DOÇ. DR. ERKAN YÜKSEL
Habercilikte iyi bir görüşme nasıl yapılır? Genç habercilerin hiç tanımadıkları kişilerle yaptıkları görüşmelerde en çok bocaladıkları konulardan birisi budur. "Ben şimdi ne diyeceğim?" diye paniğe kapılırlar. Bu panik, karşındakini anlamama, anlatılmak isteneni yazamama sonucunu da beraberinde getirir.
O nedenle kimi genç muhabirler yanlarındaki ses kayıt cihazlarına güvenir. "Nasıl olsa kayıt var. Bir şey anlamazsam onu dinlerim" diye düşünür. Ancak, "anlamların karşılıklı olarak paylaşımı" şeklinde tanımlanabilecek iletişim süreci bir bütündür.
Bir yaklaşıma göre sözler bu bütünün yüzde 10'unu, ses tonu yüzde 30'unu ve beden dili yüzde 60'ını oluşturur. Başka bir deyişle "ne söylediğimiz", "nasıl söylediğimiz" ile anlam kazanır.
Bir kaşımızı kaldırıp söylediğimiz sözle, aynı kaşımızı indirerek söylediğimiz söz arasında "anlam" farkı vardır. Ses tonumuz bile farklı anlaşılmamıza neden olabilir. Buna ilişkin pek çok örnek verilebilir. İletişimin kurulduğu ortam ya da çevre özellikleri de tüm süreci etkileyen önemli bir unsurdur. Bu anlamda, karşılaşmanın ilk 10 saniyesi yani "ilk karşılaşma", kritik öneme sahiptir.
İLK 10 SANİYE "SİZİ" ANLATIR
Sizi tanımayan bir kişi, sizi gördüğü ilk 10 saniye içerisinde sizin hakkınızda olumlu ya da olumsuz bir izlenim edinir. Hatta bu süreyi "ilk 4 saniye" olarak ifade edenler de bulunur.
Çoğu zaman karşımızdaki insanlar, ilk saniyelerde gerçekleşen bu izlenime bağlı olarak sizinle kuracağı iletişime yön verir. "Evet" ya da "hayır" karşılığını verir. O nedenle iyi iletişimciler iyi bilir ki, ilk izlenim, en önemli şeydir.
İlk izlenim, sizin nasıl göründüğünüzle başlar. Kılık kıyafetiniz, hal ve tavrınız ilk izlenimin oluşmasında etkilidir. Yüzünüzdeki ifade, gözlerinizdeki bakıştır. Onun için nasıl bir izlenim uyandırmak istiyorsanız o şekilde giyinmenizi ve öyle bir ifade takınmanızı öneririm. Size "evet" ya da "hayır" denilmesi, bir oranda, karşınızdaki kişide bıraktığınız ilk izlenime bağlıdır.
Bir habercinin gün içerisinde nereye gideceği günün gelişmelerine bağlı olarak değişebilir. Sabah bir sanatçı ile görüşebilir, öğleden sonra bir politikacıyı dinleyebilir, akşama doğru bir yangına koşabilirsiniz. Eğer sabit bir göreviniz yoksa sürprizlere hazır olmak gereklidir. Yalnızca kravat taktığı için habercilik mesleğinde birçok fırsata kapı aralamış birden çok kişi tanıyorum. Özellikle resmi dairelerle işi olanların her zaman giyimlerine daha fazla önem göstermeleri boşuna değildir. Hatta tecrübeli gazeteciler her zaman dolaplarında yedek bir gömlek ve kravat da bulundururlar ki, acil bir durumda "ilk yardım" ellerinin altında olsun...
O halde ilk izlenim için kıyafete, hal ve tavırlara dikkat etmek gerekiyor. Bu aşamaya "ön hazırlık" da diyebiliriz. Peki, karşılaşma anı nasıl olacak?
SELAM VERİN, GÜLER YÜZ GÖSTERİN
"İnsan insandan bir güler yüzü, bir tatlı dili, bir selamı, kelamı esirger mi? İnsanlarla selamlaşmak, bırakın doğru iletişim kurmayı, insan olmanın asgari gerekliliklerinden birisidir."
O halde bir görüşmeye gittiğimizde ilk yapmamız gereken şey, selamlaşmaktır. Sıcak bir gülümseme ve içten bir göz teması selamlaşmaya eşlik etmelidir. Tanışmaya geçmeden önce sıcaklığımızı karşımızdakine hissettirmemiz olumlu bir izlenim uyandıracaktır.
Ardından kendimizi tanıtabiliriz: "Ben Erkan Yüksel. Anadolu Haber gazetesinden geliyorum...."
Sonra onu tanımaya çalışabiliriz. Halini, hatırını sorabiliriz. Doğru iletişim kurabilmek için gereken sıcak atmosferi oluşturmayı deneyebiliriz. İletişim için gerekli atmosferi oluşturma, yani "konuşmaya hazırlık" aşaması, habercinin sorumluluğundadır. Az sonra sorulacak sorulara alınacak yanıtlar bu sıcak atmosferde şekillenecektir.
Atmosferi oluşturan önemli bir unsur da ortamdır. Dolayısıyla görüşmenin nasıl bir ortamda gerçekleştiği, atmosferin şekillenmesinde etkili olur. Gürültülü bir mekan, dikkati dağıtıcı unsurlara sahip bir yer, olası diğer ihtimaller bu bağlamda dikkate alınmalıdır. Bütün bunların görüşmeyi "sıcak" kılmasına önem verilmelidir. Tabi, şartlar el verdiği sürece...
SORULAR... SORULAR...
Ardından sorularımıza mı başlayacağız dersiniz? Hayır. Önce dinlemeliyiz. Hemen sorulara geçmek "acelecilik" olur. Önce bizimle rahatça konuşabilmesini sağlamalıyız.
Bu nasıl olacak? İnsani duyguları ön plana çıkararak, "insana" odaklanarak denenebilir. Bu da tecrübe ile sağlanacaktır.
Bu arada "hocam, her durumda bu kadar vaktimiz olmuyor. Tamamen teknik davranmak mümkün olamıyor" düşüncesi akla gelebilir.
Otomobil kullanmaya başlamadan önce lastiklerin havasına bakmamak, aynaları düzeltmemek, koltuğa rahat oturmamak, koltuk ayarlarını yapmamak, emniyet kemerini takmamak vs. aslında benzer bir sürece işaret eder.
Herkes bilir ki, "doğru bir sürüş nasıl olur" sorusunun yanıtı tektir ve bir bütün olarak burada sıraladıklarımı, büyük ölçüde de ehliyet sınavlarında verilen yanıtları ve yapılan uygulamaları içerir.
Pratikte ise belki kimisi gerek duymaz, kimisi "vaktim yok" der, kimisi "fark etmez" yanıtını verir.
Benim anlattıklarım da öyle... "Doğru bir iletişim nasıl kurulur", "etkili bir dinleme nasıl yapılır" sorularının "sınavlarda verilen" doğru yanıtları bulunur. Uygulamada da bunlara dikkat etmek büyük yarar sağlayacaktır. Yoksa "kurallar" olmadan da "otomobil yolda gider" ama bu durum, farkına bile varmadığımız ya da önemsemediğimiz riskleri ortadan kaldırmaz...
SORUNA DEĞİL, İNSANA ODAKLANMAK
Çoğu zaman haberciler "olaya" ya da "soruna" odaklanır. Onlar için önemli olan haberdir. Oysa doğru iletişim kurabilmenin yolu "insana" odaklanmaktan geçer. Önce insana odaklanın ve onu doğru anlamaya çalışın. İnsanları kaybederseniz, doğruyu kaybederseniz, hatta birçok şeyi kaybedersiniz.
Habercinin temel amacı, yalnızca sorular sormak ve yanıtlar almak değildir. İşin özünde, karşımızdakini "anlayarak dinlemek" ve "doğru anladıklarımızı, doğru bir şekilde haber anlatımına dökebilmek" gerekir.
Bir kez daha önemle ifade edeyim: Habercinin temel amacı, yalnızca sorular sormak ve yanıtlar almak değil; karşımızdakini "anlayarak dinlemek" ve "doğru anladıklarımızı", "doğru bir şekilde" haber anlatımına dökebilmektir.
Görüşme sırasında neyi nasıl sorduğumuz, soruyu nasıl kurguladığımız ve karşımızdakinin, bizim sorduğumuz sorudan ne anlam çıkardığını anlamamız büyük önem taşır.
Unutmayın: Herkes bir şekilde soru sorabilir. Ancak herkes "doğru" soruyu soramayabilir. Doğru soruyu sorabilir, ancak "doğru" yani haberi "haber" yapacak olan "istenen" yanıtı alamayabilir. O nedenle "doğru soruları hazırlamak" da haberciliğin "ev ödevleri" arasında sayılmalıdır.
Görüşmeye gidilen kişi hakkında bilgi sahibi olmak, ne soracağını önceden planlamak sizin kendinize olan güveninizi sağlamlaştıracağı gibi karşımızdaki kişide uyandıracağımız izlenimde de olumlu bir etki yaratacaktır.
Bir başka nokta da şudur: "Siz habercisiniz" diye kimse size doğruları söylemek ve sorularınızı içtenlikle yanıtlamak zorunda değildir. Hele de siz, karşı tarafın size açılmasını sağlayacak "güveni" oluşturamamışsanız; bırakın sorunuzun karşılığını, herhangi bir yanıt beklemeniz bile tuhaftır.
Dolayısıyla, karşı tarafta yaratacağınız ilk izlenim için "hazırlıklı" olmak kadar; karşı taraftan gelecek "negatif" etkileri göğüslemek ve onlar karşısında "yıkılmadan" ayakta durabilmek ve her şeyden önce "görevini unutmamak" ve bir insan olarak, "insana odaklanmak" önemlidir.
Sonuç olarak karşımızdakine güler yüz göstermeden, ona nazik ve insanca davranmadan, onu dinlemeden, kaygılarını gidermeden, fikirlerini sormadan, onu doğru anladığımızdan emin olmadan haber yazmak, yanlışları da beraberinde getirebilecektir.
O nedenle görüşme sırasında karşınızdaki kişiyi "can kulağıyla" dinleyin. İyi ve etkili bir dinleme nasıl olur, bir sonraki yazımda değineceğim.
-------------------------------
Doç. Dr. Erkan Yüksel
Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi