DOÇ. DR. ERKAN YÜKSEL / ESKİŞEHİR
Uzakdoğu ülkelerini vuran deprem felaketi karşısında kimi gazeteler bunu kıyamete benzetirken, kimi gazeteler de konuyu başka açılardan ele alıp "kıyametin alametlerinden" ve bu tür felaketlerin nedenlerinden söz etti. Tercüman Gazetesi yazarlarından Mehmet Paksu 29 Aralık 2005 günkü yazısında bu konuya değinerek, dini açıdan konuyu ele aldı. Daha sonra CNN Türk'e de konuk olan Paksu, kimi soruları gündeme getirdiği yazısında şunları yazdı:
"... tsunamiyi de tesadüfi bir olay gibi görüp "Okyanusun 40 kilometre derinliğinde bulunan fayların kırılması" şeklinde basite indirgemek, hâdiseyi gerçekleştiren Kudreti göz ardı etmekten başka bir şey değildir. Sonsuz Kudret ve Azamet sahibi bu musibeti neden vermiştir? Bu bir ikaz mıdır, bir uyarı mıdır? İnsanlığa hangi mesaj ve hangi ders verilmektedir? Olay neden lüks tatil beldelerinde cereyan etmiştir? Yeryüzünü ve okyanusu öfkelendirecek kadar neler yapılmıştır? Acaba, 'Kula belâ gelmez hak yazmayınca,/Hak belâ yazmaz kul azmayınca' gerçeği mi yaşanmıştır?"
Paksu bu sorularla; yaşananların hem "tesadüf olmadığını", hem de "Allah'ın kudretinin bir göstergesi olduğunu" ifade ettikten sonra, "kendince bir gerçeğe", vurguda bulundu:
"Kula belâ gelmez hak yazmayınca,/Hak belâ yazmaz kul azmayınca"...
ÖNCESİ VE SONRASI...
Benzer görüşler daha önce de "Marmara depremi" adıyla anılan Gölcük merkezli deprem sonrasında dile getirilmiş ve bunun "Allah'ın bir gazabı olduğu" savunulmuştu.
Hiç de yeni sayılamayacak bu görüşler, diğer yandan, son zamanlarda moda haline gelen televizyon ekranlarında sırlarla, gizemlerle, hayal alemleri ve gizli gerçeklerle örülü, mistik içerikli ve kaderci anlayışı savunan programlarda da bolca işleniyor.
"İlahi adaletin" ya da "gizli bir elinin iyilik yapanın yanında, kötülük yapanın ensesinde" olduğu vurgulanarak, "hesapların bir bölümünün bir şekilde, bu dünyada görüldüğü" anlatılıyor.
ALTAN'IN YAZDIKLARI
Karşıt tarafta da kimi görüşler yine sorularla konuyu gündeme taşıyor. Örneğin bundan çok önce, Ahmet Altan, 29 Aralık 2003 tarihli bir yazısında özetle şu görüşlere yer veriyor:
"İran, çeyrek yüzyıldır İslami kurallarla yönetiliyor... Bu ülkede 6,5 şiddetinde bir deprem oldu. Bir kent neredeyse tümüyle yıkıldı. İlk rakamlara göre yirmi bin kişi öldü. Kaliforniya Müslüman değil. Hayat tarzlarına bakılırsa Hıristiyanlığı bile ne kadar ciddiye aldıkları tartışılır... Kaliforniya'da İran'dakinden çok şiddetli deprem oldu. Sadece üç kişi öldü. Şimdi, bu iki olayı hiç demagojiye sapmadan nasıl açıklayacağız..."
Ardından da Altan, şu soruları gündeme taşıyor:
"Ben bu isleri çok iyi bilmem. Onun için müminlere sormak lazım: 'Bu mu Müslümanlık gerçekten?' Hıristiyanların bu kadar güvencede Müslümanların bu kadar tehlikede yasamasını nasıl açıklıyorsunuz? Yirmi bin insanını orta boy bir depremde ölüme teslim etmeyi din hoş görüyor mu?... Evlerin sağlam yapılmasıyla ilgili hiçbir sorunu yok mu dinin?"
SONUÇ
Bir diğer yandan da "Deprem dede", Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, önümüzdeki 30-40 yıl içinde Marmara bölgesinde yaşanabilecek şiddetli bir depremin olasılık hesaplarını açıklıyor. Hatta bu yıl ülkenin herhangi bir yerinde 6 şiddetinden büyük bir deprem olma olasılığından rakamlar vererek söz ediyor.
Tusunami'yi üç saat önce gören ABD, bölgedeki üslerini uyararak önlem almalarını sağlıyor.
Barajlar yapılıyor, Çarşamba'yı sel almıyor.
Dün ölümcül olan bir çok hastalık, bugün tedavi buluyor.
Dünya dönüyor. Kıtalar sarsılıyor. Canlar yitiriliyor.
Dünya'da şiddet, kan ve savaşlar bütün azametiyle devam ediyor.
Ateş düştüğü yeri yakıyor.
Koyun can derdine düşüyor, kasap mal derdine.
Herkes elindeki kase kadar denizden su alabiliyor...
KAYNAKÇA
-------------------------------------
Altan, A. (2003). "Din, Ölüm, Hayat...", http://www.gazetem.net/aaltanyazi.asp?yaziid=115.
Paksu, M. (2004). "Tusunami ve Kur'an'daki Kıyamet Sahnesi", http://www.tercumangazete.com/hoku.aspx?yid=5383.
Paksu, M. (2004). "Tusunamiyi Değerlendirirken", http://www.tercumangazete.com/hoku.aspx?yid=5407
------------------------------------