TÜRKİYE'DE BASIN İLETMELERİ
Şulecan Dalbudak

İÇİNDEKİLER
 
 

GİRİŞ 1
 
 

  1. BASIN İŞLETMELERİ
    1. İŞLETME VE BASIN İŞLETMELERİ İLE İLGİLİ

    2. TANIMLAR 2

    3. BASIN İŞLETMELERİNİN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ 6
    4. BASIN İŞLETMELERİNİN ÖZELLİKLERİ 12
    5. BASIN İŞLETMELERİNİN HUKUKİ YAPILARI 17
  1. CUMHURİYET’İN BELİRLİ DÖNEMLERİNDE BASIN İŞLETMELERİ
    1. 1923-1950 DÖNEMİ BASIN İŞLETMELERİ 21
    2. 1950-1960 DÖNEMİ BASIN İŞLETMELERİ 31
    3. 1960-1980 DÖNEMİ BASIN İŞLETMELERİ 38
    4. 1980 SONRASI BASIN İŞLETMELERİ 48
    5. BASIN İŞLETMELERİNİN BUGÜNKÜ DURUMU (1994-1996) 56
  1. BASIN İŞLETMELERİNİN FİNANSAL SORUNLARI 64
    1. KAĞIT SORUNU 66
    2. PERSONEL-İŞGÜCÜ 72
    3. İLAN-REKLAM 79
    4. TİRAJ SORUNU 89
    5. GAZETENİN YARI KAMUSAL MAL OLMA ÖZELLİĞİ VE PROMOSYON 95
    6. DAĞITIM VE PAZARLAMA 110
    7. TEKELLE?ME 122

SONUÇ 140 
 
 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

GİRİŞ
 
 

Dünya’da matbaacılığın bir yan ürünü olarak oluşan gazetecilik, ülkemizde ise doğrudan doğruya ortaya çıkmıştır.
 
 

Ekonomik koşulların neden olduğu süreç içinde, kamusal işlevlerinin yanında kar amacı ön plana çıkmıştır. Başlangıçta yalnızca “haber vermek” görevi ile kurulmuş olan gazeteler, günümüzde daha çok siyasal ve ticari nitelikler kazanarak; gücü, etkiyi ve iktidarı temsil eder bir hal almıştır.
 
 

Yapılan bu çalışmada, “gazeteciliğin” ülkemizde nasıl “basın işletmeleri” statüsünü kazandığı incelenmiştir. Dolayısıyla, çalışmanın temelini yazılı basın işletmeleri oluşturmaktadır.
 
 

Çalışmanın birinci bölümünde, basın ve basın işletmeleriyle ilgili kavramlar, basın işletmelerinin tarihsel gelişimi, özellikleri ve hukuki yapısı anlatılmıştır.
 
 

İkinci bölümde, 1923’den günümüze kadar olan dönemde, ülkemizdeki siyasi ve ekonomik gelişmelerin basın işletmelerine etkileri incelenmiştir.
 
 

Üçüncü bölümde ise, bu işletmelerin tarihsel gelişim içindeki finansal sorunları ele alınmış, günümüzdeki oluşuma ve sorunlar karşısında alınabilecek önlemlere değinilmiştir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

1. BASIN İŞLETMELERİ
 
 

1.1. İŞLETME VE BASIN İŞLETMELERİ İLE İLGİLİ

TANIMLAR 
 
 

İnsanların gereksinmelerini doğrudan ya da dolaylı olarak karşılamaya yarayan herşeye “mal” denir. Gereksinmeleri karşılamak için malların yanısıra hizmetler de gerekir. Hizmetler, gereksinmeleri karşılayan, ancak maddi olmayan maldır. Mallar depo edilebilme ve taşınabilme özelliğine sahiptir. Ancak hizmetler bu özelliklere sahip değillerdir. Satışları sırasında üretildiklerinden, talep edilebilecekleri zaman ve yerde sunulabilirler. Maddi varlık gösteren malların değeri gördükleri hizmetlerden kaynaklanmaktadır. Örneğin, bir radyo ya da televizyon alıcısı, bir gazete ya da kitap maddi bir varlık, yani mal olmakla birlikte onların edinilmelerindeki amaç, madde olarak varlıkları değil, gördükleri hizmetlerdir.
 
 

Üretim faktörlerini bir araya getirerek ekonomik mal ve hizmetler üretmek ve/veya pazarlamak amacıyla faaliyette bulunan ekonomik birime “işletme” denir.
 
 

Diğer bir tanıma göre işletme; mal ve hizmet üretmek amacıyla kurulmuş olan, doğal kaynaklar, emek ve sermaye gibi üretim etmenlerini bir örgüt ve yönetim gücüyle bir araya getiren ekonomik amaçlı kuruluşlardır.
 
 

Bir tarafta sonsuz ihtiyaçlar diğer tarafta bu ihtiyaçlara cevap verecek kıt kaynaklar vardır. İşletme, bu ihtiyaçları doyurma amacıyla çalışmada bulunan ekonomik bir kuruluştur. İşletme, tarım, sanayi, ticaret, bankacılık gibi her türlü iş alanlarında kurulabilir. Bu kurumu kurana “işletmeci”, bir sermaye yatırılarak, böyle bir kurum kurma işine de “işletmecilik” denir.

İşletmenin başlıca iki özelliği vardır:
 
 

1) Ekonomik mal ve hizmetler ortaya koyabilmek amacıyla işlemekte oluşu,
 
 

2) Ekonomik mal ve hizmetler ortaya koymak için gerekli üretim faktörlerinin bir arada bulunu?udur.
 
 

Mal ve hizmetlerin üretildiği ve pazarlandığı her yerde işletme faaliyetleri söz konusudur.
 
 

Bu temel bilgilerin ışığı altında basın işletmesini oluşturan kavramları şu şekilde inceleyebiliriz:
 
 

Basın, haberleri ve fikirleri toplama, değerlendirme, işleme ve bunları kitlelere ileterek kamuoyu oluşturma san'atını olası kılan yazılı haberleşme aracıdır. Dar anlamda basın, sadece gazete ve dergileri kapsamakta, diğer basın ürünleri bu kavramın dışında kalmaktadır.
 
 

Bir başka tanıma göre basın, belirli zamanlarda basılıp, her çeşit haber ve fikri topluma ulaştıran tüm yayın ürünleridir. Günlük basın ürünlerine “gazete”, haftalık, onbeş günlük ve aylık basın ürünlerine de “dergi” denilmektedir.
 
 

İşletmenin “iktisadi mal ve hizmet üretmek ve/veya pazarlamak için faaliyette bulunan kuruluş olduğundan hareketle, “Basın İşletmesi”ni, haber ve fikir üreten iktisadi kuruluş şeklinde tanımlamak mümkündür. Basın işletmesi, kamuoyu yaratma ve şekillendirmede önemli rol oynadığından aynı zamanda sosyal bir kuruluş olarak düşünülebilir.
 
 

Sistem yaklaşımı bir işletmeyi, çevresinden belirli girdiler (input) alan, bunları belirli bir teknolojiyle işleyen (süreç, proses) ve sonunda elde ettiği mal ve hizmeti (çıktı, output) tekrar çevresine veren dinamik bir varlık olarak ele alır. Bu açıdan bakıldığında bir basın işletmesinin de çevresinden bir takım girdileri aldığını (haber, resim, insan gücü, kağıt, mürekkep v.s.), bunları belirli bir teknolojiyle işlediğini ve elde ettiği çıktıyı (gazete, dergi) yine çevresine verdiğini görürüz. Ancak, Basın işletmesine özelliğini veren ürettiği bu malın fizik değeri olmayıp, bunun üzerindeki haber ve fikirler olmasıdır. Bu özellik basın işletmesini haberleşme hizmeti sağlayan bir hizmet durumuna getirmektedir. 
 
 

Bir ticari işletme olarak verimli ve etkin çalışabilmek ve faaliyetlerini sürdürebilmek için basın işletmeleri modern işletmecilik yöntemlerinden yararlanmalıdır.

Basın işletmeleri, yazılı ve sözlü basını kapsamaktadır. Bu işletmelerin alt grupları aşağıdaki gibidir:
 
 

1. Yazılı basın işletmeleri
 
 

a) Gazete ?letmeleri

b) Dergi i?letmeleri
 
 

2. Sözlü basın işletmeleri
 
  a) Radyo i?letmeleri b) Televizyon i?letmeleri
 
 
Gazete, belli bir pazarda, sabit bir düzende dağıtımı yapılan, zaman ve önemi dikkate alınan bilginin basılmış şeklidir.
 
 

Gazete, siyasi, iktisadi, sosyal ve edebi konularda, yorumlu veya yorumsuz haber ve bilgi vermek için, hergün veya belirli zamanlarda yayınlanır.

Dergi, siyaset, edebiyat, teknik gibi san’at ve bilimle ilgili konuları gazeteden daha sıkı bir yolla inceleyen, günlük olmayan süreli yayındır.
 
 

Sözlü basın işletmeleri grubundaki, radyo ve televizyon işletmeleri, hizmet üretimini tam olarak ortaya koymaktadırlar. Her iki işletmenin de üretiminden yararlanan tüketicinin elinde kalan fiziksel bir varlık yoktur.
 
 

Basım işletmeleri ise, farklı baskı sistemlerini ayrı ayrı ya da birlikte kullanarak, standart tip ve belli hacimde olmayan, birbirinden farklı basılı mamullerin üretimini yapan endüstri i?letmeleridir.
 
 

Basım işletmeleri üretim faaliyetleri sonucunda oluşturulan mamullerin fikir ve içerikleriyle ilgilenmezler, yalnızca baskı işini üstlenirler.
 
 

Yazılı basın işletmeleri, basım işletmeleri ile birlikte yaşamak zorundayken; Basım işletmeleri, yazılı basın işletmelerinden bağımsız olarak varlıklarını sürdürebilirler.
 
 

Basın işletmesi kavramı ile genellikle basım işlevini de kapsayan gazete işletmesinden; Basım işletmesi kavramı ile ise, her türlü baskı yöntemlerini kullanarak, baskı öncesi ve baskı sonrası işlemlerini de üretim süreci içinde gerçekleştiren ve uygulamada “matbaa işletmesi” diye anılan işletme türünden söz edilmektedir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

1.2. BASIN İŞLETMELERİNİN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ
 
 

Yazının icadından sonraki dönemlerde iletişim eylemi, uygarlığın gelişimine paralel olarak önce basını, sonra da teknik, ekonomik, sosyal, hukuki ve kültürel olanaklardan yararlanarak çağdaş basın ve basın işletmeciliğini oluşturmuştur.

İlk çağlarda Roma’da duvar (fırınlanmış kil tabletler) gazeteleri ile başlayan basın hareketleri, XV. yüzyılda Gutenberg’in icadı ile teknik bir görünüm kazanmıştır.
 
 

Basın ve yayın araçlarının ortaya çıkışı gelişi güzel olmamış, el yazması kitaplarla başlayan, mektuplarla gelişen ve periyodiklerle tamamlanan bir sıra izlemiştir.
 
 

Basın ve yayın araçlarının gelişmesini sağlayan etkenler üç grupta toplanmıştır:
 
 

a) Teknik geli?meler,
 
 

b) Ekonomik geli?meler,
 
 

c) Sosyal geli?meler.
 
 

Teknik gelişmeler;Basım san’atının ve kağıdın icadıyla başlamış, basını, haberleşmeyi ve dağıtımı geliştiren çeşitli yeni buluşlarla tamamlanmış ve basını bugünkü evrimine ulaştırmıştır.
 
 

Ekonomik gelişmeler; Gazete sayısının artması, kağıdın daha ucuza sağlanması, artan giderleri karşılamak amacıyla ilana başvurulması, ilanın radyo-televizyon-sinema gibi haber araçlarına yayılması olarak nitelendirilebilir.
 
 

Sosyal gelişmeler; Demokratik gelişmeler (genel oy hakkının tanınması), halk eğitimindeki aşamalar, sömürgeciliğin yaygınlaşması, iç ve dış savaşlar basının gelişmesini sağlayan sosyal faktörlerdir. 
 
 

Basının oluşumu dünya tarihindeki büyük olaylarla bağlantılı olarak dört dönemde ele alınmaktadır:
 
 

1) Basının doğuşu: Bu dönem yazının icadıyla başlamış ve 1789 Fransız Devrimi’ne kadar sürmüştür.
 
 

2) Basının gelişmesi: 1789 devriminden 1848 devrimlerine kadar devam eden dönemdir. Bu dönemin ilk yarısında sansür ve siyasi baskı ağır basarken, ikinci yarısında ise basın özgürlüğü oldukça yerleşmiş, hatta bazı ülkelerin anayasalarına bile girmiştir.
 
 

3) Basının zirveye ulaşması: 1850 ile 1914 yılları arasındaki basın hareketkerini kapsamaktadır.
 
 

4) Modern basın dönemi: Birinci Dünya Savaşı’ndan günümüze kadar süren dönemdir.
 
 

Dünya'da yayınlanan çağdaş anlamdaki ilk gazete konusunda çeşitli kaynaklarda, çeşitli görüşler vardır. 1605’de Anvers’de Fransızca ve Flamanca, 1609’da Strasbourg’da haftalık olarak Almanca yayınlanan gazeteler olduğu belirtilmektedir.
 
 

1609’da Augsburg’da yayınlanan “Die Strasburger Relation” gazeteleri düzenli gazeteciliğin öncüleri olmuşlardır.
 
 

XVIII. yüzyılda özellikle İngiltere’de, demokratik kurumlar gelişmiş olduğu için, gazetecilik mesleği güçlenmiş, muhalefet gazeteciliği ve muhalif basın kavramları ortaya çıkmıştır. Bu yüzyılın başlarında çıkarılan Amerikan Basını’ndaki ilk gazeteler Avrupa’dakilerin kopyası niteliğinde olmuştur.

İngiltere’de 1702’de ilk günlük gazete olan Daily Courant çıkmış ve otuzüç yıl yayınına devam etmiştir. Yine İngiltere’de 1731’de çıkan The Gentleman’s Magazine ise kırkiki sayfalık ilk büyük dergi olmuştur. Siyasal gazetelerin yavaş yavaş ilan da yayınlamaya başlamasıyla gelir kaynakları artmıştır. Diğer yandan ilan ve reklamın basına etkisi başlamış, bu etki zamanla baskı halini almıştır. Bunun sonucu olarak da basın alanında sermayenin yoğunlaşması ve tekelleşme gündeme gelmiştir.
 
 

XVIII. yüzyılın sonlarında Avrupa’da ve Amerika’da birçok kurumla birlikte basında da önemli gelişme ve değişmeler olmuştur. Teknik, siyasal ve ekonomik alanlardaki değişmeler nedeniyle basımevleri birer sınai kuruluş haline gelmiş, yayınlanan gazetelerin içerik ve organizasyonları geliştirilmiştir.
 
 

XIX. yüzyıl basını, iletişimin en son etkinliklerinden yararlanan ve hızla hedef kitlesine ulaşabilen bir sektör durumuna gelmiştir. Bu yüzyılda kendine has çalışma yöntemleri ve özellikleri olan çağdaş basın sektöründen, XX. yüzyıl toplumlarında dördüncü güç olarak söz edilmektedir. 
 
 

Dünya’da basın endüstrisinin gelişimine bakıldığında, çok sayıda irili ufaklı basın işletmelerinin azaldığını, güçlü, rekabete katlanabilen, nisbeten tutarlı ve büyük tirajlı işletmelerin sürekli olduğu görülmektedir. Bu görünümün en büyük etkeni, sanayileşmiş ülkelerdeki birkaç büyük gazetenin birleşerek meydana getirdiği basın zincirleri olarak gösterilmektedir.
 
 

XX. yüzyıla gelinceye kadar basın endüstrisinin en belirgin özelliği bu alanda uzun süre teknolojik yenilik yapılmamış olmasıdır. Günümüzde ise olağanüstü gelişme gösteren teknoloji, ofset baskı, bilgisayarlar ve özellikle de televizyonla rekabet, basın işletmelerinin kendilerini yenilemesi için uyarıcı olmuştur.
 
 

Baskı tekniğindeki süratli gelişme, gazete endüstrisinin ortaya çıkışı ve gelişmesinde en önemli rolü oynamıştır. XIX. yüzyılda tiraja ve satışa yönelik basın işletmeleri ortaya çıkmış, Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesi, refah düzeyinin artması, okur-yazar oranının çoğalması, teknolojinin gazete yayınlarını kolaylaştırması gazeteleri günlük yaşantının bir parçası konumuna itmiştir. 1800’lü yıllardan itibaren ilancılığın büyük önem kazanması, Amerikan gazeteciliği açısından asıl büyük gelişmeye neden olmuştur. Tirajın da yükselmesiyle birlikte gazetecilik üç beş kişinin faaliyeti olmaktan çıkmış, esaslı biçimde organizasyonu gerektiren işletmeler olmaya başlamıştır.
 
 

Dünya’da gazetecilik matbaacılığın bir yan ürünü olarak başlamıştır. Ülkemizde ise gazetecilik matbaacılığın bir yan ürünü değil de doğrudan doğruya ortaya çıkmıştır.
 
 

Türk basın ve yayın tarihi, matbaanın Türkiye’ye girmesiyle başlayan ve ilk kitapların basımını içeren, sonra ilk gazetelerin yayınlanmasıyla devam eden dönemi kapsamaktadır.
 
 

Bu dönemler be? bölümde incelenebilir:
 
 

1) Tanzimat Dönemi (1831-1876) 
 
 

2) Birinci Meşrutiyet ve İstibdat Dönemi (1876-1908)
 
 

3) İkinci Meşrutiyet Dönemi (1908-1918)
 
 

4) Mütareke ve Kurtuluş Savaşı Dönemi (1918-1923)
 
 

5) Cumhuriyet Dönemi (1923’den günümüze süregelen dönem) 
 
 

İlk Türk Basımevi 1727’de İbrahim Müteferrika ve Sait Mehmet Çelebi tarafından kurulmuştur. Resmi adı, DAR’ÜT-TIBA’AT-ÜL-AMİRE olan kuruluş halk dilinde BASIMHANE olarak konuşulmuştur. Daha sonra 1796’da III. Selim’in emriyle Mühendishane Basımevi, 1802’de Üsküdar Basımevi, 1831’de II. Mahmut’un emriyle Takvimhane-i Amire, 1822’de Mısır’da Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından Bulak Basımevi kurulmuştur.
 
 

Türkiye’de basın hayatı halkı aydınlatmak, kamuoyunu uyarmak amacıyla toplumca duyulan bir ihtiyaçtan doğmamış, Osmanlı Hükümeti’nin yaptığı işleri halka anlatmak amacıyla bir duyuru organı biçiminde başlamıştır.
 
 

İlk Türkçe gazete 1831’de yayınlanan Takvim-i Vekayi’dir. Bu gazete devlet yönetiminde çıkarıldığı için, Türk gazeteciliğinin özel kesimce 1860’da çıkartılan Tercüman-ı Ahval ile başlatan görüşler de vardır.
 
 

Elif Naci “Babıali’nin Yarım Asırlıkları” adlı kitapta anılarını anlatırken; “Türk Gazeteciliği 126. yaşının içinde. Çünkü, milli basının ilk adımı saydığımız Tercüman-ı Ahval Gazetesi 21 Ekim 1860’da doğmuştur” diyerek bu ikinci görüşe destek vermektedir
 
 

Hıfzı Topuz ise, Türkiye’de gazeteciliğin başlangıcını yirmi dokuz yıl geriye atmanın Türk gazeteciliğini küçük düşürmeye çalışmak olduğunu belirtmiş ve Takvim-i Vekayi’nin ülkemizde basının doğuşunu hazırladığını savunmuştur. Burada çalışanların devlet memurluğu yapmadığını, kendilerini mesleğin koşullarına bağlı gerçek gazeteci saydıklarını ifade etmiş, bu gazeteyi ve burada çalışan gazetecileri yok sayıp, gazeteciliği Tercüman-ı Ahval’le başlatmanın yanlış olduğunu savunmuştur. Hatta kapitülasyonlardan yararlanan bir İngiliz’in çıkardığı ve yönettiği Ceride-i Havadis Gazetesi’nin de yok sayılmasını yanlış saymıştır. Çünkü, bu gazetede Türkler çalışmış ve bütün yazıları onlar yayınlamıştır. Ceride-i Havadis geniş ölçüde ilan yayınlayarak gelir sağlamıştır. İlk ölüm ilanları da bu gazetede yayınlanmıştır.
 
 

Elle çalışan basit bir düz makine ile basılan Tercüman-ı Ahval ise çok güç koşullarda dağıtılmış, satışlar basımevinin bulunduğu hanın altındaki bir dükkanda gerçekleştirilmiştir.
 
 

1.3. BASIN İŞLETMELERİNİN ÖZELLİKLERİ

Burada öncelikle “basın işletmeleri” ile “basım işletmeleri” ni birbirinden ayırmak gerekir.
 
 

Basın işletmeleri: a) Gazete işletmeleri, b) Dergi işletmeleri, c) Radyo işletmeleri, d) TV işletmeleri olmak üzere yazılı, sözlü ve sözlü-görüntülü basını içermektedir.

Basım işletmeleri ise, kökende diğer sanayi işletmelerinden pek fazla ayrıcalığı olmamakla beraber, en önemli özelliği standart üretim yapmamalarıdır. Basım sanayiinde kartvizitten pula kadar binlerce türde ürün üretilmektedir.

Basın işletmelerinin özelliklerini ve diğer işletmelerle arasındaki farkları şu şekilde özetlemek mümkündür (gazete işletmeleri baz olarak alınmıştır):
 
 

-- Basın işletmeleri ilke olarak “hizmet” üretmektedirler. Bir basın işletmesine özelliğini veren, ürettiği malın fizik değeri olmayıp, bunun üzerindeki haber ve fikirler olmasıdır. Bu özellik basın işletmesini haberleşme hizmeti sağlayan bir hizmet işletmesi durumuna getirmektedir. Üretilen bu hizmet basın işletmelerini diğer işletmelerden ayıran temel özelliklerden biri olan “gazete”dir.
 
 

Bir basın işletmesi çevresinden aldığı inputları belirli bir teknoloji ile işler ve elde ettiği outputu (gazete, dergi) yine çevresine verir.Bu dönüşümü sağlarken çeşitli dış çevre unsurlarından etkilenmektedir. Bunların başlıcaları; kamuoyu, devlet, çeşitli yasalar, rakipler, çeşitli finansal kuruluşlar, okuyucular, teknoloji, kültür, v.s.'dir. Bu dönüşüm sürecinin kullanıldığı zaman dilimi çok önemlidir. 
 
 

Günlük gazete, “en kısa ömürlü ürün” diye tanımlanır. Günlük gazetenin teknolojik gelişmelerin en ileri olduğu yerlerde dahi ömrü bir kaç saattir. Öyle ki, bir sabah gazetesinin ömrü bir öğle gazetesi ile, bir öğle gazetesinin ömrü de bir akşam gazetesinin çıkması ile son bulmaktadır. Kuşkusuz ki bu özellik gazeteninin haber sütunları için geçerlidir. Dergilerde ise bu süre daha uzun olmaktadır. Dolayısıyla, gazete saklanamaz ve depo edilemez.
 
 

Ayrıca, gazetenin hazırlanma sürecinin de çok kısıtlı olduğu ve yoğun bir üretim temposunu gerektirdiği, zamana karşı yarışmak zorunda olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.
 
 

-- Basın işletmelerini diğer işletmelerden ayırdeden bir diğer önemli nitelik ise, görünürde tek bir mal olmasına karşılık, çok farklı iki pazarlama teşkilatı gerektirmesidir. Basın işletmelerinde iki farklı hizmet ortaya konularak, iki farklı müşteri grubu elde tutulmaya çalışılır. Bu işletmeler sürekli bir büyüme ve kaliteli bir ürün için çok sayıda reklam satabilmeli, buna karşılık reklam sahiplerine çekici görünüp daha çok gelir elde edebilmek için iyi bir ürün ortaya koyarak çok sayıda okuyucuya ulaşabilmelidir. Yani aslında bir gazeteyi alan iki ayrı müşteri kitlesi vardır; okuyucular ve reklam verenler.
 
 

-- Basın işletmelerinin bir başka özelliği de insan faktörüdür. Basın işletmelerinin başarısındaki temel ölçü, ürün olarak ortaya çıkarılan yayın ya da yayınların kamuoyundaki olumlu imajıdır. Basın işletmeleri verilen hizmetin en son ve en iyi şeklini alabilmesinde, iş gücü ve beyin gücüne bağımlılığın çok fazla olduğu organizasyonlardır.
 
 

Ayrıca gelişen teknoloji ile birlikte kaliteli ve eğitimli insana yatırım ihtiyacı çoğalmıştır. Gazeteci, teknik eleman, idari ve mali personelin eğitimleri konusunda pek ilgili davranılmaması, basın işletmelerinin bir sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Basındaki personel idareciliği özgündür. Bir yandan iş tarifinin standart olması zordur, öte yandan kademe azlığı ve yatay ilişkilerin ağırlığı da yönetime bazı zorluklar getirmektedir.
 
 

-- Basın işletmeleri de her işletme gibi tek başlı bir yönetime bağlıdır. Ancak, uygulamada bu farklı bir görünüm sergilemektedir. En iyi işleyen basın kuruluşu dahi iki başlıdır; bir yanda gazeteciler ve gazetecilerden sorumlu olan yayın müdürü, öte yandan bütün teknik, idari ve mali personel ve bu fonksiyonları yüklenen müessese müdürü.
 
 

-- Bir basın işletmesinde başarılı bir gazete üretimi için, ticari amaçlarla (üretim kanadı), gazetecilik mesleği (yaratıcı kanat) amaçlarının bir noktada birleştirilmesi zorunludur. Her işletme gibi basın işletmeleri de görevlerini iyi bir şekilde yerine getirebilmek için hizmet ve üretim araçları arasında uygun ve uyumlu bir işbirliği kurmak zorundadırlar. Özellikle bu konu süreli ve belli aralıklı yayınlar için çok önemlidir. Günlük bir gazetede sayfa düzeninin ilgili servise saatinde verilmemesi, o gazetenin saatinde çıkmamasını, dolayısıyla işletme hayatının ciddi şekilde sarsılması sonucunu doğuracaktır.
 
 

Basın işletmeleri “ekip” çalışmasının önemli, hatta zorunlu olduğu organizasyonlardır. Her türlü işletmede faaliyetlerin işbirliği içinde yürütülmesi istenen bir durumdur. Ancak, basın işletmelerinde gerek ürünün ve gerekse sağlanan hizmetin etkinliği, dışarıdan toplanan verilerin -haber ve bilgilerin- içinde işlenmesi ve kitlelere en iyi yoldan ulaştırılmasıyla mümkündür.
 
 

-- Basın işletmeleri üretim araçları ile işbirliği yapmak zorundadır. Her işletme gibi üretim araçlarına sahip olmalıdır.
 
 

Basın işletmeleri insan ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayan ekonomik bir varlıktır. Bu ihtiyaçlar; haber alma, bilgi edinme, çeşitli dünya görüşüne sahip olma, oyalanma, eğlenme, kişiler arası iletişim olarak sıralanabilir.
 
 

Finans sorununun en büyük öncelik kazandığı sektörlerin başında basın sektörü gelmektedir. Eğitici, haberdar edici, uyarıcı, yönlendirici ve fikir oluşturucu özellikleriyle tam bir kamu hizmeti veren gazeteler bu özelliklerinin yanısıra ekonomik koşulların etkisi altında kalınarak üretilen bir sanayi ürünü gibi her türlü piyasa koşullarından direkt veya dolaylı olarak etkilenmektedir.
 
 

Verdikleri hizmetin şekli ve önemi gazetelerin sınai faaliyetlerini tarafsız, herhangi bir zümre veya sermaye grubunun etkinliğine girmeden tamamen “Bağımsızlık İlkesi” altında gerçekleştirmesinden kaynaklanmalıdır.
 
 

Amaç, verilen hizmetin kalitesi ile ticari faaliyetleri arasındaki dengeyi çok dikkatli kurmak ve mali yapıyı sağlam ve istikrarlı bir temele oturtmaktır.

Sektörün en önemli finansal özelliklerinden birisi, öz sermayesi ve toplam cirosu ile oranlanamayacak derecedeki az karlılığıdır. Her işletmede olduğu gibi, basın işletmeleri de karı gözetmek durumundadır. Ancak, basının kamusal görevlerinin ana amaç olduğu gerçeği karı ikinci planda bırakır. Kar ihmal edilemez, sadece ana amaç olmaktan çıkar.
 
 

Basın işletmelerinde temel amaç kültürel, sosyal, ekonomik ve politik açılardan kamuoyu oluşturmak, bilinçlendirmek ve şekillendirmek olarak açıklanabilir.
 
 

-Basın işletmelerinin çalışmaları da temelde şu üç işlevden oluşmaktadır:
 
 

1) Diğer işletmelerin ürettikleri mal ve hizmetleri pazarlardan sağlar (kağıt, mürekkep, haber, fotoğraf v.b.).
 
 

2) Yayında bulunur, yani üretim yapar.
 
 

3) Yayınların ihtiyaç sahiplerine ya da diğer işletmelere ulaşımını (dağıtımını) sağlar.
 
 

Basın işletmeleri dışa tamamen açık, çevresiyle sürekli ilişkide olan karmaşık organizasyonlardır. Basın işletmelerinin en belirgin özelliği açık sistemler olarak faaliyet göstermeleridir. Açık sistemler dışarıdan bilgi, enerji ve metaryal alan, çevresiyle sürekli ilişkide olan sistemlerdir.
 
 

Açık sistemler aynı zamanda, dış çevresinden kolayca etkilenebilen, buna karşılık çevresini fazlaca etkileyebilen sistemlerdir. Basın işletmeleri gerek haber ve yorum olarak hizmet, gerekse fiziksel ürün olarak gazeteyi üretmek için tüm girdilerini dış çevreden sağlayan ve çıktısını dış çevre için ortaya koyan organizasyonlardır. Başarılı bir hizmeti sürdürebilmek için, kamuoyuna hitabedebilme gücü de sık sık kontrol edilmelidir. Bu şekilde bir açık sistem olma özelliği basın işletmelerinin sürekli olmasında etkili ve değişen çevreye uyum sağlayabilme yeteneğinin bir sonucudur.

1.4. BASIN İŞLETMELERİNİN HUKUKİ YAPILARI
 
 

Hukuksal açıdan işletmeler çeşitlilik göstermektedir. Dünyada hukuk sistemleri her ülkeye göre değişik olduğundan, bunun doğal sonucu olarak, her hukuk sisteminin kabul ettiği türlü işletme biçimleri olacaktır.
 
 

Türk Ticaret Kanununa göre tacir (madde: 17/1): Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa, kendi adına işleten kimsedir.
 
 

Ticari işletme ise; kazanç sağlamak ve devam niteliğiyle ticari metod ve organizasyonla çalışmayı gerektiren önemde ekonomik çalışmayı konu alan kuruluşlardır.
 
 

Ayrıca T.T.K. madde:12/5 Matbaacılık, gazetecilik ve kitapçılık, yayın, ilan ve haber alma veya nitelikçe bunlara benzeyen işlerle uğraşmak üzere kurulan kurumların ticarethane sayılacağını açıkça belirtmiştir.
 
 

Demokratik hukuk devletlerinde basının bir takım fonksiyonları vardır. Bu fonksiyonların yerine getirilmesi basın için hem bir hak, hem de bir görevdir.
 
 

Basının kamusal görevlerinin başında “haber verme” görevi yer almaktadır. Tabii ki haber vermenin de doğruluk, güncellik gibi şartları vardır. Diğer yandan, özgürlükçü demokrasilerde basının en önemli kamusal görevi, tüm kamusal yaşantının kontrolü ve kritiğidir. Özgürlükçü demokrasi, kamusal çıkarlara ilişkin sorunların serbestçe tartışılması ile en doğru, en rasyonel çözümün bulunacağı inancına dayanır. Batı demokrasilerinde kamuoyunun temsilcisi bağımsız ve özgür basındır. Basının kamuoyu konusundaki rolü iki yönlüdür: Basın hem kamusal iradeyi açıklamakta, hem de kamusal iradeye yön vermektedir.

Kamu iradesinin hem dili, hem kulağı olan basının diğer bir görevi ise, okuyucu kitlesinin eğitimi fonksiyonunu yerine getirmektir. Teknik ve ekonomik gelişmeye uygun olarak vatandaşların eğitimini sağlamaktadır.
 
 

Basın ve basım işletmelerinin hukuki yapılarını, kamu işletmeleri ve özel işletmeler statüsü adı altında iki ayrı grupta incelemek gerekir:
 
 

1) Kamu işletmeleri statüsündeki basın ve basım işletmeleri:
 
 

Kamu işletmeleri ülkenin kamu ekonomik kesimini oluştururlar. Hukuki yapıları açısından özel işletmelerden ayrılan kamu işletmelerinin sermayesinde kamusal mülkiyet söz konusudur ve belirli kamu idarelerine doğrudan veya dolaylı olarak bağlı olup denetlenirler.
 
 

Kamu işletmelerinin amaçları arasında; etkin ve yeterli alt yapılar oluşturmak, özel kesimin yetersiz olduğu endüstrileri kurmak, ülkenin refah seviyesini arttırmak, özel tekelleri önlemek sayılabilir.
 
 

a) Kamu işletmeleri statüsündeki basım işletmeleri:
 
 

-- Devlet Matbaası; Başbakanlık bünyesinde yer almakta ve Resmi Gazete’nin basımını yapmaktadır.
 
 

Resmi Gazete; T.C. Kanunlarını, hükümet kararlarını, tüzük ve yönetmelikleri, bir kısım yüksek yargı organlarının kararlarını, halka ve ilgililere duyurmak ve bunları yürürlüğe koymak üzere hükümet adına yayınlanan gazetedir. Sayfa hacmi gereksinmeye göre tespit edilir, günlük olarak basılır, resmi ve özel abonelere gönderilir.
 
 

-- Darphane ve Damga Matbaası; Madeni ufaklık para ile her türlü pul ve değerli kağıtların basım ve dağıtımını sağlamaktadır.
 
 

-- Türk Tarih Kurumu, Devlet İstatistik Enstitüsü, YÖK kapsamındaki üniversitelerin bünyelerinde faaliyet gösteren basım işletmeleri de kamu işletmeleri statüsündedir.
 
 

b) Kamu işletmeleri statüsündeki basın işletmeleri:
 
 

-- Türkiye Rd.-TV Kurumu; Kurum 2954 sayılı Türkiye Rd-TV Kanunu ile kurulan, tarafsız, kamu tüzel kişiliği olan bir kuruluştur.
 
 

-- Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü; Başbakanlığa bağlıdır. İlgili makamlar ve kamuoyuna zamanında ve doğru, tanıtıcı, aydınlatıcı bilgi akışını sağlamak, tanıtma faaliyetlerine katılmak, basının güçlendirilmesi için gerekli faaliyetlerde bulunmak, yerli ve yabancı basın yayın organlarının çalışmalarını kolaylaştırmaya yönelik düzenlemeler yapmak görevlerinden bazılarıdır.
 
 

-- Anadolu Ajansı T.A.Ş.; T.T.K. hükümlerine göre kurulmuş, bir anonim şirkettir. Temel görevleri, yurt içinde ve dışındaki personeli vasıtasıyla topladığı veya abonesi olduğu ajanslardan aldığı haberleri yurt içindeki ve dışındaki abonelerine ulaştırmak, yurt dışına yayın yapmak, böylece yurttaki ve dünyadaki haberleri halka tarafsız, doğru ve çabuk bir şekilde iletmektir.
 
 

2) Özel işletmeler statüsündeki basın ve basım işletmelerinin hukuki yapıları:
 
 

Özel işletmeler, sermayelerinin tamamı veya büyük bir bölümü özel kişilere ait olan işletmelerdir. Hukuki yapıları açısından aşağıdaki gibi gruplanırlar (Bu gruplama basın ve basım işletmeleri için de geçerlidir.):
 
 

a) Tek kişi işletmeleri

b) Şirketler (ortaklık)

ba) Adi Şirket

bb) Ticaret Şirketleri

bba) Şahıs şirketleri - Kollektif Şirket

-- Komandit Şirket

bbb) Sermaye Şirketleri - Anonim Şirket

-- Limited Şirket

-- Sermayesi paylara bölünmü? komandit Şirket
 
 

Basım endüstrisinde tek kişi işletmelerine rastlamak mümkündür. Ancak, basın endüstrisinde tek kişi işletmelerine rastlamak hemen hemen olanaksız gibidir. Çünkü tek kişi işletmeleri en basit ve en çok görülen işletme şeklidir ve büyüklüğü sınırlıdır. Basın endüstrisinde işletme sahibinin, işletmenin kuruluşu sırasında yeterli sermayesi olsa bile, işletmenin büyümesi gerektiğinde finansman sorunu doğabilir.

Bu olumsuzlukların yaşanmaması için genellikle basın işletmeleri şirketler şeklinde kurulmaktadırlar.
 
 

Basın ve basım sektöründe şirketleşme yaygındır. Çünkü, bu işletmeler büyük sermayeye gerek duymakta ve büyük işletme olmanın üstünlüklerinden yararlanabilmek için şirket olma yolunu seçmektedirler.Uygulamada, basın ve basım işletmelerinin genellikle ticaret şirketleri şeklindeki ortaklıklar oldukları görülmektedir.

Büyük sermaye gereği açısından basım ve yazılı basın işletmeleri genellikle anonim şirket şeklinde faaliyet göstermektedirler.

  1. CUMHURİYET’İN BELİRLİ DÖNEMLERİNDE BASIN
İŞLETMELERİ
 
 

2.1. 1923-1950 DÖNEMİ BASIN İŞLETMELERİ
 
 

Ulusal Bağımsızlık Savaşı sırasında, Türk kamuoyunun oluşması ve bir birlik oluşturulmasında basının önemli rolü olmuştur.
 
 

Bu dönemde Türk Basını, ülkedeki siyasal gelişmelere paralel bir gelişim göstermiştir. 1916-1922 yılları arasındaki bu dönemde ülkedeki iki başlı yönetime paralel olarak, basın da ikiye bölünmüş, bir kısmı İstanbul Hükümeti yanında yer almış, diğer kısmı ise Mustafa Kemal’in önderliğindeki Kurtuluş Savaşı ve Ankara Hükümeti’ne destek vermiştir.
 
 

Basının Ulusal Bağımsızlık Savaşı’ndaki etkinliğinin bilincinde olan Mustafa Kemal, savaş boyunca basınla işbirliği içinde olmuştur. Ulusal birlik ve beraberliği tehlikeye düşürebilecek iç ve dış yayınlara karşı halkı bilgilendirme ve aydınlatma amacıyla, 8 Nisan 1920’de Anadolu Ajansı’nı kurdurmuş, Sivas Kongresi’nden sonra da İrade-i Milliye, Ankara’ya döndükten sonra ise, Hakimiyet-i Milliye gazetelerini çıkarttırmıştır.
 
 

Matbuat ve İstihbarat Genel Müdürlüğü çerçevesinde Bakanlar Kurulu Başkanlığı’na bağlı olan Anadolu Ajansı’nın yönetimine daha geniş bir esneklik vermek için 1 Mart 1925’de yürürlüğe giren kanunla Ajans, özerk bir anonim ortaklık statüsüne kavuşmuştur. Bu ortaklığın hisse senetlerinin yüzde elliden fazlası özel kişilerindir.

Ajans her yıl Basın-Yayın Genel Müdürlüğü bütçesine konulan bir ödenekle yönetilmektedir. Abonelerden alınan ücretler Ajans’ın masraflarını karşılamamaktadır.

265 sayılı kanunun 33. maddesine göre Ajans’ın Devlet bütçesinden büyük bir ödenek alması ve yöneticilerin de Hükümetçe seçilmesi öngörülmüştür. Dolayısıyla Ajans bağımsızlığını ve özerkliğini yitirmiştir.
 
 

Bu dönemde Atatürkçü görüşe uygun olan yayınlara para ve malzeme yardımı yapılıyor, bu güdümlü bir basın görünümü veriyordu.
 
 

1923’de İstiklal Mahkemelerinde ilk basın davası açılmıştır. Bu dava halifeliğin bir çeşit yargılanmasıdır. Cumhuriyet ilan edilmiş ama, halifelik hala kaldırılmamıştır.
 
 

1925’de İstiklal Mahkemelerinin ikinci dönemi başlamıştır. O sıralarda Doğu illerinde Şeyh Sait İsyanı çıkmıştır. Basında ileri geri her türlü eleştiri yazıları çıkmakta ve bunlar Ankara’da geniş tepkiler yaratmaktadır. Hükümet, basındaki falsolu seslerin Doğu’daki ayaklanmaya hizmet edeceği endişesiyle “Takrir-i Sükun Kanunu” diye bir terör kanununu 4 Mart’ta kabul etmiştir. Kanuna göre
 
 

“İrticaa ve isyana ve memleketin sosyal nizamını, huzur ve sükununu, güvenlik ve asayişini bozmaya yönelen her türlü teşkilatı, tahrikleri, teşvikleri, teşebbüsleri ve yayınları Hükümet Cumhurbaşkanının onayı ile yasaklamaya yetkilidir. Sanıkları Hükümet İstiklal Mahkemeleri’ne verebilir.”
 
 

Basın özgürlüğünü hükümetin eline veren bu kanun 1929’da kaldırılmıştır. Ancak, bu döneme kadar zaman zaman bir çok gazete kapatılmış ve bir çok gazeteci mahkemeye çıkmıştır.
 
 

Cumhuriyet’in ilanından sonra uzun yıllar yeni bir basın yasası çıkmamıştır. Meşrutiyet döneminde yapılan çeşitli değişikliklerle 1909 Kanunu yürürlükte kalmıştır.
 
 

Bu yıllarda CHP yönetimi basını her yönden kendisine bağımlı kılmış, özel reklamın az olması ve bütün gelirin resmi ilana bağlı olması sebebiyle devlet hem kağıt, hem de ilan kaynağını kontrolü altına almıştır.
 
 

1928’de yapılan harf devrimi halkın yeni harflerle yayınlanan yayınlara adaptasyonu sorununu ortaya çıkartmış, dolayısıyla basının toplam tirajında düşüşler olmuştur. Böylece hükümet basına yaptığı maddi yardımı arttırmak zorunda kalmıştır.
 
 

Cumhuriyet’in ilk yıllarında basın düz baskı makinalarından rotatif baskı tekniğine geçmiştir. Düşük maliyet ve yüksek baskı avantajlarına rağmen rotatif baskı tekniği de basının mali desteğe olan ihtiyacını ortadan kaldıramamıştır. Bu mali destek yine siyasi olduğu kadar ekonomik iktidarı da elinde tutan devletten sağlanabilmiştir.
 
 

1931’de gelişen bu olaylar ışığında bir Matbuat Kanunu çıkarılmıştır. Kanunun önemli bazı maddelerini şu şekilde özetlemek mümkündür:
 
 

-- Gazete ve dergi çıkartmak için hükümete bilgi vermek gerekiyor. Ancak bu hüküm 1938’de ruhsat sistemine dönülmek üzere değiştirilmiştir.
 
 

-- Vatan, milli mücadele, cumhuriyet, devrim düşmanlığı yüzünden hüküm giymiş olanlar veya milli mücadelede işgal altında düşman emellerine hizmet edici yayın yapmış olanlar gazete çıkaramazlar.
 
 

-- Kanun gazete yöneticileri için yüksek öğretim zorunluluğu koymuştur. Daha önce göreve başlamış olan diplomasızlar bu hüküm dışında bırakılmıştır.
 
 

-- Gazete çalışanlarını kontrol altında tutabilmek için hükümet bu kişilerin adlarının bildirilmesini istemiştir.
 
 

-- Kanuna telif hakları ile ilgili maddeler konmuştur; bir gazete veya derginin özel olarak kendi araçlarıyla elde edip yayınladığı bir haber, aradan 24 saat geçmeden başka bir yayın organınca yayınlanamaz.
 
 

-- Piyango ve tombala gibi oyunlar yasak edilmiştir. Sonradan çıkan bir çok kanunda da bulunan bu hüküm gazetecilikte lotaryacılığı önleyememiştir.
 
 

-- Padişahlık ve hilafetçilik yolunda, komünistlik ve anarşistliği kışkırtıcı yayınlar yasaklanmıştır.
 
 

-- Ülkenin genel politikasına dokunacak yayınlardan dolayı Bakanlar Kurulu kararıyla gazete ve dergiler geçici olarak kapatılabilir. Kapatılan gazetenin sorumluları başka bir adla gazete çıkaramazlar. 
 
 

Niyazi Acun “Babıali’nin Yarım Asırlıkları” adlı kitapta 1934’lerde basının içinde bulunduğu mali sıkıntıları "Zaman Gazetesi"ni örnek vererek şöyle anlatmıştır:
 
 

“Velid (Ebuzziya) Bey, Zaman Gazetesi’ni çok güç şartlar altında çıkartmaktaydı. Satışları düşük, ilanları yok denecek kadar az olduğundan, çalışanlara güçlükle para ödeyebiliyordu. Gazete, hantal bir makinada basılıyordu. Bazan elektriğin gücü yetmez, sokaktan çağırılan hammallar kolu çevirir, baskı öylece yapılabilirdi.”

1931-38 yıllarında Türkiye’de oldukça sınırlı bir basın özgürlüğü uygulanmıştır. Hükümet güdümlü bir özgürlüğe yönelmiştir.
 
 

O dönemde basının yönetim organı “Matbuat Umum Müdürlüğü”dür. 1933’de İçişleri Bakanlığı’na bağlanmıştır.
 
 

1935 Mayıs’ında Birinci Basın Kongresi Ankara'da toplanmıştır. Kongrenin amacı Basın Birliği’ni kurmaktır.
 
 

Kongrede basının nitelik bakımından gelişmesi için önemli kararlar alınmıştır. Basının devlet eliyle kalkınması savunulmuş, Devletçiliğin basında uygulanılmasına çalışılmıştır. 
 
 

O dönemde basının içinde bulunduğu ekonomik güçlükler teknik gelişmeleri, ulaşımı (dağıtım ve pazarlama), çalışanları ve gazetelerin içeriğini yakından etkilemiştir.
 
 

Gazetelerin yazı işlerinde çalışanlar ise maaşlarıyla geçinmeleri mümkün olmadığından, mutlaka ikinci bir iş yapmak zorunluluğunu hissetmişlerdir.
 
 

O zamanlarda gazetenin hazırlanması geniş zaman alırken, bugün gelişen teknoloji sayesinde zaman problemi ortadan kalkmıştır.
 
 

Atatürk’ün ölüm haberi için yeni bir gazete hazırlanma durumunda kalınmış ve ancak İstanbul’a dağıtılabilmiştir.
 
 

Türk basınının bütün ağırlığı İstanbul’da toplanmış, hemen bütün gazeteler İstanbul’da üretilip, buradan memlekete ulaştırılmıştır. Ancak ulaşım olanaklarının çok zayıf oluşu (trenle veya kara vasıtalarıyla) nedeniyle birçok gazete, Anadolu’ya gönderdiği baskıların üzerine bir gün sonrasının tarihini atmak zorunda kalmış, böylece günü gününe gelmiş hissini uyandırmaya çalışılmıştır. Böylece gazetelerin hem inandırıcılığı, hem de taze haber verme özelliği ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla ikinci, üçüncü, dördüncü makina getirmek suretiyle gazeteler amansız bir yarışa girmişlerdir.
 
 

1930’lu yıllarda gazeteler tipo rotatiflerle basılıyorken, 1980’lerde foto-lito-ofset tekniğiyle basılmaktadır. Gazete sahipleri tipo rotatif makinalarının renkli baskı yapanını Türkiye’ye getirmiştir. O zamanlar gazeteleri renkli basıp, daha cazip hale getirmek için kullanılmıştır.
 
 

Her gazete bir rotatif makinaya sahiptir, ancak tirajların yirmibeş-otuzbini nadiren geçmesi sebebiyle baskı saatleri dışında makinalar atıl kalmıştır. Bir makina, önde gelen dört beş gazeteyi basabilecek güçte olduğu halde, gazete sahipleri, haberleri çalınır korkusuyla, aynı makinada basılmasına razı olmamışlardır.
 
 

İkinci Dünya Savaşı öncesi gazete tirajları oldukça düşüktür ve bunları arttırabilmek kolay değildir. Gazeteler az-çok okumuş, memlekette bir mevki sahibi olmuş, aydın zümreye kendilerini beğendirmek gayesiyle hazırlanmıştır.
 
 

Ancak, tirajların artması, gazetelerin mutlaka daha çok insan tarafından satın alınmasını gerektirmektedir. Bunun için sayıları güçlükle artan aydın okuyucuyu bir yana bırakıp, yeni okuyucular bulma yoluna gidilmiştir. Gazetelerin çehresinde bugün görülen değişiklik, işte bu yoldaki çalışmaların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
 
 

1938 yılının basınında hiç hükümetin huzurunu kaçırtacak bir hava yoktur. Ama yine de 1931 tarihli Matbuat Kanunu’nda bazı değişiklikler yapılması öngörülmüştür.
 
 

28 Haziran 1938’de değişiklik tasarısı Meclis’te kabul edilmiştir. Buna göre:

-- Gazete ve dergi çıkartmak için bir bankadan 1000-5000 liralık garanti mektubu sağlanması öngörülmüştür. Mali durumu sağlam olmayan kişilerin gazete veya dergi çıkartmaları bu kanunla güçleştirilmiştir.

-- Bildiri sisteminden ruhsatname sistemine geçilmiştir. Böylece her isteyenin gazete veya dergi çıkartması kısıtlanmıştır. Bir ek hükümde ise “kötü ünlü” kişilere gazete çıkarma hakkı tanınmaması belirtilmiştir. “Kötü ünlü” kişi tanımlamasının ölçüsü ise belirtilmemiş, bunun değerlendirilmesi valinin veya hükümetin yetkileri içinde bırakılmıştır. Hatta bununla da yetinilmemiş , bu kişilerin muhabir, yazar, ressam, fotoğrafçı, musahhih ve idare memuru olarak çalışmaları da yasaklanmıştır.
 
 

Basının yönetimi hükümetin eline geçmiştir. Bu yıllarda devlet müdahaleleri sadece ekonomi üzerinde kalmayıp, basın üzerinde de etkili olmuştur. En basit bahanelerle gazeteler kapatılmıştır. Kağıt sıkıntısı sayfa sayılarını ve tirajları düşürürken, Ankara Radyosu devlet politikasını daha kesin anlatan haberleriyle yazılı basının önüne geçmiştir.
 
 

1939 Eylül’ünde İkinci Dünya Savaşı patlak vermiştir. Türkiye savaşa katılmadığı halde 1940 Kasım’ında İstanbul bölgesinde sıkıyönetim ilan edilmiştir. Savaş bitene kadar da hükümete sınırsız yetkiler bırakılmıştır.
 
 

Türkiye’de İkinci Dünya Savaşı’nın çeşitli yankıları olmuştur. Bazı gazeteler savaşı Almanların kazanacağına inanmışlardır. Tasvir-i Efkar ve Cumhuriyet’in bazı yazarları bu eğilimdedir. Akşam, Vatan ve Tanin Müttefikleri tutar, ama Sovyetlerin ilerlemesini ku?ku ile karşılar. Tan ise bütünü ile Müttefiklerden yana olmuş, Sovyet dostluğunu övmüş ve çok tepkiler almıştır.
 
 

Bu bir yandan Almanların, bir yandan Müttefiklerin Türk basınını elde etmeye çalıştıkları bir dönemdir.

1941’de Türkiye’de günlük toplam tirajları 60 bini bulan 113 gazete vardır. En yüksek tiraj 20 binin üstündedir. Ayrıca, 227 adet dergi çıkmaktadır.Dönemin önemli gazeteleri: Cumhuriyet, Akşam, Tan, Vatan, Yeni Sabah, Tanin ve Tasvir-i Efkar’dır.
 
 

1946’da çok partili döneme geçilirken CHP Hükümeti basına bazı ödünler vermek zorunda kalmıştır. O dönemde gazetelerin büyük çoğunluğu DP’yi desteklemişlerdir. CHP’nin seçim öncesi desteğe ihtiyacı vardır. DP ise basının desteğini kazanmak için 1945-1950 yıllarında basın özgürlüğünün en büyük savunucusu olmuştur.Hükümet yeni seçim kararını açıklamadan önce havayı yumuşatacak basın kanunu tasarıları getirmiştir. Basın Birliği’nin kaldırılması ve Basın Kanunu’nun 50. maddesindeki gazete kapama yetkisinin kaldırılmasını da kapsayan bu tasarılar 1 Haziran 1946’da Meclis’ce kabul edilmiş ve 50. madde kaldırılmıştır.
 
 

1946-50 yılları Türkiye için canlı geçmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sora CHP’nin aşırı tutucu kanadı büyük yenilgiye uğramış ve çok partili döneme geçilmiştir.
 
 

Basın çeşitli gruplara bölünmüştür. İrili ufaklı sağcı yayınlar yayınlanmıştır. Bunlardan en etkilisi Necip Fazıl Kısakürek’in yayınladığı “Büyük Doğu Dergisi” olmuştur. Bu dönemde Milliyetçi ve Turancı yayınlar da gelişmiştir. Sol basın ise gerçek bir özgürlüğün olup olmadığını anlayamamıştır. Sendikalar kurulmuş, dergiler yayınlanmış, daha sonra dergiler kapatılmış ve sessizlik dönemi başlamıştır. Bu dönemde Mehmet Ali Aybar “Zincirli Hürriyet”i, Sabahattin Ali ile Aziz Nesin “Marko Paşa”yı yayınlamışlardır. Marko Paşa o güne kadar görülmemiş bir satış yaparak altmışbin basmaya başlamış, Aybar, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin tutuklanmıştır.

1946’da aniden büyük bir gazete ve dergi artışı olmuştur. Günlük tirajları yüzbine yaklaşan 202 gazete ve 302 dergi yayınlanmaktaydı.
 
 

Radyonun tek yönlü yayını gazete tirajlarını arttırmış, gazeteler habere, resme ve yoruma önem vermeye başlamıştır. Demokrasiye geçişten on yıl sonra toplam tiraj bir milyona ulaşmıştır. 1946’da bin kişide 5.2 gazete okunurken, 1955’de nüfusun artmasına rağmen bu oran binde 28’e çıkmıştır.
 
 

Çok partili döneme geçildiği bu dönemlerde basın CHP’ye bağımlı durumdaydı. Gazeteler kağıt temini, makina ve malzeme ithali için iktidarın kararına bağlıydılar. Resmi ilan ve reklamların dağıtımı iktidarın kontrolü altındaydı.
 
 

Bu dönemin en önemli gazeteleri: Cumhuriyet, Vatan, Tasvir, Ak?am, Yeni Sabah, Tanin, Ulus, Zafer, Hürriyet ve Milliyet’tir.
 
 

Cumhuriyet, Vatan, Tasvir-i Efkar, Zafer gazeteleri DP yanlısı görünmektedir. Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinin baskıları o yıllarda kırk- ellibin kadardır. Akşam Gazetesi demokrasi yanlısıdır ve baskısı onbini geçmemektedir. Ulus Gazetesi CHP yanlısıdır, fakat aydın ve okur yazarların çoğu CHP’ye karşı olduğundan gazetenin satışı oldukça düşmüştür. Buna rağmen diğer gazetelerden daha çok ilan ve reklam almıştır (resmi ilan ve reklamlar).
 
 

Bu arada 1 Mayıs 1948’de Hürriyet Gazetesi Babıali’de bir çığır açarak çıkmaya başlamıştır. Gazeteyi Sedat Simavi çıkartmıştır. Parti çalışmalarının en ateşli olduğu bu dönemde Hürriyet tarafsızlık ve bağımsızlık ilkesiyle çıkmıştır.
 
 

İlk yıl Hürriyet’in tirajı otuzbin kadardır. 1949’da tiraj ellialtıbine, 1950’de seksenüçbine, 1951’de yüzbine, sonra da yarım milyona yükselmiştir.

Hürriyet Gazetesi’nin o dönemde batmamasının, aksine yükselişinin çeşitli nedenleri vardır. Herşeyden önce, Hürriyet çok modern bir baskı makinasıyla işe başlamıştır. Sedat Simavi Hürriyet’in ilk hazırlıklarını yaparken, daha 1946’da Amerika’ya, saatte beş renk üzerinden kırkdörtbin sayı basabilecek bir rotatif ısmarlamış ve bununla işe başlamıştır. İyi bir sayfa düzeni, canlı fotoğraflar, kolay anlaşılabilir bir dil Hürriyet’in avantajları olmuştur. Bunun yanında, 1948’de Londra Olimpiyatları’na ekip göndermiş, oyunları Lodra’dan izlemiştir. Babıali’nin alışık olmadığı bu masraflı haberciliği Hürriyet büyük masraflara katlanarak yapmıştır. Güreşçilerimizin de Londra’da başarılar kazanmasıyla gazete yok satmıştır.
 
 

Ayrıca, Kıbrıs Sorunu’nu ortaya atarak halkın duygularına seslenmiştir. Bir başka neden, Hürriyet’in o zamana kadar ülkede yaygın bayi örgütünü bir yana bırakıp kendi öz dağıtım örgütünü kurmuş ve eski bayilerin kölesi olmaktan kurtulmuş olmasıdır. 1950’lere doğru Hürriyet’i Türkiye’nin en büyük gazetesi yapan etkenler bunlar olmuştur.
 
 

Hürriyet, haber gazeteciliğinin öncülüğünü yaparken, diğer gazeteler de Hürriyet’ten etkilenmişlerdir. Kendisini yenilemeyi başaramayan gazeteler yok olmuştur. Diğer yandan, partiler tarafından çıkarılan gazetelerin hiçbir zaman büyük tirajlara ulaşamamaları ve piyasadan çabuk yok olmaları okuyucunun “gazete” ile “propaganda aracı” arasındaki farkı görmelerinden kaynaklanmıştır.
 
 

3 Nisan 1950’de ise Babıali’ye yenilikler getiren bir başka gazete olarak Milliyet doğmuştur. Milliyet’i Ali Naci Karacan kurmuştur.

Çok modern bir teknikle ve güzellik endişesiyle basılan Milliyet, Hürriyet’ten farklı olarak, değişik konularda hergün bol yazı, haber ve zengin bir özle aydın ve yarı aydın kitleleri kazanmaya yönelmiş bir gazetedir.
 
 

2.2. 1950-1960 DÖNEMİ BASIN İŞLETMELERİ
 
 

1950 yılı basın alanında yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Ajansçılık yeni bir iş alanı olarak belirmiştir. THA (Türk Haber Ajansı) ve tamamen iktisadi nitelikli İKA Ajansı ile açılan bu alan, gazetelerin kendi bünyelerinde ajans kurmalarının (Hürriyet Haber, Akajans-Tercüman, Milliyet Haber) yanısıra özel girişimciler de yaygınlaşmıştır.
 
 

Anadolu Ajansı bu dönemde de çalışmalarını sürdürmektedir. Ancak, özellikle büyük gazetelerin artık onun sağladığı gelire çok fazla bağımlılığı kalmamıştır.
 
 

14 Mayıs 1950’de yapılan genel seçimde DP tek başına iktidara gelmiş, demokrasi fiilen işlemeye başlamıştır. 1946’da basın özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasını savunan yeni iktidar partisinin ilk icraatından biri 15 Temmuz 1950’de kabul edilip, 24 Temmuz 1950’de yürürlüğe giren 5680 sayılı Basın Kanunu'nu hazırlamak olmuştur. Bu kanun demokratik bir rejimde basının sahip olması gereken tüm nitelikleri içermekteydi.
 
 

1950 Basın Kanunu liberal bir basın kanunu olmuştur. Bu kanunla 1931 Kanunu'nun güdümlü rejimi yıkılmış, hükümetin basın üzerindeki kontrolü hemen hemen kaldırılmıştır. Kanunun özellikleri şunlardır:
 
 

-- Gazete ve dergi çıkartmak için artık Hükümet’in izin veya ruhsat vermesi gerekmez. Bildiri vermek yeterlidir.
 
 

-- “Kötü ünlü” ki?ilerin gazetecilik yapmalarını yasaklayan maddeler kaldırılmıştır.
 
 

-- Basın suçlarının yargılanması özel mahkemelere gönderilen her çeşit cevap ve düzeltme yazılarının basılmasını önlemek amacıyla mahkemelere bazı yetkiler tanınmıştır.
 
 

-- Gazete sahipleri cezai sorumluluklarından kurtulmuşlardır. Gazete sahibinin ancak hukuki ve mali sorumluluğu vardır. Suç sayılabilecek şeylerden genellikle yazar ve yazı işleri müdürü sorumlu tutulmuştur.
 
 

DP İktidarı’nın ilk yıllarında hükümetle gazeteciler arasında yakın ilişkiler kurulmuştur. Henüz basınla hükümet arasında bir problem çıkmamıştır. Başbakan Adnan Menderes her ay düzenli olarak basından gazete sözcülerini toplayarak toplantılar düzenlemiş, basın mensuplarının sempatisini kazanmıştır.
 
 

Bunun yanısıra gazetecilerin sosyal haklarını tanıyan “Basın mesleğinde çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetleri düzenleyen 5953 sayılı 13 Haziran 1952 tarihli kanun”da çıkmış ve bu kanunla gazeteciler şu hakları elde etmişlerdir:
 
 

-- Sendika kurabilmek, 
 
 

-- Sosyal sigortalardan yararlanmak, 
 
 

-- İşverenin gazeteci ile yazılı iş anlaşması yapması zorunluluğu,
 
 

-- İş anlaşmasını bozmak isteyen gazete sahibinin gazeteciye kıdemine göre tazminat ödemesi,
 
 

-- Askerlikte, mahkumiyet ve gazetenin kapanması durumlarında gazeteciye ücret ödenmesi,
 
 

-- Haftalık tatil, yıllık ücretli izin v.b...

Fakat hükümet-basın arasındaki bu ilişki uzun sürmemiş ve bazı çatlamalar görülmeye başlamıştır. Bunun bir çok sebebi vardır. Ekonomik nedenler bunların başındadır. Halk DP döneminde umduğu bulamamıştır. Fiatlar ucuzlamamış, gelirler artmamış, hayat pahalılığı durmadan yükselmiştir. Parti içinde bir takım yolsuzluklar görülmüştür. Yolsuzlukların ortaya çıkartılması parti içinde hoşnutsuzluklar yaratmıştır. DP’yi tutmayan gazete yöneticilerine karşı türlü baskılar başlamıştır.
 
 

Bu hava içinde Hükümet basınla ilgili bir kanun tasarısı hazırlamaya başlamıştır. Gazetelerde ise buna karşı tepkiler belirmiştir. 1954 yılının ilk aylarında DP Hükümeti’nin Meclis’e getirdiği “Neşir yoluyla veya Radyo ile işlenecek bazı cürümler hakkında kanun” tasarısı büyük gürültülere yol açmıştır. Kanun 9 Mart 1954’de kabul edilerek, sekiz gün sonra yürürlüğe girmiştir.
 
 

Kanunun amacı “namus, şeref, haysiyete tecavüz edilmesi veya hakarette bulunulması, itibar kıracak, şöhret veya servete zarar verebilecek bir hususun isnad edilmesini” önlemektedir.
 
 

Bu maddelere göre suç sayılabilecek bir yazı çıktığı zaman savcıların doğrudan kovuşturma açabilmeleri söz konusu olmuştur. Oysa Ceza Kanunu'na göre bunlar şikayete bağlı suçlardır.
 
 

Gazeteciye, öne sürdüğü bir şeyi ispat etme hakkı da tanımayan 6334 sayılı bu kanun 1960 yılına kadar yürürlükte kalmıştır.
 
 

Kanun 12 Ekim 1960’da Milli Birlik Hükümeti’nce kaldırılmıştır. Ancak bu süreç içinde zaman zaman kanuna yeni maddeler eklenmiş, bazıları ise yeniden kaldırılmıştır.
 
 

Bu değişikliklerle, sorumlu yazı işleri müdürü olabilmek için lise diploması zorunlu tutulmuş, cevap ve düzeltme yazılarında daha kısıtlayıcı bir takım koşulların uygulanması öngörülmüş, gizli yapılan toplantılardaki görüşmelerin veya alınan kararların yazılması yasaklanmıştır.
 
 

Kıbrıs Sorunu alevlenmiş, Türkiye’nin Yunanistan’la arası gerginleşmiştir. Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve saldırılar olduğu yolunda haberler çıkartılmıştır. 6-7 Eylül 1955’de bir takım olaylar meydana gelmiştir. Hükümet bu olayları gazetelerin halkı kışkırtmasına bağlamıştır.
 
 

10 Eylül’de sıkı yönetim komutanı bir basın toplantısı düzenleyerek basına şu yasakların konulduğunu bildirmiştir:
 
 

-- Halkı heyecanlandıracak haberlerin yayınlanması yasaktır.
 
 

-- Hükümeti tenkit etmek yasaktır.
 
 

-- Hükümetin çalışmalarını etkileyecek biçimde yazılar yasaktır.
 
 

-- Sıkı yönetimin çalışmalarıyla ilgili haberler yasaktır.
 
 

-- Nato Devletleriyle ilgili haberler yasaktır.
 
 

-- Darlık, kıtlık ve yokluk haberleri yasaktır.
 
 

-- 6 Eylül olaylarını komünistlerden başkalarının yaptığı yolunda yazı ve yorumlar yasaktır.
 
 

-- 6 Eylül olaylarıyla ilgili haber ve resimler yasaktır.
 
 

-- Magazin sayfalarında da halkı heyecanlandıracak resim ve yazılar yasaktır.
 
 

-- İkinci baskı yapmak yasaktır.

Bu yasaklardan sonra da her gün sıkıyönetimden telefonla gazetelere yeni yeni yasaklar bildirilmiştir.
 
 

1957 yılının ilk aylarında gazetecilerin çalışma koşulları iyice güçleşmiş, muhalefet liderlerinin gezilerini izleyen muhabirlere zorluklar çıkarılmıştır. Bunun üzerine İstanbul Gazeteciler Sendikası protesto amaçlı bir bildiri yayınlamıştır. Sendika kapatılmış ve dokuz ay kapalı kalmıştır.
 
 

O yıllarda gazetelere mahkemelerden, savcılardan sayısız yasaklamalar gönderilmiş, birçok şeyin yazılması yasaklanmıştır.
 
 

Hükümet bununla da yetinmeyip, gazeteleri baskı altına almaya çalışmıştır. 26 Kasım 1957’de yayınlanan bir kararname ile “gazete ve dergi kağıtlarının tek elle ithaline” gidilmiştir.
 
 

1958’de ise “ilan ve reklamların tek elden dağıtımı”nı içeren kararname kabul edilmiştir.
 
 

Gazeteler buna sert tepkiler göstermişlerdir. Bunlar da yetmemiş 3 Eylül 1958’de yayınlanan bir bildiri ile Hükümet’in özel ve resmi ilan tarifelerini düzenlemek ve gazete dağıtımını ayarlamak için hazırlıklar yaptığı açıklanmıştır.
 
 

1946 öncesinde İstanbul gazeteleri Ankara’da bir gün, diğer Anadolu kentlerinde ise üç gün ile bir hafta arasında gecikmeyle okunmaktaydı. Haber unsurunun (özellikle Hürriyet’in çıkışıyla) etkenliğinin artması, daha hızlı dağıtım sağlamak çabalarının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. 1958’de akşamdan matris yollayıp (son uçakla ya da taksiyle) Ankara’da basma fikri oluşmuştur. Önce Vatan, sonra Akşam bunu denemiştir. Böylece gazetenin “idare” kısmı, “yazı işleri” nin önüne geçmiş, artık “haber kesme saati”ni dağıtıcılar belirlemeye başlamışlardır. Gerektiğinde haberden fedakarlık etmek durumu doğmuştur.

Fotoğraf nakline yarayan telefoto makinaları ilk kez bu dönemde Yeni Sabah tarafından kullanılmıştır.
 
 

DP Dönemi'nde bazı gazete ve dergiler kayırılmış ve bunlara bazı ayrıcalıklar sağlanmıştır.
 
 

Kağıt tahsisi konusunda da yine DP’yi tutan gazetelere, tirajlarına göre büyük ölçüde kağıt verildiği, tarafsız ve muhalif gazetelere ise bu alanda çok hasis davranıldığı, hatta Kim Dergisi’nin 1958 Temmuz’unda kağıdının kesildiği anlaşılmıştır. Muhalefeti tutan gazeteler ve tarafsız basın kağıt darlığı yüzünden tirajını kısmak zorunda kalmıştır. Aynı belgeye göre örtülü ödeneklerden ajans ve gazetelere 723.809 TL. dağıtılmıştır.
 
 

Türk Haberler Ajansı 35.500

Yeni Cephe Gazetesi 14.700 

Türk Anglo-Amerikan 16.500 

Atom Gazetesi 17.300 

Yeni Asır 74.000

İstanbul Ekspres ve Burhan Belge 51.600

Akın Gazetesi 22.000

Havadis 55.000 

Büyük Doğu ve N. Fazıl Kısakürek 147.000

Medeniyet Gazetesi 11.000 

Hizmet Gazetesi 23.500 

Ethem İzzet Benice 15.000

Türk Dü?üncesi ve Peyami Safa 49.000

Aydın DP Gazetesi 10.000

Ege Ekspres 12.000 

Akbaba 63.000 

İzmir Gazetesi 21.000
 
 

Bu dönemde basınla hükümet arasındaki bağlar iyice kopmuş, basın davaları çoğalmıştır.
 
 

1959’larda gazetelerin çalışma koşulları gittikçe güçleşmiştir. Bazı günler son dakikada bildirilen yasak bazı yazılar gazetelerden çıkarılmış ve birinci sayfalar beyaz boşluklarla yayınlanmıştır.
 
 

1959 Ağustos’undan itibaren tiraj ve abone esasına göre yürürlüğe giren kararname de kötüye kullanılmış, tiraj ve abone sayısı göz önünde tutulmaksızın DP organı gazeteler birinci kategoriye, tarafsızlar üçüncü kategoriye alınmış, Ulus, Dünya ve Yeni Gün Gazetelerinin adları ilan listesinden çıkarılmıştır. Daha sonra Yeni Sabah’ın da ilanları kesilmiştir.

2.3. 1960-1980 DÖNEMİ BASIN İŞLETMELERİ
 
 

27 Nisan 1960’da özel bir kanunla Meclis’te bir Tahkikat Komisyonu kurulmuştur. Bu kanunun 2. maddesine göre: “A: Her türlü yayının yasak edilmesi halinde bu yasağa uymayan gazete ve dergilerin basımı ve dağıtımı önlenir. B: Yayın yasaklarına ısrarlı şekilde uymayan yayınlar kapatılır.” Komisyon Meclis’deki görüşmelerin yazılmasını da yasaklamıştır. Öte yandan sıkı yönetim ilan edilmiştir.
 
 

27 Mayıs 1960’la başlayıp 12 Eylül 1980’le noktalanan dönem, Türk toplumunun çarpık da olsa hızlı bir ekonomik gelişme ve sanayileşme içine girdiği dönemdir. 
 
 

27 Mayıs 1960’da Milli Birlik Komitesi iş başına gelmiştir. İlk önce “Neşir yoluyla veya Radyo ile işlenecek cürümler hakkındaki 6334 ve 6732 sayılı kanunları” ele alarak 12 Ekim 1960’da 94 sayılı kanunla bunları iptal etmiştir.
 
 

26 Temmuz 1960’da, gazetecilerin kendi problemlerini kendi aralarında çözümleyerek Devlet’in ve adliyenin basınla ilgili işlere çok sık karışmamasını sağlamak amacıyla, Basn Ahlak yasası imzalanmış ve yürürlüğe girmiştir. Daha sonra, Basın Ahlak yasasının uygulanışını kontrol amacıyla Basın Şeref Divanı kurulmuş, ancak çok verimli olamamış ve zamanla yok olmuştur.
 
 

28 Ekim 1960’da Milli Birlik Hükümeti’nce “besleme basın”la ilgili bir kararname yayınlanmıştır. Buna göre, DP’nin iktidarı döneminde, tirajı düşük olan gazetelere, tirajı yüksek olan gazetelerden daha çok veya aynı ölçüde ilan verilmiştir. Resmi ilanlarda Zafer Gazetesi’nin aldığı miktar 500-900 bin lira arasındadır. İzmir’de rekor Yeni Asır’da, İstanbul’da ise Havadis’tedir.
 
 

29 Kasım 1960’da eski basın kanunundaki antidemokratik hükümleri kaldıran 143 sayılı kanun çıkmıştır.
 
 

Milli Birlik Hükümeti 5953 sayılı kanunu değiştiren 212 sayılı kanunu çıkarmış, 195 sayılı kanunla “Basın İlan Kurumu”nun kurulmasını öngörmüştür. Gazete sahipleri bu iki kanunu protesto için üç gün gazete çıkartmamışlardır.
 
 

212 sayılı kanunla gazetecilere tanınan haklar şunlardır:
 
 

-- Kıdem hakkı; Eski kanunla gazetecinin kıdemi çalıştığı gazeteye girişi ile başlıyordu. Mesleğe ilk giriş tarihi göz önünde tutulmuyordu. Yeni kanun ise mesleğe ilk giriş tarihini kıdemin başlangıcı saymıştır.
 
 

-- Ölüm ödeneği; Yeni kanun gazetecinin ailesine, sosyal sigortaların yaptığı ödemelerin dışında, kıdeme göre ödeme yapılması zorunluluğunu koymuştur. Eski kanunda böyle bir hüküm yoktu.
 
 

-- Gazetelerin kapanması durumunda gazetecilere ödenek verilmesi; Yeni kanun, gazeteler kapanacak olursa gazeteciye iki aylık ödenekle birlikte kıdemine göre ödenek verilmesini kabul etmiştir.
 
 

-- İstifa eden gazeteciye kıdem ödeneği verilmesi; Bu da yeni kanunun sağladığı bir haktır.
 
 

-- Aylıkların peşin olarak ödenmesi.
 
 

-- Gece çalışanlara haftada iki gün izin hakkı tanınması.
 
 

-- Kar eden gazetelerin gazetecilerine her yıl bir maaş ikramiye vermeleri.

-- İş anlaşmazlıklarının ticaret mahkemelerine değil, iş mahkemelerine verilmesi.
 
 

-- Ödemelerin gecikmesinde her gün için yüzde beş faiz yükümlülüğü; Gazete sahipleri bu hüküm gereğince geciken ödemelere gerçekte yılda % 1830 oranında zam yapılmış olacağını belirterek bu değişikliğe çok büyük tepki göstermi?lerdir.
 
 

Ancak, birçok patron bu hakkı vermemiş ve iş mahkemeye intikal etmiştir.
 
 

Basın İlan Kurumu, Milli Birlik Hükümeti zamanında, resmi ilan dağıtımının düzene sokulması için özel bir kanunla kurulmuştur. Yalnız resmi ilanların dağıtımıyla görevlidir, özel ilanlar ise özel ilancılık bürolarınca gazete ve dergilere dağıtılır. Kurum resmi ilanlardan %15, özel ilanlardan da %10 komisyon alır. Sağladığı gelirleri basının gelişmesinde yararlı alanlarda kullanmak zorundadır.
 
 

Kurumun, istisnai bir hükme dayanarak özel ilan dağıtımına karışması gazetelerin ödemek zorunda bırakıldıkları komisyonlar yüzünden gelirlerinde önemli düşüşler olabileceği düşünülmüş, ancak bunlar varsayımdan öteye gitmemiştir.
 
 

1961 Anayasası’na basın özgürlüğünü güven altına alacak önemli maddeler konmuştur. Anayasa herşeyden önce basın haklarını ve özgürlüklerini teker teker sıralamış ve bunların dokunulmazlığını belirtmiştir:
 
 

-- Basın hürdür, sansür edilemez (madde:22): Anayasa her ne koşul altında olursa olsun sansürü yasak etmi?tir.
 
 

-- Yayın yasağı konulamaz (madde:22): Ancak bir tek durumda yayın yasağı konulabilir, o da yargı görevinin amacına uygun olarak saklılık gerekiyorsa. Kaldı ki basın ahlakı sağlam temellere oturtulduğu zaman bu bile gereksizdir.
 
 

-- Gazete ve dergiler toplatılamaz (madde:22): Kurucu Meclis gazete ve dergilerin toplatılmasını önlemek istemiştir. Ama bu hüküm Anayasa’ya ters girmiş ve “gazete ve dergilerin ancak hakim kararıyla” toplatılabileceği belirtilmiştir. 1971 Eylül’ünde yapılan anayasa değişikliğiyle de gazete ve dergilerin toplatılması için hükümete ve yargıçlara yeni yetkiler verilmiştir.
 
 

-- Gazete ve dergiler kapatılamaz (madde:22): Bu hükümle Anayasa’da “gazete ve dergiler ancak mahkeme kararıyla kapatılabilir” denmiştir. Bu madde de 1971’de değiştirilmiştir.
 
 

-- Gazete ve dergi çıkartmak için önceden izin alınmaz, mali teminat gerekmez (madde:23).
 
 

-- Haber, düşünce ve kanıların yayımlanması engellenemez (madde:23): Anayasa Basın Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle haber, düşünce ve kanıların yayımlanmasını engelleyici ve zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali veya teknik tedbirlerin alınamayacağını açıkça belirtmiştir.
 
 

-- Basımevlerine ve basın araçlarına el konulamaz (madde:25).
 
 

-- Düzeltme ve cevap hakkı kötüye kullanılamaz (madde:27).
 
 

-- Devlet, haberleşme hakkının kullanılması için olanaklar sağlar (madde:22-23): Anayasaya göre gazete ve dergiler Devlet’in ve kamusal kurumların araç ve olanaklarından eşitlik ilkesine göre yararlanırlar.
 
 

Bu hükümlerle vergi indirimi, posta, telefon, telgraf ve teleks ücretlerinde indirim, kağıt ve araçlarda gümrük indirimi, dağıtım kolaylıkları, haber kaynaklarına ulaşım gibi kolaylıklar sağlanmıştır.
 
 

1961 Anayasası’nın sağladığı özgürlüklerin gazete içeriklerine getirdiği zenginlik, dağıtım ve basım tekniklerindeki ilerlemeler tiraj artışını doğurmuştur. Ticaretleşmede büyük ilerleme gösteren Babıali’den iki büyük dağıtım şirketi çıkmıştır; GAMEDA (1960) ve Hür-Dağıtım (1962). Bununla da yetinilmemiş, tüm büyük gazeteler Ankara, İzmir, Adana, Erzurum’da basımevleri kurarak, buralarda baskı yapmışlardır. Hürriyet’in fax sistemini başlatmasıyla haberlerin bu çeşitli basımevlerine anında ulaşması sağlanmıştır
 
 

-- Sorumluluklar (madde:22): Anayasa Basın Özgürlüğü’nün bazı koşullar altında, kanunla sınırlanabileceğini belirtmiştir. Bu koşullar şunlardır:
 
 

1) Devletin bütünlüğünü, kamu düzenini, ulusal güvenliği ve genel ahlakı korumak,
 
 

2) Kişilerin onuruna ve haklarına saldırıyı, suç işlemeye kışkırtmayı önlemek,
 
 

3) Yargı görevinin uygulanmasını sağlamak.
 
 

27 Mayıs’tan sonra gazeteciler bir takım haklar elde atmişler, kanunlarda değişiklikler yapılmış, Basın İlan Kurumu kurulmuş, fakat bunun yanısıra Tedbirlar Kanunu çıkmış ve bazı gazeteciler tutuklanmıştır.
 
 

5 Mart 1962’de basın özgürlüğünü kısıtlamak amacıyla çıkan 38 sayılı bu kanun 7 Mart’ta kabul edilerek yayınlanmıştır. Kanun “27 Mayıs Devrimi’ni söz, yazı, haber, havadis, resim, karikatür ve başka araçlarla yersiz, haksız veya gayrimeşru göstermeye çalışanları” suçlamaya yöneliktir. Bu kanun basında büyük tepkiler yaratmıştır. Sonuç olarak kendinden bekleneni sağlayamamış, anlamını ve gereğini yitirmiştir.
 
 

1960’dan 1971 Mart’ına kadar uzanan dönemde günlük gazetelerde büyük gelişmeler olmuştur:
 
 

Cumhuriyet’in tirajı 160 bine, Akşam 150 bine, Milliyet 200 bine, Tercüman 300 bine, Hürriyet 600 bine ve Günaydın 350 bine ulaşmıştır.
 
 

Baskı tekniklerinde çok büyük gelişmeler olmuştur. Günlük gazeteler ofsete geçmeye başlamışlardır. Resimlerin ve renklerin çekiciliği geniş kitleleri etkilemiş ve yeni tekniklerle basılan gazeteler çok büyük tirajlara yönelmişlerdir. Bu gazetelerde yorum ve düşünce ikinci plana düşmeye başlamıştır.
 
 

Gazetelerde politik haberler büyük bir oranı kaplarken, çizgi romanlar ve tefrika romanlar da yer almaya başlamıştır. Bir diğer yenilik de önce Vatan’da daha sonra da Hürriyet’te sporun günlük hayatın parçası haline gelmiş olmasıdır. Milliyet’te de o dönemde spor arka sayfaya konulmaya başlanmıştır.
 
 

Gazetelerin kültür ve eğitim düzeyleri yükselmiştir. Gazetecilik eğitimi ayrı bir önem kazanmıştır. Ankara’da Sosyal Bilimler Fakültesi’ne bağlı olarak 1965’de Basın Yayın Yüksek Okulu kurulmuş, İstanbul Gazetecilik Enstitüsü’ne ve gazeteci yetiştiren özel okullara her yıl yüzlerce öğrenci yazılmıştır.
 
 

Yine bu dönemde Televizyon kurulmuş, Televizyonun gelişmesi ise hem öz, hem sayfa düzeni, hem de ilan gelirleri bakımından gazeteleri gelecek yıllarda geniş ölçüde etkilemiştir.
 
 
 
 
 
 

1966’da ofset sisteminin ilk girişimi yapılmış (Günaydın’ın öncülüğünde), 1970’lerde bütün gazeteler bu sistemi benimsemiştir. Daha temiz baskı sağlayarak ofset sistemi gelişmeye katkıda bulunmuştur.
 
 

Teknolojik anlamdaki bu yenilikler gazeteler için güçlü mali kaynak gerektirmektedir. Oysa, gazetenin maliyeti satış fiatının üstündedir. Gazete satışa çıkarıldığı anda fiatının dörtte biri oranında bir zarar kaydetmektedir. Bu açık, devletin bazı indirimleri ve özel sektörden sağlanan ilanlarla karşılanmaktadır. Devletin katkısı ise, Basın İlan Kurumu’nun belirlediği resmi ilanlar ve devlet tarafından 55 liraya ithal edilip, 9 liradan basına devredilen kağıttan oluşmaktadır. Bunlar zararın ancak 2/5’ini karşılayabilmekte, yüksek tiraj avantaj olmaktan çok zararı artıran bir unsur olmaktadır.
 
 

1963-1967 yılları arasını kapsayan I. Beş Yıllık Kalkınma Planı’na göre, kağıt sanayiinde ithal ikamesi sağlayacaak önemli yatırımlara başlanması, kağıt fabrikalarının ormanlarımızın niteliğine uygun teknolojide kurulması öngörülmüştür. 1965 programına göre, 1962 ve 1963 yıllarında gazete, yazı-tabı ve kraft kağıdının önemli bir bölümünün ithal yoluyla sağlandığı ve 1965’de de yine ithalin devam edeceği belirtilmiştir.
 
 

1968-1972 yıllarını kapsayan II. Beş Yıllık Kalkınma Plan’ında da ithalatın devam edeceği belirtilmiştir.
 
 

III. Beş Yıllık Kalkınma Plan’ında “Kağıt Ara Planı” hazırlanması uygun görülmüş, hammadde fiatlarının fazla oluşu nedeniyle kağıt ithalinde basına büyük bir sübvansiyon uygulanmıştır. Ancak, 1980’de kağıt sübvansiyonu kaldırılmış ve basın ekonomik krize girmi?tir.
 
 

Okuyucusunun tüketici niteliği yüksek gazeteler (Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet gibi) karşısında ister yüksek, ister düşük tirajlı, ama okuyucusunun alım gücü zayıf gazeteler, siyasal etkenlik, hatta şantaj yapma durumuna geçmişlerdir. Diğer yandan büyük iş adamları ve sermaye grupları basınla ilgilenmeye başlamışlardır. 1960 öncesinde bunun en belirgin örneği Yeni Sabah ve Akşam’dır. Tüccar Safa Kılıçoğiu ilkini, armatör Malik Yolaç ikincisini satın almışlardır. Her ikisi de kendi kaynaklarından yaptıkları yatırımlarla gazetelerini dönemin en önemli gazeteleri arasına sokmayı başarmışlardır. Özellikle Kılıçoğlu gazetesini ticari çıkar aracı olarak kullanmıştır. 1960’dan sonra gazetelerin büyük sermaye çevreleriyle bağlantısı artmıştır. Tercüman, Yeni Asır (Türkiye’nin ilk büyük özel taşra gazetesi), Son Havadis bunlardandır. Hürriyet ve Günaydın Grubu bu yeni şartlara , mali bağımsızlığını ve gücünü devam ettirecek ticari yatırımları içeren holdingleşmeye uyum sağlamıştır. Bu arada sermaye birikimini sağlayamayan gazeteler kapanmak zorunda kalmıştır (Vatan Gazetesi gibi).
 
 

Büyük yatırımlarla, geniş haber, malzeme ve basım olanaklarına kavuşan, özel dağıtım sistemi ile desteklenmiş yeni teknolojik yapıların, gündelik gazete basımı dışında kalan potansiyeli kullanma alanları aramaları gereği doğmuştur. Bunun sonucu olarak bu büyük teknolojiyi kullanan gazeteler; çocuk, gençlik, magazin, müzik, kültür alanlarında yayınlara, hatta ikinci bir hafif içerikli gazete yayınlama yoluna girmişlerdir. Kendi yayınlarının reklamını bedava yapabilmeleri ve bütün yurda yayabilmeleri sayesinde bu yayınlar otomatik olarak dar kadrolarla çıkarılan diğer yayınları kolaylıkla etkilemişlerdir. Böylece sermayenin etkisi basında ister istemez tekelleşme sürecini başlatmıştır.
 
 

1968’de ilk deneme yayınını yapan televizyon büyük basın işletmelerinde teknik ve sermayenin ön plana çıkmasını kaçınılmaz kılmıştır. 1970’lerin ortasında Türk toplumunun başlıca haber ve eğlence kaynağı haline gelmiştir. 1971 sonrası ülke düzeyinde izlenebilir hale gelen TV, basının bol fotoğraf ve renk kullanımını da teşvik etmiştir. 1981’e varıldığında TV en ücra yerlere dahi ulaşmıştır. Teorik olarak her ailede bir TV alıcısı varken, gazeteler ise ailelerin yarısına bile erişemiyordu. Bu yoğunlaşmaya rağmen TV’nin basının içeriğini etkilemesi 1980’lerde gerçekleşmiştir. Okuma yazma oranı yüksek olmayan toplumumuzda görsel yayınlara aşırı bir ilgi gösterilmiştir.
 
 

1970’li yıllardan itibaren siyasal istikrar önemli ölçüde bozulmuş, askeri müdahaleler sonucunda düşünce ve düşünceyi yayma ortamı sınırlandırılmıştır. Basın bu olağanüstü dönemlerde büyük sıkıntı çekmiştir.
 
 

1979’da basın tarihimizde ilk kez iş adamları görüşlerini bir basın toplantısı ya da bülteni ile açıklamak yerine, gazetelere birer sayfa büyüklüğünde ilanlar vermişlerdir. Çıkmaza girmiş olan ekonomiye kendi görüşlerine ve çıkarlarına göre öneriler içeren bu ilanlar için 100 milyon lira (o zamanki değeriyle 2.1 milyon dolar ve 1991 yılındaki değeriyle 8.5 milyar lira) ödenmiştir. Ekonomik sistemin değiştirilmesini hedefleyen bu ilanı o dönemin muhalefet lideri Süleyman Demirel şöyle değerlendirmiştir: “Bunlar hükümetin ölüm ilanlarıdır. Sanayiciler sıkıntılarını böylece ifade ettiler. Siyaset yapmıyorlar.” Bu yaklaşım, büyük sermayeyle özdeşleşme aşamasına gelmiş olan büyük basına uygun düşmekteydi.
 
 

1979’da Hürriyet Holding A.Ş. Pazarlama ve Dağıtım kurulmuştur. Dağıtımda ve satış noktalarında fiilen tekel durumu yaratan GAMEDA ve Hürriyet Holding, dağıtımını yapmadıkları yayınların satılmasını engellemişlerdir. Bayilerin bu iki kuruluşun koyduğu kurallara karşı çıkması beklenemez, çünkü gelirlerini onlara borçludurlar.
 
 

Anarşi ve terörizmin tırmandığı bu dönemde siyasi liderler arasındaki tartışmalar halka bir mizah çerçevesi içinde verilmiştir. O dönemde Türkiye’de ve belki de dünyada zor erişilir tirajlara ulaşmış olan Gırgır ve Fırt adlı iki mizah dergisi büyük basını bu yönde yüreklendirmiştir. Dörtyüz ile beşyüz bin arası tirajıyla Gırgır dünyanın üçüncü büyük mizah dergisi ünvanını kazanmıştır.

2.4. 1980 SONRASI BASIN İŞLETMELERİ
 
 

1980 öncesi basın siyasal ve sosyal etkenlerle değerlendirilirken, 1980’den itibaren ekonomik ögeler ön plana geçmiştir. Basının içeriği ve toplumsal rolü üzerinde ekonomik bağımlılıkları rol oynamıştır.
 
 

24 Ocak’ta Türkiye’de ekonomi yeni şekillenirken, bu tarih basın için de dönüşüm tarihi olmuştur. O gün Milli Cephe Hükümeti tarafından Başbakan Demirel ve Başbakanlık müsteşarı ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşar Vekili Turgut Özal’ın yönlendirmesiyle hazırlanan “İstikrar Kararları “ açıklanmıştır. Buna göre, liberal, dışa dönük bir ekonomi izlenecekti. İhracata dayalı, ithal ikamesi politikalarının bırakıldığı döneme girilmiştir.
 
 

Büyük sermayenin kesin egemenliği bir süreç içinde yavaş yavaş gelişmiş ve 24 Ocak 1980’de tamamlanmıştır.
 
 

24 Ocak 1980’e kadar gazete kağıdı basına, devlet tarafından çok yüksek bir sübvansiyonla verilmekteydi. Kilo maliyeti 30-55 lira arasındayken ithal kağıtlar dahi 9 liradan aktarılmaktaydı. Bu sübvansiyonun katkısı 1978 yılında Günaydın Grubu için 130 milyon lira (6.2 milyon dolar), Hürriyet ve Tercüman altmışar, Milliyet ve Yeni Asır kırkar, Dünya otuz, Cumhuriyet için yirmidört milyon liraydı (dolar olarak sırasıyla; 3, 2, 1.5, 1 milyon). 
 
 

25 Ocak’ta kağıt fiatı 41 lira olarak belirlenmiştir. Böylece basın büyük bir finansal problemle karşı karşıya kalmıştır. Ancak, arkasında büyük sermayeyi ve bunun sağladığı bol reklamın desteğini alabilenler ayakta kalabilmişlerdir. Liberal ekonomiyi savunmak istemeyen Cumhuriyet Gazetesi kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, liberal ekonomiyi savunacağını, köşe yazarlarına dokunulmaması şartıyla kabul edeceğini açıklayarak bu tehlikeden kurtulmuştur.
 
 

24 Ocak 1980’den günümüze kadar, gazete kağıdı fiatlarındaki artış aşağıdaki gibidir:
 
 

Gazete Kağıdı Fiatları

Tarih Ton/Lira (KDV hariç)

24.01.1980
13.000
25.01.1980
41.000
Temmuz 1981
60.000
Kasım 1981
75.000
Mart 1982
98.000
Ocak 1983
119.000
Ocak 1984
131.000
Haziran 1984
175.000
Haziran 1985
261.000
Aralık 1986
322.000
Mayıs 1986
374.000
Kasım 1987
515.000
Ocak 1989
1.390.000
Nisan 1989
1.460.000
Aralık 1990
1.930.000
Nisan 1991
2.330.000
01.01.1992
2.330.000
23.02.1992
2.600.000
05.07.1992
2.860.000
29.08.1992
3.100.000
30.09.1992
3.350.000
15.11.1992
3.700.000
24.12.1992
4.100.000
13.01.1993
4.800.000
08.05.1993
5.500.000
10.06.1993
5.660.000
17.07.1993
5.830.000
29.09.1993
6.120.000
27.01.1994
7.050.000
07.04.1994
13.750.000
08.10.1994
17.000.000
28.12.1994
20.000.000
01.02.1995
21.680.000
01.03.1995
23.200.000
01.04.1995
24.700.000
01.05.1995
26.200.000
01.07.1995
26.600.000
01.08.1995
27.300.000
01.09.1995
28.100.000
01.10.1995
29.500.000
01.11.1995
30.800.000
01.12.1995
32.150.000
01.01.1996
40.000.000
01.02.1996
43.920.000
01.03.1996
46.467.400

Gazeteler kağıt fiatlarının artması ile ilan ve reklama umut bağlamışlardır. Basın İlan Kurumu aracılığıyla dağıtılan resmi ilan ve reklam gelirleri düzenli bir artış göstermiştir. Ancak bu artış da kağıt sübvansiyonundan kaybedileni karşılayamamıştır. 1980-1989 yıllari arasındaki kağıt fiatı artışı ortalama %55’tir. Bu ise, dönemin enflasyon oranına eşittir. Bunun sonucunda özel ilanlar önem kazanmıştır. Basının kendisinin de televizyonda yoğun reklama girişmesi piyasayı canlandırmıştır. 1985-1989 yılları arasında basın, toplam reklam harcamalarının yaklaşık 1/10’unu teşkil etmiştir. 1990’da basın TV reklam harcamalarında sektör olarak ikinci durumdadır.
 
 

1985-1989 yılları arasında toplam 102 milyar lirayı reklam için harcayan basın, bunun karşılığında 5.7 misli fazlasını gelir olarak elde etmiştir. Bunun yaklaşık dörtte biri Hürriyet’e aittir. Diğerleri ise;

Sabah %12.5 

Yeni Asır %10

Günaydın %9

Milliyet %8.7 

Cumhuriyet %5.5 

Türkiye %3.6 

Tercüman %1.4 oranında pay almışlardır.
 
 

Özel reklam pastasından daha büyük bir pay almak savaşı gazeteleri tiraj arttırmak amacıyla çok masraflı hatta yıkıcı bir promosyon savaşına yöneltmiştir. Böylece ‘lotarya’ ya da ‘kupon gazeteciliği’ doğmuştur. Promosyon kampanyaları sonucu, Milliyet, Sabah, Türkiye gibi gazeteler milyonun üzerinde satış yapmışlar, ancak okuyucunun zayıf nitelikli oluşu nedeniyle, promosyonun bitmesiyle eski tirajlara inilmi?tir.
 
 

1990 yılının sonunda genel satış 4.5-5 milyon olmuştur. Bunun nedeni ise kur’a yerine her okuyucuya bir şey verilmesi yöntemidir. Bu akımı her okura karton oyuncak ve kitap dağıtmakla Milliyet Gazetesi başlatmıştır. Ancak, bu uygulamanın bedeli çok pahalı olduğundan, bazı gazeteler batışa sürüklenmiştir.
 
 

Çok yoğun promosyon kampanyası yapılan, böylece ülke genel satışının ilk kez beş milyona ulaştığı 1990 Aralık'ı ve bir ay sonrasının karşılaştırması aşağıdaki gibidir:
 
 

 
Güne?
Cumhuriyet
Hürriyet
Milliyet
Günaydın
Tan
Sabah
1990 (Aralık)
65.000
119.000
604.000
510.000
184.000
125.000
960.000
1991 (Ocak)
57.000
132.000
603.000
650.000
170.000
111.000
879.000
1991 (Ekim)
20.000
121.000
593.000
416.000
71.000
80.000
743.000

1990 yazında Asil Nadir’in şirketlerinin krize girmesi sonucu, reklam harcamalarını karşılayamayan Günaydın, Tan ve Güneş Gazeteleri hızla tiraj kaybetmişlerdir. 1989’da Günaydın 42.3 milyar, Güneş 54 milyar, Tan 19.3 milyar zarar etmişlerdir.
 
 

Kupon gazeteciliğinin etkilerini en iyi değerlendiren Sabah Grubu sahibi Dinç Bilgin, bu işi bir çılgınlık olarak, değerlendirmiş ve promosyon için şunları söylemiştir;
 
 

“Adeta uyuşturucu gibi, gittikçe dozajı arttıma gereği duyuluyor. Bir arabadan başlıyorsunuz, yirmi arabaya varıyorsunuz. Nerede duracağınız belli değil. Tanesi 400 liraya satılan gazete için 800 milyon liralık TV reklamı veriliyor. Ama promosyonun tümü 2 milyara maloluyor. Bu, beş milyon gazetenin satışı ile eşdeğerdir. Bu ise aylık 10 milyar liralık zarar demektir... Basında, cirosu kadar zara eden müesseselere rastlanabiliyor.”
 
 

Öte yandan, büyük sermayeye aşırı bağımlılık tekelleşme eğilimini arttırmıştır. Günaydın ve yan yayınlarının Hürriyet’ten ayrılmalarıyla şu gruplaşmalar belirmi?tir:
 
 

Hürriyet Grubu: 14 şirketten oluşmaktadır. 15 yayını olmuş, zamanla bazıları kapanmıştır. Kendine ait dağıtım şirketi ve haber ajansı vardır. İstanbul Sanayi Odası’nın bilanço sonuçlarına göre, net dönem karı; 1990’da 13.799 milyon, 1991’de 34.471 milyon, 1992’de 45.133 milyon, 1993’de 102.541 milyon liradır. 1993’de ortalama 774.892 adet gazete satışından 1.269 milyar lira net ilan geliri sağlamıştır. 1992 yılında Hürriyet Sabah ve İktisat Bankası’nın sahibi olan Erol Aksoy’un kurucusu olduğu Show TV ile de ortak olmuştur.
 
 

Medya Holding: Sabah, Yeni Asır, Bugün, Fotomaç gibi günlük gazeteler, Aktüel başta olmak üzere on’a varan yan yayını vardır. 1990’da Çukurova Grubu yüzde on hisse ile Medya Holding’e ortak olmuştur. Sabah Gazetesi’nin net dönem karı; 1990’da 11.549 milyon, 1991’de 19.069 milyon, 1992’de 38.454 milyon, 1993’de 161.198 milyon liradır.
 
 

İhlas Gazetecilik Holding: Hastane ve arsa ticareti gibi girişimleri olan holding Türkiye Gazetesini çıkarmaktadır. Yan yayınları sınırlıdır.
 
 

Doğan Grubu: Milliyet ve Meydan’ı günlük olarak yayınlamaktadır. Ayrıca, yan yayınları ve Koç Grubu’yla bağlantılı ticari işletmeleri vardır. Milliyet Gazetesi’nin net dönem karı; 1990’da 3.384 milyon, 1991’de 8.719 milyon, 1992’de 10.514 milyon, 1993’de 331.595 milyon liradır.
 
 

Asil Nadir Grubu: Günaydın, Güneş, Tan, Fotospor gibi gazeteler yanısıra yerel gazeteler de çıkarmaktadır. Gelişim yayınlarının sahibidir. Nokta Dergisi gibi haftalık ve aylık dergiler çıkarmaktadır.
 
 

Tercüman Grubu: Tercüman, Bulvar gibi gündelik gazetelerle bazı haftalıkları ve kitap yayınları bulunmaktadır. Sahibinin giriştiği büyük kapsamlı ticari ve mali yatırımlar sebebiyle ve ANAP İktidarı’ndan kredi alamadığı için gazete finans sıkıntısına girmiştir.
 
 

Bu gazeteler kendi pazarlama şirketlerini kurarak büyük karlar sağlamışlardır; Hür-Pa, Mil-Pa, Tür-Pa gibi. Kendi yayınlarında ücretsiz ilanlar yayınlamışlar ve doğal olarak ticari nitelikleri de pekişmiştir.
 
 

Tekelleşme, bu grupları ister istemez kendi yayınlarını korumak için önlemler almaya yöneltmi?tir.
 
 

En sağlam sayılan Hürriyet’in bile acil nakit para ihtiyacını karşılamak için İngiliz yatırımcılarıyla temasları olmuştur. Gazeteciler Cemiyeti Eski Başkanı ve gazete patronu Nezih Demirkent basının ekonomik krizinin aşılması için yabancı sermayenin girmesinin gerekli olduğunu açıklamıştır. Ancak, bunun için işletmelerin karda olması şarttır. Bu sebeple devletten mali yardım beklenmektedir.
 
 

Ancak, 12 Eylül rejimi ve onu izleyen iktidarlar basına karşı önlemler almaktan geri kalmamışlar, kağıt fiatlarına sürekli zam yapmışlardır. İstatistiklere göre, 1979’dan beri fiatı en çok artan mal, kağıt olmuştur. Bu artışa paralel olarak gazete satış fiatları da yükselmiştir. Gazete fiatlarının ekonomik koşullara paralel olarak artışı aşağıdaki gibidir:
 
 

Tarih Gazete satış fiatı
 
 

1980
10 TL.
1982
30 TL.
1983
40 TL.
1984
50 TL.
1985
100 TL.
1986
200 TL.
1987
300 TL.
1988
400 TL.
1989
500-600 TL.
1990
800-1.000 TL.
1991
1.000-2.000 TL.
1992
1.500-2.500 TL. 
1993
3.000-5.000 TL.
1994
6.000-1.5000 TL.
1995
10.000-75.000 TL.
1996
10.000-75.000 TL.

 
 

12 Eylül askeri rejimi basını tam bir kontrol altına almıştır. 11 Kasım 1983’de çıkan yasa ile haber politikası tamamen hükümete bağımlı hale gelmiştir.1985’de Basın Konseyi kurulmuştur.
 
 

1980 sonrasında ulusal basında iktisadi konulara ağırlık verilmiştir. Özel ekonomi sayfaları gazetelerde yer almaya başlamıştır. Milliyet Gazetesi ekonomi sayfalarını ikiye çıkararak buna öncülük etmiştir. Günlük, haftalık ekonomi gazetelerinin yanısıra bol sayıda ekonomi dergisi yayınlanmıştır.
 
 

Cumhuriyet Gazetesi hariç, büyük basın 12 Eylül ara rejimi sırasındaki uygulamaları uyumlu karşılamış, tartışma konusu etmemiştir. ANAP’a destek ise, 1987’ye kadar en üst düzeyde olmuş, sonra tamamen çekilmeden eleştirilere de yer vermeye başlamışlardır.
 
 

Sonraları Özal ile basının ilişkileri biraz daha bozulmuş, Başbakanlığı döneminde Özal ve yakın ailesi kırkbir tazminat ve otuzdokuz ceza davası açmışlardır.
 
 

1980’lerde basında Atatürkçülük sloganı kullanılırken, Atatürk ilkelerinden ödün verilmesine sebep olan promosyon yarışı ortaya çıkmıştır. Rekabette bu alanı kullanmayan tek gazete Cumhuriyet olmuştur. Televizyona dahi çok az reklam vermiş ve “Cumhuriyet hergün sadece gazete verir” sloganını kullanmıştır. Sol basınla kitleler arasındaki kopuşun en ilginç örneği, Cumhuriyet’in iç yapısındaki bunalımda görülmüştür. İlan sayfalarında en lüks tüketim mallarıyla, devrimci örgütlerin anma ya da ölüm ilanları yanyana yer almıştır.

1988’de PİAR’ın yaptığı araştırmaya göre; Tercüman 9.4, Cumhuriyet 8.3, Hürriyet 7, Milliyet 5.8, Günaydın 5.5 kişi tarafından okunmaktadır. Ekim 1990’da TÜSİAD’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne yaptırdığı bir araştırmaya göre halkın %57’si basına güvenmemektedir. 

1992’de Cumhuriyet Gazetesi’nden ayrılan bir çok yazar olmuştur. Basında, yazarlar arasında birbirlerini suçlama niteliğindeki yazılar yer almaya başlamıştır.

2.5. BASIN İŞLETMELERİNİN BUGÜNKÜ DURUMU

(1994-1996)
 
 

1994 yılında ekonominin genelinde bir durgunluk ve küçülme yaşanmıştır. Bu basın sektörünü de etkilemiştir. 1994’ün ilk aylarında döviz fiatlarında meydana gelen ani ve hızlı artış, üretiminde daha çok ithal girdi kullanan basın işletmelerini olumsuz yönde etkilemiş, maliyetlerinin artışına sebep olmuştur. Genelde yaşanan talep düşüklüğü, gazete satışlarının azalmasına neden olmuştur. Günlük ortalama okuyucu sayısı 1993’de dört milyon civarındayken, 1994’de üç milyona düşmüştür. Reklam gelirleri de nisbi olarak düşmüştür. Talebin düşmesiyle maliyetlerde oluşan artışın satış fiatlarına yansıtılması zorlaşmış ve kar marjları giderek düşmüştür. Yılın sonlarına doğru, durgunluğa karşı, talep yaratmak amacıyla yeni gazeteler yayın hayatına girmeye başlamıştır. Az sayfalı ve düşük fiatlı olan bu gazetelerin çıkış amacı, yeni potansiyel yaratmaktır. Yılın sonlarında yayın hayatına başlayan birçok yeni gazeteye rağmen, diğer gazetelerin satış rakamlarında bir değişme olmamıştır.
 
 

Bugün Türkiye’de yazılı basın sektöründe Sabah Grubu, Hürriyet Grubu ve Milliyet Grubu olmak üzere üç büyük grup bulunmaktadır. Bu üç grup, pazarın %75’ini kontrol altında tutmaktadır.
 
 

Borsada işlem görmekte olan basın sektörü şirketlerinin bazı ekonomik göstergeleri aşağıdaki gibidir:
 
 

   
Net Satış (milyon)
   
Net Kar (milyon)
 
Özsermaye (milyon)
1994
1994/9
1995/9
1994
1994/9
1995/9
1995/9
Bugün Yay.
460.514
316.773
526.091
20.945
23.335
74.696
581.047
Hürriyet
4.382.349
2.894.660
6.014.040
649.040
395.032
1.014.991
4.407.589
Milliyet
2.659.444
1.737.492
3.984.894
9.644
20.209
119.369
2.705.343
Sabah Yay.
4.655.403
3.414.439
6.928.653
104.564
87.572
405.934
5.192.655

 
 
 
 

Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.:
 
 

1960 yılında kurulan şirketin, İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana’da matbaası bulunmaktadır. Sekiz adet baskı makinasıyla Hürriyet Gazetesi’nin basımı yanısıra fason olarak diğer grup şirketlerine vaya grup dışı işletmelere de hizmet vermektedir.
 
 

Şirketin 1993 yılında 2.7 trilyon TL. olarak gerçekleşen net satış hasılatı, 1994’de %62 artışla 4.4 trilyon olarak gerçekleşmiştir. Ancak finansman giderlerinin bir önceki döneme göre %361 oranında artarak 1.2 trilyon TL. olması, şirketin zarar etmesinde etkili olmuştur. Şirketin 1994 yılı zararı 649 milyar TL. olarak gerçekleşmiştir. 1995 yılında ise, 1 trilyon 302 milyon TL. net kar elde etmiştir. Şirketin karlılığının yanısıra öz sermayesi de %137 oranında artmıştır. Kısa vadeli borçlarının artış oranı %305’tir. 1994’te, 4trilyon 448 milyar TL. olan aktif toplamı, 1995’te 10 trilyon 287 milyar TL.’ya yükselmiştir. 1994’e oranla şirketin mali yapısı 1995’te oldukça iyi görünmektedir.
 
 

Bu veriler, başlıca durum tabloları olan kar ve zarar tablosu, gelir tablosu ve bilançodan elde edilir. Bunların yanısıra gerektiğinde işletme sermayesi tablosu, fon akış tablosu gibi diğer tablolardan ve rasyolardan yararlanılabilir. Mali durum tabloları sermaye şirketlerinde kredi veren bankalar, vergi otoriteleri gibi işletme ile ilgili taraflara gerekli bilgileri verdiği gibi işletme yöneticilerine de alacakları kararlarda ışık tutar.
 
 

Hürriyet Gazetecilik’in 1994 ile 1995 yıllarına ait bilanço ve gelir tabloları aşağıda gösterilmiştir;
 
 

HÜRRİYET GAZETECİLİK     
BİLANÇO (Milyon TL)
31.12.1995
31.12.1994
I. DÖNEN VARLIKLAR
5.926.447
2.155.826
A. Hazır Değerler
1.390.656
118.788
B. Menkul Kıymetler
1.548.458
858.743
C. Kısa Vadeli Ticari Alacaklar
1.781.279
893.013
D. Diğer Kısa Vadeli Alacaklar
35.831
15.439
E. Stoklar
659.145
108.208
F. Diğer Dönen Varlıklar
511.078
161.635
II. DURAN VARLIKLAR
4.360.852
2.292.769
A. Uzun Vadeli Ticari Alacaklar
1.188
949
B. Diğer Uzun Vadeli Alacaklar
0
0
C. Finansal Duran Varlıklar
271.921
108.755
D. Maddi Duran Varlıklar
4.071.162
2.161.656
E. Maddi Olmayan Duran Varlıklar
11.279
17.663
F. Diğer Duran Varlıklar
5.302
3.746
     
AKTİF TOPLAMI
10.287.299
4.448.595
     
I. KISA VADELİ BORÇLAR
4.203.979
1.038.681
A. Finansal Borçlar
1.817.492
639.167
B. Ticari Borçlar
1.291.823
263.803
C. Diğer Kısa Vadeli Borçlar
68.475
26.140
D. Alınan Sipariş Avansları
34.959
0
E. Borç ve Gider Karşılıkları
991.230
109.571
II. UZUN VADELİ BORÇLAR
1.042.824
1.262.374
A. Finansal Borçlar
880.870
1.183.167
B. Ticari Borçlar
127.880
64.000
C. Diğer Uzun Vadeli Borçlar
0
0
D. Alınan Sipariş Avansları
0
0
E. Borç ve Gider Karşılıkları
34.074
15.207
III. ÖZ SERMAYE
5.040.496
2.147.540
A. Sermaye
1.974.700
1.974.700
B. Sermaye Taahhütleri (-)
0
-5.543
C. Emisyon Primi
6.653
5.419
D. Yeniden Değerleme Değer Artışı
2.388.918
810.472
E. Yedekler
16.731
11.532
F. Net Dönem Karı
1.302.534
0
G. Dönem Zararı (-)
0
-649.040
H. Geçmiş Yıllar Zararları (-)
-649.040
0
     
PASİF TOPLAMI
10.287.299
4.448.595
     
GELİR TABLOSU (Milyon TL)    
A. Brüt Satışlar
14.601.436
7.216.268
B. Satışlardan İndirimler (-)
-4.914.820
-2.833.919
C. Net Satışlar
9.686.616
4.382.349
D. Satışların Maliyeti (-)
-4.260.157
-1.974.793
BRÜT SATI? KARI (ZARARI)
5.426.459
2.407.556
E. Faaliyet Giderleri (-)
-3.871.182
-1.971.134
ESAS FAALİYET KARI (ZARARI)
1.555.277
436.422
F. Diğer Faaliyet. Gelirler ve Karlar
1.428.005
207.355
G. Diğ. Faaliyet. Gid. ve Zararlar (-) 
-107.468
-66.463
H. Finansman Giderleri (-)
-1.459.988
-1.254.394
FAALİYET KARI (ZARARI)
1.415.826
-677.080
I. Olağanüstü Gelirler ve Karlar
44.931
82.332
J. Olağanüstü Giderler ve Zararlar (-)
-31.949
-54.292
DÖNEM KARI (ZARARI)
1.428.808
-649.040
K. Ödenecek Vergi ve Yasal Yükü. (-)
-126.274
0
NET DÖNEM KARI (ZARARI)
1.302.534
-649.040
Şirket, tirajları izlenebilem onsekiz ulusal gazete içinde %17.53’lük pazar payı ile ikinci sıradaki konumunu 1994 yılı içinde de korumuştur.
 
