DOÇ. DR. ERKAN YÜKSEL
Habercilik eğitiminin ilk basamağı "soru sormak" olarak bilinir. Ancak ondan önce "dinlemek" gerekir. İletişim fakültelerinde nasıl soru sorulacağı, nasıl haber yazılacağı, hangi etik kurallara dikkat edileceği öğretilir ama işin "etkili dinleme kısmı" büyük ölçüde ve belki de "nasıl olsa biliyorlardır" denilerek ihmal edilir.
Geçenlerde yaşadığımız bir olayı anlatım. Öğrencilerin hazırladığı bir gazetede yayınlanmak üzere, yüz yüze gerçekleştirilen bir röportaj sırasında, bir arkadaşımızdan ilginç bir anısını anlatması istenmiş. O da anlatmış...
Baskıdan önce gazete, tashih için bana geldi. Söz konusu haberi okudum. Habere göre arkadaşımız, oğlu ile birlikte sinemaya gitmiş. Bilet için kuyrukta beklerken, eski mezunlarımız onu görmüş ve ona hava atmışlar. Oğlu da bu duruma ağlamış.
Güler misin, ağlar mısın? Mezunlar hava atmış, arkadaşımızın oğlu ağlamış! "Bu nasıl bir ilginç anı" diye düşünürken, arkadaşımız geldi. Haberi kendisine okuttum. Şok geçirdi...
HAVA NASIL ATILIR?
Haberdeki diğer hataların neler olduğunu söylemeyeyim. Ancak işin "hava atma" kısmını düzelteyim. Eski mezunlarımız, arkadaşımızı görünce mutlu olmuşlar. Kollarından ve bacaklarından tutup neşe içinde onu "havalara" atmışlar. Oğlu ise "aman babam düşecek" diye korkmuş ve bu nedenle ağlamış.
Haberi yazan muhabir ses kaydı almış. Aradan zaman geçmiş. Haberin deşifresi "havaya attılar" yerine "hava attılar" şeklinde çıkmış. İster "yazım hatası" deyin, ister "yanlış anlama"... Yalnızca iki harf; "ya" eki, anlamı tamamen değiştirmiş. Haberin kendisi de olaydaki duyguyu, neşe ve heyecanı içermeyince, yanlış yazılan iki sözcük, tüm anlamı bozmuş ve bambaşka bir hale getirmiş...
Bu olayın bizi ilgilendiren yönü, "aktif dinleme" boyutunda gizli. Habercimiz aktif bir dinleyici olsaydı ne yapardı? Yalnızca teybe kaydettikleri ile yetinir miydi? Bu olayı açıklayıcı sorular sorar mıydı? Doğru anladığından nasıl emin olurdu? Şimdi işin bu kısmına odaklanalım...
İYİ BİR İLETİŞİMCİ OLMAK İÇİN...
İyi bir habercinin, iyi bir iletişimci olması beklenir. İyi bir iletişimci de şunu iyi bilir: İletişim kişiye yapılmaz, kişiyle yapılır. İletişim, iki kişiden birinin aktif, diğerinin sus-pus karşısındakini dinlemesi değildir. O nedenle, daha en başta, habercinin yalnızca sorusunu sorması ve ses kayıt cihazının karşı tarafın sesini kaydetmesini beklemesi "iyi bir iletişim" örneği olamaz.
Genel anlamda, iletişim, bir bütündür ve geri bildirimi içermeyen bir iletişim süreci, "karşılıklı anlamların paylaşımı" olan iletişimin "doğru işlemediğinin" bir göstergesidir.
Başarılı iletişimin ilk kuralı karşımızdakinin kendini ifade etmesine izin vermekten geçer. Dolayısıyla ilk kural, dinlemektir. Bu nedenle, aktif ya da etkili bir dinleme yapmanın anlamı, kulağımıza çarpan sözcükleri "duymak" değil, karşılıklı "etkileşim" kurabilmektir.
Aktif bir dinleme yapmak; karşımızdakinin mutlaka yüzüne bakarak ve doğrudan göz teması kurarak dinlemeyi, uygun aralıklarla başımızı sallayarak "evet", "anlıyorum" gibi ilgi gösteren kısa geri bildirimlerde bulunmayı ve sonra, onun söylediklerinden ne anladığımızı ifade eden bir cümleyi tekrarlamayı gerektirir.
Tekrar edeyim: Etkili bir dinleyici olabilmek için karşımızdakinin mutlaka yüzüne bakmalıyız. Doğrudan göz teması kurmalıyız. Onu can kulağı ile dinlemeliyiz. Arada sırada başımızı sallamalı "evet" ya da "sizi anlıyorum" gibi kısa ifadelerde bulunmalıyız. Sonra da onun söylediklerinden ne anladığımızı ifade eden bir cümleyi ona söylemeli ve doğru anlayıp anlamadığımızı kontrol etmeliyiz.
SES KAYDI "GÜVENCE" OLMALI
O nedenle bir görüşme sırasında, kişisel olarak, mümkün olduğunca ses kaydını "yedek" tutmayı tavsiye ederim. Görüşme sırasında anladığını yazmak, notlar almak, sorular sorarken yazdıklarını okumak, ne anladığını tekrar etmek ve teyit etmek çok büyük yarar sağlar. Ayrıca deftere yazılanlarla haber metnini oluşturmak, ses kaydını deşifre etmekten daha kolay, daha hızlı ve daha pratiktir. Ses kaydı ise sanki daha soğuk, ruhsuz ve olabildiğince "anlam"sızdır.
Örneğin iki saatlik bir görüşme yaptığınızda ve bunu teybe kaydettiğinizde, en az iki saat de bunu deşifre etmek için uğraşırsınız. Oysa not almak ve hızlı not alma becerisi sahibi olmak, büyük avantaj sağlar. Ancak teyp kaydının yedek ya da güvence olmasının değeri de ayrı tutulmalıdır. Sizin aldığınız notlara güvenilmeyebilir ama ses kaydı önemli bir ispat aracıdır.
Aktif bir dinleyici şunu da iyi bilmelidir: İletişimin ancak yüzde 10'u söze dayanır. Geri kalan yüzde 90'ını ise ses tonu ve beden dili oluşturur. O nedenle "nasıl söylediğiniz", ne söylediğinizden çok daha önemlidir. O halde ses kaydı, bir görüşmenin, söze dayanan, yalnızca yüzde 10'luk kısmı kaydedebilir.
Daha ilkokul sıralarında öğrenmişsinizdir: "Oku da adam ol baban gibi eşek olma" sözünü söylemenin iki farklı yolu vardır. Ya "oku da adam ol baban gibi" dersiniz, ya da "baban gibi eşek olma". Tonlama, sözlü iletişimde yüzde 30'luk paya sahip görülür. Geriye kalan yüzde 60 ise beden dilinden oluşur.
Dolayısıyla, aktif dinlemede asıl olan kulağımıza çarpan sözcükleri duymak değil, karşımızdakini anlamaktır. Anlamak için sözcükler yetmez. Ses tonu, beden dili, içinde bulunulan ortam ve dolayısıyla iletişimin bütünü önem taşır.
İYİ BİR DİNLEYİCİ OLMAK İÇİN NE YAPMALI?
İyi bir dinleyici olmanın ilk kuralı, susmaktır. Evet, susun! Çünkü dinlemek için susmak gerekir. Konuşurken karşınızdakini dinleyemezsiniz. Ayrıca siz konuşurken, konuşan kişiye kendini anlatabilmesi için yardımcı olamazsınız.
İyi bir dinleyici olabilmek için, yani karşımızdakinin kendini anlatabilmesini sağlayabilmek için onu rahatlatmamız gerekir. Öncelikle, konuşabilmesini sağlayacak atmosferi yaratmalıyız. Kendini baskı altında hissetmemeli ve bize güvenmeli ki, konuşabilsin.
Onu dinlemek istediğimizi göstermeliyiz. Ona ilgi duyduğumuzu, karşı çıkmak yerine, onu dinlemek arzusunda olduğumuzu ifade etmeliyiz. Bunu ses tonumuzla, beden dilimizle ve sözcüklerle yapabiliriz. "Sizi dinlemek istiyorum" diyebiliriz.
O konuşurken başka şeylerle ilgilenmemeliyiz. Onu dinlediğimizi her şekilde ifade etmeliyiz. Örneğin kalemle, kâğıtla, defterle uğraşmamalıyız. Gözlerimizi başka yere kaçırmamalıyız. İlgimizin tamamını ona yönlendirmeliyiz. Görüşmeyi yaptığımız ortamda onu dinlememize engel oluşturacak ne varsa yok etmeli ya da onlardan uzaklaşmalıyız. İletişimin "gürültü" unsurunu en aza indirmeliyiz. O nedenle, örneğin görüşme yaptığımız yeri seçerken, bu unsurlara dikkat etmeliyiz. Kendimizi tamamen "birbirimize" yoğunlaştıracak unsurlara önem vermeliyiz.
