| KIBRIS GAZETESİNİN YAKLAŞIMI Birsen Altıner |
| GİRİŞ
Bu çalışmada Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) Avrupa Birliği'ne (AB) üyeliğine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) yayınlanan ve bu bölgede en çok satan 'Kıbrıs' gazetesinin nasıl yaklaştığı ve bu olguyu nasıl değerlendirdiği incelenecektir. Bu çalışma 'Kıbrıs' gazetesi dağıtım sorumlusu Salih Çalkıkuşu'nun bize gönderdiği 1 ile 15 Aralık 1997 tarihleri arasına kapsamaktadır. Gazete İstanbul'da yayınlanmadığı ve Kıbrıs baskısının dağıtımı İstanbul'da yapılmadığı için çalışmayı Kıbrıs'tan gönderilen 15 gazete ile sınırlı tutmak zorunda kaldık. Ancak bu tarihler tesadüfi seçilmemiştir. Bu tarihler 11 Aralık Perşembe günü başlayıp iki gün süren Avrupa Birliği'nin Lüksemburg'da yapılan Genişleme Zirvesi'nin öncesi ve sonrasını da kapsamaktadır. Bu amaçla her şeyden önce çalışmanın konusuna giren kavramların, GKRY'nin ve AB'nin ne olduklarını, siyasal ve hukuksal bakımdan ne ifade ettiklerini saptamaya çalışacağız. Araştırmanın tam olarak anlaşılabilmesi için Kıbrıs'ın tarihine, GKRY ve KKTC'nin nasıl oluştuğuna kısa da olsa değinilecektir. GKRY'nin AB'ne tam üye olması durumuna 'Kıbrıs' gazetesinin ve dolayısıyla
sözcüsü oldukları Kıbrıs Türk kesiminin nasıl baktıklarını incelemeye geçmeden
önce, GKRY'nin AB'ne tam üye olması ve Avrupa'nın şemsiyesi altına girmesi
halinde TC ve KKTC'nin politik ve güvenlik bakımından bu durumdan nasıl
etkileneceğine de göz atılacaktır.
1. KIBRIS'IN TARİHÇESİ
3572 km kare yüzölçümü ile Akdenizin üçüncü büyük adası olan Kıbrıs'ın tarihini, çok gerilere gitmeden Venediklilerden Osmanlı egemenliğine geçtiği 1570 tarihinden başlatmamız doğru olacaktır. Kıbrıs 1571- 1923 yılları arasında Türk; 1923 - 1960 yılları arasında İngiliz egemenliği altında yaşadıktan sonra bağımsız bir cumhuriyet olmuştur. Adanın Kıbrıslı Türkler ve Türkiye'nin muhalefetine rağmen Yunanistan'a ilhak edilmek istenmesi (ENOSİS), Ada'da Türkler ile Rumlar ve Ada dışında da Türkiye ve Yunanistan arasında sorun çıkarmış ve bu günümüze kadar değişik boyutlarda devam etmiştir. Kıbrıs'ın tarihçesini, Osmanlı egemenliğinden 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
kurulmasına kadar süren dönem; 1960 - 1963 arasındaki Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
mevcut olduğu kısa dönem ve 1963'ten günümüze uzanan dönem diye üç üst
başlık altında değerlendirebiliriz.
1.1. 1570 - 1960 Yılları Arasındaki Dönem
1570 yılında Osmanlılar tarafından ele geçirirlen Kıbrıs, 4 Haziran 1878 tarihine kadar fiilen ve hukuken Osmanlı Devleti'nin egemenliği altında kalmıştır. 4 Haziran 1878 günü İngiltere ile yapılan bir anlaşmayla, Rusya'nın ileride Osmanlı Devleti'nin Asya kıtasındaki topraklarına yönelecek herhangi bir istila ve savaş durumunda İngitere'nin silahlı yardımına karşılık Kıbrıs adasının yönetimi bu devlete verilmiştir. İki devlet arasında yapılan iki anlaşmanın biri adanın yönetimine, ikincisi ise buradaki halkın ihtiyaçlarına yönelikti. Bu anlaşmalarda, Osmanlı İmparatorluğu, Kıbrıs üzerindeki egemenliğini İngiltere'ye bırakmış olmuyordu. Anlaşmalar gereğince Ada gene Osmanlı Devleti'nin sınırları içinde kalıyor, fakat yönetimi İngiltere üstleniyordu. Bu durum Birinci Dünya Savaşı''na kadar sürdü. Osmanlı Devleti'nin mirasını paylaşmak umuduyla Avrupa devletlerinin çıkardığı bu savaş başlangıcında, İngiltere, 5 Kasım 1914 günü Ada'yı ilhak ettiğini açıkladı. Lozan Konferansına katılan Türk temsilcileri, hukuken olmasa bile fiilen elden çıkmış olan Kıbrıs adası için mücadele edecek durumda değillerdi. Bu yüzden Türkiye Lozan Antlaşması'yla İngiltere'nin Kıbrıs'ı ilhakını tanımak zorunda kaldı. İngiltere, Ada'nın gelişmesi ve kalkınması için bir çabaya girmeyince Ada Rumları bir süre sonra İngiliz yönetimine karşı direnişe geçtiler. Bu direnişe Ada'da yaşayan Türkler önce katılmadılar ama, İngiltere'nin almış olduğu sıkı önlem ve sansür sonrasında yavaş yavaş onlar da seslerini yükseltmeye başladılar. Bu durum İkinci Dünya Savaşı'na kadar devam etti. Bu savaş sonunda İngiltere yönetimi Ada'nın statüsünde değişiklik yapacağı konusunda sözler verdi ama, tüm bu çabalar Kıbrıs'ta yaşayan Türklerin ve Rumların geleceklerinden endişe duymalarını önleyemedi. Bu endişeler sonucunda Ada Rumları İngiliz yönetiminden kurtulmak için büyük bir direniş başlatarak ve 15 Ocak 1950 günü Rum Ortodoks kilisesinin öncülüğünde bir plebisit düzenledi. 224.700 seçmenin katıldığı plebisitte 215.000 kişi Ada'nın Yunanistan'a ilhakı için oy kullandı. Yunanistan'da da politikacılar Kıbrıs'ın kendilerine ilhak edilmesi konusunda demeçler verdiler, Yunan halkını Kıbrıs sorununa alıştırıp ve bu sorunun uluslararası bir nitelik alması için çalıştılar. Gerçekten de çok kısa bir süre sonra, yani 1954 yılında Yunanistan Kıbrıs sorununu Birleşmiş Milletler'e taşıyarak olayın uluslararası bir boyut almasını sağladı. Türkiye bu gelişmelerden rahatsız oluyor ama, Kıbrıs'taki statükonun değişmesini de istemiyordu. Bununla birlikte Kıbrıs'ın durumunda bir değişiklik olursa; coğrafi bakımdan ve içinde büyük bir Türk kitlesi bulunması dolayısıyla bu değişikliğin Türkiye için hayati bir önem taşıyacağını biliyor ve böylesi bir değişiklikte, Ada'nın daha önceki sahibi olarak Türklerin yönetiminde olması gerektiğini açıklıyordu. Bunun üzerine İngiltere, 29 Ağustos 1955 günü artık bir iç sorun olmaktan çıkan Kıbrıs uyuşmazlığını gidermek için Londra'da üç devletin de katıldığı bir konferans düzenledi. İngiltere, bu konferansta, Ada üzerindeki egemenliğini sürdürmeyi ama, buna karşılık Kıbrıs'taki Ada halkına kendi yazgısını kendisinin tayin etme hakkını tanıyacağını vaad etti. Yunanistan bu görüşü benimsemedi. Türkiye ise adadaki statükonun değişmesi durumunda, adanın eski sahiplerine yani Türkiye'ye iade edilmesini söylüyordu. Konferanstan bir sonuç çıkmaması üzerine, Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan'ın yardım ve desteğiyle hem İngiltere'ye hem de Ada Türklerine karşı saldırı hareketlerini sıklaştırdılar. Bu arada Türkiye'nin de Kıbrıs politikasında köklü değişiklikler oluşmaya başladı. Türkiye ilk kez adanın her iki topluluk tarafından taksim edilmesi fikrini savunmaya başladı. Türkiye hükümetinin taksim tezine rağmen, İngiltere 19 Haziran 1958 günü Avam Kamara'sında açıklanan Macmillan Planı'yla, Ada için yedi yıllık geçici bir statüyü öngördü ve Ada'da İngiltere, Yunanistan ve Türkiye ile Türk ve Rum cemaatlerinin işbirliğine dayanan bir yönetim kurma kararı aldı. Yunanistan, bu planı derhal reddetti. Yunanistan'ın bu sorunu iki kez Birleşmiş Milletler'e götürmesi üzerine, 5 - 11 Şubat 1959 günleri arasında Ada'daki Türk ve Rum cemaatlerinin temsilcilerinin de katıldıkları Zürih konferansı düzenlendi. Bu konferansta da Kıbrıs'taki yönetim statükosunun temel ilkelerinde anlaşamadılar. Bunu Londra'da toplanan Türkiye, Yunanistan ve Büyük Britanya başbakanları ile, Kıbrıs'taki Türk ve Rum cemaatlerinin temsilcilerinin katıldığı konferans izledi. 24 Şubat 1959 günü Zürih ve Londra Anlaşmaları diye anılan belgeler açıklandı ve böylece Kıbrıs'taki yönetimin statükosunun ne olacağı konusuna bir sonuç getirilmiş oldu. Bu anlaşmalarda varılan sonuçların üst başlıkları şunlardı: 1- Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşuna ilişkin antlaşma
Bu antlaşmaların ışığı altında, Kıbrıs'ın uluslararası statüsünü ve
anayasasını hazırlamak için kurulan komisyonun bir yıldan fazla süren çalışmalarından
sonra 16 Ağustos 1960 günü Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı ilan edildi.
1.2. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (KC) Mevcut Olduğu Kısa Dönem (1969-1963)
Zürih ve Londra Konferanslarında bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulması hususunda varılan anlaşma sonucunda dünya anayasa tarihinde görülen en uzun anayasalardan biri olarak kabul edilen 199 maddelik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası hazırlandı. 24 Şubat 1959 günü Londra'da açıklanan belgelerin hepsi, Kıbrıs Devleti'nin iki ayrı ulustan meydana geldiği gerçeğine dayanılmıştır ve bu nedenle de özel bir hukuki statü meydana getirilmiştir. 1- Kıbrıs'ın bir devlet olarak kurulması Türkiye, Yunanistan ve Büyük Britanya Devletleri'nin katıldığı bir konferansta kararlaştılmış ve kurulacak devletin anayasasının temel hükümleri gene bu konferansta tesbit ve kabul edilmiştir. 2- Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, ulusal bir meclis tarafından değil; fakat Türkiye, Yunanistan ve Büyük Britanya devletleriyle, Türk ve Rum topluluklarının temsilcilerinden kurulan bir karma komisyon tarafından hazırlanmış ve Lefkoşa'da 6 Nisan 1960 günü imzalanmıştır. 3- Anayasa, Kıbrıs vatandaşlarının iki ayrı topluluk teşkil ettiğini; bunlardan birinin Türk kökünden, ötekinin Yunan kökünden geldiğini açıklıkla belirtmekte ve bu topluluklardan herbirine, belirli günlerde Türk ve Yunan bayraklarını çekme ve Türk ve Yunan ulusal bayramlarını kutlama hakkını tanımaktadır. 4- Kıbrıs devletinin yasama organında Türk ve Yunan toplulukları yüzde 30 ve yüzde 70 oranında temsil olunacaklardır. Her iki topluluk kendi temsilcilerini ayrı ayrı seçeceklerdir. 5- Her iki topluluğun ayrı meclisleri de olacak ve bu meclisler belli ve sınırlı konularda yasama yetkisini kullanacaklardır. 6- Yüksek Anayasa Mahkemesi, bir Türk, bir Rum ve bir tarafsız yargıçtan kurulacak ve bu tarafsız yargıç mahkemenin başkanı olacaktır. Böylece çok önemli yetkilerle donatılan bu yüksek yargı organı adeta bir karma mahkeme niteliğindedir. 7- Yürütme organının başı olan Cumhurbaşkanı Rum, yardımcısı Türk olacak ve on kişilik bakanlar kurulunun üç üyeliği Türklere ait bulunacaktır. 8- Kıbrıs Devletinin anayasal düzeni, yalnız Aanayasasına değil fakat, bunun yanında Zürih ve Londra Antlaşmalarıyla Garanti Antlaşmasına ve İttifak Antlaşmasına dayanmaktadır. Gerçekten bu belgelerin hepsinin Anayasa gücünde oldukları Anayasada açıklık ve kesinlikle belirtilmiştir. 9- Bunun sonucu olarak Kıbrıs'ın anayasal düzeninin değiştirilmesi, ancak ilgili devletler arasında bir anlaşmaya varılması halinde mümkündür. Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Anayasasını dilediği gibi değiştirme yetkisi yoktur. Ne yazık ki bu uygulama kısa sürmüş, bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti, '1963 Olayları' olarak bilinen olaylar ile ortadan kalkmıştır. '1963 Olayları', Kıbrıs'ta anayasal düzenin uygulama alanına konulmasında, Rum yöneticilerin güçlükler çıkarmaya başlamasıyla kendini göstermiştir. Özellikle Cumhurbaşkanı yardımcısının veto yetkisi, Türk belediyeleri ve Kıbrıs ordusunun kurulması konularında yapılan antlaşmaların öngördüğü ilkelere aykırı düşen davranışlara sapmaları, Türk topluluğunu rahatsız etmeye başlamıştır. Zaten 30 Kasım 1963 yılında Makarios, asıl hedefinin Kıbrıs Anayasasını
değiştirmek olduğunu açıkça söylemiş; böylece Ada'daki Türklere azınlık
muamelesi yapılmaya başlanmıştır. 21 Aralık 1963 gecesi çıkan olaylar iki
topluluk arasında çarpışmaların başlamasına yol açmıştır. Bunun üzerine,
25 Aralık 1963 günü Türkiye, Garanti Antlaşmasının verdiği yetkiye dayanarak,
silahlı saldırıları durdurmak amacıyla, Türk jet uçaklarına, Ada üzerinde
ihtar uçuşları yapma emri vermiştir.