 

Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş., İstanbul Sanayi Odası’nın 1993’e ait satışlar, katma değer, özsermaye, net aktifler, bilanço karı, ihracat ve ücretle çalışanlar sayısını dikkate alarak yaptığı Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması’nda; genel sıralamada yirmiikinci, özel sektör sıralamasında onikinci sırada yer almıştır.
 
 

Şirketin iştirakleri; Hür İthalat A.Ş., Hür Radyo Productıon A.Ş., Hür TV Productıon A.Ş., Hürriyet Ofset A.Ş., H. Gösteri Y. Merkezi A.Ş., Hür-Güç A.Ş., Hür-Ok A.Ş., Aks TV A.Ş., Pen Turizm A.Ş., H. Haber Ajansı A.ş., Hür Basın Yayın A.Ş., Coats Türkiye İplik Sanayii A.Ş.’dir.
 
 

Şirketin başlıca ortakları ve sermaye payları ise; Hürriyet Holding A.Ş. (%70.68), İktisat Bankası A.Ş. (%17.40), Mepaş A.Ş. (%7.60), Yöneticiler (%0.02) ve diğer (%4.30)’dir.
 
 

Milliyet Gazetecilik A.?.:
 
 

1960 yılında gazetecilik sektöründe faaliyet göstermeye başlayan şirket, sürdürdüğü promosyon ve pazarlama çalışmalarıyla pazar payını arttırmıştır.
 
 

1994 yılında işletmeye yüksek kapasiteli yeni makinalar alınmıştır. İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana matbaalarındaki tüm makinalar yenilenmiştir. 1994’de 1993 yılına kıyasla satışlarda azalma meydana gelmiştir. Bu nedenlerden dolayı 1993’de %95 olan kapasite kullanım oranı, 1994’te %23 olarak gerçekleşmiştir.
 
 

1994 yılında karı 9 milyar 644 milyon lira iken, 1995’te %2083 oranında artarak 210 milyar 510 milyon TL.’ye çıkmıştır. Şirketin finansman giderleri 723 milyar TL.’ye ulaştığı için karının gerektiği kadar yüksek olmadığı söylenebilir. Aktif büyüme hızı bir hayli yüksekken, buna karşılık borçları da hızla artmıştır. Mevcut rekabet ortamındaki bu yükseliş normaldir ve geçici olabilir.Milliyet Gazetecilik’in 1994 ile 1995 yıllarına ait bilanço ve gelir tabloları aşağıda gösterilmiştir;
 
 
 
 

MİLLİYET GAZETECİLİK    
BİLANÇO (Milyon TL)
31.12.1995
31.12.1994
I. DÖNEN VARLIKLAR
4.732.252
1.059.730
A. Hazır Değerler
1.982.660
37.627
B. Menkul Kıymetler
212.275
32.460
C. Kısa Vadeli Ticari Alacaklar
1.095.040
591.030
D. Diğer Kısa Vadeli Alacaklar
143.702
98.649
E. Stoklar
438.112
204.214
F. Diğer Dönen Varlıklar
860.463
95.750
II. DURAN VARLIKLAR
3.134.109
1.798.225
A. Uzun Vadeli Ticari Alacaklar
3.908
0
B. Diğer Uzun Vadeli Alacaklar
0
0
C. Finansal Duran Varlıklar
171.100
99.609
D. Maddi Duran Varlıklar
2.954.292
1.694.289
E. Maddi Olmayan Duran Varlıklar
428
570
F. Diğer Duran Varlıklar
4.381
3.757
     
AKTİF TOPLAMI
7.866.361
2.857.955
     
I. KISA VADELİ BORÇLAR
4.267.782
888.737
A. Finansal Borçlar
401.463
239.176
B. Ticari Borçlar
3.638.705
615.097
C. Diğer Kısa Vadeli Borçlar
19.873
26.486
D. Alınan Sipariş Avansları
0
0
E. Borç ve Gider Karşılıkları
207.741
7.978
II. UZUN VADELİ BORÇLAR
684.159
731.300
A. Finansal Borçlar
445.250
492.684
B. Ticari Borçlar
232.940
236.559
C. Diğer Uzun Vadeli Borçlar
0
0
D. Alınan Sipariş Avansları
0
0
E. Borç ve Gider Karşılıkları
5.969
2.057
III. ÖZ SERMAYE
2.914.420
1.237.918
A. Sermaye
1.500.000
600.000
B. Sermaye Taahhütleri (-)
0
0
C. Emisyon Primi
4.804
3.648
D. Yeniden Değerleme Değer Artışı
1.144.666
578.802
E. Yedekler
54.440
45.824
F. Net Dönem Karı
210.510
9.644
G. Dönem Zararı (-)
0
0
H. Geçmiş Yıllar Zararları (-)
0
0
     
PASİF TOPLAMI
7.866.361
2.857.955
     
GELİR TABLOSU (Milyon TL)    
A. Brüt Satışlar
10.419.781
4.402.240
B. Satışlardan İndirimler (-)
-3.527.361
-1.742.796
C. Net Satışlar
6.892.420
2.659.444
D. Satışların Maliyeti (-)
-4.267.360
-1.852.437
BRÜT SATI? KARI (ZARARI)
2.625.060
807.007
E. Faaliyet Giderleri (-)
-2.154.776
-696.073
ESAS FAALİYET KARI (ZARARI)
470.284
110.934
F. Diğer Faaliyet. Gelirler ve Karlar
422.575
295.799
G. Diğ. Faaliyet. Gid. ve Zararlar (-)
-38.588
-25.329
H. Finansman Giderleri (-)
-723.792
-404.884
FAALİYET KAR (ZARARI)
130.479
-23.480
I. Olağanüstü Gelirler ve Karlar
156.547
90.012
J. Olağanüstü Giderler ve Zararlar (-)
-52.501
-49.938
DÖNEM KARI (ZARARI)
234.525
16.594
K. Ödenecek Vergi ve Yasal Yük. (-)
-24.015
-6.950
NET DÖNEM KARI (ZARARI)
210.510
9.644

Şirketin iştirakleri; Milliyet Yayın A.Ş., Milliyet Verglas&Handels GMBH, Gameda Gazete Mec. Dağ. Şirketi, Yaydağ Yayın Tic. A.Ş., Baskoop Basın Malz. Koop., Mürsan Mürekkep Boya A.Ş., Ege Reklamcılık A.Ş., Basyay Basın Yayın Dağıtım, Basın İşletm. Kağ. Malb. San. A.Ş., Alternatifbank A.Ş., DYG İlan ve Reklam Hizmet A.Ş., Meypa Tic. ve Sın. Ürün. Paz. A.Ş., Yaysat Yayın Satış A.Ş., Radyo Kulübü Uluslararası Prog., Milha (Milliyet Haber Ajansı), Erozyonla Mücadele ve Ağaç’tır.
 
 

Şirketin başlıca ortakları ve sermaye payları ise; Doğan Şirketler Grubu (%83), İMKB Takas ve Saklama A.Ş. (%9), diğer (%8)’dir.
 
 

Sabah Yayıncılık A.Ş.:
 
 

1985 yılında kurulan şirketin 1994 yılına ait günlük ortalama net gazete satışları; Sabah Gazetesi %19, Fotomaç Gazetesi %4’tür. Şirketin çıkardığı gazetelerin toplam pazar payı %23’tür. Sabah ve Fotomaç gazeteleri şirket tarafından yayına hazırlanmakta ve Sabah Yayıncılık A.Ş. tesislerinde basılmaktadır. Gazete hazırlama sisteminde son derece gelişmiş, çok geniş bir belleğe sahip bilgisayarlı teknolojiden yararlanılmaktadır.
 
 

Sabah Yayıncılık’ın 1992-1993-1994 yılları itibariyle net satış ve ilan gelirleri aşağıda yer almaktadır:
 
 
 
 

Tarih Satış Adedi İlan Geliri (TL) Hizmet (TL)
 
 

1992 333.484.800 484.000.000 399.000.000 

1993 366.619.871 1.163.000.000 948.000.000 

1994 229.778.085 2.076.107.196.000 93.980.449.000 
 
 
 
 

Şirketin kar artışının, 1994’e oranla yüksek olduğu dikkat çekmektedir. 1995 karı, önceki yıla oranla %576 yükselmiştir. Borç ve özsermaye oranları dengeli görünmektedir. Şirketin finansman yükünün azalması ile birlikte karlılığın artması beklenebilir. Sabah Yayıncılık’ın 1994 ile 1995 yıllarına ait bilanço ve gelir taloları aşağıda gösterilmiştir;
 
 

SABAH YAYINCILIK    
BİLANÇO (MilyonTL)
31.12.1995
31.12.1994
I. DÖNEN VARLIKLAR 
4.400.464
1.501.959
A. Hazır Değerler
429.637
1.597
B. Menkul Kıymetler
55.655
0
C. Kısa Vadeli Ticari Alacaklar
2.859.249
1.020.274
D. Diğer Kısa Vadeli Alacaklar (Net)
27.069
8.368
E. Stoklar
813.538
365.724
F. Diğer Dönen Varlıklar
215.316
105.996
II. DURAN VARLIKLAR
4.699.352
2.335.396
A. Uzun Vadeli Ticari Alacaklar
644
341
B. Diğer Uzun Vadeli Alacaklar
0
0
C. Finansal Duran Varlıklar
199.828
117.553
D. Maddi Duran Varlıklar
4.489.207
2.210.100
E. Maddi Olmayan Duran Varlıklar
4.185
4.579
F. Diğer Duran Varlıklar
5.488
2.823
     
AKTİF TOPLAMI
9.099.816
3.837.355
     
I. KISA VADELİ BORÇLAR
1.795.100
635.916
A. Finansal Borçlar
481.888
226.642
B. Ticari Borçlar
865.977
270.712
C. Diğer Kısa Vadeli Borçlar
25.017
18.605
D. Alınan Sipariş Avansları
294
521
E. Borç ve Gider Karşılıkları
421.924
119.436
II. UZUN VADELİ BORÇLAR
1.460.424
964.496
A. Finansal Borçlar
549.414
657.310
B. Ticari Borçlar
843.287
274.850
C. Diğer Uzun Vadeli Borçlar
0
0
D. Alınan Sipariş Avansları
0
0
E. Borç ve Gider Karşılıkları
67.723
32.336
III. ÖZ SERMAYE
5.844.292
2.236.943
A. Sermaye
2.990.000
1.150.000
B. Sermaye Taahhütleri (-)
0
0
C. Emisyon Primi
199.813
199.528
D. Yeniden Değerleme Değer Artışı
1.920.402
762.030
E. Yedekler
30.500
20.821
F. Net Dönem Karı
703.577
104.564
G. Dönem Zararı (-)
0
0
H. Geçmiş Yıllar Zararları (-)
0
0
     
PASİF TOPLAMI
9.099.816
3.837.355
     
GELİR TABLOSU (Milyon TL)    
A. Brüt Satışlar
11.761.444
5.189.331
B. Satışlardan İndirimler
-938.423
-533.929
C. Net Satışlar
10.823.021
4.655.402
D. Satışların Maliyeti (-)
6.737.350
2.336.967
BRÜT SATI? KAR (ZARARI)
4.085.671
2.328.435
E. Faaliyet Giderleri (-)
2.833.892
1.375.608
ESAS FAALİYET KARI (ZARARI)
1.251.779
952.827
F. Diğer Faaliyet. Gelirler ve Karlar
473.693
107.781
G. Diğ. Faaliyet. Giderler ve Zararlar (-)
-54.679
-5.505 
H. Finansman Giderleri (-)
-786.243
-903.915
FAALİYET KARI (ZARARI)
884.550
151.188
I. Olağanüstü Gelirler ve Karlar
91.598
37.702
J. Olağanüstü Giderler ve Zararlar (-)
-28.249
-39.442
DÖNEM KARI (ZARARI)
947.899
149.448
K. Ödenecek Vergi ve Yasal Yüküm. (-)
-244.322
-44.884
NET DÖNEM KARI (ZARARI)
703.577
104.564

Şirketin iştirakleri; Yayın Dağıtım A.Ş., Basın Hizmetleri A.Ş., Bir. Bas. Dağ. A.Ş., Gadepe A.Ş., Centron A.Ş., Sabah Haber Ajansı, Sabah İmaj TV A.Ş., Spor Yayınları A.Ş., Sabah İnter Verlg., Türk Bask. Gel. VKF., Medya Basın Ser. A.Ş., Gelişim Sabah A.Ş., IPR. Ulusal TV A.Ş., Gameda Ltd. Şti., Tema Türk. Erozyon’dur. 
 
 

Şirketin başlıca ortakları ve sermaye payları ise; Medya Holding A.Ş. (%56.15), Gazete ve Matbaacılık A.Ş. (%0.37), diğer (%43.48)’dir.
 
 

  1. BASIN İŞLETMELERİNİN FİNANSAL SORUNLARI

İşletmelerin finansal yapısı, sahip oldukları sermaye miktarı ve sermayenin oluşma biçimini ifade etmektedir. İşletmecilik açısından sermaye, işletmenin sahip olduğu varlıklar olarak tanımlanmaktadır.
 
 

Basın işletmeleri için sermaye, işletme faaliyetlerinin sürekliliğinin sağlanabilmesi amacıyla edindiği tüm maddi ve maddi olmayan varlıkları ifade etmektedir.
 
 

Finans sorununun büyük öncelik kazandığı sektörlerin başında basın sektörü gelmektedir. Kamu hizmeti veren gazeteler diğer yandan dolaylı ve dolaysız olarak ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullardan etkilenerek bir sanayi ürünü meydana getirmektedir. Sektörün en önemli finansal özelliklerinden birisi, öz sermayesi ve toplam cirosu ile oranlanamayacak derecedeki az karlılığıdır. Basın işletmelerinin kamu hizmeti görevini tarafsızca devam ettirebilmesi içinse mali yönden bağımsız olması gerekmektedir. Amaç, verilen hizmetin kalitesi ile ticari faaliyetleri arasındaki dengeyi çok dikkatli kurmak ve mali yapıyı sağlam ve istikrarlı bir temele oturtmak olmalıdır.
 
 

Türkiye’de basın sektöründe ekonomik bağımlılığın ve tekelleşmenin hız kazanmasının en önemli sebebi, artan maliyetlerdir. Maliyetlerin artışı ise, pahalı ve savurgan teknoloji ithali, faktör (girdi) fiatlarındaki artışın, gazete satış fiatlarından çok daha hızlı oluşu, 1980’lerde hat safhaya çıkan reklam ve promosyon yarışı gibi nedenlere bağlanmaktadır. Pahalı teknolojinin satın alınması, maliyet yükünü arttırırken, büyük makinaların birkaç saatlik baskı dışında tam kapasiteyle kullanılmaması ise, bu tesisleri atıl yatırımlar haline getirmektedir. Bugün, gazetelerin sorunu gelişen teknolojilerin kullanımı değil, teknoloji savaşıdır.
 
 

Basın işletmelerinde özellikle karlılık için maliyetlerin yeterli ölçüde düşük olmasına dikkat edilmelidir. Yöneticilerin deneyimleri ve bilgileri, kullanılan teknoloji, dağıtım kanallarının seçimi, ucuz hammadde ile ucuz işgücünün varlığı, maliyeti düşürmekte etkili faktörlerdir. 
 
 

3.1. KAĞIT SORUNU
 
 

Kitap, dergi ve gazetelerin basımında kullanılan kağıt; bilim, eğitim ve kültürün gelişmesi, basın özgürlüğünün gerçek kullanımı için esaslı bir üründür. Kağıt kıtlığı eğitim, kültür ve haber alma hakkını tehlikeye sokmaktadır. Kağıt üretimi yetersiz olan veya ekonomik elverişsizlikler nedeniyle uluslararası pazarlarda ihtiyacı olan kağıdı sağlayamayan ülkelerdeki basın işletmeleri zor durumlarda kalmaktadırlar. Bu nedenle bazı ülkelerde, basın işletmeleri arasında dağılımı ve kullanım koşullarını düzenleme zorunluluğu, devleti söz konusu işletmelerin işleyiş tarzına müdahaleye götürmüştür. Bir ülkenin kültürel yapısı ve basın özgürlüğü için bu kadar önem taşıyan kağıdın sağlanması ülkenin üretim ve tüketim sorunlarıyla yakından ilgilidir.
 
 

Basın işletmelerinin temel hammaddesi olan gazete kağıdı seri üretimle elde edilmekte ve tüm kağıt üretiminin %45’ini oluşturmaktadır. Dünyada yalnızca bir kaç ülkede mevcut olan yapraksız ağaçtan (kozalaklılar) elde edilmekte, üretim ya bobin kağıt ya da sonradan yöresel endüstrilerce kağıda dönüştürülmek üzere ham hamur biçiminde ihraç edilmektedir. Belli bir kullanıma yönelik,çeşitleri az, boyutları aynı ve uzun süre depo edilemez niteliğe sahip olan gazete kağıdına olan ihtiyaç, yılda ortalama %4 oranında artış göstermektedir. Gazete kağıdındaki tüketim artışı gelişmiş, gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelere göre değişmektedir.
 
 

Ticari ve siyasal bir işletme olarak basının kuvvetlenmesi, tirajların artması, sayfa sayılarının artışı, pazar gazeteleri (1kg. ağırlığında gazeteler), ilan ve reklamların gazetelerde geniş bir yere sahip olması gibi etkenler tüketimi arttırmaktadır.
 
 

Gazete kağıdı yazılı basın işletmelerinin maliyetini önemli oranda etkilemektedir. Gazete kağıdı fiatının yüksek oluşu tüketim kısıtlamasını zorlamakta, tüketimin az olduğu ülkelerde tüketim cesaretini kırmaktadır. Bir yandan gazete kağıdı kıtlığı, diğer yandan fiatların yüksekliği hemen her ülkede hükümetlerin kağıt alanında denetimine yol açmış, bu amaçla bazı düzenlemeler yapılmıştır.
 
 

Cumhuriyet’ten sonra 1936’da, ilk endüstri planınca Türkiye selülöz ve kağıt endüstrisiinin ilk tesisi SEKA, Sümerbank’a bağlı olarak İzmit’te kurulmuş ve bunu diğerleri izlemiştir. 1955’te SEKA Genel Müdürlüğü kurularak tüm kağıt tesisleri bu müdürlüğe bağlanmıştır.
 
 

İktisadi bir devlet kuruluşu olan SEKA, ülkemizde kağıt ve selülöz üretim ve ithal tekelini elinde bulundurmaktadır. Gazetelere verilen kağıdın indirimli fiatı kararnamelerle saptanmaktadır. Ancak, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen, siyasal iktidarların istisnai de olsa kararname yoluyla bazı gazeteleri kayırmaya giriştikleri dönemler olmaktadır.
 
 

Ülkemizde gazete tirajlarında çok büyük artış olmamasına rağmen, gazete sayfalarının artması ve özellikle dergi ve müessese yayıncılığında gözlenen gelişmeler nedeniyle gazete kağıdı tüketimi de sürekli artmaktadır.
 
 

Başlangıçta yurtiçi ihtiyaçları karşılamak amacıyla kurulan tesisler, günümüzde ihracata dönük bir faaliyet içine girmiştir. Diğer yandan, yurtiçi ihtiyacı karşılayamadığı için, basın işletmeleri kağıt ithal etmek zorunda kalmışlardır. SEKA buna rağmen, 1973-1974 yıllarında, ülkede kullanılan kağıt ihtiyacını hesaplamaksızın, Suriye ve İsrail’e her yıl için 10’ar bin ton kağıt ihraç etmiştir. Mevcut kağıt tesisleri halen iç tüketimin %85’inden daha az bir kısmını karşılayabilmektedir. Ülkemizde gazete kağıdı tüketiminin yıllık artış oranı ise %13’tür.

Kağıt, Türkiye’de basın işletmelerinin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biridir. Hem arzu edilen bollukta ve kalitede değildir, hem de dünyadaki gidişe aykırı bir biçimde sürekli fiatı artmaktadır. Giderlerin de %45 gibi büyük bir bölümünü te?kil etmekte ve kalitesi ile de mürekkep maliyetlerini direkt olarak etkilemektedir.
 
 

Gazete kağıdı fiatları 24 Ocak 1980 sonrası, siyasi otorite tarafından ekonomik ve politik nedenlerle sürekli arttırılmıştır. Özellikle 1987’de gazete kağıdına on kez zam yapılmıştır. 1980 başından 1989 başına kadar enflasyon %21.6 oranında artmış, buna karşılık gazete kağıdı fiatı aynı dönemde 106.9 kat artmıştır. Yani enflasyonun beş katı daha fazla bir artış olmuştur. Kağıt fiatlarındaki bu artış aynı şekilde gazete satış fiatlarına yansıtılamamış, bu da basın işletmelerinde mali bir külfete neden olmuştur. Aynı dönemde 80 kat artan gazete satış fiatları zararın ancak 4/5’ini karşılayabilmiştir.
 
 

Kağıt fiatlarının bu olumsuz seyri devam ederken 1988 Eylül’ünde SEKA işçilerinin grev yapması, basın sektörünün içinde bulunduğu bunalımı daha da arttırmıştır. Bu dönemde, gazete kağıdına %180 oranında zam yapılırken, enflasyon oranı %65’tir.
 
 

1988’de toplu sözleşmelerin yapılması, Türk parasının değer kaybetmesi sebebiyle ithal girdilerin yükselmesi, basında ekonomik sorunların daha da artmasına yol açmıştır.
 
 

SEKA’yı zam yapmaya zorlayan en büyük etken girdi maliyetlerindeki artıştır. SEKA’nın uluslararası kalite ve standardı hedefleyen rehabilitasyon yatırımlarını öncelikle tamamlaması, bu kuruluşun zararını karşılamaya yönelik sübvansiyonları ortadan kaldıracak, ülkenin işgücü ve sermaye kaynaklarının israfı önemli ölçüde önlenecektir. SEKA’nın rehabilite edilmesi, ülkemizdeki özel sektör kağıt-karton üretim tesislerinin de daha titiz çalışarak, daha uygun kalite, standart ve maliyette kağıt-karton malzeme üretmelerini zorlayacaktır.
 
 

Yerli üretim gazete kağıdı üçüncü hamur olduğundan, mürekkebi çok emmekte, iyi bir baskıya olanak vermemektedir. SEKA, kağıt satışlarını peşin yaptığından, sermayesi az olan gazeteler piyasadan ikinci, üçüncü el kağıt almakta, bu ise bir takım kağıt istifçilerinin havadan büyük paralar kazanmalarına yol açmaktadır.
 
 

SEKA’nın yetersiz üretimi sonucu, Türk basını yıllardır ithal kağıt kullanmaktadır. İthal edilen ofset kağıdı astronomik rakamlara varmakta, kağıt fiatlarındaki bu artış maliyetlere yansımakta, sonuçta gazete satış fiatları yükselmektedir.
 
 

1989-1991 yılları arasında gazete kağıdında %68 oranında artış olmuştur. Enflasyon oranı dikkate alındığında bu artış çok yüksek görünmektedir. 1991’de ithal gazete kağıdı fiatları düşmüş, ancak yüksek döviz kurları bu düşüşü pek faydalı kılmamıştır.
 
 

1990 yılına kadar kağıt sanayimizdeki kamu payı (SEKA), ilk kez 1991’de özel sektör lehine değişmiştir.
 
 

Kağıt ve basım sanayii ürünleri ithalatı 1992’de %1.1 oranında azalmış, 1992’nin ilk yarısında %106.3 oranında artarak 270.4 milyon dolara yükselmiştir.
 
 

DİE verilerine göre ağırlığını kağıt sanayii ürünlerinin meydana getirdiği ithalat 1989 yılındaki 206 milyon dolarlık seviyesini 1990’da 248 milyon, 1991’de 305 milyon dolara çıkartmıştır. 1992’de ise %1.1’lik bir azalmayla 302 milyon dolardır. 1993’de diğer sektörlerde olduğu gibi kağıt ithalatında da artış yaşanmış, yılın ilk yarısında %82.7 oranında artan kağıt ürünleri ithalatı 215.7 milyon dolara çıkmıştır.
 
 

DİE bilgilerine göre 1993’ün ilk üç aylık döneminde kağıt üretimi 29.5 milyar lirayı bulmuştur.
 
 

“Artık kağıt” sorunu da basın işletmelerinin maliyetleri açısından önemli bir sorun teşkil etmektedir. 1980’den önceki dönemde gazete kağıdının sübvansiyonu ve üretimin yeterli olmamasından dolayı artık kağıt fiatları çok yüksek düzeydedir. Gazeteler, üretimleri gereği verdikleri fireyi ve dağıtımdan doğan iadeleri (artık kağıt) satarak değerlendirmekteydiler. Günümüzde artık kağıtlar, sadece karton yapımında değerlendirilmektedir. Bu ise, artık kağıtların çok ucuza satılmasına sebep olmaktadır. Oysa, ABD gibi bir çok ülkede gazete kağıdı yapımında hammadde olarak %40 artık kağıt kullanılması şartı vardır.
 
 

Direkt olarak satış maliyetlerine yansıyan ve toplam giderler içinde diğer giderlere oranla daha hızlı bir büyüme gösteren kağıt SEKA’dan peşin olarak alınmaktadır. Buna karşılık Türkiye genelinde gazete satış gelirleri en erken 15 günlük bir süre içinde tahsil edilmektedir. Dolayısıyla daha uzun vadede tahsil edilebilen ilan gelirleri ve 15 gün vadeyle tahsil edilen gazete satış gelirleri nakit akışını yavaşlatmaktadır.
 
 

Yükselen kredi maliyeti, kredi kullanımına engel olurken, düşük kar oranı öz kaynakların rasyonel kullanımına mani olmaktadır. Karın azalması bazı gazetelerde önemli ölçüde sıkıntıya sebep olurken, bazılarında karlılıktan söz etmek bile imkansız olmaktadır.
 
 

Türkiye’nin kültür politikasından, bilimsel teknolojik gelişimine, uluslararası pazarda tutunup gelişmesinden, çağdaş bir yaşam biçimine yönelişine kadar, çok değişik sorunların odağını oluşturan kağıt sanayiinin problemleri genel bir plan çerçevesinde saptanmalı, kamu ve özel kesim kuruluşları, ülke yararını sağlayacak politikalara göre yönlendirilmelidir.
 
 

Devlet, gazete kağıdı sübvansiyonuna istikrar getirmeli, bu indirimden hazinenin uğradığı kaybı diğer kağıt çeşitlerinden elde ettiği büyük karlarla telafi etmelidir. Basının kağıt ihtiyacı karşılanmadan ihracata gidilmemelidir. Az sermayeli gazete ve yayımcıların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla SEKA’nın büyük şehirlerimizde satış yerleri açarak birinci, ikinci ve üçüncü hamur kağıtları talebe hazır bulundurması gereklidir.

3.2. PERSONEL-İŞGÜCÜ
 
 

Çağdaş işletmecilik anlayışında verimin arttırılmasını mümkün kılacak teknolojik olanaklardan yararlanabilmek için bu karı kullanacak olan insangücüne gereksinim artmıştır. İşletmede makinaları çalıştıranlar, kontrol edenler, üretim süreci ve sonrasında faaliyetleri örgütleyenler insanlardır. Dolayısıyla personel dendiğinde, işletmenin her kolunda çalışan işgücü anlaşılmaktadır.
 
 

Teknolojideki gelişmenin yaygınlaşmasıyla, insanın üretim faaliyetleri içindeki önemi azalmak yerine artmaktadır. Özellikle yetişkin insan gücü her geçen gün daha da önem kazanmaktadır.
 
 

İşletmelerin başarısında büyük etken olan insan gücü ancak rasyonel bir biçimle değerlendirilirse işletme açısından yarar sağlar. İşletmenin hedefe ulaşabilmesi için, işletmede çalışanların etkinliğinin arttırılması amacıyla yürütülen faaliyetlerin tümü “personel yönetimi” olarak tanımlanabilir. İşletmeleri oluşturan her birim kendi bünyelerindeki personel işlerini takip etmek ve ana personel birimi ile eşgüdüm içinde çalışmak durumundadırlar. Bu amaçla örgütlenmiş bir personel yönetimi uygulaması yoluna gidilir.
 
 

İş ile personel arasında her bakımdan uyumun sağlanması amacıyla bu dengeyi kurmak bakımından alınması gereken tüm önlemleri “personel yönetimi” üstlenmiştir. Bu görevler şu şekilde özetlenebilir: İşe alma, istihdam politikası, ücret/maaş yönetimi, sosyal hizmetler, eğitim, endüstri ilişkileri, moral, beşeri ilişkiler olarak özetlenebilir.
 
 

Verilen hizmetin en son ve en iyi şeklini alabilmesi için işgücü ve beyin gücüne bağımlılığın en fazla olduğu işletmeler basın işletmeleridir. Basın işletmeleri, profesyonel ve düşünsel yeteneğe bağımlılığın çok fazla olduğu, işgücü yoğun organizasyonlardır. Gelişen en ileri teknolojiye rağmen yaratıcı güç ve yeteneğe basın işletmeleri hep ihtiyaç duymaktadır.
 
 

Basın işletmelerinde personel dört ana grupta toplanabilir: Yöneticiler, büro personeli, üretimde çalışanlar ve yazar-çizer kadrosu.
 
 

Basın işletmelerinde personel idareciliği özgündür. Bir yandan iş tarifinin standart olması, öte yandan kademe azlığı ve yatay ilişkilerin ağırlığı yönetime zorluklar getirmektedir.
 
 

1960’larda gazeteciliğin güvenceye kavuşması, daha iyi koşullarda çalışma hayatının düzenlenmesiyle, üniversite mezunlarının, hukuk, siyasal bilgiler, iktisat fakültelerini bitiren, yabancı dil bilenlerin mesleğe girdikleri görülmektedir. Gazetelerde çalışan personelin çoğunun meslekle ilgili olmayan yüksek okulları bitirmeleri, basın kartlı gazeteciler dışında kalan personelin mesleki eğitiminin dahi bulunmaması uzun seneler Babıali’de bir alaylı-mektepli tartışmasına neden olmuştur.
 
 

Klasik eğitimin ötesinde, uygulamalı bir gazetecilik eğitimi gerekmektedir. Gazetecilikte müessese müdürü, genel müdür, satış ve pazarlama müdürlerinin gazetecilik eğitimi yanısıra işidaresi ve endüstri mühendisliği tahsil etmeleri gereksinimi doğmaktadır.
 
 

Bu durumda yönetim personelinin özel bir eğitimden geçmesi kaçınılmaz görülmektedir. Önceleri Basın-Yayın, Gazetecilik-Halkla İlişkiler gibi fakültelerimiz veya yüksek okullarımaz mesleki eğitime olan ihtiyacı giderseler bile, yöneticiliklerde çoğu kez dıştan transfer yapılmakta, bu durum işletme içi terfi olanaklarını azaltmaktadır. Artık, “Basın İşletmeciliği” bir ihtiyaç haline gelmiştir. Uzmanlaşma, bölümlere ayırma, amaçlara uygun ve yeterli hale getirilmelidir.
 
 

Bu amaçla son yıllarda İletişim Fakültelerinde ihtisaslaşmaya gidilmiştir. Özellikle yönetim alanındaki bu kaosun giderilmesi amacıyla, işletme yönetiminde ve finansal departmanlarda görevlendirilmek üzere, öğrencilerin yetiştirilmesini sağlayan “Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği” Anabilim Dalı oluşturulmuştur.
 
 

Yazılı basının karşılaştığı güçlükler sebebiyle, gazeteciler son yıllarda daha çok radyo ve televizyonlarda çalışmayı tercih etmektedirler. Bu akımı durdurmak için gazetecilik mesleğini daha cazip bir hale getirmek şarttır. İşverenle çalışanlar arasındaki ilişkilerin günün koşullarına uydurulması, profesyonel gazeteciliğin temel bilgilere dayanan güçlü bir meslek seviyesine ulaştırılması için eğitimin genişletilmesi zorunludur.
 
 

Basın işletmelerinin başarısındaki temel ölçü, ürün olarak ortaya çıkarılan yayın ya da yayınların kamuoyundaki olumlu imajıdır. Bu imaja en fazla katkısı olanlar ise, basım aşamasına gelinceye kadar gazetenin tüm içeriğini hazırlayan, fotoğrafçı, muhabir, yazar, başyazar, yazıişleri yönetmenleri v.b.’dir. Bu amaçla, özellikle bu personelin sürekli bilgilenmek, teknolojik unsurlardan yararlanmak zorunluluğu vardır.
 
 

Basın işletmeciliğinde üretim sürecinin bir kaç saatle sınırlı olması, bu süre içinde hızlı bir çalışma temposunun gerekliliği personeli etkiler. Bu yarışta “haber atlatma”dan, erken ve hızlı dağıtıma ve yüksek tirajlı satışa kadar uzanan süreç her gün aynı biçimde yenilenerek tamamlanır. Her gün yeni bir ürün yaratmanın iş tatminine ulaşan personel, bazen de rutin ve sıkıcı olabilen işleri sürekli yapmaktan dolayı iş tatminsizliği hissedilebilecektir. Bu nedenle, basın işletmelerinde personel ve işi arasında her bakımdan uyum sağlanmalıdır.
 
 

Basın işletmelerinde ekip çalışması önemli, hatta zorunludur. Ürünün ve sağlanan hizmetin etkinliği uyumlu çalışmayla tamamlanabilir. İleri teknoloji, finansal güç, okur sayısı yanında basın işletmesinin gücü dışarıda toplanan haber ve bilgilerin işletme içinde çok iyi işlenmesi ve en iyi yoldan kitlelere ulaştırılmasıyla sağlanmaktadır ki, bu da ancak uyumlu bir ekiple mümkündür.
 
 

Artık basın endüstrisi büyük sermayelere ve çok sayıda personele, ileri teknikleri bünyesinde barındıran büyüklüklere ulaşmıştır. Ve “insan faktörü” her düzeyde eskiye oranla çok daha önemli duruma gelmiştir. Basının geleceği bir anlamda insan faktörünün iyi değerlendirilmesine bağlıdır. Artık, basın kuruluşları arasında “en iyi”yi para karşılığı transfer etmenin bedelleri büyüyecektir.
 
 

Özet olarak basın işletmelerindeki departmanlarda görevli personel aşağıdaki gibidir:
 
 

Basın İşletmelerinde Üst Yönetim Personeli:

Haftalık yayın çıkaran basın işletmelerinde; İşletme Sahibi, Genel Yayın Müdürü’dür.
 
 

Günlük yayın çıkaran küçük basın işletmelerinde; İşletme Sahibi, Genel Yayın Müdürü’dür.
 
 

Günlük yayın çıkaran orta çaplı basın işletmelerinde; İşletme Sahibi, Sorumlu Müdür, Genel Yayın Müdürü’dür.
 
 

Günlük yayın çıkaran büyük çaplı basın işletmelerinde; Yönetim Kurulu, İşletme Sahibi, Genel Yayın Müdürü, Genel Müdür, Yazı İşleri Müdürü, İşletme Müdürü’dür.
 
 

Basın İşletmelerinde Haber/Yazı İşleri Personeli:
 
 

Haftalıklarda; Genel Yayın Müdürü, Muhabir.
 
 

Küçük günlüklerde; Genel Yayın Müdürü, Spor Müdürü, Magazin Müdürü, Muhabir, Ressam ve Grafikerler.
 
 

Orta günlüklerde; Genel Yayın Müdürü, İl Haber Müdürü, Spor Müdürü, Magazin Müdürü, Ekler Müdürü, Metin Düzenleme Müdürü, Mizanpaj Müdürü, Redaktörler, Temsilciler, Foto Muhabirleri, Muhabirler, Ressam ve Grafikerler. 
 
 

Büyük günlüklerde; Genel Yayın Müdürü, Yazıişleri Müdürü, Haberler Müdürü, Gündüz İl Hab. Müd., Diğer İl Hab. Müd., Telgraf Telex. Hab. Müd., Spor Müdürü, Magazin Müdürü, Kad. Say. Müdürü, Seri Yazılar Müdürü, Özel Yazılar Müdürü, Ekler Müdürü, Mizanpaj Müdürü, Temsilciler, Muhabirler, Foto Muhabirleri, Metin Düzenleme, Redaktörler, Ressam ve Grafikerler, Kütüphaneci. 
 
 

Basın İşletmelerinde İlan ve Reklam Personeli:
 
 

Haftalıklarda; Reklam Satış Sorumlusu.
 
 

Küçük günlüklerde; Reklam Müdürü, Reklam Satış Sorumlusu, Küçük İlan Satış Sorumlusu.
 
 

Orta günlüklerde; Reklam Müdürü, Bölgesel Reklamlar Müdürü, Küçük İlanlar Müdürü, Genel veya Ulusal Reklamlar Müdürü, Reklam Tasarımcısı.
 
 

Büyük günlüklerde; Reklam Müdürü, Bölgesel Reklamlar Müdürü, Küçük İlanlar Müdürü, Genel Yayın veya Ulusal Reklamlar Müdürü, Reklam Tasarımcısı, Araştırma Direktörü, Görüşmeciler.
 
 

Basın İşletmelerindeki Dağıtım-Satış Personeli:
 
 

Haftalıklarda; Gözetimciler, Taşıyıcılar.
 
 

Küçük günlüklerde; Dağıtım-Satış Müdürü, Gözetimciler, Taşıyıcılar.
 
 

Orta günlükler; Dağıtın-Satış Müdürü, Şehir Dağıtım Müdürü, Bölge Dağıtım Müdürü, Gözetimciler, Taşıyıcı-Satış Sorumluları, Dağıtıcılar, Bayiler, Posta Sorumluları.
 
 

Büyük günlüklerde; Dağıtım-Satış Müdürü, Şehir Dağıtım-Satış Müdürü, Bölge Dağıtım-Satış Müdürü, Posta ile Dağıtım Satış Müdürü, Pazar Dağıtım-Satış Müdürü, Dağıtım Gözetimcileri, Dağıtım Rotası Gözetimcileri, Dağıtımcılar, Taşıyıcı-Satış Sorumluları, Bayiler, Posta Sorumluları.
 
 

Basın İşletmelerinde Promosyon Personeli: 
 
 

Küçük günlüklerde; İlan ve Reklam Müdürü.
 
 

Orta günlüklerde; Promosyon Müdürü, Tasarımcılar, Ressamlar, Sekreterler.
 
 

Büyük günlüklerde; Promosyon Müdürü, Müdür Yardımcısı, Tasarımcılar, Ressamlar, Fotoğrafçılar, Sekreterler, Merkez Dışı Görevliler.
 
 

Basın İşletmelerinde Basım Personeli:
 
 

(Soğuk ya da Fotodizgi Kullanımında)
 
 

Haftalıklarda; Kurgucu, Düzeltmen ya da Retüşör, Madeni Baskı Operatörü.
 
 

Küçük günlüklerde; Basım Şefi, Fotodizgi Makina Operatörü, Düzeltmen veya Retüşörler, Kurgucu, Kamera Görevlisi, Madeni Baskı Kalıpçısı, Ofset Baskı Operatörü, Elektronik Gravürcü.
 
 

Orta günlüklerde; Basım Şefi veya Müdürü, Dizgileme Gözetimcisi, Baskı Gözetimcisi, Teledizgi Operatörü, Fotodizgiciler, Düzeltmen veya Retüşörler, Kurgucu, Kamera Görevlisi, Madeni Baskı Kalıpçıları, Ofset Baskı Operatörü, Elektronik Gravürcüler.
 
 

Büyük günlüklerde; Basım Şefi veya Müd., Dizgileme Gözetimcisi, Baskı Gözetimcisi, Teledizgi Operatörü, Sıc. Met. Mak. Ope., Kurgucu, Düz. veya Retüşörler, Kamera Görevlisi, Mad. Bas. Kalıpçıları, Ofset Bas. Ope., Elekt. Gravürcüler.
 
 

(Sıcak Dizgi Kullanımında)
 
 

Haftalıklarda; Dizgi Makina Operatörleri, Dizgici, Baskı Operatörü.
 
 

Küçük günlükler; Basım Şefi, Dizgi Makina Operatörleri, Dizgiciler, Kurgucu, Baskı Operatörü.
 
 

Orta günlüklerde; Basım Şefi veya Müdürü, Dizgi Odası Gözetimcisi, Dizgi Makina Operatörü, Dizgiciler, Kurgucu, Klişeleme Şefi, Klişeciler, Baskı Odası Gözetimcisi, Baskı Operatörleri, Gravürcüler.

Büyük günlüklerde; Baskı Şefi veya Müdürü, Dizgi Odası Gözetimcisi, Kurgucu, Dizgi Makina Operatörü, Dizgiciler, Klişeleme Şefi, Klişeciler, Baskı Odası Gözetimcisi, Baskı Operatörleri, Gravür Bölge Şefi, Gravürcüler.

3.3. İLAN-REKLAM
 
 

Basın işletmeleri yapıları gereği genellikle açık veren işletmelerdir; zira ürettiklerini maliyet fiatının altında satmak zorundadırlar (istisnai olarak çok yüksek tirajlı gazeteler hariç). Gazetenin maliyeti ile fiatı arasındaki aleyhe olan bu fark ilan-reklam gelirleriyle karşılanır. İlan ve reklamlar radyo, televizyon ve yazılı basının yaşamasının başlıca kaynağıdır.
 
 

Basın işletmelerinde maliyet fiatını tamamlayan ilan ve reklam gelirlerindeki gelişmeler basını karlı duruma getirebilmekte, düşmeler veya maliyetlerin artması ise bu karı düşürebilmektedir. Son yıllarda gazetelerin kar elde etmeleri, büyük ölçüde tüketiciler ve reklam verenler açısından önem kazanan, reklamlar sayesinde olmaktadır.
 
 

Gazetelerin ilan ve reklamlardan sağladıkları gelir, satıştan sağladıkları gelirin çok üstündedir. Sektör için çok önemli olan ilan ve reklam gelirleri, bir o kadar da dikkatlice değerlendirilmesi gereken bir gelir kalemidir. İlan-reklam gelirleriyle satış gelirleri arasındaki nitelik farkı hemen her dönemde kendini göstermiştir, ama önemli olan ilan-reklam gelirlerinin satış gelirlerine nazaran gösterdiği orandır. Bu oran büyüdükçe gazeteler ilan-reklam gelirlerine fazlasıyla bağımlı bir düzen içine girecektirler.
 
 

Yüksek tirajlı gazetelerin gelir kaynaklarının ancak %35’i satıştan, %65’i ise ilan ve reklamlardan sağlanmaktadır. Bu oran bazen %80’i bulabilmektedir. Bu durumda gazeteler dolaylı da olsa ilan ve reklam şirketlerinin baskısı altına girmektedir. Basın kuruluşlarının kendilerini tamamen reklam gelirlerine kaptırması yanlıştır.
 
 

Tüketim toplumlarında reklamcılığın halkı yönlendirdiği bir gerçektir. Buna rağmen, ticari rekabeti kabul etmeyen ülkelerde bile reklamın zorunluluğu artık kabul görmüştür. Kapitalizmin bir icadı olan reklamcılığı halkın daha çok yararına işleyecek hale getirmek ve Basın Özgürlüğü için kendine düşen görevi yapmasını sağlamak gerekmektedir. Basının reklamcılığa olduğu kadar, reklamcılık da basına muhtaçtır. Kapanan her gazete, radyo veya televizyon bir reklam şirketinin de kapanması anlamına gelmektedir.
 
 

Gazeteler malların üreticiden satıcıya ya da doğrudan tüketiciye ulaştırılaması faaliyetlerinde önemli tanıtım aracı haline gelmişlerdir.

İlan-reklam işleri basın işletmelerinin ticari faaliyetleri arasında büyük öneme sahiptir. Reklam gelirlerini oluşturmada ve arttırmada önce bir pazar araştırması yapmak gerekir. Gazeteler kendi bünyelerinde bu araştırma için bir grup kurabilecekleri gibi, bir araştırma şirketiyle de çalışabilirler. Bu yolla belirlenen bölgenin demografik ve ekonomik özellikleri ile ilgili bilgiler toplanarak, reklamcıların ihtiyaçları arasında bir bağlantı kurulabilir.
 
 

Gazetelerin, her türlü hammaddesinin fiat dengesi olmadığından satıştan para kazanma şanslarının düşük olması ve bunu ancak ilan ve reklamla telafi edebilecek olması sebebiyle, reklam ajanslarından normal olarak proglamlanan ilan ve reklamlarla yetinmeyip, mutlaka bir basın organının sayfalarını özel reklam için kendisinin pazarlaması gerekmektedir.
 
 

Ürün, hizmet veya düşüncelerini tanıtmak ya da satmak isteyen reklam sahipleri ile ilişkilerin sürdürüldüğü bu bölüm, basın sektörü dışındaki sektörlere ve iş sahiplerine gazetede yer satmakla yükümlüdür.
 
 

Basın işletmelerinde ilan-reklam işleri, alınan reklamın cinsine göre farklılaşma gösterir. Orta büyüklükte bir basın işletmesinde ilan-reklam işleri üç ayrı grupta yürütülür: İlk grupta yerel ve bölgesel reklamlar için (local-regional advertising) reklam sahiplerine yer satılır. İkinci grup reklam işleri ülke çapında ve genel reklamlarla (national-general advertising) ilişkilidir. Üçüncü ve hemen her basın işletmesinde yer alan reklam işleri sınıflandırılmış küçük ilanlarla (classified advertising) ilgilidir.
 
 

Gazetede tirajla maliyetler ve reklam gelirleri arasında ilişkiler vardır. Türkiye’de tirajlarını gazeteler kendileri belirtmektedir. Müşteriler reklamlarını tirajlara göre verdiklerine göre, gazetelerin kendi tirajlarını kendilerinin belirtmeleri sakıncalıdır. Diğer ülkelerde bu gazetelerin ortak kuruluşları tarafından saptanmaktadır.
 
 

Gazetenin reklam pazarındaki payı tiraja bağlıdır. Reklam verenler açısından, gazetenin yüksek ve istikrarlı tirajı, ulaşılabilir tüketicinin sayısı medya seçiminde en önemli unsurdur. Bunun yanında gazetenin okur profili ve ilan tarifeleri de önemli diğer unsurlardır. Tek mal üretilmesine rağmen çok farklı iki müşteri kitlesine hizmet veren basın işletmeleri (okuyucular ve reklam verenler) her iki müşteri grubunu da memnun etmek durumundadır.
 
 

İşletmenin reklam politikası çerçevesinde, mümkün olduğunca çok reklam yeri satma çabaları; hangi tür olursa olsun reklam verenlerle sürekli iyi ilişkiler sağlanması; reklamların okuyucunun ilgisini çekecek söz ve şekillerle sunulması gerekir.
 
 

Reklam verenlerin daha fazla okuyucuya erişebilmek, aynı ilan ve reklamı birden çok gazeteye vermemek için tirajları yüksek olan gazeteleri seçmeleri sonucunda tirajları düşük ve içerikleri ilan ve reklam verenleri ilgilendirmeyen gazetelerin mali dengesizliği ve diğer güçlükler başlamaktadır. Tirajları daha da düşmekte, kapanmakta ya da tekelle?meyle yüzyüze gelmektedirler.
 
 

Tirajı yüksek gazetelerde küçük gazetelere oranla özel ilan artmakta, küçük gazetelerde resmi ilanın miktarı büyük gazetelerdeki resmi ilanın yirmi mislini bulmaktadır.
 
 

Geçmişte Basın İlan Kurumu’nun, basın özgürlüğüyle bağdaşmadığı, hükümetin güdümünde bir basının devamına sebep olduğu gerekçesiyle kaldırılması istenilmiştir. Daha sonra ise, Kurum’un kaldırılmasını isteyen büyük tirajlı gazeteler olmuştur. Diğer yandan, Kurum’un kaldırılması, basının siyasal ve ekonomik özgürlüğü güvence altına alınmadıkça, tekelleşmeyi hızlandıracağından ve çoğulcu bir basını ortadan kaldıracağından sakıncalı görülmektedir.

Günümüzde ise Basın İlan Kurumu, genel kabul gören ilkelere uygun çalıştığı, özellikle büyük gazetelerin artık onun sağladığı resmi ilan gelirine bağımlı olmamaları nedeniyle tartışma konusu olmaktan uzaktır.
 
 

Oysa bundan otuzbeş yıl kadar önce Basın İlan Kurumu’nun oluşturulmasına ilişkin 195 sayılı yasanın çıkmasıyla 10 Ocak 1961’de gazete patronları yayınladıkları bir bildiriyle basın özgürlüğünün kısıtlandığını öne sürmüş ve üç gün gazete çıkarmama kararı alarak, resmi ilana verdikleri önemi göstermişlerdir.
 
 

Basın İlan Kurumu’nun 1995 yılında aracı olduğu ilan ve reklam bedelinin, ilan ve reklamların niteliği itibariyle dağılımı bir önceki yılla karşılaştırmalı olarak aşağıda gösterilmiştir:
 
 

İlan ve Reklamın Çeşidi
1994 Yılı İlan Bedeli 
1995 Yılı İlan Bedeli
Artışı (%)
Toplam Gelir İçindeki Payı(%)
Resmi İlanlar
78.791.746.500,-
157.775.877.000,-
100,24
9,20
Mecburi İlanlar
648.658.712.446,-
1.546.605.219.690,-
138,43
90,18
Hususi İlan ve Rek. 
7.230.165.687,-
10.559.436.120,-
46,04
0,62
Toplam
734.680.624.633,-
1.714.940.532.810,-
133,42
100,00

 
 

1995 yılında Kurum aracılığı ile dağıtılan ilan ve reklamların bazı gazetelere göre dağılımı aşağıdaki gibidir:
 
 

1995 Yılında Bazı İstanbul Gazetelerinde Yayınlanan İlan ve Reklamlar


 
Gazetenin Adı
Resmi İlan
Mecburi Aracılık
Hususi İlan ve Reklam
Toplam
Bugün
414.900.000,-
7.245.200.873,-
-
7.660.100.873,-
Cumhuriyet
3.567.378.000,-
43.977.358.750,-
-
47.544.736.750,-
Dünya
5.041.480.000,-
25.051.493.602,-
-
30.092.973.602,-
Hürriyet
5.615.280.000,-
273.953.420.437,-
3.310.416.810,-
282.879.117.247,-
Meydan
2.200.460.000,-
12.917.236.418,-
-
15.117.696.418,-
Milliyet
7.261.200.000,-
246.054.590.429,-
789.967.700,-
254.105.758.129,-
Sabah
5.148.840.000,-
252.665.837.379,-
210.986.610,-
258.025.663.989,-
Türkiye
6.339.060.000,-
117.961.473.155,-
31.200.000,-
124.331.733.155,-

Diğer yandan özel ilan ve reklamlar da gazeteler açısından risk teşkil etmektedir. Bazı iş çevreleri gazetenin içeriği konusunda reklamı bir baskı unsuru olarak kullanmaktadır. Türk basını bu konuda en çarpıcı örneğini 1971’de yaşamıştır. TÜSİAD üyeleri bir araya gelerek görüşlerini beğenmedikleri gazetelere ilan vermeyeceklerini açıklamışlardır. Gazeteler kısa sürede bundan etkilenmiş, yayınlarını değiştirmek zorunda kalmış ve bazı kadrolarını işten çıkarmışlardır. Basın mali ve politik baskı altında kalmıştır.

Bu dönemde Cumhuriyet Gazetesi uzun süre özel kesimden ilan alamamış, bir yönetim darbesiyle başyazar Nadir Nadi görevinden istifa etmiştir. Bunun üzerine Cumhuriyet sayfaları uzun süredir görülmeyen büyük boyutlu reklamlarla donanmış, gazetenin muhabir kadrosu geniş ölçüde tasfiye edilmiştir. Reklam boykotu sonucu, genel ilanın %6.6’sını almakta olan Cumhuriyet’in payı %1.5’e düşmüştür.

1980’de gazetelerde yer alan 3 milyon sütun/cm’lik özel reklam, 1983’de 1.5 milyon st/cm’ye kadar inmi?tir. 1987’de 1.8 milyon düzeyindeyken, 1988’de 3.9 milyon st/cm’ye yükselmi?tir. (Küçük ve resmi ilanlar hariç)
 
 

1981’de yazılı basının toplam reklam geliri 9 milyarı aşarken, 1982’de 26 milyarı bulan toplam reklam gelirlerinin (Rd-TV-gazete v.s.) 13 milyar 800 milyonu yazılı basına aittir. Bankerlerin hem kendi aralarında, hem de bankalara karşı olan rekabetlerinin oluşturduğu büyük piyasadan, gazeteler büyük ilan girdileri sağlamıştır. Ancak, 1983’de banker olayları ve bankaların reklamlarını kısıtlamasıyla reklam gelirlerindeki artış hızı durmuştur.

Gazetenin reklam gelirlerini arttırmada reklam ve promosyonun rolü de büyüktür. Ancak, 1984 yılında TRT Yönetim Kurulu’nun 3.5.1984 tarih, 1984/74 sayılı kararı ile TRT reklam yönetmeliğini değiştirmesi ve promosyona yönelik TV reklamlarının yasaklanması da reklam gelirlerinin düşmesinde etkili olmuştur. 12.5.1988’de TRT Yönetim Kurulu’nun TV’de her türlü lotarya reklamını serbest bırakmasıyla gazeteler rahatlamıştır.
 
 

Türkiye ekonomisinde rekabetin artmasıyla, üreticilerin pazarlama çabaları yoğunlaşmış ve reklam harcamaları artmıştır.

Gazetelerde yayınlanan reklamların toplam harcama olarak Ekim 1995’e göre dağılımı aşağıdaki gibidir:
 
 

  GAZETE
ST/CM
TOPLAM
%
1.
Hürriyet
307.122
901.140.727.500
23,23
2.
Sabah
281.890
813.164.299.500
20,96
3.
Milliyet
192.733
606.518.495.250
15,64
4.
Türkiye
98.254
272.773.338.750
7,03
5.
Yeni Yüzyıl Gazetesi
70.517
161.944.546.350
4,17
6.
Zaman Gazetesi
81.068
159.588.330.000
4,11
7.
Yeni Asır
220.102
128.660.475.000
3,32
8.
Melodi-Telerama (Sabah Ek.)
28.860
94.530.096.000
2,44
9.
Ak?am Gazetesi
18.213
76.347.482.250
1,97
10.
Takvim
24.858
69.984.271.500
1,80
11.
Cumhuriyet
32.798
66.955.680.000
1,73
12.
Kelebek (Hürriyet Ek.)
21.366
59.599.219.500
1,54
13.
Posta Gazetesi
19.824
55.619.325.000
1,43
14.
Spor Gazetesi
25.374
41.696.747.250
1,07
15.
Hürses
33.888
41.537.010.000
1,07
16.
Dünya
30.064
40.286.414.250
1,04
17.
Hürriyet İnsan Kaynakları
28.049
35.227.128.750
0,91
18.
Meydan
26.255
28.990.446.000
0,75
19.
Milliyet ve Pazar
15.753
27.364.500.000
0,71
20.
Milli Gazete
66.972
22.138.065.000
0,57
21.
Yeni Günaydın
25.592
21.462.716.250
0,55
22.
Bugün
9.675
19.981.989.000
0,52
23.
Foto Maç Gazetesi
9.361
17.992.072.500
0,46
24.
Global
9.523
17.594.062.500
0,45
25.
Daily News
42.296
16.529.531.250
0,43
26.
Yeni ?afak Gazetesi
29.926
15.513.765.000
0,40
27.
Foto Spor
8.403
14.507.520.000
0,37
28.
Monitör
17.684
9.236.467.500
0,24
29.
Türkiye Gazetesi (Özel Ek)
2.168
8.258.114.250
0,21
30.
Gölge Adam
2.112
7.038.750.000
0,18
31.
Süper Tan
18.025
4.851.030.000
0,13
32.
Barometre
2.619
4.369.050.000
0,11
33.
Ekonomik Bülten
2.557
3.899.662.500
0,10
34.
Yeni Asır (Özel Ek)
2.400
3.370.622.250
0,09
35.
İktisat Gazetesi
1.940
3.197.550.000
0,08
36.
Gözlem Gazetesi
2.471
2.140.743.750
0,06
37.
Man?et Gazetesi
4.288
1.853.700.000
0,05
38.
Pazar Postası (Gazete)
1.742
1.770.000.000
0,05
39.
Hafta Sonu
1.708
1.164.481.500
0,03
40.
Dünya Borsa Bülteni
251
254.137.500
0,01
TOP.
 
1.818.701
3.879.052.563.600
100,00

Gazete ve dergilerin 1995 yılı içinde, sosyal ilanlardan sağladıkları, aylık gelir 45.967.300 TL., kümülatif gelir 435.795.526 TL., küçük ilanlardan ise aylık 76.086.502 TL., kümülatif 738.495.636 TL. olarak gerçekle?mi?tir.
 
 

Günümüzde, gazete reklam alma konusunda rakiplerinden daha avantajlıdır. Gazete, reklam medyaları arasında en süratli olanıdır. Gazeteler, ofset tekniğine geçmekle, çok renkli, düzgün, seri ve temiz baskı ile diğer medya araçlarının rekabetteki avantajını yakalamaya çalışmışlardır. Gazetenin amacı daha fazla okur, daha fazla pazar ve reklamdır.
 
 

Reklamlar konusunda gazetenin en ciddi rakibi televizyondur. Ancak, gazetenin televizyona göre avantajları da çoktur. TV reklamlarına oranla daha kısa zamanda hazırlanan gazete reklamları, reklamcıya güncel olaylarla bağlantılı reklam yapma imkanı sağlamaktadır. Gazeteye verilen reklamlar, reklamcılara değişik hedef kitlelerine ulaşma olanağı vermektedir. Diğer yandan, gazetelerin belli sayfalarda belli konulara yer vermesi reklamcının işini kolaylaştırmaktadır. Televizyonun daha geniş bir kitleye hitap etmek zorunda oluşu, belli bir hedef kitleye seslenmesini engellemektedir. Öte yandan hızla artan TV kanalları TV’de reklam yayınlarının izlenme olasılığını düşürmüştür. Yazılı basının bir diğer üstünlüğü ise, tüketicileri bilgilendirmeye yönelik reklamlar için en uygun medya oluşudur.
 
 

Maliyet açısından bakıldığında, TV reklamlarının sürekli artan maliyetleri gazeteye oranla çok büyüktür. Bugün televizyonda 20-25 saniyelik bir reklam ücreti 350-400 milyon liraya ulaşmıştır. Oysa gazetede, ilan ve reklamlar (St/Cm'e ve niteliğine göre), Türkiye baskısı baz alındığında, 20 USD ile 225 USD arasındadır.
 
 

Üç büyük gazetenin 1996 ylıl ilan ve reklam tarifesi aşağıdaki gibidir:
 
 
 
 

 
KELİME
14 PUNTO
ÇİZGİ
HÜRRİYET
92.000 TL.
920.000 TL.
460.000 TL.
SABAH
86.250 TL.
862.500 TL.
----
MİLLİYET
80.500 TL.
805.000 TL.
402.500 TL.

 
 
HÜRRİYET GAZETESİ KEİMESİ 138.000 TL.
GRİ KUTULAR BA?LIK 1.380.000 TL.

Dolayısıyla, televizyonlardaki yüksek reklam maliyetleri küçük ve orta düzeydeki şirketler için karşılanamayacak kadar yüksektir.
 
 

Diğer yandan gazetelerin artan maliyetleri karşısında faaliyetlerini arttırmaları arz-talep kuralları gereği rakip müesseselerin yani rakip medyaların ortaya çıkmasına yol açacaktır. Nitekim magazin dergilerinin büyük oranda ilan ve reklam çekebilmek için bazı formül değişikliklerine başvurması (ofset baskı, daha kaliteli kağıt kullanılması v.b.) günlük gazetelerden dergilere doğru reklam ve ilanın yer değiştirmesi tehlikesini doğurmu?tur.
 
 

Gazeteler ise, daha önceleri “gelen ilanı yayınlamak” şeklinde bir ilan politikası uygularken, gelen ilan azalınca, ilana dayalı özel ekler yayınlamaya başlamışlardır. Gazeteler çeşitli kampanyalarla, reklam ve promosyonlarla ilan gelirlerini arttırmaya çalışmaktadırlar. Ancak, ilan gelirlerinde periyodik olarak görülen tahsilat güçlükleri dikkate alınırsa, nakit akışı açısından pek parlak bir tablo ortaya çıkmamaktadır. 
 
 

Seri ilanlar ve vefat ilanları gibi yerleşmiş ve tahsilat kolaylığı olan ilanların çokluğu yanısıra, yüksek tirajlı bir gazete olmanın verdiği avantaj ve gazete reklamcılığındaki uzun deneyimi sonucu sağlıklı bir gelir yapısına sahip olan Hürriyet Gazetesi’nin toplam gelirler içindeki ilan gelirleri; 1978’de %39.3, 1979’da %41.7, 1980’de %15, 1981’de %57.8, 1982’de %46’dır.
 
 

Gazetelerin çok satma ihtiyacı basını “teknolojik-ekonomik ve içeriksel” bir kısır döngü içine sokmuştur. Reklam alma ihtiyacı çok satışı gerektirmekte, çok satma ihtiyacı ileri teknolojiyi getirmekte, alınan ilan teknolojinin ekonomik yükünü karşılayamamakta, içerikte önemli bir değişiklik olmadığı için de satış artmamakta, dolayısıyla yeterli ilan alınamamaktadır. İthal edilen savurgan teknolojik model, beklenen satışı ve reklamı bulamayınca da boş içerikli, az karlı ve birbirine benzeyen gazeteler ortaya çıkmaktadır.

3.4. TİRAJ SORUNU
 
 

Türkiye’de basın sektörünün yaşadığı ekonomik krizin en önemli nedenlerinden biri tiraj tıkanıklığıdır. Tiraj tıkanıklığından kurtulabilmek için ilan-reklam ve kara verilen önem artmış, teknolojik maliyetlerin de etkisiyle gazeteler yeni okuyucu yaratmak yerine büyük reklam kampanyalarıyla birbirlerinin pazar paylarını kapma yarışına girmişlerdir.
 
 

Türkiye’de yazılı basının tiraj düşüklüğünün nedenleri üç ana başlıkta incelenebilir:
 
 

1) Türkiye’de gazete okuma alışkanlığının henüz yerleşmemiş olması. Kentler dahil olmak üzere kırsal kültürün çeşitli ögelerinin Türkiye genelinde ağırlığının hala korunması.
 
 

2) Gazetelerin içeriği boş, lotarya ve reklama dayalı olarak satılmaya çalışılması. Tüm gazetelerin birbirine benzemesi, okuyucuyu soğutması.
 
 

3) Gazete fiatlarında satın alma gücüne göre çok daha hızlı artış olması. Satın alma gücünün genel olarak düşmesi.
 
 

Türkiye’de hızlı nüfus artışına, okuma-yazma oranındaki artışa rağmen gazete satışları olması gereken düzeyin çok altındadır.
 
 

1927-1970 arası yıllar okur-yazar oranında önemli artışların olduğu, tüketim toplumunun ve kitle basınının ortaya çıktığı yıllardır. Bu dönemde gazete satışında önemli artışlar olmuştur. 1980’e kadar gazete satışlarında gerileme olmuş, 1985’te yeni popüler gazetelerin yayın hayatına başlaması ve yayınlanan gazete sayısının artmasıyla tiraj da yükselmiştir.
 
 

1989’da Türkiye’de okur-yazar nüfusu %48.7’den, %89.1’e yükselmiş, buna karşılık gazete okuma yüzdesi aynı yıllarda 3.4’ten, 5.8’e yükselmiştir. 1965’de her yüz okur-yazardan yaklaşık yedi tanesi gazete satın alırken, 1989’da 6.5 kişi gazete satın almaktadır. Yani artan nüfusa ve okur-yazar oranına göre satılan gazete sayısında düşüş vardır.
 
 

Diğer yandan, Türkiye’de şehirleşme hızının yüksekliğine rağmen tirajın yükselmediği gözlenmektedir. Bunun nedeni, Türkiye’deki farklı şehirleşmedir. Şehirlere göç eden insanlar, bu kentlere hem ekonomik sıkıntılarını, hem de köy kültürlerini taşımakta, dolayısıyla bu kentler kendi ekonomik ihtiyaçlarını karşılamaktan aciz, adeta büyüyen köylere dönüşmektedir. Bu insanlar kırsal yapının iletişim şekli olan sözlü kültür ürünü, “görsel-işitsel” yayın organlarını tercih etmekte ve yazılı kültüre yönelmeyi reddetmektedirler.
 
 

Türkiye’de basın sektörlerince ithal edilen teknoloji zengin içerik ve doğru haberle doldurulamayınca, beklenilen satış ve reklam sağlanamamış, sonunda Türk basını, içerik açısından birbirine benzeyen, promosyona dayalı “Sarı Basın” türü denilen gazetelerle dolup taşmıştır.
 
 

Artan promosyon giderleri ise son yıllarda basını başka bir mali krize sürüklemekle birlikte, mevcut ve potansiyel gazete okuyucularının gazetelere karşı güvenini de önemli ölçüde yok etmektedir.
 
 

Promosyon ve lotaryalar tiraj konusunda iki farklı olguyu ortaya çıkarmaktadır. Gazetelerde reklam kampanyalarıyla desteklenen promosyonlar başladığında, tirajlar aniden yükselmektedir. Bu kampanyayla birlikte gazetenin içeriğinde de olumlu gelişmeler olmazsa kampanya sonunda tiraj hızla düşecektir. Bu durumda sağlanan tiraj “köpük tiraj”dır. Kampanyadan sonra alımı sürdüren okuyucunun oluşturduğu tiraj ise “sağlam tiraj”dır.
 
 

Türkiye’de gazetelerin promosyon faaliyeti sırasında dahi içerikleriyle ilgili bir iyileştirme yapmadıkları, dolayısıyla sağlam tiraj sağlayamadıkları söylenebilir. Promosyon kampanyasının bitmesiyle tiraj düşmekte, tekrar promosyona başvurulmakta ve sonuçta promosyon vazgeçilemez olmaktadır. Türkiye’de promosyon öyle bir hal almıştır ki, yeni okuyucu kazanmak ve tiraj arttırmak yerine, varolan okuyucuların kaybedilmemesi için kullanılmaktadır. Sonuçta gazeteler promosyon ve reklama bağımlı hale gelmiştir. Eskiden düzenli gazete okuyan aydın kesim, promosyon sayesinde yozlaşmış olan gazeteleri okumamaya, satın almamaya başlamış, gazeteler böylece en önemli okur potansiyelini de yitirmenin eşiğine gelmiştir.
 
 

Büyük basın kuruluşlarının yayınladıkları gazeteler böyle bir kısır döngünün içinde her gün biraz daha batarken, ağırlaşan ekonomik koşullar, mevcut örneklerden daha farklı bir gazetecilik anlayışının doğmasını da engellemektedir.
 
 

Ekonomik yönden kısıtlanan ve tekelleşen yapılar içinde gazeteler okuyucuya alışılmışın dışında bir alternatif sunmaktan uzaktırlar. Basının fikir üretmekten uzak tutumu nedeniyle insanlar gazeteden “haber” alabileceklerine inanmamakta, Türkiye’de gazetecilik mesleği ve gazete, toplum gözündeki saygınlığını yitirmektedir. Basın tekellerinin “sözde” iktidarla olan sürtüşmeleri de “basın özgürlüğü”nün Türkiye’de de var olduğunu kanıtlama göstergesinden öteye gitmemektedir.
 
 

1980’den sonra fikir gazetelerinin gerekliliğine inanan büyük basın kurulruşları, düşük tirajı kabullenerek, promosyona dayalı olamayan gazetelerin kurulması ve yaşaması için çaba göstermişlerdir. Ekim 1985’te Hürriyet Grubu “Hürgün Gazetesi”ni çıkarmış, ancak gazete sadece 49 gün ya?ayabilmi?tir. 1988’de “Söz”, 1992’de “Güneş” gazeteleri de aynı kaderi paylaşmıştır.
 
 
 
 

Tiraj konusunda başka bir olumsuz etken, maliyetlere bağlı olarak artan gazete fiatlarıdır. Gittikçe düşen alım gücü, ekonomik zorluklar, sürekli artan enflasyon oranı, okuma-yazma oranının yükselmesine karşılık okumayan bir toplum olmamızın nedenlerindendir. Gittikçe düşen alım gücü, insanları bütçelerinden öncelikle gazete alımını silmeye itmiştir.
 
 

İstanbul Ticaret Odası verilerine göre; gazete, kitap, dergi, sinama, defter ve kalemden oluşan “kültür mal grubu”, 1968 fiatlarıyla en yüksek artışı gerçekleştiren grup olmuştur. 1968-1989 arası dönemde gazete fiatları enflasyondan 2.67 kat daha fazla artmıştır. Türkiye’de insanların yarısı enflasyonun karşısında zaten kısıtlı olan kültürel harcamalarını azaltmak zorunda kalmıştır.
 
 

Türkiye’de gazetenin bir ekmek fiatından ucuz olduğu sürece satılma şansı, ekmek fiatını aştığı sürece satılmama riski vardır. Yapılan araştırmalara göre; 1970 yılında bir adet gazete için 6 dakika çalışan asgari ücretli, 1990 yılında 1 saat 25 dakika çalışmak zorundadır. Öte yandan diğer tüketim maddelerinin fiat artışı da gazete talebini etkilemektedir.
 
 

Türkiye genelinde her yüz gazetenin kırkbeşi İstanbul, Ankara ve İzmir’de satılmaktadır. Gazete okuma alışkanlığının yerleşmemesi, kültürel düzeyin düşüklüğü, dağıtımdaki bozukluklar ve taşraya gönderilen gazetelerin özensizliği, üç büyük kent dışında gazete satışlarının düşük oluşunun nedenlerindendir.
 
 

Siyasi gelişmeler, kültürel durum, ekonomik yapı, alışkanlıklar gibi etkenler doğrudan ya da dolaylı olarak Türkiye’deki tiraj tıkanıklığında rol oynamaktadır.
 
 

Diğer yandan gazetelerin TV karşısında tutunamayacakları söylentileri uzun yıllardan beri yapılmakta, ancak henüz gazeteler herşeye rağmen ayakta kalabilmektedirler. Diğer iletişim araçlarının rekabeti, ekonomik şartlar, kültür-içerik sorunları, tekelleşmeler, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de basın sektörüne önemli kayıplar verdirmiştir. Bu durumda günümüzde, tirajı ve mali gücü yüksek gruplar dışında kalan her çeşit süreli yayın çok cılız kalmıştır.
 
 

Aşağıdaki tabloda bazı gazetelerin son beş yıllık ortalama tirajları verilmiştir:
 
 
 
 

 
1991
1992
1993
1994
1995
Sabah
782.667
770.815
892.358
629.595
713.102
Hürriyet
571.312
628.693
774.892
515.954
604.119
Milliyet
490.356
397.274
897.904
378.353
511.868
Türkiye
468.885
297.591
318.125
357.564
427.023
Zaman
64.879 
11.845
165.459
277.508
344.434
Meydan
302.447
154.312
170.424
96.298
72.067
Bugün
287.150
187.102
105.920
72.290
156.650
Cumhuriyet
101.425
57.048
66.026
60.948
52.957

 
 

1990’lı yılların 2.5 milyonu aşmayan tirajlar, son yıllarda hem promosyonların artması, hem de başta spor olmak üzere gazete sayısındaki artışla birlikte 6 milyona ulaşmıştır. 1995 yılında Türkiye genelinde yayınlanan 21 gazetenin günlük ortalama net satışı 5 milyon 425 bin 777 olarak gerçekleşmiştir.
 
 

Sabah Gazetesi, son beş yılın dördünde tiraj liderliğini korumayı başarmıştır. B.B.D. ve Yaysat’tan alınan bilgilere göre Sabah, 1991 yılında 782 bin 667, 1992’de 770 bin 815, 1994’te 629 bin 595 ve 1995’te ise 713 bin 102 adet günlük ortalama net satış yapmıştır.
 
 

Ansiklopedi savaşlarıyla geçen 1993 yılında ise Milliyet Gazetesi günlük ortalama 897 bin 904 adet net satışla, Sabah’ı 5 bin adet ufak bir farkla geride bırakmış ve en çok satan gazete olmuştur.
 
 

Hürriyet, 1993 yılı dışında Sabah’tan sonra ikinci en yüksek tirajlı gazete olmuş, 1993’te ise üçüncü sıraya gerilemiştir.
 
 

Dördüncü sırada ise düzenli olarak Türkiye Gazetesi yer almıştır. 1991’deki günlük ortalma net satışı 64 bin olan Zaman Gazetesi de istikrarlı bir artış göstererek 1995’te 344 binlik bir tirajı yakalamıştır.
 
 

Meydan Gazetesi 1991’deki 302 bin 447 adetlik satış ortalamasından, 1995’te 72 bin 67’ye kadar gerilerken, Bugün Gazetesi’nin ortalama tirajı da 287 bin 150’den 156 bin 650’ye düşmüştür. Cumhuriyet Gazetesi ise son beş yılda yarıyarıya tiraj kaybetmiştir

3.5. GAZETENİN YARI KAMUSAL MAL OLMA ÖZELLİĞİ VE PROMOSYON
 
 

Yarı kamusal mal ve hizmetlerin tanımlanmasında temel kriterlerden biri, bu tür mal ve hizmetlerin topluma sağladıkları marjinal sosyal faydanın, bu mal ve hizmeti bedeli karşılığında satın alan kişilerin sağladığı özel faydadan büyük olması, bir başka ifade ile, malın kişiye sağladığı özel faydasının dışında, topluma sağladığı bir sosyal faydanın bulunmasıdır. Bu tür bir mal olarak bilinen gazetenin, bedelini ödeyerek satın alan kişiye sağladığı özel fayda dışında, topluma yansıyan bazı sosyal faydaları da vardır.
 
 

Bilindiği gibi basın “Yasama, Yürütme veYargı” güçlerine ilaveten dördüncü kuvvet olarak tanımlanmaktadır. Basın, toplumun gelişmesinde, bilinçlenmesinde, şekillenmesinde uzun vadede tek güç olma niteliğindedir. Çünkü yasama ve yürütme gücü kullanılırken bir takım fikir akımları başlangıçta yol göstericidir. Bu fikir akımlarının yayılması, toplumun bunlara göre bilinçlendirilmesi, bunların yayılıp eyleme dönüşmesinde basın etkilidir. Yani, yasama ve yürütme gücünü basının şekillendirdiği söylenebilir. Böylesine etkili ve güçlü bir müessesenin daha verimli ve daha etkin çalışabilmesi için işletmecilik yöntemlerinden büyük ölçüde yararlanması gerekmektedir.
 