Karşımızdakinin sözünü yarıda kesmemeliyiz. Asla o konuşurken, konuşmaya girmemeliyiz. Onun kendisini ifade etmesi için ona zaman tanımalıyız. Sözünün önünü almamalı, "sadede gelsin" diye sabırsızlık göstermemeli, "söylediklerini bitirsin" diye konuşmaya çalışmamalıyız.
DOĞRU ANLADIĞINIZDAN EMİN OLUN
Konuşma sırasında, onu dinlediğimizin bir ispatı olarak soru sormak, onunla ilgilendiğimizi gösterir. Soru sorarak onu rahatlatabilir ve daha fazla açıklama yapabilmesi için ona yol gösterebiliriz. Doğru sorular, onun kendini anlatmasına yardımcı olur. Yanlış sorular ise iletişim çatışmasına neden olur.
Aynı şekilde, teyit cümleleri kullanmak daha da önemlidir. Dinleme sırasında "hı", "evet" sözcüklerini içeren baş sallamalar, "seni dinliyorum" demektir. Ayrıca "Eğer yanlışsam, beni düzeltin lütfen...", "Yani şunu mu demek istediniz...", "Sadece doğru anladığımdan emin olmak için..." diye başlayan cümleler kurmak doğru anlamanın gereğidir.
Doğru anlamayı sağlamanın yolu, anladığını sormaktan geçer. "Doğru anladıysam eğer..." diye başlayan cümleler kurun. Yanlış anladığınız ya da anlamadığınız yerleri sorun. Anladıklarınıza açıklık kazandırın. Unutmayın: Konuşma sırasında bir yanlışı düzeltmek, haberin yayınlanmasından sonra düzeltmekten çok daha zordur ve çok daha büyük bedellerin ödenmesine neden olur. Yanlış anladığınızı itiraf etmekten korkmayın. Yanlış üstüne yanlış yapmaktan korkun.
Teyit cümleleri kurarken kendinizi "söylenenleri bir kerede anlamayan, geri zekâlı adam" gibi hissetmeyin. Doğru anladığınıza ilişkin karşı tarafta bırakacağınız izlenim, onun size daha fazla güvenmesine ve daha fazlasını anlatmasına neden olacaktır. Soru sormak, anlamaya çalışmak, etkili bir dinleme yapmak, size büyük avantajlar sağlayacaktır.
ELEŞTİRMEYİN, TARTIŞMAYIN
Konuşma sırasında karşımızdakini yönlendirmemek de altın kurallardan biridir. Aynı görüşte olduğunuzu ona ifade etmek, söylediklerine katıldığınızı söylemek, onu yaptığı açıklama konusunda "kışkırtmak" ve belki "tuzak kurmak" habercinin "yapmaması" gereken işlerdendir.
Bir görüşme sırasında mümkün olduğunca şunları yapmamaya özen gösterin: Tartışmayın, eleştirmeyin, yargılamayın! Unutmayın: Siz onu dinlemek ve anlamak için bir haberci olarak görevinizi yapıyorsunuz. Doğru bir şekilde anladığınıza emin olduklarınızı, okuyucularınıza ya da izleyicilerinize aktaracaksınız. Oysa görüşme sırasında takınacağınız tartışmacı bir tutum, karşımızdakini savunmaya yöneltir. Hatta onda kızgınlık duygusu uyandırır. Onunla tartışarak, o anda, o tartışmayı kazanabilirsiniz, ancak onu kaybedersiniz. Bu şekilde yazacağınız haberle de okurunuzu kaybedersiniz. Her durumda şu ilkeyi yaşamınızın bir parçası haline getirin: Tartışmayın, onu anlamaya çalışın!
Sonuç olarak benim anlayışıma göre habercilik mesleğinin ilk kuralı "can kulağıyla" dinlemektir. Sonra "soru sormak", "anlamak", "anladığını anlaşılır bir dille anlatmak" gelir. Özetle, aktif bir dinleme yapmak; "susmak", "dinlemek", "anlamak", "anladığımızı ifade etmek" ve "yanlış anladıklarımızı düzeltmekten" geçer.
-------------------------------
Doç. Dr. Erkan Yüksel
Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi