DOÇ. DR. ERKAN YÜKSEL / ESKİŞEHİR
Gamze Özçelik'e ait olduğu iddia edilen ve medyanın anlatımıyla "yarı baygın halde tecavüze ilişkin porno görüntüler", "sevişme görüntüleri" ya da "seks kaseti şantajı" ve bunu kimin yaptığı sorusu bir süredir medya gündeminin üst sıralarında yer alıyor. En son olarak Posta gazetesinden sonra ülkenin en çok satan ikinci gazetesi Hürriyet, 29 Ağustos Pazartesi günkü manşet haberinin ardından, 18 Eylül Pazar günü olaya ilişkin son gelişmeleri yine manşetten okurlarına duyurdu. Ertesi gün üç büyük gazetenin okur temsilcisi olaya ilişkin değerlendirmelerini yazdı.
İDDİALAR İDDİALARI KOVALADI
Medyanın deyimiyle "genç oyuncu", "oyuncu", "ünlü manken" ya da "mağdur" Gamze Özçelik'e ait olduğu iddia edilen "porno" görüntüler, Özçelik'in 9 Eylül'de nişanlanacağını açıkladığı günlerde, 25 Ağustos'ta internet aracılığıyla medya kuruluşlarına gönderildi. Yayınlanan ilk haberlerde görüntüleri gönderen kişinin yaklaşık bir aydır bu görüntüleri medya kuruluşlarına pazarlamaya çalıştığı da vurgulandı.
O günlerde magazin basının gündeminde yine Hürriyet gazetesinde manşet olan "Bülent Ersoy'un CHP lideri Deniz Baykal'a yönelik iddiaları" vardı. Hülya Avşar'ın aldatılma olayı gündemdeki bir başka konuydu. Ardından "Hülya Avşar boşanıyor", "Tek celsede boşandı" haberlerinin tam üzerine "Porno görüntülerdeki kim?" sorusu gündemin ilk sırasına yerleşti. Bu arada, 13 Eylül'de Hürriyet gazetesinin de bağlı olduğu Doğan grubuna ait Kanal D'de Özçelik'in başrolde olduğu "Düşler ve Gerçekler" adlı dizinin yayınına başlandı.
Yaklaşık üç haftadır olayla ilgili bir çok iddia, önyargı ve genellemeye dayalı bir çok ifade gazetelerin birinci sayfasında ya da ana haber bültenlerinde geniş yer buldu. Özçelik, Kanal D Ana Haber bülteninde, canlı yayına konuk oldu. Olayla ilgili olarak bir çok kişi farklı televizyon kanallarına "özel" ya da "şok" açıklamalarda bulundu. "Şok" gelişmeler birbirini izledi...
Önceleri görüntülerdeki kişinin gerçekten Gamze Özçelik olup olmadığı tartışıldı. Sonra görüntülerin kim tarafından çekilmiş olabileceğine ilişkin iddialar gündeme geldi. Bu görüntüleri çekip yayınlamanın nasıl bir "sapıklık" ya da "pislik" olduğu vurgulandı ve bu kişinin hangi cezayı alabileceği konuşuldu. İddialara adı karışanların birbirini yalanlayan, birbirini suçlayan ve bazen bir önceki söyledikleri ile çeliştiği izlenimi veren açıklamaları medya içeriklerine yansıdı. Hangi yayın organının doğruyu, hangisinin yanlışı ya da eski açıklamayı yazdığı anlaşılamaz hale geldi.
Gelişmeler üzerine Özçelik'in avukatı Ali Aydın davadan çekildi ya da Özçelik avukatını değiştirdi. Medyada Özçelik'in "İçkime ilaç katıp sonra da bana tecavüz etti" iddiasıyla davacı olduğu eski sevgilisi Gökhan Demirkol'u savunan "Susurluk sanığı özel timcilerin avukatı" Ömer Yeşilyurt'un yaptığı "hamlelere" karşılık vermek üzere "Susurluk olayının kilit isimlerinden Haluk Kırcı'nın avukatı olarak tanıdığı Fatih Volkan'la anlaştığı" yazıldı.
Bu arada Özçelik'in özel yaşamı, hangi gün, hangi saatte, nerede ve kiminle birlikte olduğu, görüştüğü, ayrıldığı, hatta ne yeyip, ne içmediği, eski sevgililerinin kim olduğu, onların bu olaya ne dediği, ailenin diğer üyelerinin hangi açıklamayı yaptığı ve Özçelik'e ilişkin var olan ya da olmayan tüm kanaatler, psikolojik durumuna ilişkin kimi değerlendirmeler, mahkeme dosyasında gizli kalması gereken kanıtlar, benzer olaylar ve kıyaslamalarla her şey medya aracılığıyla ve "tüm çıplaklığıyla" kamuoyunun gözleri önüne serildi.
İlgili ilgisiz bir çok kişi bu konu üzerine görüş bildirdi. "Sokaktaki insan", "sanat dünyası" ve "ünlü" kişiler gibi kimi milletvekilleri de bu konu hakkında açıklamada bulundu. Kimi "uzman" görüşlerine de yer verildi. Teknolojinin bütün imkanlarından yararlanılarak görüntülerin nasıl bir cep telefonuyla kaydedilmiş olabileceği, görüntülere yansıyan "tecavüzcünün" kime ya da neye benzediği gibi "dedektiflik" havasındaki bir çok görüş ve bu görüşü destekleyen görüntü medyaya yansıdı.
Ancak konuyla ilgili haberin içeriği ne olursa olsun, üzerinden ne kadar zaman geçmişse geçsin, pek çok yerde "porno görüntülere" ilişkin birkaç kare fotoğraf ya da Özçelik'in arşivde bulunan mayolu, bikinili ya da transparan giysili fotoğraflarından biri ya da bir kaçı bu haberlere eşlik etti. Pek çok haberde Gamze Özçelik'e yapılan atıflarda soyadı yerine, adı kullanıldı.
Bu arada cep telefonları aracılığıyla "porno" görüntüler elden ele dolaştı ve internet ortamında elektronik posta olarak dağıtıldı. Başka bir deyişle gazete ve televizyonların birkaç kare ile yayınladıkları görüntülere kıyasla çok daha pornografik içerikteki görüntü, bireysel iletişim ortamları aracılığıyla yayıldı.
"MEDYA SINIFTA KALDI"
Köşe yazarları da konuya ilgi göstermekte gecikmedi. Bir çok köşe yazarı gibi konuyla ilgili görüşlerini aktaran Sabah gazetesi yazarı Fatih Altaylı, "Gamze Özçelik'in onurunun çiğnendiğini" ve onun için "çok üzüldüğünü" belirtti. Altaylı'ya göre bu "genç bir kızın başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri"ydi ve Özçelik'in "yargıya güvenmesi ve sığınması" gerekiyordu. Altaylı bu "sapık" görüntüleri kimin basına dağıttığına ilişkin bir "dedikoduya" da yazılarından birinde yer verdi. İddiaya göre bu da bir gazeteci ve "magazinci"ydi. Gelinen noktayı değerlendiren son yazılarından birinde ise Altaylı "Türk basını Gamze Özçelik olayında bir kez daha sınıfta kaldı" diye yazdı. Altaylı'ya göre, "Öncelikle böyle bir konuyu manşetlere taşıyarak 'Ahlaksız' bir adamın 'Temsilcisi' durumuna düştüler. Ardından detay bilgiler, uyuşturucu ilaç isimleri vererek yol gösterdiler. Özçelik bazı açıklamalar yapıp olayı kabullendikten sonra ise daha da çirkinleştiler. 'Bu kayıtları yapan cep telefonları 2 yıl önce yoktu' diyenler oldu, '2 yıl önce Gamze Özçelik daha silikon taktırmamıştı' diyenler oldu. Hepsi 'Mahkeme heyeti' oldular."
Reha Muhtar da Sabah gazetesindeki yazısında "Gamze Özçelik için karakter suikasti başladı" yorumunda bulundu. Muhtar da "Gamze, 'en mahrem sevişme görüntüleri bütün Türkiye'ye dağıtılan, tecavüze uğradığını söyleyen mağdur' olmaktan çıkıyor, 'zaten o yolun yolcusu hafif meşrep kadın' haline getiriliyor..." diye yazdı.
Yazdıklarında haksız da değildi. Çünkü bir yandan "Türkiye'nin en önemli problemi Gamze mi?" diye sormaya başlayan gazete okuru ve televizyon izleyicisi, haberlere ve haberlerin medyada yer alış biçimine tepki duymaya başlamıştı. Tepkilerde önyargı ve genellemelerin derin ve yoğun izleri vardı. "Su testisi su yolunda kırılır" diyenlerden tutun da, "Herhalde Gamze buralara oyunculuğuyla gelmedi" diyenlere kadar pek çok görüş yine medyada ve özellikle internet ortamında yayınlanmaktaydı.
OKUR TEMSİLCİLERİ NE DEDİ?
Gazetelerin okur temsilcileri de tepkiler üzerine konuyu ele aldı. Olayı Pazar günü manşete taşıyan Hürriyet gazetesinin okur temsilcisi Doğan Satmış, "Pek çok okur, Pazar olmasına rağmen gazeteye telefon açtı. Gelen tepkilerin yüzde 95'i erkek okurlarımızdan" diyerek konu hakkındaki okur görüşlerine yer verdi. Okurlar, olayın manşet yapılmasından duydukları tepkileri dile getirmekte ve "ülkenin daha önemli meselelerine" işaret etmekteydi. Hürriyet Yazı İşleri ise tepkiler üzerine şu yanıtı vermişti:
"Ortada, çok ağır bir iddia var. (...) Biz basın olarak bu olayın üzerine bütün gücümüzle gitmek zorundayız, Hürriyet olarak da başından beri bunu yapıyoruz. Aslında bu yayınlardan biz de rahatsız oluyoruz, ama bu ağır suç iddiasının da ortada kalmaması gerekir. Dünkü manşet bir finaldi. Ortada gazetecilik başarısıyla ortaya çıkarılmış sürpriz bir fotoğraf ve sürpriz bir görgü tanığı vardı. Tanık, çok önemli iddialarda bulunmuştu. (...) Böyle önemli bir gelişmenin görmezden gelinmesi, bir tecavüz olayının gizli kalmasına yol açabilirdi."
Satmış ise şu yorumda bulundu:
"Gamze Özçelik'in yaşadıkları, neredeyse bir aydır, sadece Hürriyet'te değil, öteki gazete ve TV'lere konu oluyor. Ünlü figürlerin yaşadığı bu tür olaylar tüm dünyada haber değeri taşıyor. Benzer olaylar, ABD gibi ülkelerde bile günlerce gazetelere TV'lere yansıyor. (...) Ancak, bu olay ayrıntılarıyla verilirken, başka olaylar gözardı edilmeli mi? Ediliyorsa bu yanlış olur, öteki olaylara da gerektiği kadar yer ayrılmalı."
HERKES AYNI DÜŞÜNMÜYOR
Milliyet gazetesi okur temsilcisi Derya Sazak ise, pazartesi günü yayınlanan "Tabloid gazeteciliğin Gamze Özçelik sefaleti" başlıklı değerlendirmesinde "Manken-oyuncu Gamze Özçelik'in tartışma yaratan video görüntülerine medyanın yaklaşımı Türkiye'de 'kalite gazete-tabloid' farkının giderek ortadan kalktığını gösteriyor" yorumunda bulundu. Özel hayatın gizliliğine giren onlarca sorunun gündeme getirildiğini vurgulayan Sazak, medya içerikleri hakkında "Genç bir kadının başına gelenleri 'toplu tecavüz'e dönüştürmeye çalışan paparazzilik. Röntgencilik" eleştirisini yöneltti.
Satmış'ın ABD örneğine kıyasla İngiltere'den örnek veren Sazak, "Bu tür 'tabloid yayıncılığın' beşiği İngiltere'de bile artık böylesine düşük magazin yapılmıyor" diye yazdı. Sazak, "Gamze Özçelik olayı gösteriyor ki, Türkiye'de epey zamandır aşınan 'kalite gazete-tabloid' farkı giderek ortadan kalkıyor. (...) Kendi saygınlığını tüketiyor basın" değerlendirmesinde bulundu.
Milliyet'in olayı 'bulvar' gazetelerinden çok daha sorumlu izlediğini ve 'etik' duyarlılıkla aktardığını ifade eden Sazak, buradaki ölçütü "Gamze'nin fotoğraflarını 'erotik' malzeme olarak kullanmak değil, magazinden çok polis, adliye yönüyle gelişmeleri okura duyurmak" şeklinde tanımladı. Sazak,Yazı İşleri'nin haber seçiminde "sansasyon" tuzağına düşmemesi ve "ölçüyü kaçırmaması" gerektiğini de vurguladı.
"ÖLÇÜLÜ" HABERCİLİK...
Sabah gazetesinde okur temsilcisi Yavuz Baydar ise köşesinde "Haberin ölçülü verilmesi nedeniyle, Sabah okurlarından dikkate değer bir tepki yok" diye yazdı. Daha sonra "son haftalarda taşlı sopalı çatışmaları, kanlı terör olaylarını Gamze Özçelik olayı ile kıyaslayan" Yılmaz Özdil'in köşe yazısına yönelik yorumda bulunan Baydar, şiddet haberlerinin "tahrik" gücünü televizyonun etkisine bağladı.
Sonuç olarak şimdilik Gamze Özçelik olayı hakkında bir çok iddia ve bir çok yanıtsız soru hala gündemin üst sıralarında doğrulanmayı ya da yanıtlanmayı bekliyor. Habercilik mesleği adına ortaya çıkan manzaraya ilişkin yorumlar da olaya ilişkin iddialar kadar çeşitli. Toplumun bu olay karşısındaki tutumu ise, ayrı bir inceleme ve değerlendirme konusu. Son söz ise mahkemede söylenecek. Yine de medyanın bundan sonra, "unutulmasını", "sonuçsuz kalmasını" ya da "üstünün örtülmesini" istemediği için "üzerine gittiği" bu olayı daha ne kadar gündemde tutacağı bilinmiyor. Çünkü gündeme yeni bir olay düştü. Hürriyet'teki başlığıyla "Olay damat öldü". Televizyonda yayınlanan "Gelinim olur musun?" programının "ünlü" ismi Ata Türk, bir otel odasında ölü bulundu...
-------------------------------
Doç. Dr. Erkan Yüksel
Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi