması gerekir. Bu işletmeler reklam gelirlerinin
arttırılması, satış potansiyelinin tespiti, dağıtım kanallarının saptanması,
reklam ve tutundurma araçlarının seçimi ve bunların etkilerinin ölçülmesi
gibi konularda pazar araştırması yaparak pazarda kalabilmekte ya da pazar
paylarını arttırabilmektedir. Pazar araştırmalarında rakip gazetelerin
tutumları göz önünde bulundurulmalıdır. Basın işletmelerinde pazarlama
yönetiminin rekabet sürecinde kullanabileceği dört temel pazarlama aracı
vardır; mal (gazete), fiat, dağıtım ve tutundurma. Bir gazetenin pazarlaması üç grupta toplanabilir; a) Gazete içeriği olarak pazarlama (isim,
başlık şekli, renk, haber, fotoğraf, makale, fıkra, mizampaj, inanadırıcılık,
ilan-reklam v.s.) b) Mal olarak gazetenin pazarlanması (fiat,
sayfa sayısı, ulaşım, promosyon v.s.) c) Gazetenin reklamının pazarlanması. Basın işletmeleri için önemli bir hedef
pazarda reklam ajansları ve diğer reklam verenlerdir. Sağladığı finansal
kaynaklar bakımından bu grup büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla reklam
gelirlerinin arttırılması için, reklam ajanslarına sunulmakta olan hizmetlerin
geliştirilmesi gerekmektedir. Okur eğilimleri ve reklam verenlere yönelik
pazar araştırmaları periyodik olarak ehil kişilerce gerçekleştirilmelidir. Pazarlama gayretlerinin oluşturulmasında
ve amaçlarına ulaşmasında dağıtım fonksiyonu vazgeçilmez bir özellik taşımaktadır.
Gazete okuyucuya gerektiği biçimde ulaştırılamadığı taktirde pazarlama
gayretleri de boşa gitmektedir. Dolayısıyla, dağıtım ve pazarlama birbirinden
ayrı düşünülemez. Dağıtım, "belli merkezlerde toplanıp sınıflandırılan
malların farklı tüketim ünitelerinin farklı tüketim modellerine göre, talep
edildikleri yerde, talep şartlarına uygun olarak hazır bulundurulması"
olarak tanımlanmaktadır. Dağıtım yalnızca taşıma-ulaştırma enlamına
gelmez. Bir dizi organizasyon birimlerinin birbiriyle bağlantılı ve düzenli
çalışması, taşıma dahil bir dizi işlemin tekrarlanarak yapılmasıyla gerçekleşmektedir. Dağıtım faktörü, gazetenin stok edilememe
özelliğinden dolayı ayrı bir önem arzetmektedir. Dağıtımda temel ilke,
gazetenin asgari maliyetle okuyucuya zamanında ulaşmasıdır. Vakit ve nakit
gazete dağıtımında iki önemli unsurdur. Bu dengeyi sağlamada, dağıtıma
ilişkin hedeflerin isabetli belirlenmesi gerekir. Gazete dağıtımı, okuyucunun satın almayı
istediği gazeteyi, istediği yerde ve istediği zaman bulabileceği şekilde
düzenlenmelidir. Mamul, üretici, tüketici
ve aracı, dağıtım kanalının yapı taşlarıdır. Ülkemizde gazetelerin hedef kitleye (tüketici)
ulaştırılması dağıtım şirketleri kanalıyla yapılmaktadır. Matbaaların başlangıçta
kendi elemanlarıyla okuyucuya sundukları gazete tüketiminin artmış olması
zamanla gazete satıcılığının bir meslek haline gelmesine sebep olmu?tur.
Dağıtımda ana yapı, yayınevi işletmesi-dağıtıcı-perakendeci şeklindedir.
Dağıtım organizasyonu ise, ana dağıtım şirketi-başbayi-bayi şeklinde gerçekleştirilir.
Dağıtım şirketleri tek bir basın işletmesine
bağlı olarak çalışmamaktadırlar. Hedef kitlesi, pazarlama amaçları, satış
uygulamaları birbirinden farklı olan yayınların aynı işleyiş içinde farklı
dağıtım amaç ve politikaları uygulaması, bu farklılıkları yansıtmak açısından
zor olabilmektedir. Diğer yandan dağıtım organizasyonunda satılamayan
yayınların aynı kanal yoluyla iadesi önemli bir sorun teşkil etmektedir.
Dağıtımın az olması satışı düşürürken, yüksek miktarda dağıtım ise iade
oranını yükseltmektedir. Türkiye'de iade oranları %10 ile %15 arasında
değişmektedir. İade yayınlar SEKA tarafından, ambalaj sanayiinde kullanılmak
amacıyla düşük ücretle satın alınmaktadır. Ancak, son yıllarda iade yayınların
değerlendirilmesindeki zorluklar ve kağıttaki devlet sübvansiyonunun kalkması
sonunda basın işletmeleri daha rasyonel olmak zorunda kalmıştır. Basın işletmeleri için dağıtım önemli bir
maliyet ögesidir. Dağıtımın kara yoluyla yapılması, dağıtım şirketlerine
ödenmekte olan %22-30 oranındaki komisyonlar bu kapsam içindedir.
Türkiye'de günlük gazetelerin çoğu maliyetlerinin
altında fiatlarla dağıtım şirketlerine teslim edilmekte, başbayiler yayınların
bir aylık satış bedellerini dağıtım şirketlerine teminat olarak ödemektedirler.
Dağıtım şirketleri ise bu paranın bir kısmını, basın işletmelerine başbayilik
teminatı olarak vermektedir. Paranın, başbayiden dağıtım şirketine akışı
ise 15 günde bir olmaktadır. Bu ücret akışı Ankara, İstanbul, İzmir, Adana
gibi merkezlerde haftada bir olmaktadır. Dağıtım fonksiyonunun ülkemizdeki gelişimini
aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür: Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye'de
basın sektöründe düzenli bir taşıma, dağıtım ve satış kuruluşu yoktu. 1950'ye
kadar gazeteler tren, vapur ve uçak gibi araçlarla sevkedilmiş, satışlar
ilgisiz ve sorumsuz ellere bırakılmıştır. Okuyucuya daha çabuk varmak, daha çok yerde
satışı sağlamak amacıyla 4 Eylül 1959'da İstanbul'da ilk dağıtım şirketi
olan GAMEDA Milliyet, Hürriyet, Cumhuriyet, Dünya, Tercüman ve Yeni Sabah
gazetelerinin ortaklığıyla kurulmuştur. (Hayat ve Ses Dergisi yöneticileri
de bu ortaklığa dahildir.)
GAMEDA'nın faaliyetleri şunlardır: a) Yayın ayarlaması ve etiketleme, b) Basılan yayınların teslim alınarak, nakliyeciye teslimi, c) Nakliye, d) İade nakliyesi, e) İade kontrolü. GAMEDA Limited Şirketi, önce kendi ortaklığı
dahilindeki işletmelerin yayınlarını, sonraları ise isteyen diğer işletmelerin
yayınlarını yurdun her yerine götürmeyi, dağıtmayı ve satış işlerini disiplin
altına almayı amaçlamıştır. Şirket gazetelerin tiraj oranlarına göre komisyon
almaktaydı. Düşük tirajlı gazeteler birim başına daha fazla, yüksek tirajlı
gazeteler ise daha az taşıma ve dağıtım ücreti ödemekteydi. İadeler ise
bayie ait olup, ana yollar üzerinde şirket kamyonlarınca alınmaktaydı. 1963'de yine İstanbul'da Hürriyet-Web Ofset-büyük
bayiler ve Hürriyet Gazetesi mensuplarından bazılarının oluşturduğu bir
ortaklıkla Hür Dağıtım A.Ş. kurulmuştur. Şirketin dağıtım tarifesi GAMEDA'nınkine
benzemektedir. 1972'de Hür Dağıtım A.Ş.'nin yerini Hürriyet
Holding A.Ş. Pazarlama ve Dağıtım almıştır. Ekim 1991'de Hürriyet ve Sabah grupları
Birleşik Basın Dağıtım Şirketi'ni kurmuşlardır. Hızla gelişen iletişim
çağında dağıtımda daha iyi ve daha hızlı olmayı amaçlayan şirket, Hürriyet
ve Sabah'ın %50'şer hisseleriyle kurulmuş, 1994'te Hürriyet grubu hisselerini
bedelsiz olarak şirketten ayrılmış, bu hisseleri Zaman-Feza grubu almıştır.
Hisselerin bugünkü dağılımı; Sabah %51, Zaman-Feza %49 şeklindedir. Hizmet ettiği kuruluşlar ise; Hürriyet
Grubu ve sahibi olduğu dergiler, Sabah Grubunun Bugün, Yeni Asır, Fotomaç
gazeteleri ile dergileri ve her iki grubun dışında kalan Türkiye, Fotospor,
Zaman, Yeni Günaydın, Süper Tan, Tercüman, Akşam, Ekonomik Bülten, Demokrasi,
Turkish Daily News, Siyah Beyaz, Bursa Olay, Akdeniz, Atılım, Gazete 07,
Gelişim Grubu'nun dergileri ve ansiklopediler olmak üzere 150'ye yakın
yayın. Yüz adedini farklı yayın grubuna ait olan yayınlar günlük, haftalık,
aylık, iki aylık, üç aylık, sadece bir kere
yayınlanan mevkuteler v.b. oluşturmaktadır. Birleşik Basın Dağıtım'ın dağıtım komisyonları;
Her bir gazetenin, net satışı, promosyon, ağırlık oranları baz alınarak
belirlenmektedir. Yayınevleriyle yapılan dağıtım sözleşmesine göre, yayının
satış fiatının %20'si alınmaktadır. Dergilerin dağıtım komisyonları %35'le
%40 arası değişmektedir. Bazı yayınların net satışları hiç tatmin
etmese de, "prestij yayınları" arasında sayı başına dağıtım ücreti tespit
edilmektedir. Dağıtımı yapılan yayının nitelik, nicelik, siyasi görü?ü
v.b. gözetilmemektedir. Şirketin yükü son bir-birbuçuk yıldır artan
promosyon kampanyalarına paralel olarak artış göstermiştir. Bunun sonucunda
nakliyat ve ürün teslim tarihlerinde istikrarsızlık sorunları doğmuştur. 1000'e yakın kamyonla ve uçakla dağitım
yapan şirketin, dağıtım ağı açısından çok büyük problemleri bulunmaktadır.
Ancak, Güneydoğu'daki terör sebebiyle yayınların dağıtımı zaman zaman engellenme
tehlikesiyle karşı karşıya gelmektedir. Şirketin Kıbrıs, İngiltere ve Avusturalya'ya uzanan geniş bir yurtdışı ağı bulunmaktadır. Zaman-Feza Grubu'nun Orta Asya, Balkanlar, ABD ve Almanya'da haftalık yayın yapması dolayısıyla bu ülkelerde de dağıtım işi yürütülmektedir. 24 Eylül1992'de Milliyet, Türkiye ve Cumhuriyet
yayın gruplarınca Yaysat Yayın Satış Pazarlama ve Dağıtım A.Ş. kurulmuştur.
1994 yılında Hürriyet Gazetesi de şirkete katılmıştır. Şirket ilk yıllarda 15 adet günlük gazete
ile 100 adet çeşitli periyotlardaki derginin dağıtımını üstlenmiş, ilk
günden itibaren bu yayınları 1300 anabayi vasıtasıyla 17.000'den fazla
satış noktasına gününde ve saatinde ulaştırmıştır. İlk aylarda şirketin
pazar payı gazetelerde %25, dergilerde %27 olarak gerçekleşmiştir. 1992 Ekim'inde 887.000 adet olan gazete
günlük net satış miktarı, Ekim 1995'te %272 artışla 3.300.000 adede ulaşmıştır. Yaysat Milliyet, Hürriyet, Türkiye, Cumhuriyet,
Son Havadis, Posta, Evrensel, Global, Orta Doğu, Milli Gazete, Gazete Ege,
Bursa 2000, Bursa Haber v.s. olmak üzere 150 yayınevine ait 35 günlük gazete
(bölgesel ve yabancı gazeteler dahil) ve 250 derginin (haftalık, 15 günlük,
aylık ve üç aylık) dağıtım ve pazarlamasını yapmaktadır. Dört bölge müdürlüğü,
bir bölge temsilciliği, bir irtibat bürosu ile Türkiye genelinde ve KKTC'de
1450 adet Yaysat Başbayii kanalıyla 20.000'den fazla satış noktasına günlük
olarak ulaşmaktadır. Günlük gazete dağıtım miktarı 3.800.000, aylık dergi
dağıtım miktarı ise 4.200.000 adettir. Günlük taşınan ortalama mal kapasitesi
750 tondur. 389 adet nakliye hattı ve aracı
ile gerçekleştirdiği yayın dağıtımı için katettiği günlük yol mesafesi
40.000km'ye yaklaşmaktadır. Dağıtımını yaptığı gazetelerin %83'ü, dergilerin
%55'i net satışa dönüşmektedir. İadeler günlük olarak değerlendirilmekte
olup, genel, bölgesel ve bayisel satışlarda günlük olarak izlenmektedir.
Ayrıca, gün içerisinde yapılan pazar araştırma çalışmaları ile içinde bulunulan
günün satışları %1-2'lik bir sapma payıyla tahmin edilebilmektedir. Şirket
ile bayiler arasındaki modem bağlantısı ile bayilerin tüm faaliyetleri
ve son satıcılardaki satış hareketleri günlük olarak izlenebilmektedir. 1995'te aylık satış cirosu yaklaşık 2 trilyon TL. olan Yaysat A.Ş. gazetelerde %45'lik, dergilerde %66'lık pazar payına sahiptir.Yaysat’tan alınan bilgilere göre, yıllar itibariyle Yaysat pazar payının gelişimi aşağıdaki
gibidir:
Gerek şirket içi ve bölgelerarası işlemlerde
gerekse bayilerle ilgili alışverişlerde tam otomasyona geçilmiştir. Bölgelerarası
işlemlerde Turpak hatları ile On-Line bağlantı kurulmuştur. Şirketin pazar
kontrol ve denetim elemanları tüm bölgelerde telsiz sistemi ile donatılmıştır.
Şirkette %41 beden gücü, %51 büro ve pazar denetim elemanı, %8 yönetici
grubu görev yapmaktadır. Kısa bir süre içerisinde tüm dağıtıcı bayilerle
modem bağlantısı kurulmak suretiyle pazarın tümünün günlük takibinin sağlanması
amaçlanmaktadır. Ayrıca, yayınevlerine modem ile bağlanarak tüm pazarlama
ve muhasebe kayıtları hizmete açık tutulacaktır. Şirket, iade sayımında
tam otomasyonu sağlayacak makinaların ithal ve kullanımı için girişimlerini
sonuçlandırmış ve montaja başlamış bulunmaktadır. Yaysat A.Ş. dağıtım sözleşmesi yaptığı
yayın gruplarından; net satış, tiraj, gazete satış fiatları baz alınarak
dağıtım komisyonları almaktadır. Bu oran gazetelerde %17-25 arası, dergilerde
%25-45 arasında değişmektedir. Gazeteler için; baş bayii %12.5, son satıcı
%5.5 oranında pay alırken, dergiler için; baş bayii %8, tali bayii %9 oranında
pay almaktadır. Son bir-birbuçuk yıldır artmış olan promosyon
kampanyaları, Birleşik Basın Dağıtım'de olduğu gibi Yaysat'ı da etkilemiş,
artan tirajlardan dolayı günlük, haftalık, aylık olarak net satışları belirlemek
zorluğu gündeme gelmiştir. Gazetenin okuyucuya ulaştırılmasında ikinci
yol "abone" sistemidir. Dergilerde daha yoğun görünen abone sistemini gazetelerde
sadece Türkiye ve Dünya Gazeteleri (ulusal bazda) kullanmaktadırlar. Bu
sistemde gazete doğrudan müşteriye gönderilmektedir. Türkiye Gazetesi'nin yüksek tirajlı gazeteler arasına girmesini sağlayan en önemli projelerinden biri, dağıtım modelidir. Gazetenin evlere ve işyerlerine elden dağıtımını kullanan işletme bu yöntemi uygulayabilmek için İhlas Pazarlama A.Ş.'yi kurmuştur. Bu uygulamada özen gösterilen noktalar şunlardır: -- Gazetenin günün erken saatlerinde (en geç sabah saat 09:00'da) okuyucuya ulaştırılması, -- Lise ve üniversite öğrencilerinden oluşan
ülke çapında yaygın bir dağıtıcı kadrosunun kurulması, -- Gazete dağıtıcılarının her gün okurlarla
yüzyüze karşılaştıkları için, iyi eğitilmeleri hususu,
-- Okuyucunun, gazetesi ile ilgili tepkileri,
istek ve beklentileri, eleştirilerinin anında merkeze ulaşımı. Ülke çapında bütün iller ve yerleşim merkezlerinden
oluşan 70 bölge temsilciliğine bağlı 405 gazete dağıtım bürosu kurulmuş,
buralarda gazete dağtmak üzere 4000'I aşkın kişi istihdam edilmiştir. Dağıtımın abone sistemiyle yapılmasıyla,
abone sayısını dondurmak ve iadeyi sıfırlamak mümkündür. Abone bedelleri
önceden ödeneceği için de gazeteler büyük finans kaynakları kazanacaklardır.
Diğer taraftan abonelere uygulanacak indirim okuyucular açısından da cazip
olacaktır. Bu sistem genellikle posta aracılığıyla çalışmaktadır. Ancak, posta giderlerindeki artış, abonelerin azalmasına sebep olmaktadır. Bunun çözümü için, atıl kapasiteli öğrenci çevreleri faaliyete geçirilebilir, belli yayın ya da yayın gruplarının evlere direkt servisi sağlanabilir. 3.7. TEKELLE?ME Tekel, pazarda arz kaynağının tek olması
anlamına gelmektedir. Tam rekabet durumunda firmaların karşılarında çok
fazla miktarda rakip vardır, rekabet tamamen kişilerden bağımsız olarak
gelişmektedir. Rekabet imkanının az olması tekel durumunu doğurmaktadır.
Bununla birlikte tekel durumunda dolaylı ve potansiyel rakipler dü?ünülmelidir. Tekelci piyasalarda rekabet olasılığını
düşüren sebepleri aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür: a) Doğal tekel; Herhangi bir malın hammaddesi
yalnız bir yerde bulunuyorsa ve tek bir firma bu yere sahipse, hiç kimse
söz konusu firma ile rekabet edemeyecektir.
b) Kanuni tekel; Bazı malların satışı kanunla
tek bir firmaya verilebilir. Ülkemizde rakı imal ve satışının Türkiye Tekel
İdaresi’ne verilmesi buna en iyi örnektir. c) İktisadi tekel; İktisadi tekeller çeşitli
şekillerde olabilir: -- Anlaşmaya dayanan tekel; Bir malı üreten
firmalar aralarında anlaşma yaparak rekabet etmemeye karar verebilirler.
Bunun sonucunda “karteller” oluşur. Kartele giren firmalar, fiatları kırmamak,
reklam yapmamak, her işletmenin satış yapacağı bölgeleri tesbit etmek,
hammadde fiatlarını arttırmamak gibi konularda anlaşma yapabilirler. -- Fiili tekeller; Bir firma rakiplerini
herhangi bir şekilde ezerek piyasadan çıkarmak suretiyle, piyasada fiilen
tek başına kalabilir. Bu şekildeki tekele “tröst” denilmektedir. Burada
azalan maliyetler kuralı geçerli olmaktadır. Bir firma büyüdükçe maliyetlerini
düşürebiliyorsa, büyüdükçe rakiplerini ezecektir. Bir üretim alanında büyük
sermayeye ihtiyaç varsa, bu büyük sermayeyi temin edebilen işletmenin piyasada
tekel oluşturması mümkün olacaktır. -- İhtira Beratı’nın (patent) temin ettiği tekel; Bir malın üretimi herhangi bir firmanın sahip olduğu patent nedeniyle yalnız bir firma tarafından yapılırsa, söz konusu firma tekelci durumundadır. Tekelcilik, kapitalist sistemin uzun yapısal
değişimleri sonucu sermayenin merkezileşmesine paralel olarak 19. yüzyılın
ikinci yarısında ortaya çıkmış bir olgudur. Tekelde tek bir satıcı piyasanın bütününün
ihtiyacını karşılamaktadır. Tam rekabette satıcıların hiçbiri etkisini
duyuracak kadar önemli değildir. Düopol ve oligopol ise tam rekabet ile
tekel arasında bulunan durumdur ve satıcı sayısı birden fazladır. Satıcı
sayısı iki ise düopol, ikiden fazla ise oligopol söz konusu olmaktadır.
Bazı oligopollerde firmalar tamamen aynı çeşit malı satmaktadır; çelik
veya çimento oligopolü gibi. Bazılarında ise ürünler farklı olabilmektedir;
otomobil, buzdolabı oligopolleri gibi. Düopol ve oligopolün ortaya çıkış nedenleri
tekel gibidir. Bir değil, üç işletmenin elinde bir malı üretmek için patent
olması; devletin bir yerine dört işletmeye belirli bir malı üretme ayrıcalığını
vermesi; bir malı üretmek için büyük kapitale gerek duyulması gibi hallerde
düopol ve oligopol ortaya çıkabilmektedir. Böylece de yeni firmaların pazara
girmesi engellenmektedir.
Bugünkü oluşumuna göre Türkiye’deki basın
işletmeleri bir oligopol şeklinde gelişmektedirler. Tekelleşme, gelişmiş sanayi ülkelerinde,
özellikle Amerika, Japonya ve bazı Avrupa ülkelerinde ekonomik planda yaygın
olarak görülmektedir. Somut olarak, varolan büyük firmaların büyüyüp gelişmesi,
daha küçük veya daha güçsüz olanların ortadan kaybolması biçiminde ortaya
çıkmaktadır. İşletmelerin sürekli kar arayışı ekonomik işleyişlerini zorunlu
kılmakta; işletmeler arasında birleşmeler, satın almalar meydana gelmektedir. Basın alanındaki tekelleşmeyi; basın işletmelerinin
büyümesi, diğer bir söylemle üretim birimlerinin büyümesi ve bunun sonucunda
işletme sayılarının azalması şeklinde tanımlamak mümkündür. Bu durumda
basın işletmeleri zanaat işletmeciliğinden endüstriyel işletmeciliğe kaymaktadır.
Basın işletmelerinin sıradan ticari işletmeler rejimine tabi tutulması
bu alanda tekelleşmeye yol açmaktadır. Serbest rekabet, diğer işletmelerde
olduğu gibi, basın işletmelerinde de büyüme eğilimini arttıran önemli bir
nedendir. Bu eğilimse, tekelleşmeye olanak hazırlamaktadır. Basın işletmelerindeki tekelleşme, gelişen
teknoloji ve bunun gerektirdiği büyük yatırımlar sonucu 1960'larda başlamışlardır.
Giderek basın belirli çevrelerin ve kişilerin tekeline geçmiş ve bir anlamda
bağımsızlığını yitirmiştir. Amerika'da 'Gazeteler Zinciri' denilen tröstler
arasında Gannett Şirketi elinde tam 53 tane günlük gazete bulundurmaktadır. Türkiye'de ise 1988 Haziran'ında Asil Nadir'in
Günaydın Gazetesi'ni almasıyla ilk olarak tekelleşmeden söz edilmiştir. Batı ülkelerinde, kapitalist gelişme sürecinde
ortaya çıkan gazeteler, gelişmelerinde devlet müdahalesini en aza indirgemeye
çalışırken, bu temel özellik, Türkiye'de Cumhuriyet Dönemi Basınının ana
sorunu olmamış, çünkü gazeteler yaşayabilmek için devletin iznine, yardımına
muhtaç kalmışlardır. Bu desteğe başvurmaksızın yaşamaya çalışan gazetelere
de devlet gerekli izni vermek eğilimini göstermemiştir. Türkiye'de Cumhuriyet'in ilk yıllarında
büyüklü küçüklü 40 gazete bulunmaktaydı. 1950'de DP'nin iktidar olmasıyla
siyasal, ekonomik ve toplumsal değişiklikler basında da kendini göstermeye
başlamıştır. 1950'de yaratılmak istenen "kitle toplumu", "kitle basını"nı
doğurmuştur. Türkiye'de çok partili siyasal hayata geçişle
birlikte, basının üzerindeki baskılar da bir ölçüde kalkmıştır. 1920'de
kurulan, uzun yıllar haberde tekel durumunda olan A.A. bugün de çalışmalarını
sürdürmektedir. 1961'de Basın İlan Kurumu'nun kurulmasıyla gazetelere eşit
ilan-reklam dağıtımı amaçlanmıştır. 1960'da Milliyet, Günaydın, Tercüman
(daha sonra Cumhuriyet, Dünya ve Ayrıntılı Haber de dahil olmuştur.) gazetelerinin
katılımıyla GAMEDA Dağıtım Şirketi kurulmuş ve dağıtım alanında ilk tekelciliğe
imza atılmıştır. 1962'de Hür Dağıtım
kurulmuş, 1979'da Hürriyet Holding A.Ş. Pazarlama ve Dağıtım kurulmuştur.
Yine 1960'larda Mil-Pa, Tür-Pa, Güneş, Günaydın kendi pazarlama şirkatlarini
kurarak bu alanda tekelleşmeye destek sağlamışlardır. Ve 1980'lerde Türkiye'de
tekelleşme hız kazanmıştır. Basında tekelleşmeyi üç grupta incelemek
mümkündür: 1) Yatay Tekelle?me, 2) Dikey Tekelle?me, 3) Çapraz Tekelle?me. Yatay bütünleşmede, söz konusu firma aynı
malı üreten işletmelerle bütünleşme yoluna gitmektedir. Bu firma için çalıştığı
piyasada tekel (monopol) durumu doğurmaktadır. Burada firmanın maliyetlerini
düşürme olanakları yanında, fiatları da karını en yüksek düzeye çıkaracak
biçimde düzenleme avantajı mevcuttur. Basın işletmelerinde yatay tekelleşme,
kendi yazı işleri kadrosuna sahip gazete sayısındaki azalmadır. Bir ana
başlık etrafında yer alan ve ilk bakışta başkalarınca yayımlandıkları izlenimini
veren diğer bazı ikinci derecedeki gazete ve dergilerin çıktığı işletmelerde
meydana gelmektedir. Dikey bütünle?mede firma, ürettiği malın
hammaddesinden pazarlamasına kadar olan tüm aşamaları kendi yapısında toplamaktadır.
Böylece, birim maliyetlerinde ve fiatlarında düşüş sağlayarak diğer firmalara
karşı önemli üstünlük kazanmaktadır. Basın işletmlerinde dikey tekelleşme, birden
çok gazetenin kontrolünün bir kişi ya da bir grup eline geçmesidir. Bu
gruplarda haber toplamadan dağıtıma kadar olan işlemlerle uğraşan ve aynı
yönetim altında birbirini tamamlayan işletmeler biraraya toplanmış durumdadır.
Dikey tekelle?mede bütünle?me (integration) söz konusudur. Çapraz tekelleşmede işletmeler yayın alanlarını
çeşitlendirmekten çok, genişletmeye ve okuyucu sayısını arttırmaya çalışmaktadırlar.
Bu tür tekelleşme, bir çok ülkede günlük basın, periyodik basın, kitap
yayını alanlarında taşmış ve elektronik kitle iletişim araçlarını, radyo
ve televizyon yayıncılığını da kapsar bir nitelik kazanmıştır. Basın-yayın alanında "çapraz mülkiyet"
hızla artmakta, ABD ve birçok Avrupa ülkesinde gazete patronluğunun yerini
"medya patronluğu" almaktadır. Bugün Türk İletişim Dünyası'nda da bu tip
bir tekelleşme görülmektedir. Tekelleşme basın işletmelerinde diğer sektörlerle
benzer özellikler taşımaktadır. Gelişmiş ülkelerde basın sektöründe artan
karlar, güçlenen kuruluşlar, yenilenen teknoloji ve bunların sonucunda
güçsüz firmaların yok oluşu söz konusudur. Gelişmemiş ekonomilerde, dışa
bağımlı teknolojiyle birlikte ekonominin iç ve dış dinamikleri sonucu batma
noktasına gelen kuruluşlar bile iç piyasadaki firmalar tarafından satın
alınamamakta, bu da devreye yabancı sermayenin girmesine sebep olmaktadır.
Böylece ülke basını uluslararası basın tekelleri tarafından yutulmaktadır. Diğer sektörlerdeki tekellerin ana amacı, maliyetleri düşürmek, fiatları kontrol etmek, karı maksimize etmek şeklinde ortaya çıkarken, iletişim alanındaki tekeller ise bir yandan karları yükseltirken, diğer yandan gelişen teknolojinin ortaya çıkardığı yığınsal medyanın olanaklarını kullanarak ekonomik ve siyasal tercihleri etkileme, hatta belirleme şeklinde geli?mektedir. 1960'lı yıllardan itibaren tartışılmaya
ve çözüm yolları aranmaya başlanmış olan tekelleşmenin nedenlerini incelemek
amacıyla Eylül 1967'de Tel Aviv'de toplanan Uluslararası Basın Enstitüsü
(IPI) Kongresi, başlıca dört faktör üzerinde durmuştur: 1) Teknik harcamaların (maliyetlerin) artışı; a) Süreli yayınların hammaddesi düzeyinde;
kağıt kalitesinin yükseltilmesi, kağıt piyasasının istikrarsızlığı, kağıdın
pahalanması, gümrük vergisinin uygulanışı, b) Yazı işleri düzeyinde; sayfa sayısının
artışı, kalite titizliği, ticari ve psikolojik nedenlerle gazete fiatlarının
sabit tutulması, günlük basında reklam hacminin gerilemesi, radyo ve TV
rekabeti, uluslararası haber ajanslarının pahalı haber satışı, c) Üretim düzeyinde; ücretlerin diğer sektörlere
oranla daha fazla artoşı ve istihdam fazlalığı, d) Yayın düzeyinde; dağıtım çabukluğunu
sağlamak için ödenen ücretin yükselişi, e) Diğer faktörler; faaliyetlerin bazı
günlerde durması, TV'ye verilen reklamlarla reklam giderinin artması. 2) Geleceğe yönelik büyük yatırımlar zorunluluğu; Rekabetin doğal sonucu olarak basın işletmeleri
büyük tirajlar gerçekleştirebilecek modern basımevlerine sahip olamk zorundadırlar.
Bu ise büyük yatırımlarla sağlanabilir. Bir basımevinin temel donatımı
ancak belirli bir tirajdan sonra verimli olabilir. Yatırımların yüksek oluşu, büyük sermayeyi
gerktirmesi, orta ve küçük çaptaki işletmeler açısından olumsuz sonuçlar
doğurmaktadır. İşletmeleri rezervleri yatırımları karşılamaktan uzaktır.
Bu sebeple birçok işletmenin daha önceki yıllarda sağladıkları tasarrufları
ortak bir biçimde kullanmaları basın için kaçınılmaz olmuştur. 3) İlan ve reklam geliri yetersizliği; Gazetelerin ilan ve reklamlardan sağladıkları
gelir satış gelirlerinden sağlanan gelirden daha çoktur. İlan ve reklamların
yüksek tirajlı gazetelere verilmesi sebebiyle düşük tirajlı gazeteler sonunda
büyük basın gruplarına dahil olmak durumunda kalmıştır.
4) Okuyucuların titizliği; Nüfus artışı, kültür, eğitim, yaşam düzeyinin
yükselmesi ve TV rekabeti sonucunda gazeteler daha kaliteli çıkmak zorunda
kalmaktadır. Kalite ise maliyeti arttırmakta, bu da tekelleşmeyi hızlandırmaktadır. Avrupa Danışma Konseyi'nin Consentration
de la Presse (Basın'ın Yoğunlaşması) hakkında 21 Ekim 1972'de yapyığı toplantıda;
gazetelerin veya gazete gruplarının sayılarının gittikçe azalması yüzünden
basında çeşitli düşüncelerin yayınlanması olanağının fiili ya da olası
bir tehdit altında bulunması tehlikesi saptanmıştır. Oysa haber alma özgürlüğü Avrupa İnsan
Hakları Antlaşması'nın 10. maddesinde; "Her insanın söz özgürlüğü ve hakkı
vardır. Bu özgürlük düşünce özgürlüğünü ve haberleri yahut düşünceleri,
herhangi bir resmi otoritenin baskısı olmadan ve sınır tanımaksızın alınıp
başkalarına ulaştırılması olanağını kapsamaktadır. Bu madde, devletin Rd-TV
veya sinema yayınlarını denetlemesine engel değildir." şeklinde yer almıştır. Basının yoğunlaşması, tekelleşmesi her
ne kadar bu maddeyi ihlal etmese de, kişinin haberleşme özgürlüğünü dolaylı
olarak daraltmaktadır. Önemli sayıda gazetenin kapanması, dolayısıyla
basına tek bir gazetenin hakim olması; gazetelerin mülkiyetlerinin bir
veya birkaç elde birleşerek yazı kadrosunun bağımsızlığını, haberleşme
özgürlüğünü tehlikeye düşürecek ölçüde kısıtlaması; basının reklamcılığın
baskısı altına girmesi, giderek yazı kadrosunun bağımsızlığını azaltıp
okuyucu kitlesinin çeşitli düşünceleri öğrenmek olanağından yoksun bırakılması
tekelciliğin düşünce ve söz özgürlüğünü kısıtlamasına yol açmaktadır. 1977 yılının Aralık ayında UNESCO bünyesinde
toplanan "Uluslararası İletişim Sorunlarını İnceleme Komisyonu"nda, tekelleşmenin
nedenleri üzerinde durulan "Mac Bride Raporu" hazırlanmıştır. Mac Bride
Raporu'nda yer alan maddeler şunlardır; -- Piyasa ekonomisinin temel eğilimleri, -- Kamusal güçlerin (iktidarın) gereksinmelerine
yanıt vermek için enformasyonun, iletilerin ve içeriklerin standartlaşması, -- Yayıncılık ve dağıtımda yeni tekniklerin
ekonomik baskıları, -- Tiraj ve reklam gelirlerini arttırmak
için girişilen rekabetin baskıları, -- Çeşitli medyalar arasındaki rekabet, -- Kültürel ürünlerin tek tip olmaya yönelmesi,
-- Ekonomik ya da sosyal bir gereksinmeye
yanıt veremeyen gazetelerin varlığı, -- Üretim masraflarının artması, -- Gazeteler arasındaki birleşmeler, -- Bağımsız işletmelerin yaşamını desteklemeyen
yönetsel ve mali politikalar, -- İşletmelerdeki yönetim yanlışları, -- Enflasyon,
-- Özel sektörde olduğu gibi kamu sektöründe de yeni girişimlerin yokluğu ve yeni mali kaynakların bulunmaması. 1979 yılında kaleme alınan Mac Bride Raporu'nda
iletişim alanında tekelleşmenin biçimleri, nedenleri ve sakıncalarından
söz edilmiş, bunun önlenmesi amacıyla uluslararası kuruluşlara, hükümetlere
ve gazetecilere düşen görevlerden söz edilerek iletişim sektöründeki tekelleşmenin
bir an önce önlenmesi zorunluluğu dile getirilmiştir. Bugünkü koşullar altında gidişatı değiştirmek
hemen hemen imkansız görünmektedir. Maliyet fiatlarının artması, piyasanın
haddinden fazla dolması, yeni bir gazetenin çıkması için gereken yatırım
ve riskleri tehlikeli kılmaktadır. Ancak, birleşmiş gazeteler grup halinde
bu tehlikenin dışında kalabilmektedirler. Tekelleşme, gazete sayısında bir azalmaya
yol açmaktadır. Gazete sayılarının büyük oranda azalması, henüz yerleşmediği
ülkelerde bir oligopol (takım tekeli) yaratmaktadır. Uzun dönemde tekelleşme
tekelleşmeyi arttırmaktadır. Büyüyen ve güçlenen gazeteler karşısında aynı
mali ve teknik olanakları bulamayan gazeteler kaybolmakta, bu aynı zamanda
gazete sayısının kaçınılmaz olarak sınırlanmasını doğurmaktadır. Eğer basın bir kaç gazeteye indirgenirse,
halkın bir kesimi kendini temsil edecek bir yayın organına sahip olamayacaktır.
Sonuçta ise basındaki çoğulculuğun kaybıyla karşıkarşıya kalınacaktır. Tekelleşme basın kuruluşlarının yeniden
örgütlenmesini gerektirmekte ve yürürlükte olan yapıyı değiştirmektedir.
Basın kuruluşlarına şirketler aracılığıyla belirli oranlarda ortak kalınması,
bu ortaklıkların çoğalması gerçek yönetimin hangi ellerde toplandığı konusunda
karışıklıklar yaratmaktadır. İşletmenin "rasyonelleştirilmesi" ilk aşamada
işgücünden başlayarak yapılmaya çalışılmaktadır. Tekelleşme, basın alanında
çalışanların işten çıkarılmalarına yol açmaktadır. :Rekabeti ortadan kaldırdığından,
gazeteci ekibin mücadeleciliği de kaybolmaktadır. Rekabetin olmadığı yerde
ise, iyi gazetecilerin ücretleri yüksek olduğundan onların yerine kötülerini
çalıştırmak görüşü yaygındır. Gelişmiş ülkelerde bazı gazeteler, ücretleri
düşük olduğundan stajyer gazeteciler çalıştırmakta, tasarruf ettikleri
parayla da yeni yatırımlar yapmaktadırlar. Bu uzun sürede gazetecilik mesleğine
zarar verecektir. Diğer yandan tekelleşme gazeteleri standartlaştırmakta,
nesnelliğini ortadan kaldırmaktadır. Büyük teknolojik yatırımlar basını
ticari kaygılara düşürmekte, bunun sonucunda basın nesnellikten uzaklaşmaktadır.
Böylece, basın ana işlevinden (toplumsal işlevinden) uzaklaşmakta, giderek
pazar ekonomisinin belirlediği şartlara uymak zorunda kalmakta, dolayısıyla
gazetelerin içerikleri bozulmaktadır. Tekelleşme batı dünyasında farklı düşüncelerin
ortaya konmasına engel olduğu için eleştirilmektedir. Türkiye'de herşeyden
önce devletin yarattığı düşünce tekeli söz konusudur. Tekelleşmeyi önlemek
herşeyden önce bu yanlışı düzeltmekle mümkündür. Siyasal tekelleşme veya yetki tekelleşmesi
basın araçlarının tamamen ya da kısmen kişilerin, özel grupların veya devlet
yöneticilerinin hakimiyeti altına girmesiyle sonuçlanmaktadır. Yetkinin
devlet yararına tekelleşmesi ise ekonomik tekelle?me sonucudur. Gazetelerin görevlerini serbestçe yapabilmeleri için ekonomik ve siyasi baskıdan uzak olmaları gerekmektedir. Bu baskıyı bir hükümet, bir dernek, bir grup, bir banka yapabilir. Bir çok gazetenin tek bir patronun elinde
toplanması, çeşitli fikirlerin açıklanmasına engel olmaktadır. Gazetenin
mali sorumluluğunu taşıyan bu patronu tamamıyle gazeteye etki yapmaktan
menetmek mümkün olamamaktadır. Bir gazeteler zinciri sahibi olan gerçek
veya tüzel kişi, olanaklarını yalnız kendine özgü fikirleri için değil,
aynı zamanda mali çıkarları için de kullanabilir. Basın alanında tekelleşme
gücü, etkiyi, iktidarı dile getirmektedir. Tekelleşmeyi önlemek amacıyla alınabilecek
tedbirleri aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür; Bu denli olumsuz sonuçlar doğuran tekelleşmeyi
önlemek için halen başvurulmakta olan önlemler iki grupta toplanabilir: 1) Sınırlandırmalar 2) Devlet yardımları Çeşitli ülkelerin mevzuatında tröst veya
kartel biçimindeki basına özgü tekelleşmeleri sınırlamak üzere konulmuş
hükümler çok azdır. Ancak, bazan bütün ekonomik kesimlere uygulanabilen
anti-tröst mevzuat mevcuttur. Türk hukukunda, Anayasa'da ve 195 sayılı
kanunda tekelleşmeyi önlemede etkili olabilecek hükümler bulunmaktadır. Anayasanın 23.maddesinin 3. fıkrası: "Gazete ve dergiler, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerin veya bunlara bağlı kurumların araç ve imkanlarından eşitlik esasına göre faydalanır." Ancak, olanaklar eşit olmayınca, büyük işletme, küçük işletmeye oranla eşit işlemden dolayı daha karlı çıkmaktadır. 195 sayılı kanunun 2. maddesinin 4. fıkrası:
Basın İlan Kurumu'na basının türlü ihtiyaçlarını (makina, kağıt, mürekkep)
sağlamak görevini vermiştir. Bu fıkra güç durumda bulunan veya yeni yayın
hayatına atılan gazeteler lehine kurum tarafından uygulandığında tekelleşmeyi
önleyebilir. 195 sayılı kanunun 2. maddesine göre Basın
İlan Kurumu'nun görevleri şu şekilde belirtilmiştir: -- Resmi ilanların mevkutelerde yayınlanmasına
aracı olmak, -- Kurum'un idaresine i?tirak eden mevkutelere,
basın dernek ve sendikalarına en çok beş yıl vade ile kredi açmak, -- Yönetmelikte tespit edilecek, basında
fikren veya bedenen çalışanlar gibi basın mensuplarına, vadesi iki yılı
geçmemek üzere boç para vermek, -- Basının her türlü ihtiyaçlarını temin
etmek (makina, kağıt, mürekkep gibi) -- Yönetmelikte tespit edilecek basın mensupları
ile bunların çalışamaz durumda olanlardan yardıma muhtaç bulunanalara ve
ölenlerin ailelerine yardım etmek, -- Yukarıdaki bendde yazılı olanlar için
diğer her türlü sosyal te?ebbüslerde bulunmak, -- Bu kanunla kendisine verilen diğer görevleri
ifa etmek. Türkiye'de tekelleşmeyi doğrudan doğruya
önlemeye yönelik bir yasa bulunmamaktadır. Günümüzde, tekelleşme, dönüşü
olamayan ve kaçınılmaz bir olgu olmuştur. Ancak, tekelleşme, halkın gösterdiği titizliği
tatmin etmek amacıyla bir iç hareketten kaynaklanıyorsa, tirajın ve reklamın
artışı gazetenin biçiminin ve yazı işlerinin kalitesinin yükselmesine olanak
veriyorsa, yararlı ve doğaldır. İfade özgürlüğü ve haber alma hakkı bakımından
tekelleşmenin doğurduğu sakıncalar, basını siyasal, ekonomik ve fikri ögelerini
içerecek yeni bir basın statüsünün hazırlanmasıyla, kuramsal olarak, yeterli
sayıda çıkarılacak yeni gazetelerle hafifletilebilir. Böylece, basın işletmeleri
bir kamu hizmeti gördüğü kabul edilen basının amacına uygun bir biçime
kavuşacak, ticari hırs, düşünceyi ikinci plana itemeyecektir. Ancak, bunun
için hem büyük maddi imkanlar gerekmektedir. Üstelik siyasal iktidarlar
da şimdiye dek buna ılımlı bakmamışlardır. Ekonomik alandaki gelişmelerin tekelleşme
ile sonuçlanması karşısında devletin tekelleşmeyi önlemek için müdahale
etmesi bir hak ve görev olarak belirmektedir. Kişilerin sosyal haklarını
kullanabilmesi koşullarının hazırlanması için devletin etkinlikte bulunması
gerekmektedir. Serbest rekebeti öngören özel girişimcilik,
iletişim alanında gerekli çoğulculuğu sağlayamıyorsa, devlet bu çoğulculuğu
sağlayacak koşulları yaratmakla yükümlüdür. Bunun için ya kendisi doğrudan
faaliyet gösterecek (ki bu tür faaliyet yazılı basında çağdaş yaklaşımla
ters düşer) ya da farklı sesleri destekleyecek çabalar içerisinde olacaktır.
Çoğulculuğu tehdit eden fiili bir tekelleşme ise, bu tekelleşmenin giderilmesi
için antitekel düzenlemeler doğrudan önlemlerle gerçekle?ecektir. Basına yapılacak yardımları şu şekilde
özetlemek mümkündür: -- Dolaylı yardımlar; Haberleşme, ulaştırma
araçlarında ve vergilerde tüm basına mahsus indirimler, -- En güçlü gazetelerle ikinci veya üçüncü
sınıf gazeteler arasındaki mesafeyi azaltmak amaçlı tedbirler, -- Doğrudan doğruya yardımlar; Basın için
bir fon kurulması ve çok güç durumda olanlara mali yardımda bulunulması, -- Basının kendi kendine yardımı; Maliyet
fiatlarını azaltabilmek üzere bütün gazetelerin teknik işbirliği yapmaları, -- Gazetelerin mülkiyetlerinin tek elde
toplanmasına engel olmak üzere alınacak tedbirler. Türkiye’de bugün basına doğrudan ve dolaylı
biçimde yardımlar sürdürülmektedir. Doğrudan yardımlar, resmi ilan ve mecburi
aracılık kapsamına giren ilan ve reklamlardan oluşur. Bunun için 1961'de
Basın İlan Kurumu kurulmuştur. Kurum yayınlamaya başlayan, yayınlanabilen
ve bunu belirli bir süre sürdürebilen yayınları desteklemektedir. Dolaylı yardımlar ise, devletin basının
yararlanmasına sunduğu hizmetlerdeki indirimlerdir. Bunlar için devletin
belirlediği kurallar geçerlidir. PTT'nin indirimli tarifesinden faydalanabilmek
için belirli süre kadrolu gazetecilik yaptıktan sonra Basın-Yayın Enformasyon
Genel Müdürlüğü tarafından verilen basın kartına sahip olmak gerekmektedir.
Havayollarında indirimli tarifeden yararlanmak için de aynı kural geçerlidir.
PTT basının posta ücretlerine de indirim uygulamaktadır, ama basın genellikle
gazete için dağıtım şirketlerini (tekelleşmeyi önlemenin önemli bir yolu
dağıtımın kolaylaştırılmasından geçmektedir. Dağıtım maliyeti, yayının
yapılmasını ya da sürdürülmesini tehlikeye atacak düzeyin altında tutulmalıdır.),
posta için de yine kendilerinin geliştirdiği hızlı ulaştırma sistemini
tercih etmektedir. Burada hız, belirleyici faktördür.
Devletin doğrudan yardım kapsamında düşünülmesi
gereken bir başka katkısı, gazetelerin ihtiyaç duyduğu araç ve malzemelerin
ithali konusundadır. Devletin uzun süren indirimli kağıt fiatı
desteği bugün terkedilmiş görünmektedir. Oysa, gazete kağıdı gazetenin
maliyetini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu sebeple kağıt alımlarında basına
bir takım sübvansiyonlar verilmelidir. Basının kağıt ihtiyacı karşılanmadan,
ihracata gidilmemelidir. Gazete kağıdı fiatı ile dergi ve kitaplara verilen
aynı hamur ve kalitedeki kağıt fiatı arasındaki fark kaldırılmalıdır. Vergi alanında da devletin basına bazı
yardımlarda bulunması zorunludur. Bu yardımlar şunlar olabilir: -- İthal edilen gazete kağıdının gümrük
vergisinden tamamen muaf tutulması (giderek genişleyen ekonomik birlikler
ile gümrük birliklerinin oluşması sonucu, giriş vergilerinin indirilmesi
veya kaldırılması, kaçınılmazdır.), -- Yine ithal edilen matbaa araç ve gereçlerinin
gümrük vergisinden tamamen veya kısmen muaf tutulması, -- Fikir işçilerinin kazançlarının bir kısmının
gelir vergisinden muaf tutulması gibi noktaları kapsamalıdır. -- Güç durunda olan orta çaptaki basın işletmelerine
uzun vadeli ve düşük faizli kredi sağlanmalıdır. Aksi taktirde, söz konusu
işletmelerin yatırıma ayırabildiği kazançlarına bir vergi indirimi tanınmalıdır. Çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir
basın statüsü hazırlandığında, aşağıdaki ilkelerden hareket etmek gerekmektedir: -- Basın siyasal ve mali baskılara karşı
korunmalıdır. -- Basın iç düzeni sorumlu gazetecilerin
ifade özgürlüğünü güvence altına almalıdır. -- Her basın işletmesinde bir basın konseyi
kurulmalı; geniş bir denetim, hatta itici güç icra edebilecek bu konseyin
bünyesinde bütün ilgili taraflar ile halk temsil edilmelidir. -- Gazetecileri, çalıştıkları basın işletmelerinin
yönetimine ortak eden reformlara gidilmelidir. -- İşletmeler arasındaki rekabetin ticari
değil, fikri düzeyde yapılması sağlanmalıdır. -- Devlet yardımının statüde belirtilmesi,
basın işletmelerini siyasal baskılara karşı koruyacaktır. -- Ortak bir dağıtım kuruluşu gerçekleşmelidir. -- Düşük satış fiatı, aynı zamanda haberleşmenin
kalitesi yükseltilerek korunmalıdır. -- Güç durumda bulunan basın işletmelerine
uzun vadeli ve düşük faizli yatırım kredisi sağlanmalıdır. -- Basının ikramiye dağıtımı yasaklanmalıdır. -- Basın işletmelerinin gelir kaynaklarını
denetlemek üzere daha etkin bir sistem getirilmelidir. Sonuç olarak, tekelleşmeyi önlemek amacıyla getirilen sınırlandırmalar ve devlet yardımları yetersiz kalmakta, tekelleşme önüne geçilemez bir boyut almaktadır. Bu durumda gazete yönetimlerinin ve devletin sorumluluklarını bilerek daha ciddi,yeni tedbirler alması gerekmektedir. SONUÇ XX. yüzyıla gelinceye kadar Dünya’da basın
endüstrisinde uzun süre teknolojik yenilikler yapılmamış, baskı tekniğindeki
hızlı gelişmeyle XIX. yüzyılda tiraja ve satışa yönelik basın işletmeleri
gündeme gelmiştir. Bu gelişme sürecinde Sanayi Devrimi’nin gerçekle?mesi,
refah düzeyinin artması, okur-yazar oranının çoğalması gibi etkenler de
rol oynamıştır. Sanayileşmiş ülkelerdeki bir kaç büyük
gazetenin birleşerek meydana getirdiği basın zincirleri, dünyada çok sayıda
irili ufaklı basın işletmelerinin azalmasına, rekabete katlanabilen, güçlü,
büyük tirajlı işletmelerin ise hayatta kalmasında etken olmuştur. Gelişen
teknoloji ve yükselen tirajla birlikte gazetecilkik üç beş kişinin faaliyeti
olmaktan çıkmış, esaslı bir organizasyonu gerektiren bir işletme statüsüne
kavuşmuştur. Basın işletmeleri yarı kamusal işletme
statüsü ile kültürel, sosyal, ekonomik, politik açılardan kamuoyu oluşturarak,
kamusal iradeyi açıklayarak, kamusal iradeye yön vererek; eğitici, haberdar
edici, uyarıcı özellikleri ile hizmet üretmektedir. Diğer yandan, ticari
işletme statüsü ile gazete (mal) üretmekte ve kar amaçlamaktadır. Basın
işletmeleri gerek hizmet, gerekse fiziksel ürün olarak gazeteyi üretmek
için tüm girdilerini dış çevreden sağlamakta ve çıktılarını da yine dış
çevreye vermektedir. Bu işletmelerin başarılı bir hizmet sürdürebilmeleri
için kamuoyuna hitabedebilme gücü sık sık kontrol edilmelidir. Basın sektörü finans sorununu en yoğun
yaşayan işletmelerdendir. Bir yandan kamu hizmeti verirken, diğer yandan
dolaylı ya da dolaysız olarak ekonomik koşulların etkisi altında bir sanayi
ürünü üretmekte olan bu sektörün en önemli finansal problemi, öz sermayesi
ve toplam cirosu ile oranlanamayacak derecedeki az karlılığıdır. Bu durumda;
basın işletmelerinde kamu hizmeti ve kar amacı konusunda iki yönlü bir
bağımsızlık sorunu doğmaktadır. Kamu hizmeti görevini olabildiğince tarafsız
devam ettirebilmesi için bağımsız olması gerekirken, bu hizmetin kalitesiyle
ticari faaliyetleri arasındaki dengeyi çok dikkatli kurması, mali yapıyı
sağlam ve istikrarlı bir temele oturtması gerekmektedir. Özellikle, karlılık
için maliyetlerin mümkün olduğunca düşük olmasına dikkat edilmelidir. Yöneticilerin
deneyimleri, bilgileri, teknolojiyi kullanma biçimleri, dağıtım kanallarının
seçimi, ucuz hammadde ve ucuz işgücü maliyeti dü?ürmekte
etkili olan faktörlerdir. Türkiye’de 1980 öncesinde siyasal ve toplumsal
etkenlerle değerlendirilen basında 1980’den itibaren ekonomik ögeler önem
kazanmıştır. Basının içeriği ve sosyal rolü üzerinde ekonomik bağımlılıkları
rol oynamaya başlamıştır. 25 Ocak 1980’de kağıt fiatlarının artmasıyla
basın büyük bir finansal problemle karşı karşıya kalmıştır. Sonuçta, büyük
sermaye, yüksek tiraj ve bol reklamın sağladığı desteğe sahip olabilen
gazeteler ayakta kalabilmişlerdir. Gazete kağıdı yazılı basın işletmelerinin
maliyetini önemli oranda etkilemektedir. Ticari ve siyasal bir işletme
olarak basının kuvvetlenmesi, tirajların artması, sayfa sayılarının artması,
ilan ve reklamların artması gibi nedenler birbirleriyle bağlantılı olarak
gazete kağıdı tüketimini de arttırmaktadır. Gazete kağıdı fiatlarının yüksek
oluşu tüketimi kısıtlamakta, kağıt kıtlığı ve fiatların yüksekliği, hemen
her ülkede hükümetlerin kağıt alanında denetim yapmalarına yol açmakta
ve bu konuda düzenlemeler yapılmasını gerektirmektedir.
Ülkemizde basın işletmelerinin kağıt ihtiyacını
karşılamak amacıyla kurulmuş olan SEKA’nın, günümüzde ülke içindeki kağıt
ihtiyacını tam olarak karşılamaksızın ihracata yönelmiş olması, basın işletmelerini
zorunlu olarak yüksek döviz kurlarıyla gazete kağıdı ithaline götürmüştür.
Bunun yanısıra SEKA’nın üretmekte olduğu gazete kağıdının hem arzu edilen
kalite ve bollukta olmaması, hem de satış fiatlarının çok sık ve fazla
artışı basın işletmelerinin maliyetlerini direkt olarak etkilemektedir. Özellikle 1980 sonrasında gazete kağıdına
yapılan zamlar enflasyonun çok üstünde bir seyir izlemiş, buna karşılık
bu artışın gazete satış fiatlarına aynı oranda yansıtılamamış olması basın
işletmelerinde mali bir külfete sebep olmuştur. Bu durumda SEKA’yı zam yapmaya zorlayan
siyasi nedenler kesinlikle ortadan kaldırılmalı, bu yolla devletin basın
özgürlüğüne müdahalesi kesinlikle söz konusu olmamalı, diğer yandan SEKA’nın
uluslararası kalite ve standardı hedefleyen rehabilitasyon yatırımlarını
tamamlaması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. SEKA’nın gazetelere kağıt satışı peşin
yapılmakta, bu ise, satış gelirlerini bayilerden onbeş gün vade ile tahsil
edebilen gazete işletmelerini mali anlamda zor durumda bırakmaktadır. İlan
ve reklam gelirlerinin de en az onbeş gün vade ile tahsil edilmekte oluşu,
bu işletmelerin nakit akışını yavaşlatmaktadır. Yükselen kredi maliyeti,
kerdi kullanımını zorlaştırırken, düşük kar oranı da öz kaynakların rasyonel
kullanımına mani olmaktadır. Türkiye’nin kültür politikası, bilimsel-teknolojik
gelişimi, çağdaşlaşma çabaları gibi çok geniş ve değişik sorunlarının odağını
oluşturan kağıt sanayiinin problemleri genel bir plan çerçevesinde saptanmalı,
kamu ve özel kesim kağıt kuruluşları ülke yararına uygun partilerüstü politikalara
göre yönlendirilmelidir. Devlet, gazete kağıdı sübvansiyonuna istikrar
getirmeli, bu indirimden Hazine’nin uğrayabileceği kaybı diğer kağıt çeşitlerinden
elde ettiği karlarla telafi etmeli, basının kağıt ihtiyacı karşılanmadan
ihracata gidilmemelidir.
Diğer yandan, basın işletmelerinde gelişen
teknoloji karşısında yaratıcı güç ve yeteneğe olan ihtiyaç artmaktadır.
Çağdaş işletmecilik anlayışında verimin arttırılmasını mümkün kılacak teknolojik
olanaklardan yararlanabilmek için bunları kullanabilecek, ehliyetli insangücüne
gereksinim artmaktadır. Teknolojideki gelişme, nitelikli ve kaliteli işgücünün
üretim faaliyetleri içindeki önemini arttırmaktadır. Bugün, büyük sermaye, çok sayıda kaliteli
personele, ileri teknolojilere sahip olan basın işletmelerinde “insan faktörü”
her düzeyde eskiye oranla çok daha önemli duruma gelmiştir. İnsan faktörünün
iyi değerlendirilmesi basının geleceği için önem arz etmektedir. Artık
basın işletmeleri arasında “en iyi”yi para karşılığı transfer etmenin bedelleri
büyüyecektir.
Basın işletmelerinin önemli finansal sorunlarından
birisi de tirajdır. Tirajın yüksek olması, hem satış gelirini, hem de ilan
ve reklam gelirini arttıracaktır. Dolayısıyla tirajla maliyetler ve reklam
gelirleri arasında bir doğru orantı söz konusudur. Gazetenin reklam pazarındaki
payı tiraja bağlıdır. Türkiye’de gazeteler tirajlarını kendileri belirtmektedir.
Bu durumda, reklamlarını tirajlara göre veren müşteriler açısından reel
bir veri elde edilememektedir. Bunun yaratabileceği sakıncaları önlemek
amacıyla birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de gazetelerin tirajlarını
belirlemek ve açıklamak üzere gazetelerce ortak birer kuruluş oluşturulmalıdır. Reklam verenlerin yüksek tirajlı gazeteleri
seçmeleri sonucunda, tirajları düşük ve içeriklerinde ilan ve reklama yer
vermeyen gazeteler açısından mali dengesizlikler oluşmaktadır. Bu gazetelerin
tirajları daha da düşmekte, hatta mali açıdan bu duruma katlanamayan gazeteler
kapanmak zorunda kalmakta, sonuçta günümüzde olduğu gibi tekelleşme süreci
yaşanmaktadır. Basının siyasal ve ekonomik özgürlüğü güvence
altına alınmadıkça, tekelleşmeyi bir ölçüde dizginlemek ve çoğulcu basını
desteklemek amacıyla Basın İlan Kurumu’nun varlığını sürdürmesi gerekmektedir. Basın İşletmeleri tek mal ürettikleri halde
okuyucular ve reklam verenler gibi iki müşteri grubuna hizmet vermektedirler.
Bu durumda her iki müşteri grubunu memnun etmek, aynı zamanda reklam verenlere
karşı kendi bağımsızlığını koruyarak okuyucularının kaliteli ve güvenilir
haber alma özgürlüğüne sahip çıkmak zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Maliyetlere bağlı olarak artan gazete fiatları,
sürekli artan enflasyon sonucu gittikçe düşen alı gücü, ekonomik zorluklar,
okur-yazar oranının yükselmesine karşılık okumayan bir toplum olmamız Türkiye’de
tiraj konusunda yaşanan olumsuzlukların nedenlerindendir. Siyasi gelişmeler,
kültürel durum, televizyon, alışkanlıklar gibi etkenler doğrudan ya da
dolaylı olarak Türkiye’deki tiraj tıkanıklığında rol oynamaktadır. Günümüzde gazetelerin çok satma ihtiyacı
basını “teknolojik-ekonomik-içeriksel” bir kısır döngüye sürüklemiştir.
Reklam gelirlerini arttırmak için tirajı arttırmak gerekmekte, yüksek tiraj
ileri teknolojiyi getirmekte, alınan ilan ve reklam gelirleri teknolojinin
ekonomik yükünü karşılayamamakta, ticari kaygılarla bir yana itilmiş olan
içerikte önemli bir değişiklik olmadığı için de satış artmamakta, dolayısıyla
yeterli ilan alınamamaktadır. Sonuçta ise, boş içerikli, az karlı ve birbirine
benzeyen gazeteler ortaya çıkmaktadır. Bu durumda tirajların artması, gazetelerin
daha çok insan tarafından satın alınması için sayıları güçlükle artan aydın
okuyucu bir yana bırakılmış, yeni okuyucular bulma yoluna gidilmiş veya
gazeteler birbirlerinin okuyucusunu çekmeye çalışmışlardır. Bu da,
promosyonlarla sağlanmaya çalışılmıştır. Gazetelerin
çehresinde bugün görülen değişiklik, işte bu yoldaki çalışmaların bir sonucu
olarak ortaya çıkmıştır. Ancak, Türkiye’de gazetelerin promosyon
faaliyetleri sırasında içerikleriyle ilgili iyileştirme yapmadıklarından
sağlam bir tiraj elde edemedikleri gözlenmektedir. Promosyon kampanyasının
bitmesiyle tiraj düşmekte, tekrar promosyona başvurulmakta ve sonuçta promosyon
vazgeçilmez olmaktadır. Daha önceleri düzenli olarak gazete okuyan aydın
kesimini günümüzdeki gazeteler ellerinde tutamamışlardır. Bu aydın kesim
promosyon yüzünden yozlaşmış olan gazeteleri okumamaya, satın almamaya
başlamış, sonuçta gazeteler en önemli okur potansiyelini yitirmenin eşiğine
gelmişlerdir. Türkiye’de 1970’li yıllarda gazete yönetiminde
muhasebe müdürleri önem kazanmış, özellikle kağıt fiatlarındaki sürekli
artış, gazetelerin, mali kaynaklarının daha dikkatli kullanımını gerekli
kılmıştır. 1980’lerde, artık gazete satmak, nitelikli gazete çıkarmanın
önüne geçmiştir. Gazeteler pazarlama müdürlerinin arzusuna göre basılmaya
başlanmıştır. 1990’larda ise finansman müdürlerinin, çok satalım, çok kazanalım
politikası, gazetelerin sadece bir özel teşebbüs olarak ele alınmasına
ve yazı işlerinde ciddi sıkıntıların doğmasına neden olmuştur. Günümüzde gazeteler finansman ihtiyaçlarını
karşılamak amacıyla bilinçli olarak pazarlama şirketleri kurmuş ve ürün
satışına başlamışlardır. Yapılan promosyon kampanyalarının da etkisi ile
gazete, ikinci mal haline gelmiştir. Gazetenin tanıtımını amaçlayan promosyon
faaliyetleri, günümüzde satış amacıyla yapılır hale gelmiştir. Bunun önemli
nedenlerinden birisi de gazetenin yarı kamusal işletme özelliğinin arka
plana atılarak, kar amaçlı bir işletme olarak görülmeye başlanmasıdır.
Büyük sermaye gruplarının elinde bulunan basın işletmelerinin finansman,
pazarlama departmanlarında gazetecilik ruhundan uzak, işletmecilerin bulunması,
dolayısıyla bu işletmelerin kar amacıyla, içeriğe gerekli özeni göstermeyişleri
doğal karşılanmalıdır. Bu durumda gazetelerin
yönetim ve mali işler departmanlarına, gazetecilik alt yapılı, işletme
yönetimi ve ekonomi bilgisine sahip kişiler yetiştirilmelidir. İletişim
Fakültelerinde Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Anabilim Dalı’nın oluşturulması
bu ihtiyacı karşılamak amacıyla gerekli görülmü?tür. Gazetelerin kar amaçlarının ön plana çıkması,
“daha çok promosyon, daha çok tiraj” kısır döngüsünü oluşturmuş, promosyonla
sağlanan yüksek tirajla reklam gelirlerinin artması hedeflenmiştir. Bunun
doğal sonucu olarak, sermaye grupları medya ile ilgilenmeye başlamış, medyanın
dördüncü kuvvet olma özelliği, hatta bugünkü oluşumu ile Yürütme’nin gücünden
daha etkili olması bu ilgiyi pekiştirmiştir. Böylece tekelleşmeyi doğuracak
ortam da hazırlanmıştır. Diğer yandan, promosyon etkili olarak yapılabildiği
zaman gazetenin gelirlerini arttırabilmekte, aksi halde gazetelerin kağıt,
işletme ve diğer finansman giderlerini arttırarak ek maliyetler getirmektedir.
Bunun sonucunda da gazetelerin ekonomik bağımlılıkları artmaktadır. Promosyonun toplum açısından da bir takım
sosyal maliyetlerinden söz etmek mümkündür. Ticari amaç gazeteye kolay
haberciliği getirmekte, pazar payını arttıtmak amacıyla, tiraj kaygısı
iyi haberin, iyi yorumun önüne geçmektedir. Hatta, önceleri en iyi haberi
yapan gazeteciye prim verilirken, günümüzde en iyi promosyonu yapan
yöneticiye prim verilmektedir.
İçerik geliştirme yerine promosyonla okuyucu
çekilmesi yöntemi okuyucuların gazetelere olan güven ve bağlılığını yok
etmekte, potansiyel okuyucu kitlesini de gazetelerden soğutmaktadır. Sonuçta, ticari işletme statüsü ön plana
çıkmış olan bu basın işletmeleri, nesnellikten uzaklaşmış, tekelleşmeyi
yaratmış ve demokrasinin gereği olan çoğulculuğu ortadan kaldırmışlardır. Bu durumu düzeltebilmek için devletin teşvik
veya yatırımlarla basın işletmelerini yönlendirmesi gerekmektedir. Bu teşvikler,
vergi avantajları, girdi maliyetlerine yönelik sübvansiyonlar şeklinde
olabilir. Bu sübvansiyonların promosyonları kaldıran gazetelere uygulanması,
ya da promosyonun tamamen yasaklanması şartı ile tüm gazetelere uygulanması
sağlanabilir. Basın işletmelerinin maliyetlerinde önemli
bir yere sahip bir diğer unsur ise dağıtımdır. Dağıtımın kara yoluyla yapılması
ve dağıtım şirketlerine ödenmekte olan %22-30 oranındaki komisyonlar bu
maliyetin kapsamı içindedir. Ayrıca, ülkemizde dağıtım şirketlerini tek
bir basın işletmesine bağlı olarak çalışmaması da bir takım sorunlar yaratmaktadır.
Diğer yandan, dağıtım organizasyonunda satılamayan yayınların aynı kanal
yoluyla iadesi de önemli bir sorun te?kil etmektedir. Dağıtım maliyetlerini azaltmak ve dağıtımdan
doğabilecek sorunları ortadan kaldırmak için, abone sisteminin uygulanmasına
geçmek gerekmektedir. Böylece abone bedelleri önceden ödeneceğinden, gazeteler
büyük finans kaynakları elde edebilecekler ve abone sayısı önceden belli
olduğundan tiraj ve iadeler arasında çok büyük açık olmayacaktır. Abonelere
uygulanabilecek özel indirimlerle de okuyucular gazete almaya teşvik edilmiş
olacaktır. Posta giderlerindeki artışın yaratabileceği
sorunlara karşı atıl kapasiteli öğrenci çevreleri faaliyete geçirilebilir
ve yayınların evlere ya da iş yerlerine direkt servisi sağlanabilir. Basının giderek pazar ekonomisinin belirlediği
şartlara uymak zorunda kalması, bu işletmeleri toplumsal işlevlerinden
uzaklaştırmakta, gazetelerin içeriği bozulmaktadır. Bugünkü şartlar altında, maliyetlerin artması,
piyasa koşulları, yeni bir gazetenin çıkması için gereken yatırım risklerinin
varlığı nedenleriyle basın tekelleri kaçınılmaz bir süreç halini almıştır.
Çünkü, bu durumda, ancak birleşmiş gazeteler grup halinde bu tehlikenin
dışında kalabilmektedirler. Basın işletmelerinin gelişim sürecinde
yaşadığı bütün bu aşamalar, bugün “çapraz mülkiyet” niteliğinde, “medya
patronluk”larının oluşturduğu bir Türk İletişim Dünyası’nı doğurmuştur.
Dolayısıyla iletişim alanındaki bu tekeller, bir yandan bu işletmelerin,
karlarının yükselmesine neden olurken, diğer yandan gelişen teknolojinin
ortaya çıkardığı yığınsal medyanın olanaklarını da kullanarak ekonomik
ve siyasal tercihleri etkileyebilmesine, hatta belirleme aşamasına gelmesine
zemin hazırlamıştır. Günümüzde basın alanında tekelleşme, gücü, etkiyi
ve iktidarı dile getirmektedir. Tekelleşme, gazeteleri standartlaştırmakta,
nesnelliğini ortadan kaldırmaktadır. Ülkemizde tekelleşmeyi, tekelleşmeden
doğacak olumsuz sonuçları önlemeye yönelik bir yasa bulunmamaktadır. Dolayısıyla,
ekonomik alandaki gelişmelerin tekelleşme ile sonuçlanması karşısında devletin
müdahale etmesi bir hak ve görev olarak belirmektedir.
Kişilerin sosyal haklarını kullanabilmesi
koşullarının hazırlanması için devletin etkinlikte bulunması gerekmektedir. Serbest rekabeti öngören özel girişimcilik,
basın sektöründe gerekli çoğulculuğu sağlayamıyorsa, devlet bu çoğulculuğu
sağlayacak koşulları yaratmakla yükümlüdür. Çoğulculuğu tehdit eden, fiili
bir tekelleşme durumunda ise, bu tekelleşmenin ortadan kaldırılabilmesi
ancak antitekel düzenlemeler ve doğrudan önlemlerle sağlanabilir. Herşeyden önce, basın siyasal ve mali baskılara
karşı korunmalıdır. Gazete yönetimlerinin ve devletin, sorumluluklarının
bilincinde, ciddi yeni tedbirler alması gerekmektedir.
Williams, Hebert Lee; Newspaper Organization and Management, lowa: The lowa State University Press, 1978.
|