 

Toplumdaki bireylerin yalnızca kendilerine fayda sağlayan (giyim, barınma, beslenme v.b.) gereksinimlerini karşılayan mal ve hizmetlere, “özel mal ve hizmetler” denilmektedir. Toplumdaki bu bireylerin o toplum içinde yaşamalarından doğan ortak gereksinmelerine (güvenlik, adalet hizmeti v.b.) ise kamusal mal ve hizmetler denilmektedir. Bu kamusal mal ve hizmetlerin faydası kollektiftir, toplumun bütün bireylerine yansır. Bu hizmetlerde fiatlandırma yapmak oldukça güçtür. Rasyonel davranan bir birey ne olursa olsun sonunda yararlanacağı böylesine bir hizmetin fiatını ödemez. Fiatı ödenmeyince bu hizmetin üretiminin finansmanı yapılamaz. Böylesine finansmanı yapılamayan bir hizmeti hiç bir özel teşebbüs üretmeyecektir. Bu hizmetlerin olmayacağı bir toplum düşünülemeyeceğine göre bu tür hizmetleri devlet üretir ve finansmanını vergi yoluyla yapar. Bu durumda, fiatlandırılabilen bir mal veya hizmet özel mal veya hizmettir; vergi ile finansmanı yapılan bir mal veya hizmet ise kamusal mal veya hizmettir.
 
 

Basın ekonomisi kesimince, üretilen gazete bu iki türün dışında değerlendirilmektedir. Bu üçüncü grup, yarı kamusal mal ve hizmetlerdir (eğitim, sağlık, v.b.).
 
 

Gazetenin temel işlevi “bilgi” iletmektir, bu bilgi “haber”dir. Haberin yanlış, eksik iletilmesi sosyal bir maliyete sebep olurken, haber verme, eğitme, eğlendirme işlevlerinin sorumluluk duygusuyla yerine getirilmesi ise topluma sosyal bir fayda sağlayacaktır.
 
 

Bunun yanında basın sektörünün gelir ve maliyet yapısına bakıldığında temel unsurları şu şekilde sıralamak mümkündür;
 
 

-- Fiat geliri, 

-- Fiat dışı gelirler (ilan, reklam gelirleri ve diğer).
 
 

Maliyet unsurları ise;
 
 

-- Personel giderleri, 

-- İşletme giderleri,

-- Kağıt giderleri,

-- Finansman giderleri, 

-- İlan ve reklam giderleri,

-- Diğer giderler.
 
 

Gelir ve giderler arasındaki fark, gelirler lehine ise, bu işletmeler faaliyetlerini sürdürürler. Bunun da koşulu iktisadi etkinliğin sağlanmasıdır.Her müessesede olduğu gibi basın işletmeleri de karı gözetmek durumundadır. Ancak basının kamusal görevlerinin ana amaç olması gerçeği karı ikinci planda bırakmayı gerektirir. Kar ihmal edilmemekte, sadece ana amaç olmaktan çıkarılmaktadır. İster özel teşebbüs olsun, ister kamu teşebbüsü olsun karı ihmal ettiği takdirde kıt olan kaynakların etkin olarak kullanılmasından vazgeçmiş olur. Kaynakların bir yerde topluma ait olması sebebiyle etkin biçimde kullanılması gerektiği için bu durum hiçbir zaman mazur görülemez.
 
 

Basın sektörü, bilginin üretilmesi, düzenlenmesi, iletilmesi ve saklanması aşamalarında ekonomideki kıt kaynaklardan işgücü, sermaye gibi üretim faktörlerine yoğun bir talepte bulunacaktır. Böyle bir talep ise doğal olarak kıt kaynakların etkin biçimde kullanımı sorununu gündeme getirmektedir. “Basın Ekonomisi” kıt kaynakların etkin kullanımına ilişkin, yani bu kaynakların amaca en uygun şekilde ve en uygun yerde, en yüksek verimi sağlayacak şekilde kullanılmasına ilişkin bir bilim dalı olarak tanımlanmaktadır.
 
 

Kar, kaynakların etkin olarak kullanılıp kullanılmadığının ölçülerinden biridir. Basın işletmelerinin kar durumuTürkiye'de genelde bir sır olarak saklanmaktadır. Ancak son yıllardaki Gelir Vergisi açıklamaları bu konuda fikir sahibi olmamızı kolaylaştırmaktadır. Buna göre; ilan gelirlerindeki gelişmelerin basını karlı duruma getirdiği, ilan gelirlerindeki düşmelerin veya gazete maliyetlerinin artmasının ise karları düşürdüğü gözlenmektedir. Son yıllarda basının büyük kapitalin eline geçme eğilimi, sermayedarın bu müesseseyi karlı gördüğüne bir işaret olarak gösterilmektedir. Büyük sermayenin devreye girmesi gazetecilik dışındakilerin bu alana yönelmesini doğurmuştur.
 
 
 
 

İşletmeler genişledikçe bunların kapasitelerinden yararlanmak amacıyla gazeteciliğin yan ürünü olarak matbaa işleri gelişmiştir. İşletmelerin büyümesiyle profesyonel gazetecilikten matbaacılığa da geçilmiş ve bu gelişmeler büyük yatırımlara ihtiyaç doğurmuştur. Kaynak yaratabilen işletmeler ayakta kalabilmiş, diğerleri kapanmıştır. Kaynak yaratan nitelikte olanlara profesyonel gazete sahipleri yerine sermayedarın göz dikmesiyle, gazeteciliğe büyük sermaye grupları ilgi duymaya başlamıştır
 
 

Türkiye'de profesyonel gazeteciler hem yazar, hem yönetici olarak çalışmışlardır. Fakat, müesseselerin büyümesi karşısında bunların yöneticileri yetersiz kalmış, profesyonel yönetime ihtiyaç duyulmuştur. Gazetelerde, yönetim işinin profesyoneller tarafından yapılması ise, yazar kadrosuyla yönetici arasında bir takım anlaşmazlıkların doğmasına sebep olabilecektir. Bu durumda yönetim işi, gazetecilik alt yapılı, yönetim ve işletme bilgisine sahip kişilerce yapılmalıdır.
 
 

1950'li yıllarda her gazetede bir sahip, bir yazı işleri müdürü ve bir de gazetenin genel işlerini gören muhasebeciler vardır. Teknolojinin gelişmesi ve ekonomik alanda yeni kavramların oluşmasıyla 1960'lı yıllardan itibaren gazetelerin bünyesinde müessese müdürlüğü ve pazarlama müdürlükleri gündeme gelmi?tir.
 
 

1970'li yıllarda muhasebe müdürleri gazete yönetiminde daha çok önem kazanmışlardır. Özellikle kağıt fiatlarındaki sistematik artış gazeteleri, mali kaynaklarını daha dikkatli ve rantabl kullanmaya sevketmiştir. 1980'lerde artık, gazete satmak, gazete çıkarmak kadar önemli hale gelmiştir. Ve pazarlama müdürlerinin arzusuna göre gazete daha erken saatlarde basılmaya başlanmıştır. 1990'larda pazarlama müdürlerinin yerini finansman müdürleri almış, çok satalım, çok kazanalım fikrini gazetelere benimsetmişlerdir. Finansman müdürlüğünün baskısıyla gazetelerin sadece bir özel teşebbüs olarak ortaya konulması yazı işlerinde ciddi sıkıntılara sebep olmuştur. Gazeteler finans ihtiyaçlarını karşılamak için bililinçli olarak pazarlama şirketleri kurmuşlar ve ürün satışına başlamışlardır. Dolayısıyla gazete ikinci mal haline dönüşmüştür.
 
 

Gazetelerin ticari müessese gibi düşünülmeleri, ister istemez yöneticilerini, "daha çok promosyon-daha çok tiraj" kısır döngüsüne itmiştir. Bunun doğal sonucu olarak da sermaye grupları medya ile ilgilenmeye başlamış, ayrıca "medya=dördüncü kuvvet" özdeşleşmesi bu ilgiyi en etkin biçimde körüklemiştir. Bu da doğal olarak tekelleşmeyi doğuracak ortamı yaratmıştır.
 
 

Genellikle bütün dünyada, gazetelerin maliyetleri fiatından üstündür. Gazetelerin maliyeti ile fiatı arasındaki aleyhe farkı ilan-reklam gelirleriyle karşılanır. Reklam, görsel ve yazılı basının yaşam kaynağıdır. Basın işletmeleri doğal olarak satışlarını arttırma amacı güder. Pazarlama politikaları çerçevesinde, reklam sayfalarını geliştirerek, yüksek tirajı hedeflerler. Gazetenin maliyet fiatıyla, satış fiatı arasındaki dengesiz yapı, kar sağlamak için diğer kaynaklara yönelme gereksinimini doğurmaktadır. Bu kaynaklardan biri promosyon yoluyla tirajı yüksek tutmak, diğeri ise reklam piyasasına başvurmaktır. Promosyonla sağlanan yüksek tirajla reklam gelirlerinin artması da hedeflenmektedir.
 
 

Promosyon, bir gazetenin tanıtımını yapmak veya satışını arttırmak amacıyla gazeteyle beraber vadettiği veya verdiği bir takım beklenti ya da hediyelerdir. Lotarya, belli koşulları yerine getiren okuyucunun (kupon biriktirerek v.s.) bir çekilişle verilecek hediyelere yönlendirilmesidir. Lotaryada şans faktörü rol oynamaktadır.

Ancak, günümüz koşullarında promosyon "tanıtım" işlevi yerine "satış" işlevi görmeye başlamıştır.
 
 

Türk basınında promosyon 1928 yılında Cumhuriyet Gazetesi'nin, halkı yerli malı kullanmaya özendirmek amacıyla verdiği kuponla başlamıştır.
 
 

1993 Temmuz'unda katıldığı bir panelde Cumhuriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni Özgen Acar, promosyona değişik ve belki de olması gereken bir açıdan bakarak, 1946-1950 yılları arasında Hürriyet'in güzel bir teknolojik atılımla Londra Olimpiyatları'nın fotoğraflarını günü gününe vermesini gerçek bir gazetecilik promosyonu olarak nitelendirmiştir. Bu olay takdire değerdir ve büyük bir tiraj patlaması oluşturmuştur.
 
 

1960'da ise satış gelirlerini yükseltmek amacıyla promosyon faaliyetleri başlamıştır. 1960'ların sonunda Hürriyet'in öncülüğüyle gerçek lotaryacılık dönemi başlamış, ardından Akşam (Malik Yolaç yönetiminde) ve Son (Haldun Simavi yönetiminde) gazeteleri bu furyaya katılmışlardır.
 
 

1968'de Günaydın Gazetesi pay kuponları dağıtırken, Hürriyet Gazetesi de kar kuponu yayınlamaya başlamıştır.
 
 

1982'de Güneş Gazetesi lotarya desteğiyle yayın hayatına girmiş ve lotaryacılığa yeniden hız kazandırmıştır.
 
 

1980'lerde TRT Yönetim Kurulu reklam yönetmeliğinin değişmesiyle, promosyona yönelik TV reklamları yasaklanmıştır. Bundan böyle gazeteler ev, araba gibi promosyonların yerine kitap, ansiklopedi gibi promosyonlar vermeye başlamışlardır. Ancak, 1988'de reklamların yeniden serbest bırakılmasıyla amansız rekabet yeniden başlamış, ev, araba, hatta uçak dahi verilmiştir.
 
 

Basın sektörü reklam harcamalarının toplam reklam harcamaları içindeki payı, TV'de reklam yasağı döneminde (1985'de) %6.20'yken, yasağın kalkmasıyla 1989'da %13.97'ye yükselmiştir.
 
 

Gazeteler 1992'ye promosyon yarışıyla girmişlerdir. Ocak 1992'de Sabah Gazetesi'nin reklam harcaması 4.7 milyar, Hürriyet'in 3.2 milyar, Meydan'ın 2.6 milyar, Milliyet'in 2.1 milyardır.
 
 

1992'de Sabah Gazetesi ansiklopedi vererek tirajını 1.200.000'lere ulaştırmıştır. 1993'de gazetelerin ansiklopedi kampanyasıyla Sabah, Hürriyet, Milliyet ve Türkiye ortalama %100 dolaylarında ek bir tiraj elde etmişlerdir. Diğer gazeteler ise %30 tiraj kaybına uğramıştır. Türkiye'de gülük gazete sayısı %70 artmış ve 4.200.000'e ulaşmıştır. Bu miktar hafta sonları daha da yükselmektedir. Türkiye'de ansiklopedi promosyonuyla kazanılan tiraj 1.5 milyonun üzerindedir.
 
 

Diğer yandan özellikle ansiklopedi promosyonuyla büyük ölçüde gazete kağıdı sıkıntısı doğmuştur. Üç büyük gazetenin ansiklopedi dağıtımıyla kağıt ihtiyacı 35.000 tona çıkmıştır. Oysa, SEKA'nın aylık gazete kağıdı üretimi 15.000 tonla sınırlıdır. Gazeteler bir yandan kağıt ithaline giderken, diğer yandan kağıt tüketimlerini kısmaya gitmişler, bu arada SEKA'nın kağıda %46 oranında zam yapmasıyla gazeteler satış fiatlarını yükseltmek zorunda kalmışlardır. Promosyonun yarattığı bu rekabet ortamına uyum sağlayamayan küçük gazeteler yok olmuşlardır.
 
 

Gazetelerin ansiklopediyle birlikte temizlik malzemeleri de vermeleriyle tiraj 5.142.000'e çıkmıştır. Bu promosyonlardan sonra ise 4.500.000'e düşmüştür. Hürriyet dağıttığı diş macunu ile o gün tirajını 1.5 milyon yaparken, Sabah "Omo" dağıttığı gün 2 milyon tiraja ulaşmıştır.
 
 

Gazeteler promosyonlarını duyurmak için daha çok televizyonu kullanmışlardır. Basın sektörü reklam harcamalarının toplam reklam harcamaları içindeki yüzde payı aşağıdaki gibidir:
 
 

Yıl TV Basın Radyo Toplam
 
 

1975 (1) 4.90 - 4.59 2.84 

1980 (2) 5.98 - 0.48 2.55 

1985 (3) 6.20 1.43 1.53 4.26 

1989 13.97 6.23 5.35 9.95 
 
 

(1) TÜSİAD, "1975 Reklam Harcamaları", Haziran 1976.

(2) "1980 Yılı Reklam Harcamaları" Manajans Reklam İşleri A.Ş. Araştırma Raporu, 1981.

(3) "Son 5 Yılın Reklam Harcamaları, 1984-1989", Bileşim Piyasa Araştırma Merkezi Ltd., 1990.
 
 

Basının reklam harcamaları 1989'da 37 milyar, 1990'da 70 milyar, 1991'de 112 milyar, Kasım 1992'de üç büyük gazetenin reklam harcamaları 66 milyar liraya yükselmiştir. (Hürriyet 25 milyar 246 milyon, Milliyet 25 milyar 45 milyon, Sabah 15 milyar 450 milyon liradır.)
 
 

Promosyon gazete için bir maliyettir. Gazetelerin kağıt, işletme ve diğer finansman giderlerini arttırmaktadır. Satış potansiyelinin sınırlı olduğu bir piyasada, diğer gazetelerden kapılacak sınırlı sayıda okuyucu için gerçekleştirilen büyük promosyonlar ve TV kampanyaları basının maliyet yükü üzerinde önemli bir baskı oluşturarak ekonomik açıdan bağımlılığı artırmaktadır.
 
 
 
 
 
 

Ancak etkili yapılan bir promosyon dolaylı olarak gazetenin gelirini de arttırabilmektedir. Birincisi, özellikle günümüzde gazeteler promosyonlarını, kendi yayın kuruluşlarında (gazete, TV) ücretsiz yapmaktadırlar. Reklamın maliyeti bu kuruluşlarla paylaşılmakta, bu da dolaylı bir gelir sağlamaktadır. İkinci olaraksa, gazete promosyon harcamalarını gider olarak yazarak vergi matrahından düşmek yoluyla dolaylı bir gelir elde etmektedir. 
 
 

Diğer yandan, promosyon gazetenin tirajını arttırmakta, dolayısıyla gelirlerinin artmasına yolaçmaktadır. Ayrıca, promosyon yoluyla gazetelerin reklam gelirleri de artmaktadır. 1992 Eylül'ünde 90 milyar lira olan reklam gelirleri, 28 Ekim'de ansiklopedi kampanyasını başlatmasıyla 109 milyar liraya ulaşmıştır.
 
 

Bunların yanısıra promosyonun neden olduğu bir takım sosyal maliyetler de söz konusudur:
 
 

Gazeteye okur tarafından ödenen ücret okurun katlandığı bir maliyettir. Yoğun yapılan promosyonlar gazete için maliyeti arttırınca, bunu telafi etmek için gazete fiatlarında artış sözkonusu olacaktır. Diğer yandan, fiatlarını yükseltmek istemeyen gazeteler ise sayfa sayısını, ya da işgücüne verilen ücretleri düşürerek maliyetlerini kısma yoluna gideceklerdir ki, bu da bir sosyal maliyettir. 
 
 

Okur gazeteyi promosyonu için alıyorsa, bu durumda okurun tercihi sapmış demektir. Ancak, gazete promosyonunu verirken, kendi sorumluluklarını da yerine getiriyor, eğitim, kültür ve haber açısından okuruna iyi şeyler vermeyi ihmal etmiyorsa, okur açısından katlanılacak bir olumsuzluk yoktur. Aksi halde bir sosyal maliyetten söz etmek kaçınılmaz olacaktır. Kaldı ki promosyon yarışının artmasıyla gazeteler hizmet amaçlı olmaktan çıkmış, daha çok ticari amaçlı olmuşlardır. Özellikle halkı kaderciliğe iten "lotarya" oldukça önemli bir sosyal maliyettir. Oysa gazetelerin hizmet üretebilmesi ve yarı kamusal özelliğinden dolayı sosyal maliyet değil, sosyal fayda yaratması gerekmektedir.
 
 

Promosyon gazetelerin satışını, dolayısıyla hasılatını ve bunun doğal bir sonucu olarak da vergi matrahını büyütmektedir. Ancak, promosyon yoluyla yapılan tüm harcamalar Gelir Vergisi Kanunu'nun 40. maddesine göre, gider yazılabilmekte, sonuçta bu harcamaların ödenmemesine yol açabilmektedir. Bu da promosyonun maliyetine bir oranda Hazine'nin katılması anlamına gelmektedir. Böyle olunca, o gazeteyi satın almayan, dolayısıyla hediye olarak dağıtılan maldan özel bir fayda sağlamayan kişiler de promosyonun maliyetini üstlenmek zorunda kalmaktadırlar. Bu ise hem vergi adaleti, hem de Hazine'nin gelir kaybı açısından sakıncalıdır. Artan promosyon giderleri sayesinde gazetelerin ödedikleri KDV düşmekte, Hazine'yi ayrıca vergi kaybına uğratmaktadır.
 
 

Bir başka açıdan bakıldığında; promosyon harcamalarıyla pazar paylarını arttıran ve de bunun maliyetine bir anlamda Hazine'yi ortak etmiş olan gazeteler, promosyona gitmeyen veya mali nedenlerle gidemeyen diğer gazeteler açısından haksız rekabet yaratmış olacaktırlar.
 
 

1.1.1993 tarihinden itibaren Bakanlar Kurulu'nun kararı ile reklam ve ilan hizmetlerinden alınan KDV oranı %20'ye çıkarılarak, bu gelirlerin daha yüksek oranda KDV'ye tabi tutularak ortaya çıkan kaybın giderilmesi düşünülmüştür.
 
 

Promosyonla gazete asıl işlevini yitirmiş, ticari amaçları ön plana geçmiştir. Dolayısıyla promosyon olgusu, gazeteyi, sosyal maliyet yaratan bir mal haline getirmiştir. Kültür hizmeti yaratan promosyonlar dahi toplum açısından net bir fayda yaratamamaktadır.
 
 

Ticari amaç gazeteye kolay haberciliği getirmiş, insanların acıma, cinsellik, milliyetçilik gibi duygularını kışkırtan haberlere ağırlık verilmiştir. Pazar payını arttırmak amacıyla, tiraj kaygısı iyi haberin, iyi yorumun önüne geçmiştir. Bu durum iktisat teorisinde (Grasham Kanunu) kötü paranın iyi parayı kovması kanununun gazete haberciliğinde de geçerli olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Yani kötü haber zamanla iyi haberi kovmaktadır. Promosyona konu olan ürün haberin önüne geçmiştir. Promosyonun yarattığı talep, gazeteleri erken baskıya zorlamış, gazeteciliğin taze haber şartı engellenmiştir.
 
 

Toplumun tüketim eğilimi körüklenmiş, okuyucular hiç ihtiyaç duymadıkları mallara sahip olabilmek amacıyla gazete tercihlerini değiştirmeye ya da hiç okumayacakları ikinci, üçüncü gazeteleri sırf promosyonları nedeniyle almaya başlamışlardır.
 
 

Haber ve enformasyon, promosyon nedeniyle, okuyucuların önemli bir kısmı açısından ikinci plana düşmüştür. Bu nedenle yayın organlarında fazla eleman çalışması belki gereksiz bulunabilecektir. Ortada iyi promosyon yapan, az eleman çalıştıran, gazeteciliği ikinci plana iten gazeteler kalacaktır. Gazeteyi iyi haberin sürüklemesi gerekirken, şimdi promosyon sürüklemektedir. Önceleri en iyi haberi yapan gazeteciye prim verilirken, şimdi en iyi promosyonu yapan yöneticiye prim verilmektedir. 
 
 

Tiraj ve reklam gelirlerindeki artışı sadece promosyon değil, haber de sağlayabilir. Promosyon sadece günlük tirajı arttırmakta, gazetelerin toplam tirajında bir artış sağlayamamaktadır. Gazeteler yaptıkları promosyonlarla sadece birbirlerinin okurlarını transfer etmektedirler. İçerik geliştirme yerine promosyonla okuyucu çekilmesi yönteminin yaygınlaşması, okuyucuların gazetelere olan güven ve bağlılığını yok etmekte, potansiyel okuyucu kitlesini de gazetelerden soğutmaktadırlar.
 
 

Ancak, promosyon artık Türk basını için bir çıkış yolu olmaktan çıkmış, bir türlü vazgeçilemeyen bir uyuşturucu niteliğine bürünmüştür. Hiç bir gazete yöneticisi promosyonun yararından bahsetmemekte, gazete sahipleri zarar etmeyi göze almış işverenler durumuna düşmektedirler. Promosyon ve reklam harcamalarının ulaştığı boyut, basının karını silip süpürmektedir.
 
 

Basın grupları Türkiye'de artık hem kendi yaşama şanslarını tehlikeye atmakta, hem de başka gazetelerin yaşama şanslarını ortadan kaldırmaktadır.
 
 

Dolayısıyla, promosyonun nedeni olan, artan teknoloji ve baskı maliyetleri sonucu oluşmuş, çok satış, reklam ve kar amaçlı basın işletmeleri nesnellikten uzaklaşmış, tekelleşmeyi yaratmış ve demokrasinin gereği olan çoğulculuğu ortadan kaldırmışlardır.
 
 

Bu durumu düzeltmek içinse devletin teşvik veya yatırımlarla yönlendirmesine ihtiyaç vardır. Bu teşvikler vergi avantajları veya gazete kağıdı, enerji girdisi, kredi maliyetlerine yönelik sübvansiyonlar şeklinde olabilir.
 
 

Böylece gazetenin ticari amacından ettiği fedakarlık bu yolla telafi edilebilir. Bu sübvansiyonlar ya promosyonları kaldıran gazetelere uygulanmak suretiyle, ya da tamamen promosyonun yasak edilmesi şartıyla yapılabilir. Bunun sonucundan kuşkusuz tiraj etkilenecektir. Her?eyden önce üretim kapasitelerini artıran büyük gazetelerde atıl kapasite sorunu yaşanacak, bu da gazeteye doğrudan, topluma ise dolaylı bir maliyet getirecektir.
 
 

Gazete ve toplum açısından tüm maliyetler ve faydalar gözönünde bulundurularak basın sektörüyle-devlet bu duruma bir çözüm getirmek mecburiyetindedir. Aksi halde, bu promosyon savaşı dur durak bilmeyecektir. Gerçi, günümüzde kupon gazetesi haline gelmiş olan bu gazeteleri satın almayarak ve okumayarak toplumca protesto etmek, kaliteli, nitelikli içeriğe sahip gazetelere layık olduğumuzu göstermek de bir çözümdür. Ancak, ekonomik ve kültürel anlamda toplumumuzun büyük bir bölümü ne yazık ki bu seviyede gözükmemektedir.
 
 

Gazete işletmelerinin birbirleriyle anlaşarak promosyonu bırakma yolu ise bu işletmelerin birbirlerine olan güvensizlikleri nedeniyle imkansız gibidir. Tiraj arttırmak için birbirlerinin pazar paylarını kapmaya çalışmalarının en çarpıcı örneği 1992 yılının Kurban Bayramı’nda Sabah Gazetesi'nin bayramda gazete yayınlamasıyla yaşanmıştır.
 
 

Buna rağmen uzlaşma yolları aranmaya devam edilmiş, 30 Ağustos 1993 günü gazetelerde yer alan haberlere göre Sabah ve Hürriyet Gazetesi, aralarında imzaladıkları bir protokolle mevcut promosyon kampanyaları bittiğinde, lotarya ve promosyonları sona erdirme kararı almışlardır. Anlaşmaya imza atmayan Milliyet Grubu, Hürriyet ve Sabah Grubu’nun kendilerine karşı cephe oluşturduklarını iddia etmiştir. Bir süre sonra Hürriyet ve Sabah Grubu’nun uzlaşması da bozulmuş, Hürriyet lotaryaya devam etmiştir. Böylece çok önemli sayılabilecek bu ittifak hayata geçirilememiştir. Sonunda, Basın Konseyi’nin medyayı “belirli noktalarda sınırlayıcı ve ilkelere uygun hareket etme” konusunda anlaşmaya çağırmasıyla, A.A., ATV, Basın Konseyi, Hürriyet Gazetesi, Kanal D, Milliyet Gazetesi, Sabah Gazetesi, Türkiye Gazetesi, TRT, Zaman Gazetesi bir araya gelmiş ve 1 Şubat 1994 tarihinde Basında Uzlaşma Deklarasyonu’nu imzalamışlardır. Deklarasyon’un yedinci maddesi uyarınca; deklarasyona imza atan gazeteler, birbirlerini promosyon kampanyaları konusunda kötüleme yoluna başvurmayacakları ve birbirleri hakkında kamuoyunun bilmesi gereken, haber niteliği taşıyan bilgileri verecekleri konusunda uzlaşmışlardır.
 
 

Ancak, bütün bu girişimler promosyonun son bulmasını ve de en önemlisi promosyonun yarattığı sosyal maliyetlerin ortadan kalkmasını sağlayamamıştır.
 
 

Basının topluma karşı ahlaki, kültürel, eğitici ve bilgilendirici sorumlulukları vardır, ancak günümüzde Türk Basını’nın büyük çoğunluğu gazetecilik ruhunu kaybetmiş, kar amaçlı, ticari işletmeler durumuna gelmiştir. Gazeteler, televizyon fabrikalarına ortak olmaya, ABD’de banka satın almaya, Türkiye’de banka kurmaya, devlet bankalarıyla ortak olmaya varan bir dizi çaba içine girmişler, hükümetten “basına teşvik” adı altında trilyonluk teşvik kredileri almışlardır.
 
 

Bu durumda, promosyonların kaldırılması konusunda devlet müdahalesi kaçınılmaz gözükmektedir. Bu noktada devlet müdahalesi "basın özgürlüğü"nü engellemek anlamına gelmemektedir. Çünkü, zaten promosyonun kendisi halkın kaliteli ve nitelikli haber alma özgürlüğünü kısıtlamaktadır.
 
 
 
 

Dünya’da bazı ülkeler promosyona açıkça yasaklamalar getirirken, bazıları da promosyona göz yummaktadırlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde gazetelerin tek amacı birbiriyle “haber” açısından yarışmak olduğundan promosyona gerek duyulmamaktadır. Almanya’da ise, Alman Ticaret Hukuku’na göre “Haksız Rekabeti Önleme Yasası” gereğince gazetelerin promosyon yapmalarına izin verilmemektedir. Fransa’da bazı gazeteler armağan dağıtmak yerine, indirimli abone kampanyaları açarak tiraj almaya çalışmaktadırlar. İngiltere’de magazin basını pazar payının %80’ine sahip olduğu halde, pazar payının %20’sini oluşturan klasik basın promosyona yönelmemekte, magazin basını ise zaman zaman promosyona başvurmaktadır. İtalyan ve İspanyol Basını da Türkiye’de olduğu gibi promosyona başvurmaktadırlar.

3.6. DAĞITIM VE PAZARLAMA
 
 

Pazarlama, herhangi bir mamul ya da hizmetin mülkiyet ve tasarruf hakkının devredilmesiyle ilgili, üretimden başlayıp, son tüketiciye kadar olan (satış öncesi ve sonrası) işletme faaliyetlerinin tümü olarak tanımlanmaktadır.
 
 

Diğer bir tanıma göre ise pazarlama; "işletmenin amaçlarına ulaşmayı, tüketicinin doyumunu sağlamayı amaçlayan, mal ve hizmetlerin üreticiden tüketiciye akışı sürecindeki işletme faaliyetleridir."
 
 

İşletme için çok büyük önem arzeden pazarlama fonksiyonu, bir üretim işletmesi olarak kabul edilen basın işletmeleri açısından da oldukça önemlidir. Basın işletmeleri açısından pazarlama; mevcut ve muhtemel tüketicilerin (okuyucu) ihtiyaç ve isteklerini karşılamak üzere pazarlama bileşenlerinin planlanması, uygulanması, eşgüdümlenmesi ve denetimini içeren faaliyetler dizisidir.
 
 

Basın işletmelerinde pazarlama ile satışı özdeş kabul etmek yanlıştır. Çünkü basın işletmeleri okuyucularına yalnızca gazete ve dergi değil, tüm pazarlama bileşenlerini satarlar. Dolayısıyla gazete veya dergi okuyucuya biçimi, içeriği, fiatı, dağıtım kolaylıkları, imajı ile bir bütün olarak satılmaktadır.
 
 

Basın işletmelerinde pazarlama amaçlarına ulaşabilmek, verimli bir üretim ve satış yapabilmek için önce hedef kitlenin seçilmesi, bu kitlenin ihtiyaç ve isteklerini karşılayacak koşulların sağlanması gerekmektedir.
 
 

Basın işletmeleri gazetenin biçim ve içeriğini belirlemek için okur eğilimlerini, ihtiyaçlarını sürekli izlemek, araştırmak zorundadırlar. Ancak, biçim ve içerikleri belirlemede okuyucu eğilimlerinden çok editörlerin arzuları ya da bu konudaki ön yargıları etken olmaktadır. Dolayısıyla, yapılan okuyucu araştırmaları genellikle yöneticilerin bilgi edinimi veya merak güdülerini gidermekle kalmakta, yaşama geçirilmemektedir. Oysa, basın işletmeleri için okuyucu odak noktası olarak kabul edilmelidir.
 
 

Basın işletmelerinde hedef okuyucu kitlesinin belirlenmesinde coğrafi, demografik (yaş, cinsiyet, öğrenim düzeyi gibi), ekonomik, okuyucuların davranış özellikleri (gazete satın alma kararı gibi), gazeteye bağlılıkları, gazetenin uyguladığı pazarlama bileşenlerine karşı tutumları (içerik, reklam v.s.) gibi etkenler rol oynamaktadır.
 
 

Basın işletmelerinde pazar araştırmalarının yoğun bir şekilde yapılması gerekir. Bu işletmeler reklam gelirlerinin arttırılması, satış potansiyelinin tespiti, dağıtım kanallarının saptanması, reklam ve tutundurma araçlarının seçimi ve bunların etkilerinin ölçülmesi gibi konularda pazar araştırması yaparak pazarda kalabilmekte ya da pazar paylarını arttırabilmektedir.
 
 

Pazar araştırmalarında rakip gazetelerin tutumları göz önünde bulundurulmalıdır. Basın işletmelerinde pazarlama yönetiminin rekabet sürecinde kullanabileceği dört temel pazarlama aracı vardır; mal (gazete), fiat, dağıtım ve tutundurma.
 
 

Bir gazetenin pazarlaması üç grupta toplanabilir;
 
 

a) Gazete içeriği olarak pazarlama (isim, başlık şekli, renk, haber, fotoğraf, makale, fıkra, mizampaj, inanadırıcılık, ilan-reklam v.s.)
 
 

b) Mal olarak gazetenin pazarlanması (fiat, sayfa sayısı, ulaşım, promosyon v.s.)
 
 

c) Gazetenin reklamının pazarlanması.
 
 

Basın işletmeleri için önemli bir hedef pazarda reklam ajansları ve diğer reklam verenlerdir. Sağladığı finansal kaynaklar bakımından bu grup büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla reklam gelirlerinin arttırılması için, reklam ajanslarına sunulmakta olan hizmetlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Okur eğilimleri ve reklam verenlere yönelik pazar araştırmaları periyodik olarak ehil kişilerce gerçekleştirilmelidir.
 
 

Pazarlama gayretlerinin oluşturulmasında ve amaçlarına ulaşmasında dağıtım fonksiyonu vazgeçilmez bir özellik taşımaktadır. Gazete okuyucuya gerektiği biçimde ulaştırılamadığı taktirde pazarlama gayretleri de boşa gitmektedir.
 
 

Dolayısıyla, dağıtım ve pazarlama birbirinden ayrı düşünülemez.
 
 

Dağıtım, "belli merkezlerde toplanıp sınıflandırılan malların farklı tüketim ünitelerinin farklı tüketim modellerine göre, talep edildikleri yerde, talep şartlarına uygun olarak hazır bulundurulması" olarak tanımlanmaktadır.
 
 

Dağıtım yalnızca taşıma-ulaştırma enlamına gelmez. Bir dizi organizasyon birimlerinin birbiriyle bağlantılı ve düzenli çalışması, taşıma dahil bir dizi işlemin tekrarlanarak yapılmasıyla gerçekleşmektedir.
 
 

Dağıtım faktörü, gazetenin stok edilememe özelliğinden dolayı ayrı bir önem arzetmektedir. Dağıtımda temel ilke, gazetenin asgari maliyetle okuyucuya zamanında ulaşmasıdır. Vakit ve nakit gazete dağıtımında iki önemli unsurdur. Bu dengeyi sağlamada, dağıtıma ilişkin hedeflerin isabetli belirlenmesi gerekir.
 
 

Gazete dağıtımı, okuyucunun satın almayı istediği gazeteyi, istediği yerde ve istediği zaman bulabileceği şekilde düzenlenmelidir. Mamul, üretici, tüketici ve aracı, dağıtım kanalının yapı taşlarıdır.
 
 

Ülkemizde gazetelerin hedef kitleye (tüketici) ulaştırılması dağıtım şirketleri kanalıyla yapılmaktadır. Matbaaların başlangıçta kendi elemanlarıyla okuyucuya sundukları gazete tüketiminin artmış olması zamanla gazete satıcılığının bir meslek haline gelmesine sebep olmu?tur. Dağıtımda ana yapı, yayınevi işletmesi-dağıtıcı-perakendeci şeklindedir. Dağıtım organizasyonu ise, ana dağıtım şirketi-başbayi-bayi şeklinde gerçekleştirilir. 
 
 

Dağıtım şirketleri tek bir basın işletmesine bağlı olarak çalışmamaktadırlar. Hedef kitlesi, pazarlama amaçları, satış uygulamaları birbirinden farklı olan yayınların aynı işleyiş içinde farklı dağıtım amaç ve politikaları uygulaması, bu farklılıkları yansıtmak açısından zor olabilmektedir.
 
 

Diğer yandan dağıtım organizasyonunda satılamayan yayınların aynı kanal yoluyla iadesi önemli bir sorun teşkil etmektedir. Dağıtımın az olması satışı düşürürken, yüksek miktarda dağıtım ise iade oranını yükseltmektedir. Türkiye'de iade oranları %10 ile %15 arasında değişmektedir. İade yayınlar SEKA tarafından, ambalaj sanayiinde kullanılmak amacıyla düşük ücretle satın alınmaktadır. Ancak, son yıllarda iade yayınların değerlendirilmesindeki zorluklar ve kağıttaki devlet sübvansiyonunun kalkması sonunda basın işletmeleri daha rasyonel olmak zorunda kalmıştır.
 
 

Basın işletmeleri için dağıtım önemli bir maliyet ögesidir. Dağıtımın kara yoluyla yapılması, dağıtım şirketlerine ödenmekte olan %22-30 oranındaki komisyonlar bu kapsam içindedir. 
 
 

Türkiye'de günlük gazetelerin çoğu maliyetlerinin altında fiatlarla dağıtım şirketlerine teslim edilmekte, başbayiler yayınların bir aylık satış bedellerini dağıtım şirketlerine teminat olarak ödemektedirler. Dağıtım şirketleri ise bu paranın bir kısmını, basın işletmelerine başbayilik teminatı olarak vermektedir. Paranın, başbayiden dağıtım şirketine akışı ise 15 günde bir olmaktadır. Bu ücret akışı Ankara, İstanbul, İzmir, Adana gibi merkezlerde haftada bir olmaktadır.
 
 

Dağıtım fonksiyonunun ülkemizdeki gelişimini aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:
 
 

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye'de basın sektöründe düzenli bir taşıma, dağıtım ve satış kuruluşu yoktu. 1950'ye kadar gazeteler tren, vapur ve uçak gibi araçlarla sevkedilmiş, satışlar ilgisiz ve sorumsuz ellere bırakılmıştır.
 
 

Okuyucuya daha çabuk varmak, daha çok yerde satışı sağlamak amacıyla 4 Eylül 1959'da İstanbul'da ilk dağıtım şirketi olan GAMEDA Milliyet, Hürriyet, Cumhuriyet, Dünya, Tercüman ve Yeni Sabah gazetelerinin ortaklığıyla kurulmuştur. (Hayat ve Ses Dergisi yöneticileri de bu ortaklığa dahildir.
 
 
 
 

GAMEDA'nın faaliyetleri şunlardır:
 
 

a) Yayın ayarlaması ve etiketleme,

b) Basılan yayınların teslim alınarak, nakliyeciye teslimi,

c) Nakliye, 

d) İade nakliyesi,

e) İade kontrolü.
 
 

GAMEDA Limited Şirketi, önce kendi ortaklığı dahilindeki işletmelerin yayınlarını, sonraları ise isteyen diğer işletmelerin yayınlarını yurdun her yerine götürmeyi, dağıtmayı ve satış işlerini disiplin altına almayı amaçlamıştır. Şirket gazetelerin tiraj oranlarına göre komisyon almaktaydı. Düşük tirajlı gazeteler birim başına daha fazla, yüksek tirajlı gazeteler ise daha az taşıma ve dağıtım ücreti ödemekteydi. İadeler ise bayie ait olup, ana yollar üzerinde şirket kamyonlarınca alınmaktaydı.
 
 

1963'de yine İstanbul'da Hürriyet-Web Ofset-büyük bayiler ve Hürriyet Gazetesi mensuplarından bazılarının oluşturduğu bir ortaklıkla Hür Dağıtım A.Ş. kurulmuştur. Şirketin dağıtım tarifesi GAMEDA'nınkine benzemektedir.
 
 

1972'de Hür Dağıtım A.Ş.'nin yerini Hürriyet Holding A.Ş. Pazarlama ve Dağıtım almıştır.
 
 

Ekim 1991'de Hürriyet ve Sabah grupları Birleşik Basın Dağıtım Şirketi'ni kurmuşlardır. Hızla gelişen iletişim çağında dağıtımda daha iyi ve daha hızlı olmayı amaçlayan şirket, Hürriyet ve Sabah'ın %50'şer hisseleriyle kurulmuş, 1994'te Hürriyet grubu hisselerini bedelsiz olarak şirketten ayrılmış, bu hisseleri Zaman-Feza grubu almıştır. Hisselerin bugünkü dağılımı; Sabah %51, Zaman-Feza %49 şeklindedir.
 
 

Hizmet ettiği kuruluşlar ise; Hürriyet Grubu ve sahibi olduğu dergiler, Sabah Grubunun Bugün, Yeni Asır, Fotomaç gazeteleri ile dergileri ve her iki grubun dışında kalan Türkiye, Fotospor, Zaman, Yeni Günaydın, Süper Tan, Tercüman, Akşam, Ekonomik Bülten, Demokrasi, Turkish Daily News, Siyah Beyaz, Bursa Olay, Akdeniz, Atılım, Gazete 07, Gelişim Grubu'nun dergileri ve ansiklopediler olmak üzere 150'ye yakın yayın. Yüz adedini farklı yayın grubuna ait olan yayınlar günlük, haftalık, aylık, iki aylık, üç aylık, sadece bir kere yayınlanan mevkuteler v.b. oluşturmaktadır.
 
 

Birleşik Basın Dağıtım'ın dağıtım komisyonları; Her bir gazetenin, net satışı, promosyon, ağırlık oranları baz alınarak belirlenmektedir. Yayınevleriyle yapılan dağıtım sözleşmesine göre, yayının satış fiatının %20'si alınmaktadır. Dergilerin dağıtım komisyonları %35'le %40 arası değişmektedir.
 
 

Bazı yayınların net satışları hiç tatmin etmese de, "prestij yayınları" arasında sayı başına dağıtım ücreti tespit edilmektedir. Dağıtımı yapılan yayının nitelik, nicelik, siyasi görü?ü v.b. gözetilmemektedir.
 
 

Şirketin yükü son bir-birbuçuk yıldır artan promosyon kampanyalarına paralel olarak artış göstermiştir. Bunun sonucunda nakliyat ve ürün teslim tarihlerinde istikrarsızlık sorunları doğmuştur.
 
 

1000'e yakın kamyonla ve uçakla dağitım yapan şirketin, dağıtım ağı açısından çok büyük problemleri bulunmaktadır. Ancak, Güneydoğu'daki terör sebebiyle yayınların dağıtımı zaman zaman engellenme tehlikesiyle karşı karşıya gelmektedir.
 
 

Şirketin Kıbrıs, İngiltere ve Avusturalya'ya uzanan geniş bir yurtdışı ağı bulunmaktadır. Zaman-Feza Grubu'nun Orta Asya, Balkanlar, ABD ve Almanya'da haftalık yayın yapması dolayısıyla bu ülkelerde de dağıtım işi yürütülmektedir.

24 Eylül1992'de Milliyet, Türkiye ve Cumhuriyet yayın gruplarınca Yaysat Yayın Satış Pazarlama ve Dağıtım A.Ş. kurulmuştur. 1994 yılında Hürriyet Gazetesi de şirkete katılmıştır.
 
 

Şirket ilk yıllarda 15 adet günlük gazete ile 100 adet çeşitli periyotlardaki derginin dağıtımını üstlenmiş, ilk günden itibaren bu yayınları 1300 anabayi vasıtasıyla 17.000'den fazla satış noktasına gününde ve saatinde ulaştırmıştır. İlk aylarda şirketin pazar payı gazetelerde %25, dergilerde %27 olarak gerçekleşmiştir.
 
 

1992 Ekim'inde 887.000 adet olan gazete günlük net satış miktarı, Ekim 1995'te %272 artışla 3.300.000 adede ulaşmıştır.
 
 

Yaysat Milliyet, Hürriyet, Türkiye, Cumhuriyet, Son Havadis, Posta, Evrensel, Global, Orta Doğu, Milli Gazete, Gazete Ege, Bursa 2000, Bursa Haber v.s. olmak üzere 150 yayınevine ait 35 günlük gazete (bölgesel ve yabancı gazeteler dahil) ve 250 derginin (haftalık, 15 günlük, aylık ve üç aylık) dağıtım ve pazarlamasını yapmaktadır. Dört bölge müdürlüğü, bir bölge temsilciliği, bir irtibat bürosu ile Türkiye genelinde ve KKTC'de 1450 adet Yaysat Başbayii kanalıyla 20.000'den fazla satış noktasına günlük olarak ulaşmaktadır. Günlük gazete dağıtım miktarı 3.800.000, aylık dergi dağıtım miktarı ise 4.200.000 adettir. Günlük taşınan ortalama mal kapasitesi 750 tondur. 389 adet nakliye hattı ve aracı ile gerçekleştirdiği yayın dağıtımı için katettiği günlük yol mesafesi 40.000km'ye yaklaşmaktadır.
 
 

Dağıtımını yaptığı gazetelerin %83'ü, dergilerin %55'i net satışa dönüşmektedir. İadeler günlük olarak değerlendirilmekte olup, genel, bölgesel ve bayisel satışlarda günlük olarak izlenmektedir. Ayrıca, gün içerisinde yapılan pazar araştırma çalışmaları ile içinde bulunulan günün satışları %1-2'lik bir sapma payıyla tahmin edilebilmektedir. Şirket ile bayiler arasındaki modem bağlantısı ile bayilerin tüm faaliyetleri ve son satıcılardaki satış hareketleri günlük olarak izlenebilmektedir.
 
 

1995'te aylık satış cirosu yaklaşık 2 trilyon TL. olan Yaysat A.Ş. gazetelerde %45'lik, dergilerde %66'lık pazar payına sahiptir.Yaysat’tan alınan bilgilere göre, yıllar itibariyle

Yaysat pazar payının gelişimi aşağıdaki gibidir:
 


Gerek şirket içi ve bölgelerarası işlemlerde gerekse bayilerle ilgili alışverişlerde tam otomasyona geçilmiştir. Bölgelerarası işlemlerde Turpak hatları ile On-Line bağlantı kurulmuştur. Şirketin pazar kontrol ve denetim elemanları tüm bölgelerde telsiz sistemi ile donatılmıştır. Şirkette %41 beden gücü, %51 büro ve pazar denetim elemanı, %8 yönetici grubu görev yapmaktadır.
 
 

Kısa bir süre içerisinde tüm dağıtıcı bayilerle modem bağlantısı kurulmak suretiyle pazarın tümünün günlük takibinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ayrıca, yayınevlerine modem ile bağlanarak tüm pazarlama ve muhasebe kayıtları hizmete açık tutulacaktır. Şirket, iade sayımında tam otomasyonu sağlayacak makinaların ithal ve kullanımı için girişimlerini sonuçlandırmış ve montaja başlamış bulunmaktadır.
 
 

Yaysat A.Ş. dağıtım sözleşmesi yaptığı yayın gruplarından; net satış, tiraj, gazete satış fiatları baz alınarak dağıtım komisyonları almaktadır. Bu oran gazetelerde %17-25 arası, dergilerde %25-45 arasında değişmektedir. Gazeteler için; baş bayii %12.5, son satıcı %5.5 oranında pay alırken, dergiler için; baş bayii %8, tali bayii %9 oranında pay almaktadır.
 
 

Son bir-birbuçuk yıldır artmış olan promosyon kampanyaları, Birleşik Basın Dağıtım'de olduğu gibi Yaysat'ı da etkilemiş, artan tirajlardan dolayı günlük, haftalık, aylık olarak net satışları belirlemek zorluğu gündeme gelmiştir.
 
 

Gazetenin okuyucuya ulaştırılmasında ikinci yol "abone" sistemidir. Dergilerde daha yoğun görünen abone sistemini gazetelerde sadece Türkiye ve Dünya Gazeteleri (ulusal bazda) kullanmaktadırlar. Bu sistemde gazete doğrudan müşteriye gönderilmektedir.
 
 

Türkiye Gazetesi'nin yüksek tirajlı gazeteler arasına girmesini sağlayan en önemli projelerinden biri, dağıtım modelidir. Gazetenin evlere ve işyerlerine elden dağıtımını kullanan işletme bu yöntemi uygulayabilmek için İhlas Pazarlama A.Ş.'yi kurmuştur. Bu uygulamada özen gösterilen noktalar şunlardır:

-- Gazetenin günün erken saatlerinde (en geç sabah saat 09:00'da) okuyucuya ulaştırılması,

-- Lise ve üniversite öğrencilerinden oluşan ülke çapında yaygın bir dağıtıcı kadrosunun kurulması,
 
 

-- Gazete dağıtıcılarının her gün okurlarla yüzyüze karşılaştıkları için, iyi eğitilmeleri hususu, 
 
 

-- Okuyucunun, gazetesi ile ilgili tepkileri, istek ve beklentileri, eleştirilerinin anında merkeze ulaşımı.
 
 

Ülke çapında bütün iller ve yerleşim merkezlerinden oluşan 70 bölge temsilciliğine bağlı 405 gazete dağıtım bürosu kurulmuş, buralarda gazete dağtmak üzere 4000'I aşkın kişi istihdam edilmiştir.
 
 

Dağıtımın abone sistemiyle yapılmasıyla, abone sayısını dondurmak ve iadeyi sıfırlamak mümkündür. Abone bedelleri önceden ödeneceği için de gazeteler büyük finans kaynakları kazanacaklardır. Diğer taraftan abonelere uygulanacak indirim okuyucular açısından da cazip olacaktır.
 
 

Bu sistem genellikle posta aracılığıyla çalışmaktadır. Ancak, posta giderlerindeki artış, abonelerin azalmasına sebep olmaktadır. Bunun çözümü için, atıl kapasiteli öğrenci çevreleri faaliyete geçirilebilir, belli yayın ya da yayın gruplarının evlere direkt servisi sağlanabilir.

3.7. TEKELLE?ME
 
 

Tekel, pazarda arz kaynağının tek olması anlamına gelmektedir. Tam rekabet durumunda firmaların karşılarında çok fazla miktarda rakip vardır, rekabet tamamen kişilerden bağımsız olarak gelişmektedir. Rekabet imkanının az olması tekel durumunu doğurmaktadır. Bununla birlikte tekel durumunda dolaylı ve potansiyel rakipler dü?ünülmelidir.
 
 

Tekelci piyasalarda rekabet olasılığını düşüren sebepleri aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:
 
 

a) Doğal tekel; Herhangi bir malın hammaddesi yalnız bir yerde bulunuyorsa ve tek bir firma bu yere sahipse, hiç kimse söz konusu firma ile rekabet edemeyecektir. 
 
 

b) Kanuni tekel; Bazı malların satışı kanunla tek bir firmaya verilebilir. Ülkemizde rakı imal ve satışının Türkiye Tekel İdaresi’ne verilmesi buna en iyi örnektir.
 
 

c) İktisadi tekel; İktisadi tekeller çeşitli şekillerde olabilir:
 
 

-- Anlaşmaya dayanan tekel; Bir malı üreten firmalar aralarında anlaşma yaparak rekabet etmemeye karar verebilirler. Bunun sonucunda “karteller” oluşur. Kartele giren firmalar, fiatları kırmamak, reklam yapmamak, her işletmenin satış yapacağı bölgeleri tesbit etmek, hammadde fiatlarını arttırmamak gibi konularda anlaşma yapabilirler.
 
 

-- Fiili tekeller; Bir firma rakiplerini herhangi bir şekilde ezerek piyasadan çıkarmak suretiyle, piyasada fiilen tek başına kalabilir. Bu şekildeki tekele “tröst” denilmektedir. Burada azalan maliyetler kuralı geçerli olmaktadır. Bir firma büyüdükçe maliyetlerini düşürebiliyorsa, büyüdükçe rakiplerini ezecektir. Bir üretim alanında büyük sermayeye ihtiyaç varsa, bu büyük sermayeyi temin edebilen işletmenin piyasada tekel oluşturması mümkün olacaktır.
 
 

-- İhtira Beratı’nın (patent) temin ettiği tekel; Bir malın üretimi herhangi bir firmanın sahip olduğu patent nedeniyle yalnız bir firma tarafından yapılırsa, söz konusu firma tekelci durumundadır.

Tekelcilik, kapitalist sistemin uzun yapısal değişimleri sonucu sermayenin merkezileşmesine paralel olarak 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış bir olgudur.
 
 

Tekelde tek bir satıcı piyasanın bütününün ihtiyacını karşılamaktadır. Tam rekabette satıcıların hiçbiri etkisini duyuracak kadar önemli değildir. Düopol ve oligopol ise tam rekabet ile tekel arasında bulunan durumdur ve satıcı sayısı birden fazladır. Satıcı sayısı iki ise düopol, ikiden fazla ise oligopol söz konusu olmaktadır. Bazı oligopollerde firmalar tamamen aynı çeşit malı satmaktadır; çelik veya çimento oligopolü gibi. Bazılarında ise ürünler farklı olabilmektedir; otomobil, buzdolabı oligopolleri gibi.
 
 

Düopol ve oligopolün ortaya çıkış nedenleri tekel gibidir. Bir değil, üç işletmenin elinde bir malı üretmek için patent olması; devletin bir yerine dört işletmeye belirli bir malı üretme ayrıcalığını vermesi; bir malı üretmek için büyük kapitale gerek duyulması gibi hallerde düopol ve oligopol ortaya çıkabilmektedir. Böylece de yeni firmaların pazara girmesi engellenmektedir. 
 
 

Bugünkü oluşumuna göre Türkiye’deki basın işletmeleri bir oligopol şeklinde gelişmektedirler.
 
 

Tekelleşme, gelişmiş sanayi ülkelerinde, özellikle Amerika, Japonya ve bazı Avrupa ülkelerinde ekonomik planda yaygın olarak görülmektedir. Somut olarak, varolan büyük firmaların büyüyüp gelişmesi, daha küçük veya daha güçsüz olanların ortadan kaybolması biçiminde ortaya çıkmaktadır. İşletmelerin sürekli kar arayışı ekonomik işleyişlerini zorunlu kılmakta; işletmeler arasında birleşmeler, satın almalar meydana gelmektedir.
 
 

Basın alanındaki tekelleşmeyi; basın işletmelerinin büyümesi, diğer bir söylemle üretim birimlerinin büyümesi ve bunun sonucunda işletme sayılarının azalması şeklinde tanımlamak mümkündür. Bu durumda basın işletmeleri zanaat işletmeciliğinden endüstriyel işletmeciliğe kaymaktadır. Basın işletmelerinin sıradan ticari işletmeler rejimine tabi tutulması bu alanda tekelleşmeye yol açmaktadır. Serbest rekabet, diğer işletmelerde olduğu gibi, basın işletmelerinde de büyüme eğilimini arttıran önemli bir nedendir. Bu eğilimse, tekelleşmeye olanak hazırlamaktadır.
 
 

Basın işletmelerindeki tekelleşme, gelişen teknoloji ve bunun gerektirdiği büyük yatırımlar sonucu 1960'larda başlamışlardır. Giderek basın belirli çevrelerin ve kişilerin tekeline geçmiş ve bir anlamda bağımsızlığını yitirmiştir. Amerika'da 'Gazeteler Zinciri' denilen tröstler arasında Gannett Şirketi elinde tam 53 tane günlük gazete bulundurmaktadır.
 
 

Türkiye'de ise 1988 Haziran'ında Asil Nadir'in Günaydın Gazetesi'ni almasıyla ilk olarak tekelleşmeden söz edilmiştir.
 
 
 
 

Batı ülkelerinde, kapitalist gelişme sürecinde ortaya çıkan gazeteler, gelişmelerinde devlet müdahalesini en aza indirgemeye çalışırken, bu temel özellik, Türkiye'de Cumhuriyet Dönemi Basınının ana sorunu olmamış, çünkü gazeteler yaşayabilmek için devletin iznine, yardımına muhtaç kalmışlardır. Bu desteğe başvurmaksızın yaşamaya çalışan gazetelere de devlet gerekli izni vermek eğilimini göstermemiştir.
 
 

Türkiye'de Cumhuriyet'in ilk yıllarında büyüklü küçüklü 40 gazete bulunmaktaydı. 1950'de DP'nin iktidar olmasıyla siyasal, ekonomik ve toplumsal değişiklikler basında da kendini göstermeye başlamıştır. 1950'de yaratılmak istenen "kitle toplumu", "kitle basını"nı doğurmuştur.
 
 

Türkiye'de çok partili siyasal hayata geçişle birlikte, basının üzerindeki baskılar da bir ölçüde kalkmıştır. 1920'de kurulan, uzun yıllar haberde tekel durumunda olan A.A. bugün de çalışmalarını sürdürmektedir. 1961'de Basın İlan Kurumu'nun kurulmasıyla gazetelere eşit ilan-reklam dağıtımı amaçlanmıştır. 1960'da Milliyet, Günaydın, Tercüman (daha sonra Cumhuriyet, Dünya ve Ayrıntılı Haber de dahil olmuştur.) gazetelerinin katılımıyla GAMEDA Dağıtım Şirketi kurulmuş ve dağıtım alanında ilk tekelciliğe imza atılmıştır. 1962'de Hür Dağıtım kurulmuş, 1979'da Hürriyet Holding A.Ş. Pazarlama ve Dağıtım kurulmuştur. Yine 1960'larda Mil-Pa, Tür-Pa, Güneş, Günaydın kendi pazarlama şirkatlarini kurarak bu alanda tekelleşmeye destek sağlamışlardır. Ve 1980'lerde Türkiye'de tekelleşme hız kazanmıştır.
 
 

Basında tekelleşmeyi üç grupta incelemek mümkündür:
 
 

1) Yatay Tekelle?me,

2) Dikey Tekelle?me,

3) Çapraz Tekelle?me.
 
 

Yatay bütünleşmede, söz konusu firma aynı malı üreten işletmelerle bütünleşme yoluna gitmektedir. Bu firma için çalıştığı piyasada tekel (monopol) durumu doğurmaktadır. Burada firmanın maliyetlerini düşürme olanakları yanında, fiatları da karını en yüksek düzeye çıkaracak biçimde düzenleme avantajı mevcuttur.
 
 

Basın işletmelerinde yatay tekelleşme, kendi yazı işleri kadrosuna sahip gazete sayısındaki azalmadır. Bir ana başlık etrafında yer alan ve ilk bakışta başkalarınca yayımlandıkları izlenimini veren diğer bazı ikinci derecedeki gazete ve dergilerin çıktığı işletmelerde meydana gelmektedir.
 
 

Dikey bütünle?mede firma, ürettiği malın hammaddesinden pazarlamasına kadar olan tüm aşamaları kendi yapısında toplamaktadır. Böylece, birim maliyetlerinde ve fiatlarında düşüş sağlayarak diğer firmalara karşı önemli üstünlük kazanmaktadır.
 
 

Basın işletmlerinde dikey tekelleşme, birden çok gazetenin kontrolünün bir kişi ya da bir grup eline geçmesidir. Bu gruplarda haber toplamadan dağıtıma kadar olan işlemlerle uğraşan ve aynı yönetim altında birbirini tamamlayan işletmeler biraraya toplanmış durumdadır. Dikey tekelle?mede bütünle?me (integration) söz konusudur.
 
 

Çapraz tekelleşmede işletmeler yayın alanlarını çeşitlendirmekten çok, genişletmeye ve okuyucu sayısını arttırmaya çalışmaktadırlar. Bu tür tekelleşme, bir çok ülkede günlük basın, periyodik basın, kitap yayını alanlarında taşmış ve elektronik kitle iletişim araçlarını, radyo ve televizyon yayıncılığını da kapsar bir nitelik kazanmıştır.
 
 

Basın-yayın alanında "çapraz mülkiyet" hızla artmakta, ABD ve birçok Avrupa ülkesinde gazete patronluğunun yerini "medya patronluğu" almaktadır. Bugün Türk İletişim Dünyası'nda da bu tip bir tekelleşme görülmektedir.
 
 

Tekelleşme basın işletmelerinde diğer sektörlerle benzer özellikler taşımaktadır. Gelişmiş ülkelerde basın sektöründe artan karlar, güçlenen kuruluşlar, yenilenen teknoloji ve bunların sonucunda güçsüz firmaların yok oluşu söz konusudur. Gelişmemiş ekonomilerde, dışa bağımlı teknolojiyle birlikte ekonominin iç ve dış dinamikleri sonucu batma noktasına gelen kuruluşlar bile iç piyasadaki firmalar tarafından satın alınamamakta, bu da devreye yabancı sermayenin girmesine sebep olmaktadır. Böylece ülke basını uluslararası basın tekelleri tarafından yutulmaktadır.
 
 

Diğer sektörlerdeki tekellerin ana amacı, maliyetleri düşürmek, fiatları kontrol etmek, karı maksimize etmek şeklinde ortaya çıkarken, iletişim alanındaki tekeller ise bir yandan karları yükseltirken, diğer yandan gelişen teknolojinin ortaya çıkardığı yığınsal medyanın olanaklarını kullanarak ekonomik ve siyasal tercihleri etkileme, hatta belirleme şeklinde geli?mektedir.

1960'lı yıllardan itibaren tartışılmaya ve çözüm yolları aranmaya başlanmış olan tekelleşmenin nedenlerini incelemek amacıyla Eylül 1967'de Tel Aviv'de toplanan Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Kongresi, başlıca dört faktör üzerinde durmuştur:
 
 

1) Teknik harcamaların (maliyetlerin) artışı;
 
 

a) Süreli yayınların hammaddesi düzeyinde; kağıt kalitesinin yükseltilmesi, kağıt piyasasının istikrarsızlığı, kağıdın pahalanması, gümrük vergisinin uygulanışı,
 
 
 
 
 
 

b) Yazı işleri düzeyinde; sayfa sayısının artışı, kalite titizliği, ticari ve psikolojik nedenlerle gazete fiatlarının sabit tutulması, günlük basında reklam hacminin gerilemesi, radyo ve TV rekabeti, uluslararası haber ajanslarının pahalı haber satışı,
 
 

c) Üretim düzeyinde; ücretlerin diğer sektörlere oranla daha fazla artoşı ve istihdam fazlalığı,
 
 

d) Yayın düzeyinde; dağıtım çabukluğunu sağlamak için ödenen ücretin yükselişi,
 
 

e) Diğer faktörler; faaliyetlerin bazı günlerde durması, TV'ye verilen reklamlarla reklam giderinin artması.
 
 

2) Geleceğe yönelik büyük yatırımlar zorunluluğu;
 
 

Rekabetin doğal sonucu olarak basın işletmeleri büyük tirajlar gerçekleştirebilecek modern basımevlerine sahip olamk zorundadırlar. Bu ise büyük yatırımlarla sağlanabilir. Bir basımevinin temel donatımı ancak belirli bir tirajdan sonra verimli olabilir.
 
 

Yatırımların yüksek oluşu, büyük sermayeyi gerktirmesi, orta ve küçük çaptaki işletmeler açısından olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. İşletmeleri rezervleri yatırımları karşılamaktan uzaktır. Bu sebeple birçok işletmenin daha önceki yıllarda sağladıkları tasarrufları ortak bir biçimde kullanmaları basın için kaçınılmaz olmuştur.
 
 

3) İlan ve reklam geliri yetersizliği;
 
 

Gazetelerin ilan ve reklamlardan sağladıkları gelir satış gelirlerinden sağlanan gelirden daha çoktur. İlan ve reklamların yüksek tirajlı gazetelere verilmesi sebebiyle düşük tirajlı gazeteler sonunda büyük basın gruplarına dahil olmak durumunda kalmıştır. 
 
 

4) Okuyucuların titizliği;
 
 

Nüfus artışı, kültür, eğitim, yaşam düzeyinin yükselmesi ve TV rekabeti sonucunda gazeteler daha kaliteli çıkmak zorunda kalmaktadır. Kalite ise maliyeti arttırmakta, bu da tekelleşmeyi hızlandırmaktadır.
 
 

Avrupa Danışma Konseyi'nin Consentration de la Presse (Basın'ın Yoğunlaşması) hakkında 21 Ekim 1972'de yapyığı toplantıda; gazetelerin veya gazete gruplarının sayılarının gittikçe azalması yüzünden basında çeşitli düşüncelerin yayınlanması olanağının fiili ya da olası bir tehdit altında bulunması tehlikesi saptanmıştır.
 
 

Oysa haber alma özgürlüğü Avrupa İnsan Hakları Antlaşması'nın 10. maddesinde; "Her insanın söz özgürlüğü ve hakkı vardır. Bu özgürlük düşünce özgürlüğünü ve haberleri yahut düşünceleri, herhangi bir resmi otoritenin baskısı olmadan ve sınır tanımaksızın alınıp başkalarına ulaştırılması olanağını kapsamaktadır. Bu madde, devletin Rd-TV veya sinema yayınlarını denetlemesine engel değildir." şeklinde yer almıştır.
 
 

Basının yoğunlaşması, tekelleşmesi her ne kadar bu maddeyi ihlal etmese de, kişinin haberleşme özgürlüğünü dolaylı olarak daraltmaktadır.
 
 

Önemli sayıda gazetenin kapanması, dolayısıyla basına tek bir gazetenin hakim olması; gazetelerin mülkiyetlerinin bir veya birkaç elde birleşerek yazı kadrosunun bağımsızlığını, haberleşme özgürlüğünü tehlikeye düşürecek ölçüde kısıtlaması; basının reklamcılığın baskısı altına girmesi, giderek yazı kadrosunun bağımsızlığını azaltıp okuyucu kitlesinin çeşitli düşünceleri öğrenmek olanağından yoksun bırakılması tekelciliğin düşünce ve söz özgürlüğünü kısıtlamasına yol açmaktadır.
 
 

1977 yılının Aralık ayında UNESCO bünyesinde toplanan "Uluslararası İletişim Sorunlarını İnceleme Komisyonu"nda, tekelleşmenin nedenleri üzerinde durulan "Mac Bride Raporu" hazırlanmıştır. Mac Bride Raporu'nda yer alan maddeler şunlardır;
 
 

-- Piyasa ekonomisinin temel eğilimleri,
 
 

-- Kamusal güçlerin (iktidarın) gereksinmelerine yanıt vermek için enformasyonun, iletilerin ve içeriklerin standartlaşması,
 
 

-- Yayıncılık ve dağıtımda yeni tekniklerin ekonomik baskıları,
 
 

-- Tiraj ve reklam gelirlerini arttırmak için girişilen rekabetin baskıları,
 
 

-- Çeşitli medyalar arasındaki rekabet,
 
 

-- Kültürel ürünlerin tek tip olmaya yönelmesi, 
 
 

-- Ekonomik ya da sosyal bir gereksinmeye yanıt veremeyen gazetelerin varlığı,
 
 

-- Üretim masraflarının artması,
 
 

-- Gazeteler arasındaki birleşmeler,
 
 

-- Bağımsız işletmelerin yaşamını desteklemeyen yönetsel ve mali politikalar,
 
 

-- İşletmelerdeki yönetim yanlışları,
 
 

-- Enflasyon, 
 
 

-- Özel sektörde olduğu gibi kamu sektöründe de yeni girişimlerin yokluğu ve yeni mali kaynakların bulunmaması.

1979 yılında kaleme alınan Mac Bride Raporu'nda iletişim alanında tekelleşmenin biçimleri, nedenleri ve sakıncalarından söz edilmiş, bunun önlenmesi amacıyla uluslararası kuruluşlara, hükümetlere ve gazetecilere düşen görevlerden söz edilerek iletişim sektöründeki tekelleşmenin bir an önce önlenmesi zorunluluğu dile getirilmiştir.
 
 

Bugünkü koşullar altında gidişatı değiştirmek hemen hemen imkansız görünmektedir. Maliyet fiatlarının artması, piyasanın haddinden fazla dolması, yeni bir gazetenin çıkması için gereken yatırım ve riskleri tehlikeli kılmaktadır. Ancak, birleşmiş gazeteler grup halinde bu tehlikenin dışında kalabilmektedirler.
 
 

Tekelleşme, gazete sayısında bir azalmaya yol açmaktadır. Gazete sayılarının büyük oranda azalması, henüz yerleşmediği ülkelerde bir oligopol (takım tekeli) yaratmaktadır. Uzun dönemde tekelleşme tekelleşmeyi arttırmaktadır. Büyüyen ve güçlenen gazeteler karşısında aynı mali ve teknik olanakları bulamayan gazeteler kaybolmakta, bu aynı zamanda gazete sayısının kaçınılmaz olarak sınırlanmasını doğurmaktadır.
 
 

Eğer basın bir kaç gazeteye indirgenirse, halkın bir kesimi kendini temsil edecek bir yayın organına sahip olamayacaktır. Sonuçta ise basındaki çoğulculuğun kaybıyla karşıkarşıya kalınacaktır.
 
 

Tekelleşme basın kuruluşlarının yeniden örgütlenmesini gerektirmekte ve yürürlükte olan yapıyı değiştirmektedir. Basın kuruluşlarına şirketler aracılığıyla belirli oranlarda ortak kalınması, bu ortaklıkların çoğalması gerçek yönetimin hangi ellerde toplandığı konusunda karışıklıklar yaratmaktadır. İşletmenin "rasyonelleştirilmesi" ilk aşamada işgücünden başlayarak yapılmaya çalışılmaktadır. Tekelleşme, basın alanında çalışanların işten çıkarılmalarına yol açmaktadır. :Rekabeti ortadan kaldırdığından, gazeteci ekibin mücadeleciliği de kaybolmaktadır. Rekabetin olmadığı yerde ise, iyi gazetecilerin ücretleri yüksek olduğundan onların yerine kötülerini çalıştırmak görüşü yaygındır. Gelişmiş ülkelerde bazı gazeteler, ücretleri düşük olduğundan stajyer gazeteciler çalıştırmakta, tasarruf ettikleri parayla da yeni yatırımlar yapmaktadırlar. Bu uzun sürede gazetecilik mesleğine zarar verecektir.
 
 

Diğer yandan tekelleşme gazeteleri standartlaştırmakta, nesnelliğini ortadan kaldırmaktadır. Büyük teknolojik yatırımlar basını ticari kaygılara düşürmekte, bunun sonucunda basın nesnellikten uzaklaşmaktadır. Böylece, basın ana işlevinden (toplumsal işlevinden) uzaklaşmakta, giderek pazar ekonomisinin belirlediği şartlara uymak zorunda kalmakta, dolayısıyla gazetelerin içerikleri bozulmaktadır.
 
 

Tekelleşme batı dünyasında farklı düşüncelerin ortaya konmasına engel olduğu için eleştirilmektedir. Türkiye'de herşeyden önce devletin yarattığı düşünce tekeli söz konusudur. Tekelleşmeyi önlemek herşeyden önce bu yanlışı düzeltmekle mümkündür.
 
 

Siyasal tekelleşme veya yetki tekelleşmesi basın araçlarının tamamen ya da kısmen kişilerin, özel grupların veya devlet yöneticilerinin hakimiyeti altına girmesiyle sonuçlanmaktadır. Yetkinin devlet yararına tekelleşmesi ise ekonomik tekelle?me sonucudur.
 
 

Gazetelerin görevlerini serbestçe yapabilmeleri için ekonomik ve siyasi baskıdan uzak olmaları gerekmektedir. Bu baskıyı bir hükümet, bir dernek, bir grup, bir banka yapabilir.

Bir çok gazetenin tek bir patronun elinde toplanması, çeşitli fikirlerin açıklanmasına engel olmaktadır. Gazetenin mali sorumluluğunu taşıyan bu patronu tamamıyle gazeteye etki yapmaktan menetmek mümkün olamamaktadır.
 
 

Bir gazeteler zinciri sahibi olan gerçek veya tüzel kişi, olanaklarını yalnız kendine özgü fikirleri için değil, aynı zamanda mali çıkarları için de kullanabilir. Basın alanında tekelleşme gücü, etkiyi, iktidarı dile getirmektedir.
 
 

Tekelleşmeyi önlemek amacıyla alınabilecek tedbirleri aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür;
 
 

Bu denli olumsuz sonuçlar doğuran tekelleşmeyi önlemek için halen başvurulmakta olan önlemler iki grupta toplanabilir:
 
 

1) Sınırlandırmalar

2) Devlet yardımları
 
 

Çeşitli ülkelerin mevzuatında tröst veya kartel biçimindeki basına özgü tekelleşmeleri sınırlamak üzere konulmuş hükümler çok azdır. Ancak, bazan bütün ekonomik kesimlere uygulanabilen anti-tröst mevzuat mevcuttur. Türk hukukunda, Anayasa'da ve 195 sayılı kanunda tekelleşmeyi önlemede etkili olabilecek hükümler bulunmaktadır.
 
 

Anayasanın 23.maddesinin 3. fıkrası: "Gazete ve dergiler, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerin veya bunlara bağlı kurumların araç ve imkanlarından eşitlik esasına göre faydalanır." Ancak, olanaklar eşit olmayınca, büyük işletme, küçük işletmeye oranla eşit işlemden dolayı daha karlı çıkmaktadır.

195 sayılı kanunun 2. maddesinin 4. fıkrası: Basın İlan Kurumu'na basının türlü ihtiyaçlarını (makina, kağıt, mürekkep) sağlamak görevini vermiştir. Bu fıkra güç durumda bulunan veya yeni yayın hayatına atılan gazeteler lehine kurum tarafından uygulandığında tekelleşmeyi önleyebilir.
 
 

195 sayılı kanunun 2. maddesine göre Basın İlan Kurumu'nun görevleri şu şekilde belirtilmiştir:
 
 

-- Resmi ilanların mevkutelerde yayınlanmasına aracı olmak,
 
 

-- Kurum'un idaresine i?tirak eden mevkutelere, basın dernek ve sendikalarına en çok beş yıl vade ile kredi açmak,
 
 

-- Yönetmelikte tespit edilecek, basında fikren veya bedenen çalışanlar gibi basın mensuplarına, vadesi iki yılı geçmemek üzere boç para vermek,
 
 

-- Basının her türlü ihtiyaçlarını temin etmek (makina, kağıt, mürekkep gibi)
 
 

-- Yönetmelikte tespit edilecek basın mensupları ile bunların çalışamaz durumda olanlardan yardıma muhtaç bulunanalara ve ölenlerin ailelerine yardım etmek,
 
 

-- Yukarıdaki bendde yazılı olanlar için diğer her türlü sosyal te?ebbüslerde bulunmak,
 
 

-- Bu kanunla kendisine verilen diğer görevleri ifa etmek.
 
 

Türkiye'de tekelleşmeyi doğrudan doğruya önlemeye yönelik bir yasa bulunmamaktadır. Günümüzde, tekelleşme, dönüşü olamayan ve kaçınılmaz bir olgu olmuştur.
 
 
 
 
 
 

Ancak, tekelleşme, halkın gösterdiği titizliği tatmin etmek amacıyla bir iç hareketten kaynaklanıyorsa, tirajın ve reklamın artışı gazetenin biçiminin ve yazı işlerinin kalitesinin yükselmesine olanak veriyorsa, yararlı ve doğaldır.
 
 

İfade özgürlüğü ve haber alma hakkı bakımından tekelleşmenin doğurduğu sakıncalar, basını siyasal, ekonomik ve fikri ögelerini içerecek yeni bir basın statüsünün hazırlanmasıyla, kuramsal olarak, yeterli sayıda çıkarılacak yeni gazetelerle hafifletilebilir. Böylece, basın işletmeleri bir kamu hizmeti gördüğü kabul edilen basının amacına uygun bir biçime kavuşacak, ticari hırs, düşünceyi ikinci plana itemeyecektir. Ancak, bunun için hem büyük maddi imkanlar gerekmektedir. Üstelik siyasal iktidarlar da şimdiye dek buna ılımlı bakmamışlardır.
 
 

Ekonomik alandaki gelişmelerin tekelleşme ile sonuçlanması karşısında devletin tekelleşmeyi önlemek için müdahale etmesi bir hak ve görev olarak belirmektedir. Kişilerin sosyal haklarını kullanabilmesi koşullarının hazırlanması için devletin etkinlikte bulunması gerekmektedir.
 
 

Serbest rekebeti öngören özel girişimcilik, iletişim alanında gerekli çoğulculuğu sağlayamıyorsa, devlet bu çoğulculuğu sağlayacak koşulları yaratmakla yükümlüdür. Bunun için ya kendisi doğrudan faaliyet gösterecek (ki bu tür faaliyet yazılı basında çağdaş yaklaşımla ters düşer) ya da farklı sesleri destekleyecek çabalar içerisinde olacaktır. Çoğulculuğu tehdit eden fiili bir tekelleşme ise, bu tekelleşmenin giderilmesi için antitekel düzenlemeler doğrudan önlemlerle gerçekle?ecektir.
 
 

Basına yapılacak yardımları şu şekilde özetlemek mümkündür:
 
 
 
 
 
 

-- Dolaylı yardımlar; Haberleşme, ulaştırma araçlarında ve vergilerde tüm basına mahsus indirimler,
 
 

-- En güçlü gazetelerle ikinci veya üçüncü sınıf gazeteler arasındaki mesafeyi azaltmak amaçlı tedbirler,
 
 

-- Doğrudan doğruya yardımlar; Basın için bir fon kurulması ve çok güç durumda olanlara mali yardımda bulunulması,
 
 

-- Basının kendi kendine yardımı; Maliyet fiatlarını azaltabilmek üzere bütün gazetelerin teknik işbirliği yapmaları,
 
 

-- Gazetelerin mülkiyetlerinin tek elde toplanmasına engel olmak üzere alınacak tedbirler.
 
 

Türkiye’de bugün basına doğrudan ve dolaylı biçimde yardımlar sürdürülmektedir.
 
 

Doğrudan yardımlar, resmi ilan ve mecburi aracılık kapsamına giren ilan ve reklamlardan oluşur. Bunun için 1961'de Basın İlan Kurumu kurulmuştur. Kurum yayınlamaya başlayan, yayınlanabilen ve bunu belirli bir süre sürdürebilen yayınları desteklemektedir.
 
 

Dolaylı yardımlar ise, devletin basının yararlanmasına sunduğu hizmetlerdeki indirimlerdir. Bunlar için devletin belirlediği kurallar geçerlidir. PTT'nin indirimli tarifesinden faydalanabilmek için belirli süre kadrolu gazetecilik yaptıktan sonra Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından verilen basın kartına sahip olmak gerekmektedir. Havayollarında indirimli tarifeden yararlanmak için de aynı kural geçerlidir. PTT basının posta ücretlerine de indirim uygulamaktadır, ama basın genellikle gazete için dağıtım şirketlerini (tekelleşmeyi önlemenin önemli bir yolu dağıtımın kolaylaştırılmasından geçmektedir. Dağıtım maliyeti, yayının yapılmasını ya da sürdürülmesini tehlikeye atacak düzeyin altında tutulmalıdır.), posta için de yine kendilerinin geliştirdiği hızlı ulaştırma sistemini tercih etmektedir. Burada hız, belirleyici faktördür. 
 
 

Devletin doğrudan yardım kapsamında düşünülmesi gereken bir başka katkısı, gazetelerin ihtiyaç duyduğu araç ve malzemelerin ithali konusundadır.
 
 

Devletin uzun süren indirimli kağıt fiatı desteği bugün terkedilmiş görünmektedir. Oysa, gazete kağıdı gazetenin maliyetini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu sebeple kağıt alımlarında basına bir takım sübvansiyonlar verilmelidir. Basının kağıt ihtiyacı karşılanmadan, ihracata gidilmemelidir. Gazete kağıdı fiatı ile dergi ve kitaplara verilen aynı hamur ve kalitedeki kağıt fiatı arasındaki fark kaldırılmalıdır.
 
 

Vergi alanında da devletin basına bazı yardımlarda bulunması zorunludur. Bu yardımlar şunlar olabilir:
 
 

-- İthal edilen gazete kağıdının gümrük vergisinden tamamen muaf tutulması (giderek genişleyen ekonomik birlikler ile gümrük birliklerinin oluşması sonucu, giriş vergilerinin indirilmesi veya kaldırılması, kaçınılmazdır.),
 
 

-- Yine ithal edilen matbaa araç ve gereçlerinin gümrük vergisinden tamamen veya kısmen muaf tutulması,
 
 

-- Fikir işçilerinin kazançlarının bir kısmının gelir vergisinden muaf tutulması gibi noktaları kapsamalıdır.
 
 

-- Güç durunda olan orta çaptaki basın işletmelerine uzun vadeli ve düşük faizli kredi sağlanmalıdır. Aksi taktirde, söz konusu işletmelerin yatırıma ayırabildiği kazançlarına bir vergi indirimi tanınmalıdır.
 
 

Çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir basın statüsü hazırlandığında, aşağıdaki ilkelerden hareket etmek gerekmektedir:
 
 

-- Basın siyasal ve mali baskılara karşı korunmalıdır.
 
 

-- Basın iç düzeni sorumlu gazetecilerin ifade özgürlüğünü güvence altına almalıdır.
 
 

-- Her basın işletmesinde bir basın konseyi kurulmalı; geniş bir denetim, hatta itici güç icra edebilecek bu konseyin bünyesinde bütün ilgili taraflar ile halk temsil edilmelidir.
 
 

-- Gazetecileri, çalıştıkları basın işletmelerinin yönetimine ortak eden reformlara gidilmelidir.
 
 

-- İşletmeler arasındaki rekabetin ticari değil, fikri düzeyde yapılması sağlanmalıdır.
 
 

-- Devlet yardımının statüde belirtilmesi, basın işletmelerini siyasal baskılara karşı koruyacaktır.
 
 

-- Ortak bir dağıtım kuruluşu gerçekleşmelidir.
 
 

-- Düşük satış fiatı, aynı zamanda haberleşmenin kalitesi yükseltilerek korunmalıdır.
 
 

-- Güç durumda bulunan basın işletmelerine uzun vadeli ve düşük faizli yatırım kredisi sağlanmalıdır.
 
 

-- Basının ikramiye dağıtımı yasaklanmalıdır.
 
 

-- Basın işletmelerinin gelir kaynaklarını denetlemek üzere daha etkin bir sistem getirilmelidir.
 
 

Sonuç olarak, tekelleşmeyi önlemek amacıyla getirilen sınırlandırmalar ve devlet yardımları yetersiz kalmakta, tekelleşme önüne geçilemez bir boyut almaktadır.

Bu durumda gazete yönetimlerinin ve devletin sorumluluklarını bilerek daha ciddi,yeni tedbirler alması gerekmektedir.

SONUÇ
 
 

XX. yüzyıla gelinceye kadar Dünya’da basın endüstrisinde uzun süre teknolojik yenilikler yapılmamış, baskı tekniğindeki hızlı gelişmeyle XIX. yüzyılda tiraja ve satışa yönelik basın işletmeleri gündeme gelmiştir. Bu gelişme sürecinde Sanayi Devrimi’nin gerçekle?mesi, refah düzeyinin artması, okur-yazar oranının çoğalması gibi etkenler de rol oynamıştır.
 
 

Sanayileşmiş ülkelerdeki bir kaç büyük gazetenin birleşerek meydana getirdiği basın zincirleri, dünyada çok sayıda irili ufaklı basın işletmelerinin azalmasına, rekabete katlanabilen, güçlü, büyük tirajlı işletmelerin ise hayatta kalmasında etken olmuştur. Gelişen teknoloji ve yükselen tirajla birlikte gazetecilkik üç beş kişinin faaliyeti olmaktan çıkmış, esaslı bir organizasyonu gerektiren bir işletme statüsüne kavuşmuştur.
 
 

Basın işletmeleri yarı kamusal işletme statüsü ile kültürel, sosyal, ekonomik, politik açılardan kamuoyu oluşturarak, kamusal iradeyi açıklayarak, kamusal iradeye yön vererek; eğitici, haberdar edici, uyarıcı özellikleri ile hizmet üretmektedir. Diğer yandan, ticari işletme statüsü ile gazete (mal) üretmekte ve kar amaçlamaktadır. Basın işletmeleri gerek hizmet, gerekse fiziksel ürün olarak gazeteyi üretmek için tüm girdilerini dış çevreden sağlamakta ve çıktılarını da yine dış çevreye vermektedir. Bu işletmelerin başarılı bir hizmet sürdürebilmeleri için kamuoyuna hitabedebilme gücü sık sık kontrol edilmelidir.
 
 

Basın sektörü finans sorununu en yoğun yaşayan işletmelerdendir. Bir yandan kamu hizmeti verirken, diğer yandan dolaylı ya da dolaysız olarak ekonomik koşulların etkisi altında bir sanayi ürünü üretmekte olan bu sektörün en önemli finansal problemi, öz sermayesi ve toplam cirosu ile oranlanamayacak derecedeki az karlılığıdır. Bu durumda; basın işletmelerinde kamu hizmeti ve kar amacı konusunda iki yönlü bir bağımsızlık sorunu doğmaktadır. Kamu hizmeti görevini olabildiğince tarafsız devam ettirebilmesi için bağımsız olması gerekirken, bu hizmetin kalitesiyle ticari faaliyetleri arasındaki dengeyi çok dikkatli kurması, mali yapıyı sağlam ve istikrarlı bir temele oturtması gerekmektedir. Özellikle, karlılık için maliyetlerin mümkün olduğunca düşük olmasına dikkat edilmelidir. Yöneticilerin deneyimleri, bilgileri, teknolojiyi kullanma biçimleri, dağıtım kanallarının seçimi, ucuz hammadde ve ucuz işgücü maliyeti dü?ürmekte etkili olan faktörlerdir.
 
 

Türkiye’de 1980 öncesinde siyasal ve toplumsal etkenlerle değerlendirilen basında 1980’den itibaren ekonomik ögeler önem kazanmıştır. Basının içeriği ve sosyal rolü üzerinde ekonomik bağımlılıkları rol oynamaya başlamıştır.
 
 

25 Ocak 1980’de kağıt fiatlarının artmasıyla basın büyük bir finansal problemle karşı karşıya kalmıştır. Sonuçta, büyük sermaye, yüksek tiraj ve bol reklamın sağladığı desteğe sahip olabilen gazeteler ayakta kalabilmişlerdir.
 
 

Gazete kağıdı yazılı basın işletmelerinin maliyetini önemli oranda etkilemektedir. Ticari ve siyasal bir işletme olarak basının kuvvetlenmesi, tirajların artması, sayfa sayılarının artması, ilan ve reklamların artması gibi nedenler birbirleriyle bağlantılı olarak gazete kağıdı tüketimini de arttırmaktadır. Gazete kağıdı fiatlarının yüksek oluşu tüketimi kısıtlamakta, kağıt kıtlığı ve fiatların yüksekliği, hemen her ülkede hükümetlerin kağıt alanında denetim yapmalarına yol açmakta ve bu konuda düzenlemeler yapılmasını gerektirmektedir. 
 
 
 
 

Ülkemizde basın işletmelerinin kağıt ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuş olan SEKA’nın, günümüzde ülke içindeki kağıt ihtiyacını tam olarak karşılamaksızın ihracata yönelmiş olması, basın işletmelerini zorunlu olarak yüksek döviz kurlarıyla gazete kağıdı ithaline götürmüştür. Bunun yanısıra SEKA’nın üretmekte olduğu gazete kağıdının hem arzu edilen kalite ve bollukta olmaması, hem de satış fiatlarının çok sık ve fazla artışı basın işletmelerinin maliyetlerini direkt olarak etkilemektedir.
 
 

Özellikle 1980 sonrasında gazete kağıdına yapılan zamlar enflasyonun çok üstünde bir seyir izlemiş, buna karşılık bu artışın gazete satış fiatlarına aynı oranda yansıtılamamış olması basın işletmelerinde mali bir külfete sebep olmuştur.
 
 

Bu durumda SEKA’yı zam yapmaya zorlayan siyasi nedenler kesinlikle ortadan kaldırılmalı, bu yolla devletin basın özgürlüğüne müdahalesi kesinlikle söz konusu olmamalı, diğer yandan SEKA’nın uluslararası kalite ve standardı hedefleyen rehabilitasyon yatırımlarını tamamlaması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
 
 

SEKA’nın gazetelere kağıt satışı peşin yapılmakta, bu ise, satış gelirlerini bayilerden onbeş gün vade ile tahsil edebilen gazete işletmelerini mali anlamda zor durumda bırakmaktadır. İlan ve reklam gelirlerinin de en az onbeş gün vade ile tahsil edilmekte oluşu, bu işletmelerin nakit akışını yavaşlatmaktadır. Yükselen kredi maliyeti, kerdi kullanımını zorlaştırırken, düşük kar oranı da öz kaynakların rasyonel kullanımına mani olmaktadır.
 
 

Türkiye’nin kültür politikası, bilimsel-teknolojik gelişimi, çağdaşlaşma çabaları gibi çok geniş ve değişik sorunlarının odağını oluşturan kağıt sanayiinin problemleri genel bir plan çerçevesinde saptanmalı, kamu ve özel kesim kağıt kuruluşları ülke yararına uygun partilerüstü politikalara göre yönlendirilmelidir. Devlet, gazete kağıdı sübvansiyonuna istikrar getirmeli, bu indirimden Hazine’nin uğrayabileceği kaybı diğer kağıt çeşitlerinden elde ettiği karlarla telafi etmeli, basının kağıt ihtiyacı karşılanmadan ihracata gidilmemelidir. 
 
 
 
 
 
 

Diğer yandan, basın işletmelerinde gelişen teknoloji karşısında yaratıcı güç ve yeteneğe olan ihtiyaç artmaktadır. Çağdaş işletmecilik anlayışında verimin arttırılmasını mümkün kılacak teknolojik olanaklardan yararlanabilmek için bunları kullanabilecek, ehliyetli insangücüne gereksinim artmaktadır. Teknolojideki gelişme, nitelikli ve kaliteli işgücünün üretim faaliyetleri içindeki önemini arttırmaktadır.
 
 

Bugün, büyük sermaye, çok sayıda kaliteli personele, ileri teknolojilere sahip olan basın işletmelerinde “insan faktörü” her düzeyde eskiye oranla çok daha önemli duruma gelmiştir. İnsan faktörünün iyi değerlendirilmesi basının geleceği için önem arz etmektedir. Artık basın işletmeleri arasında “en iyi”yi para karşılığı transfer etmenin bedelleri büyüyecektir. 
 
 

Basın işletmelerinin önemli finansal sorunlarından birisi de tirajdır. Tirajın yüksek olması, hem satış gelirini, hem de ilan ve reklam gelirini arttıracaktır. Dolayısıyla tirajla maliyetler ve reklam gelirleri arasında bir doğru orantı söz konusudur. Gazetenin reklam pazarındaki payı tiraja bağlıdır. Türkiye’de gazeteler tirajlarını kendileri belirtmektedir. Bu durumda, reklamlarını tirajlara göre veren müşteriler açısından reel bir veri elde edilememektedir. Bunun yaratabileceği sakıncaları önlemek amacıyla birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de gazetelerin tirajlarını belirlemek ve açıklamak üzere gazetelerce ortak birer kuruluş oluşturulmalıdır.
 
 

Reklam verenlerin yüksek tirajlı gazeteleri seçmeleri sonucunda, tirajları düşük ve içeriklerinde ilan ve reklama yer vermeyen gazeteler açısından mali dengesizlikler oluşmaktadır. Bu gazetelerin tirajları daha da düşmekte, hatta mali açıdan bu duruma katlanamayan gazeteler kapanmak zorunda kalmakta, sonuçta günümüzde olduğu gibi tekelleşme süreci yaşanmaktadır.
 
 
 
 
 
 

Basının siyasal ve ekonomik özgürlüğü güvence altına alınmadıkça, tekelleşmeyi bir ölçüde dizginlemek ve çoğulcu basını desteklemek amacıyla Basın İlan Kurumu’nun varlığını sürdürmesi gerekmektedir.
 
 

Basın İşletmeleri tek mal ürettikleri halde okuyucular ve reklam verenler gibi iki müşteri grubuna hizmet vermektedirler. Bu durumda her iki müşteri grubunu memnun etmek, aynı zamanda reklam verenlere karşı kendi bağımsızlığını koruyarak okuyucularının kaliteli ve güvenilir haber alma özgürlüğüne sahip çıkmak zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
 
 

Maliyetlere bağlı olarak artan gazete fiatları, sürekli artan enflasyon sonucu gittikçe düşen alı gücü, ekonomik zorluklar, okur-yazar oranının yükselmesine karşılık okumayan bir toplum olmamız Türkiye’de tiraj konusunda yaşanan olumsuzlukların nedenlerindendir. Siyasi gelişmeler, kültürel durum, televizyon, alışkanlıklar gibi etkenler doğrudan ya da dolaylı olarak Türkiye’deki tiraj tıkanıklığında rol oynamaktadır.
 
 

Günümüzde gazetelerin çok satma ihtiyacı basını “teknolojik-ekonomik-içeriksel” bir kısır döngüye sürüklemiştir. Reklam gelirlerini arttırmak için tirajı arttırmak gerekmekte, yüksek tiraj ileri teknolojiyi getirmekte, alınan ilan ve reklam gelirleri teknolojinin ekonomik yükünü karşılayamamakta, ticari kaygılarla bir yana itilmiş olan içerikte önemli bir değişiklik olmadığı için de satış artmamakta, dolayısıyla yeterli ilan alınamamaktadır. Sonuçta ise, boş içerikli, az karlı ve birbirine benzeyen gazeteler ortaya çıkmaktadır.
 
 

Bu durumda tirajların artması, gazetelerin daha çok insan tarafından satın alınması için sayıları güçlükle artan aydın okuyucu bir yana bırakılmış, yeni okuyucular bulma yoluna gidilmiş veya gazeteler birbirlerinin okuyucusunu çekmeye çalışmışlardır. Bu da, promosyonlarla sağlanmaya çalışılmıştır. Gazetelerin çehresinde bugün görülen değişiklik, işte bu yoldaki çalışmaların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
 
 

Ancak, Türkiye’de gazetelerin promosyon faaliyetleri sırasında içerikleriyle ilgili iyileştirme yapmadıklarından sağlam bir tiraj elde edemedikleri gözlenmektedir. Promosyon kampanyasının bitmesiyle tiraj düşmekte, tekrar promosyona başvurulmakta ve sonuçta promosyon vazgeçilmez olmaktadır. Daha önceleri düzenli olarak gazete okuyan aydın kesimini günümüzdeki gazeteler ellerinde tutamamışlardır. Bu aydın kesim promosyon yüzünden yozlaşmış olan gazeteleri okumamaya, satın almamaya başlamış, sonuçta gazeteler en önemli okur potansiyelini yitirmenin eşiğine gelmişlerdir.
 
 

Türkiye’de 1970’li yıllarda gazete yönetiminde muhasebe müdürleri önem kazanmış, özellikle kağıt fiatlarındaki sürekli artış, gazetelerin, mali kaynaklarının daha dikkatli kullanımını gerekli kılmıştır. 1980’lerde, artık gazete satmak, nitelikli gazete çıkarmanın önüne geçmiştir. Gazeteler pazarlama müdürlerinin arzusuna göre basılmaya başlanmıştır. 1990’larda ise finansman müdürlerinin, çok satalım, çok kazanalım politikası, gazetelerin sadece bir özel teşebbüs olarak ele alınmasına ve yazı işlerinde ciddi sıkıntıların doğmasına neden olmuştur.
 
 

Günümüzde gazeteler finansman ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bilinçli olarak pazarlama şirketleri kurmuş ve ürün satışına başlamışlardır. Yapılan promosyon kampanyalarının da etkisi ile gazete, ikinci mal haline gelmiştir.
 
 
 
 

Gazetenin tanıtımını amaçlayan promosyon faaliyetleri, günümüzde satış amacıyla yapılır hale gelmiştir. Bunun önemli nedenlerinden birisi de gazetenin yarı kamusal işletme özelliğinin arka plana atılarak, kar amaçlı bir işletme olarak görülmeye başlanmasıdır. Büyük sermaye gruplarının elinde bulunan basın işletmelerinin finansman, pazarlama departmanlarında gazetecilik ruhundan uzak, işletmecilerin bulunması, dolayısıyla bu işletmelerin kar amacıyla, içeriğe gerekli özeni göstermeyişleri doğal karşılanmalıdır. Bu durumda gazetelerin yönetim ve mali işler departmanlarına, gazetecilik alt yapılı, işletme yönetimi ve ekonomi bilgisine sahip kişiler yetiştirilmelidir. İletişim Fakültelerinde Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Anabilim Dalı’nın oluşturulması bu ihtiyacı karşılamak amacıyla gerekli görülmü?tür.
 
 

Gazetelerin kar amaçlarının ön plana çıkması, “daha çok promosyon, daha çok tiraj” kısır döngüsünü oluşturmuş, promosyonla sağlanan yüksek tirajla reklam gelirlerinin artması hedeflenmiştir. Bunun doğal sonucu olarak, sermaye grupları medya ile ilgilenmeye başlamış, medyanın dördüncü kuvvet olma özelliği, hatta bugünkü oluşumu ile Yürütme’nin gücünden daha etkili olması bu ilgiyi pekiştirmiştir. Böylece tekelleşmeyi doğuracak ortam da hazırlanmıştır.
 
 

Diğer yandan, promosyon etkili olarak yapılabildiği zaman gazetenin gelirlerini arttırabilmekte, aksi halde gazetelerin kağıt, işletme ve diğer finansman giderlerini arttırarak ek maliyetler getirmektedir. Bunun sonucunda da gazetelerin ekonomik bağımlılıkları artmaktadır.
 
 

Promosyonun toplum açısından da bir takım sosyal maliyetlerinden söz etmek mümkündür. Ticari amaç gazeteye kolay haberciliği getirmekte, pazar payını arttıtmak amacıyla, tiraj kaygısı iyi haberin, iyi yorumun önüne geçmektedir. Hatta, önceleri en iyi haberi yapan gazeteciye prim verilirken, günümüzde en iyi promosyonu yapan yöneticiye prim verilmektedir. 
 
 

İçerik geliştirme yerine promosyonla okuyucu çekilmesi yöntemi okuyucuların gazetelere olan güven ve bağlılığını yok etmekte, potansiyel okuyucu kitlesini de gazetelerden soğutmaktadır.
 
 

Sonuçta, ticari işletme statüsü ön plana çıkmış olan bu basın işletmeleri, nesnellikten uzaklaşmış, tekelleşmeyi yaratmış ve demokrasinin gereği olan çoğulculuğu ortadan kaldırmışlardır.
 
 

Bu durumu düzeltebilmek için devletin teşvik veya yatırımlarla basın işletmelerini yönlendirmesi gerekmektedir. Bu teşvikler, vergi avantajları, girdi maliyetlerine yönelik sübvansiyonlar şeklinde olabilir. Bu sübvansiyonların promosyonları kaldıran gazetelere uygulanması, ya da promosyonun tamamen yasaklanması şartı ile tüm gazetelere uygulanması sağlanabilir.
 
 

Basın işletmelerinin maliyetlerinde önemli bir yere sahip bir diğer unsur ise dağıtımdır. Dağıtımın kara yoluyla yapılması ve dağıtım şirketlerine ödenmekte olan %22-30 oranındaki komisyonlar bu maliyetin kapsamı içindedir. Ayrıca, ülkemizde dağıtım şirketlerini tek bir basın işletmesine bağlı olarak çalışmaması da bir takım sorunlar yaratmaktadır. Diğer yandan, dağıtım organizasyonunda satılamayan yayınların aynı kanal yoluyla iadesi de önemli bir sorun te?kil etmektedir.
 
 

Dağıtım maliyetlerini azaltmak ve dağıtımdan doğabilecek sorunları ortadan kaldırmak için, abone sisteminin uygulanmasına geçmek gerekmektedir. Böylece abone bedelleri önceden ödeneceğinden, gazeteler büyük finans kaynakları elde edebilecekler ve abone sayısı önceden belli olduğundan tiraj ve iadeler arasında çok büyük açık olmayacaktır. Abonelere uygulanabilecek özel indirimlerle de okuyucular gazete almaya teşvik edilmiş olacaktır.
 
 

Posta giderlerindeki artışın yaratabileceği sorunlara karşı atıl kapasiteli öğrenci çevreleri faaliyete geçirilebilir ve yayınların evlere ya da iş yerlerine direkt servisi sağlanabilir.
 
 

Basının giderek pazar ekonomisinin belirlediği şartlara uymak zorunda kalması, bu işletmeleri toplumsal işlevlerinden uzaklaştırmakta, gazetelerin içeriği bozulmaktadır.
 
 

Bugünkü şartlar altında, maliyetlerin artması, piyasa koşulları, yeni bir gazetenin çıkması için gereken yatırım risklerinin varlığı nedenleriyle basın tekelleri kaçınılmaz bir süreç halini almıştır. Çünkü, bu durumda, ancak birleşmiş gazeteler grup halinde bu tehlikenin dışında kalabilmektedirler.
 
 

Basın işletmelerinin gelişim sürecinde yaşadığı bütün bu aşamalar, bugün “çapraz mülkiyet” niteliğinde, “medya patronluk”larının oluşturduğu bir Türk İletişim Dünyası’nı doğurmuştur. Dolayısıyla iletişim alanındaki bu tekeller, bir yandan bu işletmelerin, karlarının yükselmesine neden olurken, diğer yandan gelişen teknolojinin ortaya çıkardığı yığınsal medyanın olanaklarını da kullanarak ekonomik ve siyasal tercihleri etkileyebilmesine, hatta belirleme aşamasına gelmesine zemin hazırlamıştır. Günümüzde basın alanında tekelleşme, gücü, etkiyi ve iktidarı dile getirmektedir.
 
 

Tekelleşme, gazeteleri standartlaştırmakta, nesnelliğini ortadan kaldırmaktadır. Ülkemizde tekelleşmeyi, tekelleşmeden doğacak olumsuz sonuçları önlemeye yönelik bir yasa bulunmamaktadır. Dolayısıyla, ekonomik alandaki gelişmelerin tekelleşme ile sonuçlanması karşısında devletin müdahale etmesi bir hak ve görev olarak belirmektedir. 
 
 

Kişilerin sosyal haklarını kullanabilmesi koşullarının hazırlanması için devletin etkinlikte bulunması gerekmektedir.
 
 

Serbest rekabeti öngören özel girişimcilik, basın sektöründe gerekli çoğulculuğu sağlayamıyorsa, devlet bu çoğulculuğu sağlayacak koşulları yaratmakla yükümlüdür. Çoğulculuğu tehdit eden, fiili bir tekelleşme durumunda ise, bu tekelleşmenin ortadan kaldırılabilmesi ancak antitekel düzenlemeler ve doğrudan önlemlerle sağlanabilir.
 
 

Herşeyden önce, basın siyasal ve mali baskılara karşı korunmalıdır. Gazete yönetimlerinin ve devletin, sorumluluklarının bilincinde, ciddi yeni tedbirler alması gerekmektedir.
 
 

YARARLANILAN KAYNAKLAR
 
 
  • Abadan, Nermin; A.Ü.S.B.F. Dergisi, “Gazeteciliğin Gelişim Safhaları”, Cilt 16, Mart 1961.
  • Acar, Özgen; Marmara İletişim Dergisi, M.Ü.İ.F. Yay., Temmuz 1993, sayı:3.
  • Alemdar, Korkmaz; Ekonomik Panorama, 24 Haziran 1990, sayı:19.
  • Ardyth, Sohn; Newspaper Leadership, New Jersey: Prentice Hall,İnc., 1986.
  • Arıpınar, Erdoğan; İletişim Olayları ve Türk Basınının Sorunları, “Türk Basınında Pazarlama”, Gazeteciler Cemiyeti Yay., 1984.
  • Ataay, İsmail; İletişim Olayları ve Türk Basınının Sorunları, “Türk Basınında Personel Yönetimi”, Gazeteciler Cemiyeti Yay., 1984.
  • Atılgan, Semra; Maramara İletişim Dergisi, “Basın Ekonomisi ve Promosyon”, M.Ü.İ.F. Yay., Temmuz 1993, sayı:3.
  • Atılgan, Semra; Marmara İletişim Dergisi, “Türk Basınında Finans Problemleri”, M.Ü.İ.F. Yay., Aralık 1992, sayı:1.
  • Atılgan, Semra; Marmara İletişim Dergisi, “Türk Basınında Promosyon Çıkmazı”, M.Ü.İ.F. Yay., Ocak 1995, sayı:9.
  • Berberoğlu, Güneş N.; Basın İşletmeciliği, Gazeteciler Cemiyeti Yayınları, İstanbul, 1991.
  • Berksoy, Turgay; Marmara İletişim Dergisi, “Basın Ekonomisi ve Promosyon”, M.Ü.İ.F. Yay., Temmuz 1993, sayı:3.
  • Binatlı, Cüneyt; Anadolu Ü. A.Ö.F. İletişim Bilimleri Dergisi, “Türkiye’de Yazılı Basının Ekonomik Yapısına Bir Yaklaşım”, Eski?ehir, Ocak 1989.
  • Binatlı, Cüneyt; Marmara İletişim Dergisi, “2000’li Yılların Başında Gazetelerin Mücadelesi”, sayı:7, Temmuz 1994.
  • Civaoğlu, Güneri; İletişim Olayları ve Türk Basınının Sorunları, “Türk Basınında Personel Sorunu”, Gazeteciler Cemiyeti Yay., 1984.
  • Culbertson, M. Hugh; Newspaper Research Journal, “Reporters and Editors, Some Differences in Perspective”, Cilt 2, Ocak 1981.
  • Danışman, Ahmet; Basın Özgürlüğünün Sağlanması Tedbirleri,A.Ü.S.B.F.-B.Y.Y.O., Ankara, 1977.
  • Demirkent, Nezih; Marmara İletişim Dergisi, M.Ü.İ.F. Yay., Temmuz 1993, sayı:3.
  • Ediboğlu, Fatih; İletişim Olayları ve Türk Basınının Sorunları, “Türk Basınında Finans”, Gazeteciler Cemiyeti Yay., 1984.
  • Engwall, Lars; Newspaper AS Organizations, Wesstmead: Teakfield Ltd., 1978.
  • Erkural, Kenan; Muhasebe, Prensipler ve Uygulama, Der Yay., İstanbul, 1995.
  • Erlaçin, ?ükrü Fuat; İşletme Ekonomisi, 8. Baskı, Cilt 1, Sobe Matbaacılık, İzmir, 1972.
  • Evliyagil, ?evket; Basın ve Basım İşletmeciliği Ders Notları, Bilim Yayınları, seri no:4.
  • Görgülü, Güventürk; Basında Ekonomik Bağımlılık, Gazeteciler Cemiyeti Yayınları, no:33, İstanbul, 1991
  • Hançerlioğlu, Orhan; Ekonomi Sözlüğü, 5. Basım, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1981.
  • Hatiboğlu, Zeyyat; İktisada Giriş, Beta Bas. Yay. Dağ. A.Ş., İstanbul, 1994.
  • Hatipoğlu, Zeyyat; Aysan, Mustafa; Türkiye Ekonomisinde 1994 Bunalımı, Beta Bas. Yay. Dağıtım, İstanbul, 1994.
  • İçel, Kayıhan; Kitle Haberle?me Hukuku, 3. Baskı, Beta Bas. Yay. Dağ. A.Ş., İstanbul, 1990.
  • İllez, A. Sadun; Dünya Gazetesi (Özel Ek), 4 Ekim 1993.
  • İskit, Servet; Türkiye’de Matbuat İdareleri ve Politikaları, Bas. Yay. Gen. Müd., Ankara, 1943.
  • Kavaklı, Oğuzhan; Türk Basınında Tiraj Çıkmazı, Tercüman Gazetesi ve Matbaacılık A.Ş., İzmir, Mayıs 1989.
  • Kaya, İsmail; İletişim Olayları ve Türk Basınının Sorunları, Gazeteciler Cem. Yay., 1984.
  • Koçel, Tamer; İletişim Olayları ve Türk Basınının Sorunları, “Basın İşletmelerinde Yönetim ve Organizasyon Sorunları”, Gazeteciler Cemiyeti Yayınları, 1984.
  • Koloğlu, Orhan; Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Basın, İletişim Yayınları, İstanbul, 1992.
  • Kuyucuklu, Nazif; İktisadi Olaylar Tarihi, İ.Ü.S.B.F., Yayın no:3, Sermet Matbaacılık, İstanbul, 1982.
  • Mc Caraty, Jerome; Basic Marketing, Irwin Inc., Home wood 1968.
  • Mutlu, Ay?egül; Marmara İletişim Dergisi, “Sosyal Fayda ve Maliyetleri Açısından Basın Sektörü ve Promosyonlar Üzerine Bir Yorum”, M.Ü.İ.F. Yay., sayı:1, Temmuz 1993.
  • Okur, Yekta; İletişim Olayları ve Türk Basının Sorunları, “Türk Basınında Dağıtım”, Gazeteciler Cem. Yay., 1984.
  • Oluç, Mehmet; İletişim Olayları ve Türk Basının Sorunları, “Türk Basınında İşletmecilik”, Gazeteciler Cemiyeti Yay., 1984.
  • Otmanbölük, Günvar; Babıali’nin Yarım Asırlıkları, Gazeteciler Cemiyeti Yay., 1986.
  • Öcal, Hakkı; İletişim Olayları ve Türk Basınının Sorunları, “Basınımızda Yönetim ve İşletme Sorunları”, Gazeteciler Cemiyeti Yay., 1984.
  • Özkan, Işık; Basım ve Basın İşletmeciliği, Bilgehan Basımevi, İzmir, 1989.
  • Özkaya, Yücel; Milli Mücadele’de Atatürk ve Basın (1919-1921), Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1989.
  • Öztürk, Ahmet; Marmara İletişim Dergisi, M.Ü.İ.F. Yayını, sayı:7, 1994.
  • Öztürk, Tanju; İletişim Olayları ve Türk Basınının Sorunları, “Türk Basınında Pazarlama”, Gazeteciler Cemiyeti Yay., 1984.
  • Perin, Cevdet; Tarih Boyunca Düşünce ve Basın Özgürlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1974.
  • Topuz, Hıfzı; 100 Soruda Türk Basın Tarihi, Gerçek Yayınevi, Ankara, 1973.
  • Topuz, Hıfzı; Basında Tekelleşmeler, İLAD-TÜSES, Mozaik Bas. Yay., İstanbul, 1989.
  • Uşaklıgil, Emine; İletişim Olayları ve Türk Basınının Sorunları, “Türk Basınında İşletmecilik”, Gazeteciler Cemiyeti Yayınları, 1984.
  • Üstünel, Besim; Ekonominin Temelleri-Giri? ve Mikro Ekonomi, 2. Baskı, Bilgi Basımevi, Ankara, 1972.
  • Vuran, Ate?; Marmara’nın Sesi Dergisi, “Basında Tekelleşme”, M.Ü.İ.F. Yay., Kasım 1995, sayı:117.

  • Williams, Hebert Lee; Newspaper Organization and Management, lowa: The lowa State University Press, 1978.
  • 1. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1963-1967) 1965 Yılı Programı.
  • 2. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1968-1972).
  • 9.1.1961 tarihli ve 10702 sayılı Resmi Gazete.
  • Basın İlan Kurumu, Yönetim Kurulu 1995 Yılı Faaliyet Raporu, İstanbul, 1996.
  • Bileşim Piyasa Araştırma Merkezi’nden alınan bilgiler.
  • Borsacı Dergisi, 19 Kasım 1995.
  • Cen Ajans Grey.
  • Cumhuriyet Gazetesi, 14 Haziran, 1945.
  • Cumhuriyet Gazetesi, 29 Ekim 1960.
  • Dünya Gazetesi (Özel Ek), 4 Ekim 1993.
  • Ekonomi Ansiklopedisi, Cilt 2, İstanbul, 1983.
  • Ekonomist Dergisi (Özel Ek), 24 Mart 1996.
  • Ekonomist Dergisi (Özel Eki), 17 Mart 1996.
  • İMKB Şirketler Yıllığı, 1995.
  • Meydan Larousse, Cilt 2, Meydan Gazetecilik ve Ne?riyat Ltd. ?ti., 1969.
  • Meydan Larousse, Cilt 5, Meydan Gazetecilik ve Ne?riyat Ltd. ?ti., 1969.
  • Milliyet Gazetesi verileri (1Ocak 1996’dan itibaren geçerli tarife).
  • SEKA Genel Müdürlüğü’nden Alınan Bilgiler.
  • Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, Sayı 293.
  • Yaysat A.Ş.’den alınan bilgiler.
  • Yeni Yüzyıl Gazetesi, 23 Ocak 1996.