1.3. 1963'ten Günümüze Kadar Gelen Dönem
Makarios'un Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasını değiştirme isteğiyle giriştiği çalışmalar sonucunda kendini gösteren gelişmeler, adadaki Rum ve Türk toplumların yöneticilerini kendi bölgelerinde, anayasal kurumlar dışında tedbirler almak durumunda ve zorunluluğunda bıraktı. Böylece artık Kıbrıs'ta Kıbrıs Cumhuriyeti (KC) adlı bir devlet yerine, topluluk yönetimi oluştu. İ. Reşat Özkan, 'Dış Kapının Mandalı Dış Politika' adlı kitabında anayasa ihlalini ve Türk toplumunun nasıl azınlık durumuna getirilmek istendiğini şöyle anlatmaktadır: ''Çok iyi hatırlanmaktadır ki, anayasa rafa kaldırılmış ve Türk toplumunun sosyo-ekonomik gelişme ve büyüme olanakları tamamen elinden alınmıştır. Türkler adeta ekonomik, sosyal ve yönetsel açıdan da bir yok edilme sürecine sokulmuşlardır. O tarihte Kıbrıs'a gidip de her iki yöreyi görenler bilirler. Türklerin çoğunlukta olduğu kısım tam bir kasaba hayatına itilirken, Rumların yaşadığı yörelerde tam anlamıyla zenginleşme ve yapılanma gözlenmekteydi. Ama Rumlar bununla da yetinmemişlerdir. Çünkü onların Ada'da Türk halkının varlığına tahammülleri yoktu, bugün de yoktur. Esasen Rumlar açısından Kıbrıs'a bakışın başka bir şekli de söz konusu olamaz.'' Kıbrıs'lı Rumlar ve Yunanistan'ın, Ada'yı Yunanistan'la bütünleştirme istekleri, 1974 yılında Türk askerlerinin gerçekleştirdiği Barış harekatları ile engellenmiştir ancak, ondan sonra başlayan ve günümüze kadar gelen toplumlararası görüşmeler Ada'daki sorunlara bir çözüm getirememiştir. Örneğin, Rum topluluk yönetimi kendisini KC olarak görmeye devam etti ve uluslararsı alana da kendini böyle kabul ettirdi. Türk topluluğu yönetimi ise 1967 ve 1974 olaylarında kendisini hukuken de oluşturma süreçlerinden geçti. Nihayet 15 Kasım 1983 günü Lefkoşa'daki Meclis binası önünden 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC'nin) bağımsız bir devlet olarak kurulmuş olduğunu dünya ve tarih önünde ilan etti. Böylece bugüne kadar, 1963 yılında KC'nin ortadan kalkmasından ve Kıbrıs adasının Türk topluluğu yönetiminin oluşmasından 34 yıl, KKTC'nin kurulmasından da 15 yıl geçmiş oldu. 2. KIBRIS ADASININ BUGÜNKÜ DURUMU
Bugün Kıbrıs adasında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) yönetimleri vardır. Rum topluluğu yönetimi, Ada'nın güney bölgesinde faaliyet göstermektedir. GKRY kendilerini 1963'te anayasanın öngördüğü bütün kurumları ile ortadan kalkmış olan KC (Kıbrıs Cumhuriyeti) olarak nitelemekte ve uluslararası alanda da kendini bu şekilde kabul ettirmektedir. Türk topluluğu yönetimi ise, Ada'nın kuzey bölgesine egemendir ve halen 1983 yılında oluşturulup ilan ettiği KKTC devleti yönetimidir. Ancak, KKTC aradan geçen 15 yıl içerisinde sadece Türkiye tarafından tanınmış bulunmaktadır. Kıbrıs Türk Yönetimi, uluslararası anlamda devlet olma koşullarından sosyolojik üç ögesini gerçekleştirmiştir. Hukuksal ögeler olarak, tüzel kişilik ve egemenlik ögelerine de, kendi iç hukuku açısından sahiptir; uluslararası hukuk açısından ise, Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın bu konudaki uygulamasına egemen her iki ilkeye de yanıt verebilecek durumdadır. Kıbrıs Türk Yönetimi, Kuzey Kıbrıs'ta mevcut sınırlar içinde yaşayan nüfusun tümü üzerinde gerçek ve fiili bir denetime sahiptir ve temsili meclislerinin oybirliği ile aldığı bağımsızlık kararının bir genel halk oylamasında da aynı sonucu alacağından, Türk toplumunun yazgısını bu yönde belirleyeceğinden şüphe yoktur. Ancak uluslararası alanda GKRY, 1963'te bütün siyasal kurumları ile ortadan kalkmış olan KC olarak algılanma, buna karşın dünya ülkelerinin KKTC'ni bir devlet olarak tanımama tutumları devam etmektedir. Üstelik AB tarafından KC olarak kabul edilen GKRY'nin bu birliğe kısa
bir süre sonra dahil olması da söz konusudur.
3. AVRUPA BİRLİĞİ
Avrupa'da birlik arayışları İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra başlamıştır.
Bu arayışlar doğrultusunda pek çok topluluk kurulmuştur. AB, bugün gelinen
en son noktadır. 'Avrupa Birliği' başlığı altında Avrupa'da birlik çabaları
ve birlik arayışı oluşumundaki aşamalar incelenecektir.
3.1 Avrupada Birlik Arayışı
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa ülkelerinde 'birlik' gereksinimi
kendini hissettirmeye başladı. Savaş sonrasında dünyada sahip oldukları
gücün azalmış olduğunu fark eden Avrupalı ülkeler, dünya üzerinde etkili
olabilmek için bütün Avrupa ülkelerini bir çatı altında toplayacak bir
birlik arayışına girdiler.
3.2. Avrupalı Ülkelerin Birlik Arayışı Oluşumundaki Aşamalar
Avrupalı ülkeler birlik oluşturma girişiminde birçok aşamadan geçmiştir. 3.2.1. AKÇT (Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu) Avrupalı ülkelerin birlik arayaşının oluşmasındaki ilk aşama kömür ve çelik üretimi konusunda, açılımı Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu olan AKÇT'nin kurulması olmuştur. (European Coal and Steel Community - ECSC) AKÇT, 1951 yılında kurulan uluslarüstü bir organdır ve kendi alanına giren konularda karar almak ve almış olduğu kararları üye ülkelere kabul ettirip, uygulatmak yetkisini taşıyordu. Merkezi Lüksemburg'ta olan bu topluluk Avrupa ülkelerindeki kömür ve çelik sanayilerini bütünleştirmek amacıyla kururlmuştur. 3.2.2. AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) Aynı özelliklere ve aynı düşünceye sahip bir başka toplulukta 1957 yılında kurulan, açılımı Avrupa Ekonomik Topluluğu ola AET'dir. (European Economic Community - EEC) AET, Avrupalı ülkelerin ekonomik durumumu düzenlemek için kurulmuştur. 248 madde ile ekler ve protokollerden oluşan bu kuruluşun amacı, üye ülkeler arasında bir Ortak Pazar kurularak ekonomi politikalarının zaman içinde birbirlerine yaklaştırırlması yoluyla pazar içinde ekonomik etkinliklerin uyumlu geliştirilmesi istikrarlı büyüme ile yaşam düzeyinin yükseltilmesi ve üye ülkelerin daha sıkı ilişki kurmalarının sağlanmasıdır. 3.2.3. EURATOM (Atom Enerjisi AvrupaTopluluğu) Avrupanın atom enerjisis üretim ve kullanımı konusunu düzenleyen ve bu konularda karar almak yetkisine sahip olan ve açılımı Aton Enerjisi Avrupa Topluluğu olan EURATOM'da Avrupa'da birlik amacıyla kurulmuştur. EURATOM, atom enerjisinin barışçı kullanımını geliştirmek için bir ortak pazar oluşturmak üzere 1958 yılında kuruldu. Temel amaçlarından biri, ulusal ölçek yerine Avrupa ölçeginde bir nükleer enerji endüstrisi kurulmasını kolaylaştırmaktı. 3.2.4. Diğer Anlaşmalar ve AB (Avrupa Birliği) 1965 yılında Brüksel'de yapılan ve Avrupa Birliği'nin tarihine Brüksel Antlaşması olarak geçen toplantıda bu üç topluluğun organları tek bir organ haline getirilir. Avrupa Birliği'nin kurulmasında en önemli aşamalardan bir de 1986 yılında 'Avrupa Tek Senedi'nin oluşturulmasıdır. 1 Temmuz 1987 yılında yürürlüğe giren 'Avrupa Tek Senedi', 31 Aralık 1992 yılına kadar Avrupa iç pazarında tam bir birlik ve serbestliği öngörmüştür. Avrupa Tek Senedi'ni 1992 yılında yapılan Maastricht Andlaşması (Avrupa Birliği Hakkında Andlaşma) takip eder. Maastricht Andlaşması, o güne kadar kurulan üç Avrupa topluluğunun yani AKÇT, AET ve EURATOM'un birleştirilip, Avrupa Birliği'nin gerçekleştirilmesi ve Avrupa Birliği'nde dış politika, savunma, güvenlik ve yargı alanlarında kurumlaşmış işbirliği politikaları yaratmaya yönelik bir aşamadır. Örneğin bu anlaşmaya göre 1 Ocak 1999 yılından önce Avrupa'da tek para (ECU) yaratılıp, her Avrupa ülkesinde halk oylamasına sunulması istenmiştir. Anlaşma kimi Avrupa ülkelerinde kabul edilirken, Hollanda'da yapılan halk oylamasıyla reddedilmiştir. Avrupa'da birlik adına kurulan bu toplulukların birleştirilmesiyle birlikte
1 Temmuz 1997 tarihinden itibaren Avrupa Birliği kurulmuştur.
4. AVRUPA BİRLİĞİ VE GKRY
Avrupa Birliği kuruluşundan bu yana birliğe üye ülkelerin yanı sıra gerekli şartları sağlayan bazı ülkeleri tam üye yapmaya yönelik politika da izlemektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de Avrupa Birliği'ne tam üyelik için başvurmuş ülkelerden biridir. Kıbrıs Rum Yönetimi, 1990 yılında AB'ye üyelik başvurusunda bulunmuş; Avrupa Komisyonu da AB üyeliği için Kıbrıs, Slovenya, Estonya, Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti ile 1998 yılı başlarında görüşmeye oturulacağını söylemiştir. Kıbrıs Türkleri ise, görüşmelerin başlayacak olması halinde BM denetiminde yapılan toplumlararası görüşmelerden çekileceğini söylemiştir. Avrupa Birliği ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıs Cumhuriyeti adı altındaki tam üyelik görüşmeleri sürecinin Polonya, Macaristan, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri ile birlikte başlatılması kararlaştırılmıştır. Bu karar Lüksenburg'ta yapılan AB Kıbrıs Ortaklık Konsey toplantısında alınmıştır. Bu karara göre tam üyeliğe giden süreç resmen başlatılmış olup, Kıbrıs ekonomisinin tam üyelik öncesinde güçlendirilmesi için bir dizi mali protokol ve anlaşmalar da imzalanmıştır. Yine alınan bir karara göre Kıbrıs yönetimi lideri Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB zirvelerine çağrılacaktır. Bununla birlikte 1964 yılından beri ortak üye vasfını sürdüren Türkiye, Avrupa Birliği'nin bazı toplantılarına çağrılmamıştır. Sözgelimi, 9 - 10 Aralık 1994 tarihinde Almanya'nın Essen şehrinde yapılan AB zirvesine Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin liderleri davet edilirken Türkiye davet edilmemiştir. Türkiye'nin tam üyeliği yakın bir zamanda dahi düşünülmediği açıkça ifade edildiği halde, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tam üyelik başvurusu başlatılmıştır. Önce, 2 Şubat 1995 tarihinde Londra'da Türkiye'nin de içinde bulunduğu
beş ülkenin Dışişleri bakanlarının toplantısı ve bunu takip eden Ortaklık
Konseyi toplantısısnda Türkiye, AB'nin GKRY ile tam üyelik
başvurusunu görüşmeye başlaması konusunda muhalefet etmeyeceğini taahhüt
etmiştir. Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kuran Londra ve Zürih anlaşmalarına
göre garantör sıfatını taşıyan ülkelerden biri olarak, kendisinin de bulunmadığı
bir uluslararası ve uluslarüstü ortaklık veya oluşuma Kıbrıs'ın üye olmasını
veto etmek hakkını içeren kesin bir anlaşma hükmüne koz olarak sahipken
bunu kullanmaktan vazgeçmiştir. Kıbrıs'ın tam üyelik görüşmelerinin 1997
sonunda başlaması Yunanistan'ın talepleri doğrultusunda kararlaştırılmış,
bu kez sürecin başlatılması kararının AB tarafından açıkça yürürülüğe konduğu
görülmektedir. Kıbrıs Rum Yönetimi tam üyelik başvurusunu Kıbrıs Cumhuriyeti
adı altında yapmıştır.
4.1. AB'ne Üye Olmanın GKRY'ne Sağlayacağı Avantajlar
Avrupa Birliği'ne üye olmak GKRY'ne yasal, ekonomik, siyasal anlamda
pek çok fayda sağlayacaktır.
4.1.1. AB'nin Yasal Yapısının GKRY'ne Katkıları
AB'nin yasal yapısının GKRY'ne sağlayacağı avantajlar gayet açık bir
şekilde bellidir. GKRY, AB'nin tam üyesi olursa, AB'nin organlarında yer
alacak ve AB'nin karar ve yönetim mekanizmalarında söz ve oy sahibi
olacaktır.
4.1.2. AB'nin Ekonomik Anlamda GKRY'ne Katkıları AB, üyeleri arasında ekonomik işbirliği yapar. AB'nin ekonomik alanda tespit edilen ve geliştirilen rekabet politikası, tarım politikası, sanayi politikası, para politikası gibi politikaları vardır. AB, geliştirdiği bu politikalar gereği olarak üye ülkeleri ekonomik anlamda desteklemek için fonlar ayırmıştır. GKRY, AB üyesi olunca, bu ve buna benzer ekonomik yardım ve katkılardan yararlanacaktır. 4.1.3. AB'nin Siyasal Desteğinin GKRY'ne Katkıları
AB üye devletleri arasında siyasal işbirliği 1992 yılında imzalanan
Maastricht Antlaşması ile sağlanmaya çalışılmıştır. Böylece Avrupa Birliği
Konseyinin ortak siyasal tavırlar ve ortak aksiyonlar hakkında karar alma
yetkisi vardır. Siyasal anlamda bugüne kadar sadece Yunanistan'ın desteğini
alan GKRY'nin siyasal bakımdan bir değil birçok ülke açısından desteklenmesi
sözkonusu olacaktır.
5. GKRY'NİN AB'NE TAM ÜYELİĞİNİN TC VE KKTC'NE ETKİLERİ
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Avrupa Birliği'ne kabul edilmesi durumunda
bu, Ada'daki dengeleri bozacak ve bozulan bu dengeler Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ni ve Türkiye Cumhuriyeti'ni olumsuz etkileyecektir.
5.1. GKRY'nin AB'ne Tam Üyeliğinin TC'ne Etkileri
GKRY'nin AB'ne tam üyeliğiyle Kıbrıs adasının bir AB devleti haline gelmesi Türkiye'nin Kıbrıs adası ile 1570'lerden beri devem eden ilişkilerinin belki de sonu anlamına gelecektir. Batı dünyası Kıbrıs meselesinin 'de facto' ile çözümü konusunda AB'ni taşaron olarak belirlemişler ve bu işi buraya havale etmişlerdir. Açık olarak görülmektedir ki AB, Kıbrıs sorununda her iki toplumu da gözönüne alan bir çözümden yana değildir. Kıbrıs'ın üyeliğinin Türkiye'den çok önce gerçekleştirilmesinin planlandığı aşikardır. Böylece AB'ye tam üye olan Kıbrıs'ın toprakları üzerinde Türk askerinin varlığı kabul edilemez bir durum olarak karşımıza çıkarılacaktır. GKRY'nin üyeliğinden sonra Türkiye'ye belki koşullu olarak bir üyelik imkanı vaadedilecektir. Türkiye'ye Kıbrıs için büyük bir olasılıkla, yine batı tarafından dikte edilecek bir çözüm dayatılmaya çalışılacaktır. AB, Türkiye ve KKTC'nin söz sahibi olamayacağı bir çözümden yanadır. Kıbrıs Türkiye'nin ulusal bir davasıdır. AB'de elde edilebilecek herhangi önemli bir ödün karşılığında bile ikinci plana atılamaz. AB, üyeleri arasında sadece ekonomik birlik sağlamaz, üyeler arasında politik işbirliği de sağlar. Ortak dış politika, ortak savunma konusunda AB ve üye devletler arasındaki takınılacak tavırla ortak hareketler, ortak savunma yükümlülükleri belirlenen usuller içerisinde yapılacaktır. Kısaca GKRY, AB üyesi olarak birliğin ortak dış politika ve ortak savunma
sistemi içinde yer alacak ve TC'de bu ortak politik kararlara uymak zorunda
bırakılacaktır.
5.2. GKRY'nin AB'ne Tam Üyeliğinin KKTC'ne Etkileri GKRY, Ada'da yaşayan iki halktan sadece birini temsil ettiği için, GKRY'nin AB'ne tam üyeliği durumunda Ada'nın sadece bir bölümü birliğe kabul edilmiş olacaktır. Ada'daki diğer yönetim olan KKTC bu durumdan, AB'ne üye olmayan diğer devletler gibi, hatta daha fazla etkilenecektir. Her şeyden önce bu noktada KKTC ve TC'nin birlikteliği daha da bir güçlenecektir.
Ocak 1997 yılında Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanları, sayın Süleyman Demirel ve Sayın Rauf Denktaş arasında
imzalanan Ortak Deklarasyon da bunu gerekli kılmaktadır. Bu deklarasyon
her iki devletin işbirliği ve birlikteliğini vurgulamaktadır.
6. 'KIBRIS' GAZETESİ VE GKRY'NİN AB'NE TAM ÜYELİĞİ
'Kıbrıs' gazetesinin GKRY'nin AB'ne girmesi konusunda ne düşündüğüne
geçmeden evvel, gazetenin kimliğini ve kısa bir tanıtımını yapmak gerekiyor.
Tüm bunlardan sonra gazetenin, haberlerinde ve yorum yazılarında olaya
nasıl baktığına değineceğiz.
6.1. Kıbrıs Gazetesinin Kısa Bir Tanıtımı
'Kıbrıs' gazetesi yayın hayatına 8 Temmuz 1989 yılında başlamıştır. Gazete, haber gazetesi niteliğindedir ve Kıbrıs'ın ulusal, resmi ideolojisine yakın bir çizgide yayın yapmaktadır. 'Kıbrıs', KKTC'de tirajı en fazla olan günlük bir gazetedir. Tirajı 10.000 civarıdır. 40 x 29 cm boyutlarında (tabloit boy) ve 40 sayfadır. 'Kıbrıs' gazetesi Ada'nın en eski gazetesi değildir ama, en popüler olanıdır. Ada'nın en eski gazetesi 1942 yılından beri yayın hayatında olan 'Halkın Sesi'dir. Kıbrıs'ta bu gazetelerin dışında 'Yeni Düzen', 'Ortam', 'Birlik', 'Yeni Demokrat' ve 'Vatan' gazeteleri vardır. Gazete 'İç Haberler', 'Ekonomi', 'Türkiye', 'Güneyden Haberler', 'Dış haberler'. 'Seks Gündemi', 'Televizyon', 'Eğlence', 'Kültür Sanat', 'Spor' ve ilan sayfalarından oluşuyor. Gazetede toplam 12 muhabir görev almaktadır. Gazetede köşe yazarı yoktur. Kıbrıs'lı Türkler arasında yapılan anketler sonucunda alınan kararlar doğrultusunda gazetenin köşe yazıları kaldırılmıştır. Halkın polemiklere girmek istememesi nedeniyle, gazete politikasını, haber ağırlıklı olmaktan yana kullanmış ve yorum yazılarını neredeyse yok denilecek kadar asgariye düşürmüştür. Bununla birlikte gazetenin haberlerinde ulusal ideolojilerini destekleyen yorumlar göze çarpmaktadır. Yani gazete haberi verirken fikirlerini de belirtmektedir. 'Kıbrıs' gezetesi yöneticileri ve çalışanları, tüm Kıbrıs'lı Türkler gibi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında Avrupa Birliği'ne girmesine sıcak bakmıyor. Tek taraflı bir üyeliğin söz konusu olamayacağını dile getirirken, bu formülün Malta, İtalya, Fransa, ABD ve kısmen İngiltere tarafından da onaylanmadığının altını ısrarla çiziyorlar. Gazetenin künyesinde şu bilgiler vardır.
6.2. 'Kıbrıs' Gazetesinin GKRY'nin AB'ne Tam Üyeliğine Yaklaşımı Çalışmamızın ana amacı olan 'Kıbrıs' gazetesinin GKRY'nin AB'ne üyeliğini nasıl değerlendirdiğidir. Bu soru gazetenin 15 sayısı incelenerek cevaplandırılacaktır. Bu amaçla 1 - 15 Aralık 1997 tarihleri arasında gazetede bu konuyla ilgili çıkan yazılar incelenmiş ve Kıbrıs adasındaki Türk halkının sesi olarak kabul edilen bu gazetenin bu olaya yaklaşımı değerlendirilmiştir. Ancak bu tarihler tesadüfi seçilmemiştir. Bu tarihler 11 Aralık Perşembe günü başlayıp iki gün süren Avrupa Birliği'nin Lüksemburg'da yapılan Genişleme Zirvesi'nin öncesi ve sonrasını da kapsamaktadır. Gazete, yukarıda da açıkladığım gibi Kıbrıs'taki Türk halkının sesi olarak kabul edilmektedir. Bu yüzden Türk halkının ve KKTC'nin menfaatine olmayan GKRY'nin AB'ne üyeliğine pek de olumlu bakmamaktadır. Bu sonuç sadece gazetenin değil, aynı zamanda Türk halkının genel görüşünü de yansıtmaktadır. Gazetenin bu konuya yaklaşımını iki ana başlık altında incelemeye çalışacağız. Öncelikle gazete haberleri olayı nasıl veriyor sorusuna cevap aranacak. Gazetede köşe yazarı olmamasına rağmen, hergün 'Kıbrıs' adı altında imzasız bir köşe yazısı yayınlamaktadırlar. İmzasız çıkan bu köşede zaman zaman bu konuyla ilgili kısa yorumlara da yer veriliyor. Bu onbeş günlük süre içinde 'Kıbrıs' köşesinde bu konuyla ilgili çıkan yazıları da ayrı bir başlık altında inceleyeceğiz. Haber gazetesi niteliği taşıyan 'Kıbrıs' gazetesinde hiç köşe yazarı
yok ama, haberlerde fikir ve yorumlar kısa da olsa zaman zaman yer alabiliyor.
Bununla birlikte 'Kıbrıs' köşesinde, güncel olaylar gazete çalışanları
tarafından basit bir anlatım ve sade bir dille değerlendiriliyor.
6.2.1. Gazete Haberlerinde Olayın Değerlendirilmesi
1 ARALIK 1997 PAZARTESİ Gazetenin 3. sayfasındaki 'İç Haberler' bölümünde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İstanbul'da yapmış olduğu bir açıklamaya yer verilmiş: 'AB uğruna bağımsızlığımızdan ödün vermeyiz.' Haber Rauf Denktaş'ın Almanya'ya yaptığı gezi dönüşü Atatürk Havalimanı'nda yapmış olduğu açıklmayı kapsıyor. Haberde Denktaş'ın şu sözlerine yer veriliyor: ''Son aldığım bir habere göre Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Kasuludes, bir açıklama yaparak, AB'ye Türkiye ile birlikte girmek istediklerini söylemiş. Bu durum Rum tarafının 1960 yılında yapılan ve Türkiye olmadan Kıbrıs'ın AB'ye giremeyeceği yönündeki anlaşmayı kabul eder duruma geldiklerini gösteriyor. Ancak bu açıklamayı bütün Kıbrıs adına yapmalarını da tabii ki kabul etmemiz söz konusu olamaz.'' Yine aynı sayfada Avrupa Birliği komisyonunun dışilişkilerinden sorumlu üyesi Hans van den Broek'in Kıbrıs sorunu ve Avrupa Birliğine üyelik konularında her iki kesimin cumhurbaşkanıyla da görüşmek üzere Kıbrıs'a geldiği haberine yer verilmiş. Haber, Hans van den Broek'in 'İki Toplum Arasında İşbirliği, Karşılıklı Güven ve Barış Yolu' adlı konferans vereceğini de duyuruyor. 3. sayfada ABD Lefkoşa Büyükelçisi Kenneth Brill'le yapılan bir söyleşi
var.
''Bugünkü dünya ekonomisi içinde hiçbir ada, ada değildir. Amerika küreselleşmenin gerekliliğini hissederken NAFTA gibi büyük bir blok yaratmaya çalışırken, Kıbrıs için küçük ekonomilerin tek başlarına rekabet edici bir çevrede yaşayacaklarını ümit edemeyecekleri gayet açıktır. Avrupa Birliği gibi büyük ekonomik gruplarla ilişkilerin geliştirilmesi, Ada'ya ekonomik çıkarlardan öteye politik ve güvenlik gibi konularda birçok çıkarlar getiriyor.'' Brill, adada her iki halkın da birbirine yeterince güvenmediğini, öncelikle bu sorunun giderilmesi gerektiğini söylüyor. Hırıstiyanlarla Müslümanlar arasında ahenk ve düzenin sağlanması sayesinde Kıbrıs ekonomisinin geleceğinin çok parlak göründüğünü de dile getiriyor. Brill söyleşi boyunca, Kıbrıs'ın AB'ne girmesinin Ada'nın ekonomik geleceği için önemli olduğunun altını daha kalın çizerken, Ada'nın politik ve güvenlik açısından geleceğini daha yüzeysel geçmiş. Üstelik, o da, tüm sorulara yanıt verirken, GKRY'ni Kıbrıs Cumhuriyeti olarak algıladığı için KKTC'yi hesaba katmayan, Rum ve Türklerden oluşan Ada halkının bir devlet altında temsil edilmesi gerektiğini düşündüğünü belli ediyor. 3. sayfadaki bir diğer haberde de Birleşmiş Milletler Kıbrıs Özel Danışmanı Diego Cordevez'in Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir metod aradığını, ancak onun da KKTC'nin tanınmasının söz konusu olmadığına açıklık getiren görüşü açıklanmış. 2 ARALIK 1997 SALI Gazetenin 6. sayfasında 'Kıbrıs'ın AB Üyeliği Gündemde' başlığıyla yer alan haberde Avrupa Birliği Komisyonu Dışişleri Sorumlusu Hans van den Broek'ın Kıbrıs'a yaptığı ziyaretten söz ediliyor ve her iki Cumhurbaşkanı ile yapmış olduğu görüşmelere yer veriliyor. Gazetenin 'İç Haberler' sayfaları kapsamına giren 7. sayfada ise Denktaş'ın Türkiye'nin AB'ye girememesi halinde izleyecekleri politikaların anlatıldığı geniş bir habere yer verilmiş. Denktaş; ''12 Aralık'ta Lüksemburg'ta yapılacak AB toplantısında Türk - Yunan dengesi bozulur, AB kapıları Türkiye'ye kapatılırsa KKTC'ye temel olarak asılmak ve geleceği bu temel üzerine bina etmemiz kaçınılmaz olur'' dediği basın toplantısındaki konuşmasında Kıbrıs'ta 1960 anlaşmalarından kaynaklanan hak ve statüler olduğunu ve AB'nin bunları kaale almak zorunda olduğunu belirterek devam etmiş: ''12 Aralık'ta alınacak karar bize şunu gösterecektir. Bir kere Kıbrıs Türklerinin eşitliğini bozan kararı almışlardır. Kıbrıs dedikleri Rum idaresini meşru hükümet addederek nisanda onlarla görüşmeleri başlatacaklarını karara bağlamışlardır. Bizi azınlık olarak mütalaa etmişlerdir. Bize yapabilecekleri kötülüğü yapmışlardır. Ama şimdi bir de Türkiye ile Yunanistan'ın Ada'da var olan ve anlaşmalar değişmedikçe kimsenin ortadan kaldıramayacağı dengesini de bozarcasına, Türkiye'ye AB'nin kapılarını kapatan bir karar alırlarsa, o zaman bizim de geleceğe bakıp bir şeyler ümit etmemiz gerekmez. Dolayısıyla KKTC'ye temel olarak asılmamız ve geleceği bu temel üzerine bina etmemiz kaçınılmaz olur. İki devletin varlığı esastır, gerçektir. Bu esası ve gerçekleri görerek yürürlerse, bir yere gidebiliriz. Bugüne kadar yaptıkları gibi bunları görmezlikten gelirlerse; bu ayrılığı mühürlemiş olurlar.'' Bu konuşmaların yer aldığı haber, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın mesajlarını gayet net bir şekilde veriyor. Denktaş, Türk halkı ve KKTC olarak AB'nin almış oldukları kararlarda hak ve adalet ilkelerine uymalarını istiyor. 3 ARALIK 1997 ÇARŞAMBA Gazetenin 3. sayfasında, Kıbrıs'ta bulunan Hans von den Broek'un, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la görüşmeden önce Kıbrıs'lı Türk Anneler Derneği'den AB'yi Kıbrıs Türklerinin insan haklarını hiçe saydığı için protesto eden bir muhtıra aldığının haberine yer verilmiş. Haber, Denktaş'la yapmış olduğu görüşme sırasında KKTC'nin 'de-ju-re' (yasal) olmasa bile 'de-facto' (fiilen) var olduğunu kabul ettiğini söyleyen Broek'in bu sözlerinin toplantıyı izleyen Rum medya mensuplarını adeta şok ettiğini açıklıyor. İki toplumlu basın toplantısı düzenlenmesine rağmen, Broek'e Rum basın mensuplarının soru sormasına izin verildiği için Kbrıslı Türk gazetecilerin tepki gösterdiğini yazan gazete haberinde Rum gazetecilerden birinin; 'Siz Avrupa Birliği olarak yalnızca Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımıyor musunuz?' sorusuna Van den Broek'in; 'De facto olarak da Kuzey'de de kanun var, kitap var. KKTC'yi tanımasak da geçerli yasaları var' yanıtını vermesi, AB'nin KKTC'ye göz kırptığı şeklinde yorumlanıyor. Aynı sayfada yer alan bir başka haber de Türkiye'de Harp Akademileri Komutanlığınca düzenlenen Kıbrıs Sempozyumu'na konuşmacı olarak katılan DSP milletvekili Mümtaz Soysal'ın Kıbrıs sorunu için öne sürdüğü iki çözüm önerisine yer veriyor: ''Avrupa bizi dışladığına Güney Kıbrıs'ı da tam üyeliğine alacağına
göre, bizim bütün köprüleri atmamız gerekiyor. KKTC ile Türkiye arasında
entegrasyon-bütünleşmenin açıkça ilan edilmesi gerekiyor. Bu aşamada
bu çok pratik değil. Lüksemburg'ta 12,13 Aralık'ta yapılacak toplantıda
tablo açıkça ortaya çıktığında, KKTC ile Türkiye arasında karşılıklı savunma
anlaşması imzalamak gibi mevcut olan bütünleşmeyi perçinleyecek bir şeyler
yapılmalı. Bu yapıldığında Türkiye açısından sorun bitmiştir. Ancak bunun
getireceği uluslararası tepkilere bizim şu sırada karşı koyabileceğimiz
konusunda hem siyasi, hem ekonomik, hem de askeri bakımdan tereddütlerim
var.''
4 ARALIK 1997 PERŞEMBE
Gazetenin 6. sayfasındaki bir haber, Avrupa Birliği üyesi İtalya'nın Dışişleri Bakan yardımcısı Fassino'nun KKTC'ne gelerek Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile yapmış olduğu görüşmeyi anlatıyor. Fassino'nun Kıbrıs'ın AB'ne üyeliği konusundaki görüşleri şöyle: ''Avrupa Birliği, Ada'nın tümünü temsil edecek bir delegasyonla Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne giriş müzakerelerini gerçekleştirmeyi ümid ediyor. Avrupa Birliği'ne üyelik konusunu müzakere edacek olan delegasyonun iki tarafın oluşturacağı bir delegasyon olmasını ümid ediyoruz.'' Aynı sayfada Başbakan Derviş Eroğlu'nun Hans van den Broek'in olumlu gibi gözüken sözlerinin arkasında yatan gerçeklere dair bir açıklaması var. Derviş Eroğlu; 'AB Kıbrıs Türkü'nü oyuna getirmek peşindedir.' diyerek bir parmak bal çalıp, Kıbrıs'ta çözümü sağlamadan AB üyeliğini gerçekleştirmeye çalıştıklarına değiniyor. Haber, Rum Yönetimi lideri Klarides'in Türklerin Avrupa giriş müzakerelerine Rum delegasyonu içinde olmak kaydıyla katılabileceklerini söylediğini ama, Eroğlu'nun bütün ilişkilerde KKTC olarak masaya oturulması gerektiğini vurguladığı yazıyor. Gazetenin 'Güneyden Haberler' bölümünde ise Hans van den Broek'in Rum'un moralini bozduğuna değinen bir başlık atılmış. Bu haberde Rum yönetinimde çıkan gazetelerin bu konu hakkındaki manşetlerine yer verilmiş. Örneğin 'Alithia' gazetesi, Broek'in Kıbrıs'tan ayrılamadan önce iki mevzuattan söz etmesinden dolayı eleştirilere neden olduğunu kaydetmiş. Gazete haberi şöyle diyor: ''Hans van den Broek verdiği demeçte, Kıbrıs'ta geçerli olan iki ayrı mevzuattan dolayı kendisine yöneltilen saldırı nitelikli yorumları içeren bir soruyu yanıtlarken, 'Eğer iki toplum federal Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne tam üyeliğini arzu ediyorlarsa, o zaman bütün Ada için geçerli mevzuatın var olması gerektiği doğaldır' diyerek, görüşlerine açıklık getirdi.'' 'Haravgi' gazetesi de aynı konudaki haberi; ''Van den Broek, Kıbrıs
Cumhuriyeti ile sahte devleti eşitledi' başlığı altında vermiş.
5 ARALIK 1997 CUMA 'İç Haberler' bölümünde Rum Dışişleri Bakanı Yannakis Kasulides'in ''AB'ye Üyelik İçin Ayrıntılar Sonraya Bırakılsın'' başlığıyla yayınlanan kısa bir haber var. Haber, Rum radyosunun bir haberine göre Kasulides'in Avrupa Birşiği'ne üyelik görüşmelerine katılması için Rum tarafının yaptığı öneriye Kıbrıs Türk tarafının olumlu yanıt vermesi gerektiğini açıklıyor. Haberde Kasulides, ayrıntıların ancak ondan sonra ele alınabileceğini açıklamış. 'Güneyden Haberler' bölümünde Ada'da iki mevzuattan söz eden Broek'a, Rum Yönetimi'nden ılımlı partilerinden sert tepki geldiğini 'Gerçeklere Tahammülsüzlük' başlığı altında vermişler. Haberden bazı alıntılar şöyle: ''Rum Yönetimi, AB Birliği Komisyonu Dışilişkiler üyesi Hans van den Broek'un Kıbrıs'ta iki mevzuat bulunduğu yolundaki demeçlerine ılımlı tepki gösterdi. Hans van den Broek, de-jure değil de de-facto mevzuatlarından söz ettiğini söyleyen Kasulides, Van den Broek'un, Kuzey Kıbrıs'ta uluslararası alanda kabul edilmiş yasal mevzuatın söz konusu olmadığına açıklık getirdiğini savundu. Önemli olanın Van den Broek'un demecinin içeriği olduğunu belirten Kasulides, 'Önceden var olandan bağımsız olarak, nihayette geçerli olacak olan Avrupa Yasası'dır. Ve Kıbrıs yeniden birleşince bütünü için geçerli olacak' dedi. Öte yandan Komünist Partisi'nin (AKEL) yayın organı Haravgi gazetesi; Rum Dışişleri Bakanı Kasulides'in; 'Van den Broek'un demecine tepkilerin başkan adaylarından geldiği' yalanını söylediğini, 'Halbuki bu demecin Kıbrıs'ın bölünme planlarının bir ön habercisi olarak' birçok örgüt, parti ve dernek tarafından kınandığını belirtti. Rum Lİberal Parti Başkanı Nikos Rolandis ise, Hans van den Broek'un, 'Kıbrıs'ta birisi Rum ve birisi Türk olmak üzere iki ayrı mevzuat bulunduğu' yolundaki demecini 'Kabul edilemez ve kınanması gereken' bir demeç olarak niteledi.'' 5 Aralık 1997 Cuma günü yayınlan gazetenin 'Güneyden Haberler' bölümüne ayrılan iki sayfa konumazla ilgili haberlerle dolu. Bunlardan biri İngiltere Dışişleri Bakanı Robin Cook'un Kıbrıs AB üyesi olunca ne olacağına getirdiği açıklamaya yer vermiş. Haber, Cook'un İşçi Partisi Milletvekili Andrew Mc Kinly'nin 'Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne üyeliğiyle ilgili sorusunu yanıtlarken şöyle dediğini açıklıyor: ''Şu bir gerçektir ki, Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa Birliği üyesi olunca mevcut bölücü hat Avrupa Birliği sınırına dönüşecek. Arzumuz odur. Çözüm için mümkün olan baskıyı uygulamaktır. Bundan dolayı Avrupa Hükümetine Kıbrıs'lı Türklerle bu perspektiften meydana gelecek çıkarları görebilmeleri konusunda görüşmeler yapıyoruz. Hiç şüphe yoktur ki, Ada'nın mevcut sorunlarına bulunacak bir çözüm tam üyelik prosedürünü kolaylaştıracaktır. Tam üyelik prosedürünün böyle bir çözümün bulunması için bir katalizör olarak faaliyet göstereceğine inanıyoruz. Diğer yandan Avrupa Daimi Konferansı, Türkiye ve Kıbrıs'a üye olma fırsatı verecektir. Kıbrıslı Türkler de görüşmelere dahil edilecektir. Belki de tam üyelik prosedürü bir anlaşma sağlanmasına ivme kazandıracaktır. Ancak bu en sonunda mümkün olmazsa, o zaman Kıbrıs'ın başvurusu kendi değerine incelenmelidir.'' Aynı sayfadaki bir diğer haber de, 28-30 Kasım tarihleri arsında Malta'da düzenlenen hükümet dışı örgütlerin 'Akdeniz Bölgesi'nde İşbirliği ve Dayanışması' konulu toplantıda Kıbrıs sorununa da değinilmesiyle ilgili. 21 Akdeniz ülkesinden 78 delegenin ve ayrıca 6 uluslararası örgüt temsilcisinin katıldığı toplantıda, gazetenin haberine göre Kıbrıs'la ilgili aşağıdaki görüşlere yer verilmiştir: ''Çok sayıda BM kararına karşın Kıbrıs sorununun çözümlenmemiş olmasından ve Ada'nın bölünmüş olarak kalmasından ve böylece bu yakıcı bölgede ek bir gerginlik odağı oluşturulmasından dolayı endişemizi dile getiriryoruz. Kıbrıs sorununun askeri değil de siyasi olduğuna ve çözümünün barış yoluyla BM kararları çerçevesinde olması gerektiğine inanıyoruz. Karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm için Kıbrıs halkının haklı müzadelesinin yanıbaşında bulunuyoruz. Bulunacak çözüm; bağımsız federal, bağlantısız ve askerden arınmış, yabancı ordular ve üsler bulunmayan ülkenin ve halkının yeniden birleşmesini öngören bir çözüm olmalıdır. Bu çözüm tek kimliği ve tek uluslararası şahsiyeti olacak egemen bir devlette insan haklarının uygulanmasını güvence altına almalıdır. Kıbrıs'ın dünya barışının istikrara kavuşması yönünde Akdeniz bölgesi halkları arasında barış ve işbirliği köprüsü oluşturulması yönünde Kıbrıs halkının harcadığı çabalara dayanışma belirtiyoruz.'' Gazetenin 'Güneyden Haberler' bölümüne denk gelen 15. sayfasında İtalya Dışişleri Bakanı Lamberto Dini'nin Kıbrıs'ın AB üyeliğini desteklediklerine dair görüşüne yer verilmiş. Dini, ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'la, ABD Dışişleri Başkanlığı'nda yaptığı görüşmeden sonra Rum Haber Ajansı'nın (KYPE) bu konudaki sorusuna yanıtı şöyle: ''Kıbrıs, Avrupa Birliği üyeliği için adaydır. Sanırım bütün üyelerden güçlü bir desteğe sahiptir. Dolayısıyla Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyesi olması prosedürüne Türkiye'nin engel koymayacağı beklentisi içindeyiz.'' Aynı sayfada yer alan küçük bir haber de şöyledir: ''Fransa Dışişleri Bakanı sözcüsü, salı günü Paris'te Fransa Dışişleri Bakanı ve Yunan Dışişleri Bakanı arasında yapılan görüşmeyi yorumlarken, 'Kıbrıs'ın Avrupa Birliği gidişatı ve çözüm çabaları konusunda paralel bir gidişatın olması görüşünü desteklediklerini' söyledi. Rum basınına göre ise; Fransa Dışişleri Bakanı İmber Ventrin ve Yunan
Dışişleri Bakanı Theodoros Pangalos arasındaki görüşme sırasında, Avrupa
Birliği'nin Kıbrıs'a karşı üstlendiği taahhüdün yerine getirileceği konusuna
açıklık getirdi.''
6 ARALIK 1997 CUMARTESİ 'İç Haberler' bölümünde Rum lideri Klerides'in KKTC'nin tanınması ile ilgili gazetecilerin sorularını yanıtladığına dair bir haber yer almış. Glafkos Klerides, Yunanistan ve İngiltere'ye gitmek üzere Ada'dan ayrılmadan önce yapmış olduğu basın toplantısında gezetecilere bu konuyla ilgili açıklamalar yaptı. Açıklamalarında, 'Yarı tanımaya doğru gitmiyoruz' ifadesini kullanan Klerides, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın uyanık bir tarzda Kıbrıs'ın KKTC'in tanınması gerektiğini söylediğine işaret ederek şunları söyledi: ''Kendisiyle yaptığım görüşmelerde Broek, bu düşünceye katılmıyor. AB yetkilisi, sonunda Kıbrıs AB'ye üye olduğunda, ülkenin mevzuatını sahte devletin de-facto mevzuatıyla da adapte etmesi gerektiğini söylüyor. Bu uygun zaman geldiğinde bizi meşgul edecek bir konudur. Çünkü Avrupa normlarına adapte edilmiş tek mevzuatla girmemiz gerekir.'' Klerides, aynı haberde Rum tarafının Kıbrıs Türk varlığını tanımasının söz konusu olmadığını, çünkü böyle bir durumda uluslararası topluluğun KKTC'yi tanımasının kolaylaştırmış olacağını söyledi. Aynı gün yayınlanan gazetenin 'Güneyden Haberler' bölümünde Klerides'in dünyanın kendisine Kıbrıs Cumhurbaşkanı sıfatını yakıştırdığını ve Kıbrıs'ın Yunan ulusal meselesi olduğunu söylediği bir haber yer almış; "Yunanistan'ın Selanik kentinde başlayan Dış Rumlar Konseyi'nde (SEA)
tüm dünya Elenizmi birlik ve beraberliğe davet edildi. Kongreye Kıbrıslı
Dış Rumlardan 35 temsilciyle birlikte katılan Klerides, Kıbrıs'ın
Yunan ulusal meselesi olduğunu sık sık tekrarladı."
7 ARALIK 1997 PAZAR Kıbrıs'la ilgili konuların yer aldığı 'İç Haberler' sayfalarında AB Türkiye raportörü Edward Mc Millan Scot'un Rum tarafının AB üyeliğiyle ilgili bazı sorunlar olduğuna dair görüşlerine yer verilmiş. Rum Meclisi'nin davetiyle Güney Kıbrıs'a giden Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi'nin AB - Türkiye ilişkileri raportörü İngiliz Avrupa Parlamenteri Scott bu zorlukları şöyle dile getirdi: ''Kıbrıs'ın hem ekonomik hem siyasi yönden AB'ye girmeye hazır olduğunu
söyleyebiliriz, ancak hemen çözülmesi gereken bazı zorluklar var. Avrupa
Parlamentosu'nun Kıbrıs'taki her iki topluma da hitap edecek, herkesçe
kabul edilen demokratik bir çerçevede bir çözüm bulunması arayışlarında
kendi rolünü oynaması gerekiyor. Sözünü ettiğimiz zorluklardan biri Kıbrıs
Türkler'inin üyelik müzakerelerine katılımından kaynaklanıyor. Kıbrıs Türkleri'nin
görüşmelerde sürekli şekilde temsil edilmesi için gereken yol bulunmalıdır.''
'Klerides, Önemli Gelişmeler Bekliyor' başlıklı bir haberde mart ayında Rum yönetiminde yapılacak başkanlık seçimlerinden sonra Kıbrıs konusunda önemli gelişmeler beklenmesi gerektiğini söylüyor. Klerides, bulunacak çözümü şöyle savundu: ''Kıbrıs Helenizminin Ada'daki varlığını güvence altına alması, Ada'yı birleştirmesi, Türk askerlerinin ve Türkiye'den getirilen nüfusun gitmesini, göçmenlere güvenlik içinde evlerine dönme olanağı sağlaması ve insam haklarının bütün Kıbrıslılar için uygulanmasının sağlanması gerekecek.'' Aynı gün 'Güneyden Haberler' sayfasında 'Kısa Kısa' bölümünde aşağıdaki yazı yayınlanmıştır: ''Yakuvo: KKTC Tanınmanın Eşiğinde Rum kesiminde şubat ayında yapılacak başkanlık seçimlerinde AKEL'in desteklediği bağımsız aday olan Rum yönetimi dışişleri eski bakanı Yorgos Yakovu, son beş yıl içinde Kıbrıs sorununun, 1974'den bu yana en kötü aşamada olduğunu, KKTC'nin tanınması eşiğine gelindiğini ve Rum tarafının taviz vermesi için Avrupa Birliği'nin bir baskı unsuru olarak kullanıldığını söyledi. Rum radyosunun haberine göre Yakuvo, seçim kampanyasını başlatmak için önceki akşam Güney Lefkoşa'daki Özgürlük Meydanı'nda düzenlenen toplantıda, Klerides Yönetimi'nin, demagoji yaparak Kıbrıs sorununu içine soktuğu hoş olmayan durumu güzel göstermeye çalıştığını belirtti. Rum halkının Klerides Yönetimi'nden kurtulması gerektiğini kaydeden Yakuvo, ULusal Konsey'in güçlendirilmesini de istedi. Yakuvo, askeri konularda Klerides yönetimini laf üretmekle suçladı ve kendisinin bu alanda iş yapacağını, Yunanistan ile askeri işbirliğini pekiştireceğini bildirdi.'' 8 ARALIK 1997 PAZARTESİ 4. sayfada Türkiye ile KKTC Başbakanlarının Lüksemburg Zirvesi öncesi biraraya gelerek durum değerlendirmesi yaptıkları ve bazı kararlar aldıklarını açıklayan bir yazıya yer verilmiş. Mesut Yılmaz ile Derviş Eroğlu'nun Rum kesimi ile AB arasındaki tam üyelik görüşmeleriyle ilgili mutabık kaldıkları konular Mesut Yılmaz'ın ağzından şöyle değerlendirilmiş: ''AB ile Kıbrıs arasındaki görüşmeler, Ada'nın sadece bir bölümü üzerinde egemen olan Kıbrıs Rum kesimi ile görüşmeler şeklinde yapılırsa Türkiye'nin buna karşı tutumunun ne olacağı açıktır. AB eğer yapmış olduğu yanlışı düzeltmeyip, yanlışında ısrar ederse, Kıbrıs Türklerini bugüne kadar yaşadıkları siyasi izolasyon ve ekonomik ambargoya ilaveten bir de bu müzakerelerde yok sayarsa bunun bütün sonuçlarına da katlamış olacaktır.'' Bu haberin yan tarafında yer alan bir başka haberde de Rum kesiminde yayınlanan en yüksek tirajlı gazete olan 'Fileleftheros' gazetesinin ABD'nin Lefkoşa Büyükelçisi Kenneth Brill ile yaptıkları bir söyleşisine yer verilmiş. Rum gazetesinden alınan söyleşinin bir bölümü aşağıdaki gibidir: ''Soru: Daha çok tartışılan konulardan biri Kıbrıslı Türklerin tam üyelik görüşmelerine dahil edilmesi konusudur. Birçok fikir dolaşıyor, ancak kimse herhangi bir öneri ortaya koymayı üstlenmiyor. Masada yalnız Kıbrıs Hükümeti'nin önerisi var. Size göre niye böyle bir tutum izleniyor? Cevap: Kanaatime göre zamanlama açısından şu anın en uygun zaman olmadığı görüşündeyim. Şarap için ne söylendiğini biliyorsunuz. Zamanı gelmeden şarabı içmemelisin. Belki de bu konu aynı yöntemle ele alınıyor. Soru: Sizin de ilgi gösterdiğiniz toplumlararası temaslara dönelim. BM'nin birçok karar metni yanında birçoğunun demecinde de Kıbrıs'taki statükonun kabul edilmez olduğu söylenir. Sizce statüko ne demektir? Cevap: Çevrenize bir bakın... Siz benden daha iyi biliyorsunuz. Soru: Türk ordusunun varlığını mı kastediyorsunuz? Cevap: Statüko çözümsüz olan siyasi durumdur. Bu yeterince açıktır. Toplumlararası temaslara nasıl gideceğinizi merak ediyorum. Statüko birçok şeyden oluşuyor. İki yüzlü olan bir konudur. Her iki toplumdan da şikayetçi insanlar vardır ve açıkça bir anomali mevcuttur. Soru: Toplumlararası temasların yapılma yönteminin statükoyu kabul edilir şekle sokmak için mevcut durumu normalleştirmeye yol açtığı yönünde eleştiriler var. Cevap: Bu eleştirileri işitmiş bulunuyorum. İki toplumlu gruplara mensup kişilere karşı yapılan davranışların sonuçlarını görmüş bulunuyorum. Dünyanın diğer yerlerindeki deneyimlere bakacak olursak, karşılıklı konuşan insanlar yoksa barış olması mümkün değildir. Her iki taraftan da üst düzey yetkililer bana 'Neden iki toplumlu temasları destekliyor sunuz? Bu yöntemle Kıbrıs sorununun çözümleneceğini garanti ediyor musunuz?' sorusunu sordu. Cevabım 'hayır'dır. İki toplumlu temasların sorunu çözeceğini garanti edemem. Ancak size şunu garanti edebilirim ki toplumlararası temaslar olmadan çözüm olmayacak...'' 9 ARALIK 1997 SALI 'Kıbrıs'ın AB Üyelik Süreci 31 Mart'ta Başlıyor' başlıklı yazı gazetenin 6. sayfasında oldukça önemli bir yer ayrılarak verilmiş: ''Kıbrıs Rum kesiminin tam üyelik süreci, 31 Mart 1998 tarihinde 10 yeni adayla birlikte başlatılıyor. Brüksel'de dün yapılan ve üye ülkelerin Dışişleri Bakanları'nı biraraya getiren AB Konseyi sırasında, topluluğun genişleme sürecine yönelik projeleri açıklandı. Tam üyelik süreci adı altında, 15 AB üyesi ile 11 ülkenin, yılda bir defa devlet ve hükümet başkanları düzeyinde toplanacakları, iki defa dışişleri bakanlarının buluşacakları ve ihtiyaca göre diğer bakanların da ayrı toplantılar yapabilecekleri belirtiliyor. Bu kapsamda 6 aday ile (Macaristan, Çek Cumhuriyeti. Polonya, Slovenya, Letonya ve Kıbrıs Rum Yönetimi) müzakerelerin nisanda başlatılması, diğerlerinin ise müzakerelere hazırlık sürecine alınması öngörülüyor.'' Aynı sayfadaki bir başka haberde de İtalya Dışişleri Bakanı Diero Fasino'nun ülkesinin, Kıbrıs'ın AB'ye tam üyeliğini desteklemekte olduğunu ancak tam üyelik müzakerelerine Kıbrıs Türklerinin de katılması yolunun bulunması gerektiğine inandıklarını açıklıyor. Kıbrıs'taki Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın İstanbul'da yaşayan Kıbrıslı Türklere Kıbrıs'ın AB'ne girmesi konusunda yaptığı açıklamalara yer verilen bir başka haberde de şunlar yer alıyor: ''Talat kurulacak federasyonda iki toplumun siyasi eşitliği öngörüldüğüne göre, Kıbrıs'ın AB üyelik görüşmeleri sürecine, bu eşitliği yansıtacak bir şekilde Kıbrıs Türk toplumunun da katılması gerektiğini anlattı. Talat, Kıbrıs Türk toplumunun güvenliğinin garantilerle sağlanacağını ve Ada'nın bütününde ortak egemenlik kurulacağını, böylece Türkiye'nin güney sahillerinin güvenliğinin de sağlanacağını belirterek, toplumlararası görüşmelerdeki önkoşulda ısrar etmemeleri ve yeni görüşme zemini önermemeleri gerektiğini savundu.'' Gazetenin 15. sayfasında ''Lüksemburg da Rum'un AB Oyununa Boyun Eğdi: Görüşmeler Önkoşulsuz Başlayacak'' başlıklı yazıda Rum kesiminde yayınlanan 'Simerini' gazetesinin bir haberine yer verilmiş. Rum gazetesi haberinde şunları kaydetmiş: ''Aldığımız bilgilere göre Lüksemburg Dönem Başkanlığı 12-13 Aralık'ta toplanacak olan doruk toplantısında ortaya koyacağı görüşlerde, Kıbrıs Türklerinin üyelik müzakerelerine katılması konusunda somut ve net düşümceler dile getirmekten kaçınacak. Buna rağmen meseleye çözüm bulunması yönünde bir dilekte bulunması ihtimali var. Lüksemburg Dönem Başkanlığı, Atina ve Ankara'ya yapılan ziyaretlerle, bir formül üzerinde tarafların rızasını elde etmeye çalıştı ancak başaramadı. Bu yüzden başkanlık, konuya herhangi bir özlü değinişten kaçınacak.'' 10 ARALIK 1997 ÇARŞAMBA Gazetenin 3. sayfasında küçük bir haber Türkiye Başbakanı Mesut Yılmaz'ın dün Londra'da İngiltere Başbakanı Tony Blair ile görüştüğünü yazıyor. Haberde Türkiye - AB ilişkileri ve Kıbrıs konuusunun ayrıntılı bir biçimde ele alındığı ve Blair'in Türkiye'nin Rum kesimiyle AB arasındaki üyelik görüşmelerini engellememesini istediği yazıyor. Gazetenin 14. sayfasında 'Kıbrıs Türkü Rum'un Umurunda Değil' diye bir başlık göze çarpıyor. Haberde Rum Yönetimi Sözcüsü Manolis Hristofides'in 10 Nisan olarak kararlaştırılan üyelik müzakerelerine Türk tarafının da katılması için bir yol bulunması gerektiğini söylüyor. Aynı haberde Hristofides'in, diyalogun Kıbrıs Türklerinin yokluğunda, 10 Nisan'da başlamasının ne oranda mümkün olduğu sorusu karşısında, Kıbrıs Türklerinin katılımı konusu çözümlenmese bile üyelik müzakerelerinin bu tarihte başlayacağına inandığı yazıyor. 11 ARALIK 1997 PERŞEMBE 'Güneyden Haberler' bölümünde yer alan manşet haberde ''Rumlar, Gelişmelerden Memnun' diye başlık atılmış. Haberin içeriği Rum Yönetimi Sözcüsü Mariolis Hristofides'in, Güney Kıbrıs'ın ABD süreciyle ilgili verilerinin cesaret verici oldu üzerine. Aşağıda haber metninden kısa bir alıntı bulacaksınız: ''Brüksel'deki gelişmeleri yani Güney Kıbrıs'ın üyelik sürecinin Türkiye'nin üyelik müracatıyla bağlantılı kılınması çabasının önlenmesi yorumlaması istenen Manolis Hristofides, şu ana kadar gözlenen gelişmeler ve oluşan sahnelerden Rum tarafının Avrupa sürecimizin olumlu adımlarla ilerlediği sonucunun çıktığını söyledi. Hristofides, 'Yunan vetosu ile Yunanistan'ın tutumu KIbrıs''ın bu Avrupa süreci için paha biçilmez değerdedir ve Kıbrıs'ın Avrupa sürecinin güvencesidir' dedi.'' 12 ARALIK 1997 CUMA Gazetenin 3. sayfasında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İslam Konferansı Örgütü 8. Zirve Toplantısı'nda yaptığı konuşmaya yer verilmiş. Bu konuşmada Denktaş'ın ''AB yolu ile Yunanistan Kıbrıs'a sahip çıkmak istiyor. Buna karşı direneceğiz'' mesajı veriyor. Aynı sayfadaki bir başka haberde Yunan gazetecilerin sıkıştırma çabalarına İtalya Dışişleri Bakanı Lamberto Dini'nin verdiği yanıtlara değinilmiş. Haberda ''Kıbrıs'ta gerçeği ve düzmece gerçeği birbirinden ayırmak gerektiğini'' söyleyen Dini, gazetecileri Kıbrıs'a davet ederek iki toplumun bariyerlerinin ve sınırlarının olduğu gerçeğini yakından görmelerini istediğine yer verilmiş. Habere göre Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye girişi konusunda polemik olmadığını ve Yunanistan'ın bu konuda akıllı bir tavır aldığını belirten Dini'nin AB ile görüşmeleri yürürtecek heyetlerde Kıbrıs Türk temsilcilerinin de yer alması gerektiği ve bunun eşitlik kriteri çerçevesinde yapılması gerektiği görüşleri var. 12 Aralık Cuma gününün gazetesinin 'Güneyden Haberler' Bölümünde Klerides'in Lüksemburg zirvesi öncesinde AB'nin Kıbrıs sorununa etkisinin değerlendirilmesine yer verilmiş. ''İki tarafa da baskı gelecek'' diyen Klerides'in bu konudaki görüşleri şöyle: ''AB, Kıbrıs Türklerinin üyelik müzakerelerine başlayacak olan Kıbrıs
Cumhuriyeti heyetine katılımını sağlamada kararlı görünüyor. Biz bunun
şartlarını net bir şekilde ortaya koyduk ve bu şartları Hans van den Broek'a
ilettik. Üyelik müzakereleri bu müracat temelinde yapılacak ve Kıbrıs'ın
AB üyelik ilkesinin Kıbrıs Türklerince kabul edilmesi gerekiyor. Şöyle
ya da böyle üyelik müzakereleri nisanda başlayacak. Tarafımız bu görüşleri
savunduğu için uzlaşmazlıkla suçlanması komik olur. Uzlaşmaz, böyle bir
davetten sonra diğerleri yanında sahte devletin tanınmasını
öne sürerek çeşitli müzakerelerle üyelik müzakerelerine katılmayı reddetmesi
halinda Türk tarafı olacaktır.''
13 ARALIK 1997 CUMARTESİ 'İç Haberler' bölümünde Kıbrıs Türk muhalefetinin Kıbrıs'la ilgili görüşlerine yer verilmiş. Yunanistan'da Sol İttifak Partisi'nin düzenlediği Kıbrıs Sorunu konula panele katılan CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, TKP Genel Başkanı Mustafa Akıncı, YKP Genel Başkanı Alpay Durduran'ın görüşlerine değinen haberde liderlerin Kıbrıs hakkındaki görüşleri şöyle: ''Mehmet Ali Talat; AB'ne Türk toplumunun girmek istediğini, yapılan araştırmaların bunu gösterdiğini söylüyor. Ancak ona göre öncelikle Kıbrıs sorununun çözülmesi gerekmektedir. Ayrıca Yunanistan'dakilerin Kıbrıslı Türklerin görüşlerini bilmediğini, sadece Cumhubaşkanı'nın ve Türkiye hükümetinin söylediklerini duyduğunu söyleyen Talat, şimdiye kadar tek ses çıksın diye uğraştıkları gerekçesiyle Kıbrıs Türk liderlerini eleştiriyor. TKP Genel Başkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs Türk partilerinin ilk kez Atina'ya davet edilmelerinin küçümsenecek bir olay olmadığını belirterek yıllardır altını çizdikleri Kıbrıs Türk halkının Ada'da varlığı gerçeği Yunan tarafından da yavaş yavaş kabul görmeye başladığını söyledi. YKP Genel Başkanı Alpay Durduran, konferansta Kıbrıs sorununun AB'yla ilişkiler nedeniyle kritik bir aşamadan geçmekte olduğunu ve Kıbrıs için ciddi sonuçlar getireceğini içeren bir konuşma yaptığını söyledi.'' 6. sayfada ''AB'den Rum'a Yeşil Işık'' başlıklı yazıda, AB zirvesinde aralarında Kıbrıs Rum kesiminin de bulunduğu 6 ülke ile üyelik görüşmelerine başlama kararı alındığı yazıyor. Haber şöyle başlıyor: ''AB üyesi ülkelerin Devlet ve Hükümet başkanları dün Lüksemburg'daki zirvede, aday Doğu Avrupa ülkeleri ve Kıbrıs Rum kesimi ile genişleme sürecini başlatmak ve en ileri durumdaki altı ülke ile üyelik görüşmelerine başlamak konusunda anlaşmaya vardılar. Bunun üzerine Türkiye Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaptı. Açıklamada şöyle denildi: ''Juncker'in gerçeklere uymayan beyanı hayret ve üzüntüyle karşılanmıştır. Kendisine cevaben, Türkiye ve KKTC Cumhurbaşkanlarınca 20 Ocak 1997 tarihli Ortak açıklamaya dayanan bir tavır izlediğimiz ve Kıbrıs konusunda herhangi bir taviz vermemizin söz konusu olamayacağı anlatılmıştır. Türkiye Kıbrıs sorununa barışçı yollardan çözüm için çaba harcamaktadır. AB'nin de yapıcı ve gerçekçi bir tutum alarak Kıbrıs'ta çözüm çabalarına katkıda bulunması ve bu çabaları engelleyebilecek davranışlardan kaçınması beklenmektedir.'' Yunanistan Dışişleri Bakan yardımcısı Yorgo Papandreu ise şöyle bir açıklama yaptı: ''Biz Türkiye ile samimiyiz. Türkiye gerekli adımları atarsa uzun vadede AB üyesi olabilir. Kelime oyunları ne Türkiye'nin ne de Yunanistan ve AB'nin lehinedir. Bazı ülkeler Yunanistan'ı Türkiye'ye karşı kullanıyor. Türkiye'nin yolunu tıkayan üyenin Atina olduğu izlenimini vermeye çalışıyorlar.'' 14 ARALIK 1997 PAZAR Dün biten Lüksemburg Zirvesi'nden sonra çıkan gazetede bir hayli sert yazılar var. Gazete Türkiye ve KKTC'yi etkileyen olumsuz kararları manşetten vermiş. İlk sayfada büyük puntolarla ''Tarihi Hata'' başlığı göze çarpıyor. Arka sayfalara da taşan bu uzun haber gazetenin bu konu hakkındaki görüşlerini tam anlamıyla yansıtıyor. Bu yüzden haberin büyük bir bölümünü buraya aktarmak istiyoruz: ''Tarihi Hata Artık her şey bitti. Toplumlararası görüşmeler yolu kapandı. Bundan böyle KKTC tanınmadan masaya oturmayacağız. Cumhurbaşkanı Denktaş: ''Bize büyük bir fırsat verdiler. Toplumlararası görüşmeler denilen maskaralıktan kurtulalım.'' AB; ''Sizi tanımıyoruz, tanımayacağız, Kıbrıs Rum'dur'' mesajı verdi. Kendilerine teşekkür ediyoruz. Derviş Eroğlu: ''Bu olaydan sonra ortaya çıkacak konuların ve olayların sorumlusu hatalar zincirirni devam ettiren AB'nin olacaktır.'' Serdar Denktaş: ''Önemli olan bundan sonra atacağımız adımlardır. Artık kendi hedeflerimizi çizip, yürümek zorundayız.'' AB, KKTC ve Türkiye'nin tüm çırpınışlarına rağmen, ''tarihi bir hata'' işleyerek, Kıbrıs Rum kesimine AB'ye katılma yolunu açtı. KKTC, AB'nin bu kararının ardından toplumlararası görüşmeler sürecine nokta koydu. Ankara ve Lefkoşa, bugün öğleye doğru AB'nin olumsuz tutumuna karşı resmi pozisyonlarını ortaya koyan bir açıklama yapacak. Açıklama hazırlanmadan dün gece Lüksemburg, Türkiye ve KKTC arasında yoğun telefon trafiği yaşandı. AB üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanları önceki gün Lüksemburg'daki zirvede Kıbrıs Rum Kesimi'nin de aralarında bulunduğu 6 ülke ile üyelik görüşmelerine başlamayı kararlaştırdı. Lüksemburg Zirvesinde o zamanki adıyla AET olan AB'ne üyelik başvurursunu
ilk kez 1963 yılında yapan Türkiye ise 'insan hakları' gerekçe gösterilerek
tam üyelik görüşmelerine alınmadı. ''
15 ARALIK 1997 PAZARTESİ
Zirvenin arkasından tartışma sürüyor. Bugünkü gazete bu konuyu yine manşete taşımış ve ''İpler Koptu'' başlığını kullanmış. Haber gazetenin görüşlerini de yansıttığı için uzunca bir alıntı yapıyoruz: ''İpler Koptu TC: Hükümetimiz, gerek Kıbrıs gerekse Yunanistan ile ilişkiler konusunu bundan sonra AB ile görüşmeyecektir. KKTC: BM müzakere sürecine yıkıcı darbe indiren AB tarihi sorumluluğu taşıyacak. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ise hem Avrupa Birliği hem de Güney Kıbrıs ile yolları ayrıldı. Ankara ve Lefkoşa'da dün ayrı ayrı yapılan açıklamalarda AB'ne üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı Lüksemburg zirvesinde alınan kararlar sert bir dille eleştirildi, 'iplerin koptuğu' ifade edildi. KKTC, GKRY ve AB ile ipleri tamamen koparırken, Türkiye AB ile varolan ilişkilerini sürdürme kararı aldı. Ancak Türkiye'de, Kıbrıs ve Yunanistan'la ilişkiler konusunu bundan sonra AB ile görüşmeyecek.'' Gelişmelerden Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan'ın memnun olduğunu belirten gazete, Klerides'in bu konudaki memnuniyet belirten görüşlerine de yer vermiş: ''Tam üyelik Ada sakinleri Kıbrıslı Rum, Türk, Maronit, Latin ve Ermenilerin yararına olacaktır. Türkiye bu kararın alınmasına karşı sarfettiği çabalarda başarıısız olmuştur. Türkler artık entegrasyon değil de daha sıkı bağlardan söz ediyor. Türkiye'nin bu yönde atacağı adımları hiçbir ülke kabul etmeyecek.'' Aynı gün KKTC'nin AB'ye resmi yanıtı da gazete de yer almış. Başbakan Derviş Eroğlu'nun okuduğu KKTC Bakanlar Kururlu'nun açıklaması şöyle: ''AB Konseyi'nin 12 - 13 Aralık 1997 tarihleri arasında Lüksemburg'da yapılan zirve toplantısında, KIbrıs ile tam üyelik müzakerelerinin başlatılması yönünde bir karar alınmıştır. Bu karar 1960 anlaşmaları ve beş tarafın imzası ile kurulmuş olan iç ve dış ortaklarından biri olan Kıbrıs Türk halkının temel haklarını ihlal etmektedir. GKRY'nin 1990 yılında yapmış olduğu tek yanlı ve gayri meşru müracat, kendi siyasi emellerini gerçekleştirmek ve Kıbrıs'ta bir Rum cumhuriyeti oluşturma amacına yöneliktir. AB Konseyi'nin Rum Tarafı'nın bu müracaatına istinaden almış olduğu karar, Kıbrıs Türk tarafının 1960 anlaşmalarından kaynaklanan eşit siyasi ve egemenlik haklarının ihlali olduğu kadar, BM tarafından da kabul edilmiş parametre ve gerçekleri inkar etmektedir. Ayrıca söz konusu karar BM genel sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde yürürttüğü çabaları da anlamsız hale getirmektedir. Bu itibarla söz konusu müracata binaen alınmış olan bu karar Kıbrıs Türk tarafı açısından geçerli ve bağlayıcı değildir. Bilindiği gibi, 1960 Ortaklık Cumhuriyetine hayat veren Zürih ve Londra anlaşmalar Kıbrıs meselesinin hallinde Türk-Yunan dengesi üzerinde kurulmuş ve Kıbrıs'ın Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye olmadıkları uluslararası kuruluş, birlik ve ittifaklara katılmasını yasaklamıştır. Bu bağlamda Zürih anlaşmasının 8. maddesi Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkan Muavininin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye olmadıkları uluslararası örgüt ve ittifaklara katılmasına ilişkin her türlü karar ve tasarrufu veto etme hakkına sahip olduklarını açıkça belirtmiştir. Diğer yandan 1960 Garanti Andlaşması'nın 1. maddesi Kıbrıs'ın tamamen veya kısmen hiçbir devletle siyasi ve ekonomik bir bütünleşmeye girmeyeceğini taahhüt etmektedir. Bunun amacı, iki kurucu toplum ve garantör ülkenin Kıbrıs üzerinde hak ve çıkarları arasında kalıcı bir dengenin muhafaza edilmesidir. 1960 Anlaşmasıyla kurulan iç ve dış dengeyi ortadan kaldırmak maksadıyla Rum tarafı 1963 yılında silah zoruyla bu ortaklığı bozmuş, bu tarihten itibaren Kıbrıs'ta ortak bir idare var olmamış ve Kıbrıs Türk ve Rum toplumları demokratik yollardan seçtikleri kendi ayrı yönetimleri altında yaşamıştır. GKRY'nin Ada'nın tümü veya Kıbrıs Türk halkı üzerinde hiçbir zaman hükümran olmadığı yadsınmaz bir gerçektir. Sonuçta, Kıbrıs'ta iki halkın yetkisine sahip, iki halk adına konuşabilecek veya AB'ne üyelik başvurursu yapabilecek ve AB ile tüm Kıbrıs adına üyelik görüşmeleri sürdürebilecek ortak bir idare yoktur. AB'nin bütün bu gerçeklere rağmen almış olduğu bu son karar, toplumlararası
görüşmeler sürecinde ortaya çıkmış olan çözüm çerçevesinin ortadan kaldırılması
anlamına gelmektedir. Bu haksız kararın yaratmış olduğu Kıbrıs'taki dengesizlik
bugüne kadar görüşmelerin başarıyla sonuçlanmasını engelleyen nedenleri
daha da kuvvetlendirmiştir. Bu itibarla bundan sonraki temaslar sadece
ik devlet arasında yapılabilir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anavatan
Türkiye ile birlikte 20 Ocak 1997 Ortak Deklerasyon çerçevesinde hareket
edecek ve Türkiye ile her alanda gerekli gördüğü bütün adımları atacaktır.
''
6.2.2. 'Kıbrıs' Adındaki Köşe Yazılarında Olayın Değerlendirilmesi
4 ARALIK 1997 PERŞEMBE Gazetenin Kıbrıs adlı köşesinde bugün 'Güncel Notlar' başlığı altında kısa kısa fikir yazıları var. Bu yazılar şöyledir: '' 'Yeşil hat, beni çocuk mezarlarından daha fazla rahatsız etti' diyebilen Diego Cordovez, Avrupa Birliği'ne kıbrıs'ı anlatacakmış!.. Kendisi çok anladı da, başkalarına anlatacak... Bu iş masal anlatmaya
benzemez''
6 ARALIK 1997 CUMARTESİ Gazetenin 6. sayfasında yer alan 'Kıbrıs' köşesinde bugün 'Kral Çıplaktır' başlığıyla bir yazı var. Yazı, 12-13 Aralıktan geriye doğru saymaya başlanılan bu günlerde AB Komisyonu Dışilişkiler Sorumlusu Hans van den Broek'un Kıbrıs'ta yapmış olduğu gezi ve sonuçlarını kapsıyor: ''... Broek, KKTC Cumhurbaşkanlığı önünde kendisine toplumsal duyarlılığı yansıtan bir topluluğa 'Biz de Kıbrıs'ta adaleti arıyoruz' diyordu. AB'nin Kıbrıs'ta adalet arayışında olduğuna, bugüne kadar süregelen uygulamalarına bakarak inanmak olanaksız. İzlenen yanlış ve adaletsiz yolun 12-13 Aralık AB zirvesinde terk edileceğine ve sağduyulu, barışçı bir yaklaşıma itibar gösterileceğine ilişkin belirti de yok. Durmadan silahlanıp AB'ye tam üyelik sonrasının maceralarına hazırlanan Rum tarafının şımartılmış, azmettirilmiş ve umutlandırılmış haline bakarak Avrupalıların Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm ve barış istemediklerini söylemek, asla kehanet olmaz. Kıbrıs sorununu yepyeni bir dönüm noktasına getireceği kesin olan 12-13 Aralık AB zirvesinin hazırlıkları ilerlerken, Rum tarafı Kıbrıs Türklerini görüşmeler prosedürüne Kıbrıs Rum heyeti içinde katılmaya çağırıyor. KKTC'nin devlet niteliği ve siyasal eşitliği tanınmadan artık tek adım atılmayacağına ilişkin kesin ve net Türk tavrı ısrarla görmezlikten gelinirken, KIbrıs'ta AB çatısı altında yeni bir Batı Trakya yaratma ütopyası da sürdürülüyor. Sayın Broek'un Kıbrıs'ta aradığı adalete böyle mi ulaşılacak? Yoksa yıllardan beridir Rumlara tek yanlı olarak akıtılan astronomik yardımların ve verilen siyasal desteğin izlerinden gidilerek mi? Güncel gelişmelere tarafsız bir gözle bakıldığında, Kıbrıs sorununda önemli kararlar aşamasına gelindiği bugünkü noktada bile, Rumların adil uzlaşmaya hala hazır olmadıkları görülür. Ne zaman hazır olacakları belli değil... Ama o ideal uzlaşmayı, bugünkü neslin göremeyeceği de kesin. Kıbrıs'ta esenlik uzak bir düş olmaktan çıkarılmak isteniyorsa, barışın iç içe yaşama düzeninde değil, karşılıklı saygı, güven ve anlayış esasları içinde yan yana yaşama düzeninde olduğunun mutlaka bilincine varılmalı. Taptaze güncel olaylara bakınız: Apostolos Andreas'taki ayina katılan 1250 Rum, kilisenin çağrısına uyarak KKTC'de kaldıkları sürede 'vicdanlı Rumlar' olduklarını kanıtlamak için tek kuruşluk harcama yapmıyorlar. Ledra Palace bahçesinde düzenlenen sözde barış festivaline bir kez daha gözlemciler göndererek boykot uyguluyorlar. Otelin gerisindeki faşist ve ırkçı kuşatma ise hiç gevşetilmeden sürüryor. Klerides, 50 Yunan tankının personeliyle birlikte Güney Kıbrıs'a transfer edildiğini açıklıyor. Rum medyası ise Rum literatüründe 'Türk' demenin hakaret anlamına geldiğini duyuruyor. Kıbrıs'ta adalet arayışı böylesi bir mantık karşısında hedefine ulaşabilir mi? Gözler önündeki gerçekler dururken, bir takım şovlara ve demagojilere kapılıp hayal dünyasına dalmak saçmalıktır. Kral çıplaktır!...'' 7 ARALIK 1997 PAZAR 'Kıbrıs' köşesinde bugün 'Panorama' başlığıyla birkaç konu hakkında yorum yazıları var. 'Mertek' başlığıyla yazılan ilk yazı KKTC'de yapılan nüfus sayımıyla ilgili. Bu sayımın Güney Kıbrıs'taki yankılarına değinen adı belirsiz yazar, AB'ne girmeye hazırlanan Rumlar'ın Türkiye'den Ada'ya gelen Türkiyeliler'in 60 bini geçmesi üzerine yaygara koparmalarına şöyle cevap veriyor: ''Uzun bir gecikmeden sonra en nihayet geçen hafta açıklanan KKTC nüfus sayımı sonuçları beklendiği gibi Güney Kıbrıs'ta olağan yankılarını yarattı. Rum medyası 'Taşımalar 60 bini geçti' diye yaygarayı bastı. Aşar veya aşmaz. Üstlerine vazife mi? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu inatla görmezden gelseler bile, hiç değilse kendi gözlerindeki merteği görsünler. Onların Güney Kıbrıs'a değil onbinleri yüzbinleri taşıyarak demografik yapıyı bozmaları görülemeyecek merteklerden değildir. Bu öyle bir mertek ki, Rum toplumunda ırkçılığı dürtükler duruma geldi.'' 9 ARALIK 1997 SALI 'Kıbrıs' köşesinde ''Gözler Lüksemburg'da'' başlığıyla Lüksemburg Zirvesi öncesi hazırlıkların Türkiye ve Kıbrıs için ne anlam ifade ettiğine değinilmiş: ''.... Kıbrıs Rum Kesimi'nin de yer aldığı aday ülkeler arasında Türkiye'ye de yer açılacak veya Türkiye'nin adaylığı askıya alınacak. Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin kaderi de kesinlikle alınacak karara bağlı. Bu nedenle 11-12 Aralık sonrası Kıbrıs açısından son derece önemli. AB'nin genişleme sürecinin işine gelen bütünlüklü bir Kıbrıs'ın AB'ye katılımı ise iki yaşamsal parametrenin gözönünde bulundurulmasını gerektirir. 1- Kıbrıs Türk tarafının siyasal eşitlik ilkeleri içinde özgün bir devlet olarak muhatap alınması. 2- Üç garantör ülkeden biri olan Türkiye'nin garantörlük hak, yetki ve sorumluluklarına helal getirmeyecek biçimde AB genişleme sürecine dahil edilmesi. 12 ARALIK 1997 CUMA Bugünkü gazetenin 'Kıbrıs' köşesinde AB'ne girmeye hazırlanan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Türk kesiminin arasındaki sorunları çözmek isteyen ABD'nin yaklaşımı üzeine ilginç bir saptama yer almış: ''ABD Başkanı Bill Clinton'un Kıbrıs sorununu çözmek için özel temsilci atadığı Richard Holbrooke'un Güney Kıbrıs'ta bankası olduğu ortaya çıktı. Banka küçümsenmeyecek oranda işlemler de yapıyor. Örneğin banka iki ay önce Rusya'da 7 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi. Güney Kıbrıs'ın ulusal geliri bile bu rakamın altında: 6 milyar dolar. Tarafsızlığı artık büyük kuşku kaldıran Richard Holbrooke, Kıbrıs sorununu
değil, kendi sorununu çözme peşinde.''
15 ARALIK 1997 PAZARTESİ Bugün Kıbrıs imzasıyla yayınlanan başyazı da ''Kara Koyun Oyunu'' başlığı göze çarpıyor. Yazı şöyle: ''Avrupa Birliği'ne 'Hıristiyan Kulübü' yakıştırmasını biz yapsak, radikal yorumlar ürettiğimiz öne sürülebilir. Ama bakınız bu yorumu artık Hıristiyanlar bile yapıyor. Ortadoğu konularında uzman olan Washington Enstitüsü tarafından yayımlanan raporda, pek çok ülkenin AB'ni bir Hıristiyan Kulübü olarak görmesinin haksız olmadığı vurgulandı... Raporda, Türkiye'yi AB'den dışlayan yaklaşımların tarihi bir yanılgı olduğu da altı çizilerek belirtiliyor... Avrupa haritasında yer alabilmek için herhalde Türkiye'nin dinini değiştirecek hali yok. Lüksemburg zirvesinde daha fazla yakınlaşmanın gerçekleşebilmesi için Türkiye'ye dayatılan koşullara bakıyoruz. Bu koşulların bir kısmının Yunanistan tarafından dikte edildiği kesin. Çünkü bu hezeyanları Yunanlı politikacıların ağzından sık sık işitiyoruz. Demek AB ailesi, her fırsatta 'içimizdeki kara koyun' diye yakındığı ve yaka silktiği Yunanistan'ın etkisinde bu kadar kalabiliyor. Türkiye söz konusu olunca 'kara koyun' akkoyuna dönüşebiliyor. Hayrını görsünler sevgili Yunanlılarının... Yunanlılar yetmedi şimdi aralarına Kıbrıslı Rumları da alıyorlar... Kuşkusuz bu bağlamda, Türkiye'nin soyluluğu ve siyasal düzeyi de bir kez daha tarih sahnesinde kanıtlanıyor. AB kapıları önünde Türkiye'yi engellemek için akıl almaz Bizzans entrikaları sergileyen Yunanistan 1974 Kıbrıs olayları sırasında fevri bir davranışla NATO'dan çekilmişti. Daha sonra yanılgısını anlayacak. 'Ben ne halt ettim' diyecek ve yeniden NATO''ya dönebilmek için yalvar yakar oalacaktı. Bu dönüşün gerçekleşebilmesi için Türkiye'nin onayı gerekirdi... Eğer Türkiye vetosunu kullansaydı, Yunanlı bir daha NATO yüzü görmeyecekti. Ne yazık ki Türkiye bir dostluk gösterisi yaparak vetosunu kullanmamış ve Yunanistan'ın bir kez daha NATO'ya dönebilmesini sağlamıştı. İşte Yunanlı ve işte Türk... Şimdi Türkiye açısından yeni bir strateji belirleneceği kesin. Bu strateji Yunanlının, Kıbrıslı Rumun ve Avrupalının bakalım ne kadar işine gelecek... Avrupa Birliği kanalıyla Türkiye'ye artık baskı yapılması da olanaksız. Yapabilecekleri her şeyi yaptılar. Şimdi söz sırası Türkiye'de... Türkiye asla seçeneksiz olmadığını gösterme ve stratejik konumunu değerlendirme aşamasında. Yeni bir dünya kurulmak üzere... Öte yandan Lüksemburg zirvesinde Yunan sempatizanlığı uğruna verilen tarihi yanılgı, Kıbrıs'ta özgün, bağımsız, egemen ve demokrat bir Türk devleti bulunduğunu uluslararası topluma bir kez daha anımsatma fırsatını doğurdu. KKTC Bakanlar Kurulu'ndan tüm dünyaya yayımlanan tarihi duyuruyu, bu fırsatın iyi değerlendirilebileceğinin açık belirtisi olarak görüyoruz. Kıbrıs Türk halkı, bir azınlık olmadığını ve niyeti açık seçik ortada olan Rum tarafının dümen suyunda giderek Avrupalıların icazetini istemeyeceğini haykırıyor. Dünya bu haklı sese kulak versin. Halkımız ne 1974 öncesine dönmek, ne de Batı Trakyalı soydaşlarının durumuna düşmek istiyor. Rum çoğunluğunun hegemonyası altında Avrupa Birliği'ne girerek Anavatan Türkiye'nin haksızca ve bağnazca dışlanmasını dikkate almamak asla mümkün değil. Tüm bu koşullar altında Kıbrıs Türk halkının hakları korunmaz ve savunulamaz. AB, eğer insan haklarının güvencesiyse kendi vatandaşları sayılan Batı Trakya Türklerinin insan haklarına neden sahip çıkmıyor? Gerek demokrasi, gerek ekonomi ve gerekse siyaset ve stratejik konum
yönünden Türkiye'nin çok gerisinde olan ülkelere kapıları ardına kadar
açarken, Türkiye'yi bağnazca dışlayan, AB, bundan sonraki gelişmelerin
tek sorumlusu olacak. Tarafsız ve uzman gözlemciler de bu uyarıyı yapıyor...''
6.2.3. Gazete Yazılarının Genel Bir Değerlendirilmesi
'Kıbrıs' gezetesinin gerek yöneticileri ve gerekse çalışanları, tüm Kıbrıs'lı Türkler gibi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında Avrupa Birliği'ne girmesine sıcak bakmıyor. Gazete yönetimi, tek taraflı bir üyeliğin söz konusu olamayacağını dile getirirken, bu formülün Malta, İtalya, Fransa, ABD ve kısmen İngiltere tarafından da onaylanmadığının altını ısrarla çiziyor. Bu saptamayı, gazetenin yöneticileriyle yapmış olduğumuz görüşmelerden olduğu kadar, haber ve yorumlarından da çıkarıyoruz. Gazete, Kıbrıs'taki Türk halkının ve Türk yönetiminin sesi olarak kabul edilmektedir. Bu yüzden Türk halkının ve KKTC'nin menfaatine olmayan GKRY'nin AB'ne üyeliğine olumlu bakmamaları doğal bir sonuçtur. Gazete, Avrupa Birliği'nin uluslararası anlaşmaları ihlal ederek Kıbrıs adasının geleceği ile ilgili tek taraflı kararlar almak ve uluslararası mükellefiyetler yaratmak hakkına sahip olmadığı gerçeğini, özellikle Lüksemburg Zirvesi'nden sonraki haberlerinde sık sık vurgulamaktadır. Uluslararası anlaşmalar derken de 1959 - 1960 Zürih ve Londra Antlaşmalarından söz etmektedirler. Bu antlaşmaların Kıbrıs'ın Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye olmadıkları uluslararası kuruluşlara ve ittifaklara katılamayacağını öngördüğünü; 1960 Garanti Antlaşması'nın da Kıbrıs'ın herhangi bir devletle tamamen ya da kısmen siyasi ve ekonomik birliğe giremeyeceği hükmünü içerdiğini hatırlatan yazılara yer vermekteler. Bazı yazılarda da Kıbrıs olayını Türkiye açısından değerlendirmektedirler.
Kıbrıs'ın Türk halkı için Türkiye'nin üye olmadığı, Yunanistan'ın ise tam
üye olduğu bir birliğe üye olmayı kabul etmesinin, yani iki Anavatan arasındaki
dengeyi bozmanın, Ada'nın Yunanistan'la dolaylı olarak bütünleşmesini veya
Kıbrıs'ta bir Rum Cumhuriyetinin kurulmasını kabul etmekle eş anlamlaı
olduğu inancındalar. Gazete, Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliği ile Kıbrıs'ı
Akdeniz'de ikinci bir Yunan devleti haline dönüştürmeyi amaçladığına inanmaktadır.
Bu yüzden KKTC olarak Kıbrıs Türk halkının, başından beri bu tek yanlı
ve yasa dışı müracata karşı çıktıklarını ve bunda da Kıbrıs Türkleri kadar
Anavatan Türkiye'nin de çıkarlarını gözettiklerini söylemektedirler. Bu
yüzden bu tek yanlı ve 1960 anlaşmalarına aykırı olan müracatın sonuçlarını
Kıbrıs Türk tarafı olarak siyasi ve hukuki anlamda önemsemeyeceklerini
vurgulamaktadır.
SONUÇ
Bu çalışmada tespit edilen ve sergilenmeye çalışılan olayın sonuçlarını kısaca şöyle ifade edebiliriz. Kıbrıs adasının tarihi gelişmesi 1570 yılından 1923 yılına kadar Osmanlı Devleti'nde kalmış, 1923 - 1960 yılları arasında da Ada İngiltere'nin egemenliğine geçmiştir. 1960 yılında kururlan bağımsız bir cumhuriyetle Ada, Türk ve Rumların yönetiminde olmuştur. 1963 yılında bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Anayasası, Rumlar tarafından açıkça ihlal edilmiş ve Ada, Yunanistan'a bağlanmak istenmiştir. 1963 yılından itibaren Ada'da iki ayrı topluluk ve iki ayrı yönetim olmuştur. 1983 yılında kurulan KKTC, Kıbrıs adasının kuzey bölgesinde hukuken ve fiilen vardır. Ada'nın güneyindeki GKRY'nin de fiili egemenliği vardır ama, Ada'nın tümünü temsil ettikleri iddiası doğru olmadığından büründükleri Kıbrıs Cumhuriyeti kimliği hukuken geçersizdir. AB, GKRY'nin üyelik girişimini tüm Kıbrıs'ı kapsayan bir yönetim olarak ele almak istemekte ve bu görüşmelere Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında Türklerin de katılmalarını istemektedir. Kıbrıs Türk kesimi ise toplumlararsı bütün görüşmelere sadece KKTC adı altında katılma kararındadır. Bu yüzden AB, genişleme sürecine dahil etmek istediği Kıbrıs adası için sadece Rum yönetimiyle masaya oturabilmektedir. KKTC, yasal kimlikleri kabul edilmeden bu görüşmelere katılmama kararını AB'ne belirtmiş; üstelik GKRY ile yapılan görüşmelerin de hukuken ve fiilen geçersiz olduğunu söylemektedir. GKRY, hukuken geçersiz olan KC kimliğiyle AB'ne girmek istemektedir.
AB, her ne kadar ekonomik temellere oturan bir birlikse de, siyasi ve askeri
alanda da birlik olma yönünde girişimleri vardır. Bu yüzden AB'ne giren
GKRY, KKTC ve TC açısından sakıncalı sonuçlar doğuracaktır.
EK NOTLAR RUMLAR NEDEN AVRUPA BİRLİĞİ'NE GİRMEK İSTİYOR? Not: Aşağıdaki görüş ve haberler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri
ve Savunma Bakanlığı Tanıtma Dairesi'nin hazırladığı raporlardan alınmıştır.
RUM LİDERLERİNİN AÇIKLAMALARI Glafkos Klerides (GKRY Başkanı) "Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne girmesi Türkiye'nin Garanti Andlaşması'ndan kaynaklanan tek yanlı müdahale hakkını ortadan kaldıracaktır." (TA NEA gazetesi 18 Temmuz 1995) "Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliğinin 2-3 yıl içinde gerçekleşeceğinin kesinleşmesi halinde Türkiye, Kıbrıs'a karşı yayılma emelleri besliyorsa bunları terketmek zorunda kalacaktır. Çünkü Avrupa Birliği'ne üye ülkeye müdahale etmesi aklın alamayacağı bir hareket olacaktır." ( Fileleftheros gazetesi 25 Nisan 1994) Yorgo Vasiliu (GKRY Eski Başkanı) "Garantiler konusunu unutmuş değiliz. Türkiye'nin bize yeniden saldırmasını, hangi garantiler önleyebilir? Birgün yeniden çıldırır da, yeni bir darbe yaparsak, Türkiye'nin yeniden harekete geçmeyeceğini bize kim garanti edebilir? 1974'te caniane darbeyle Türk müdahalesine yol açan kendimizdik, bunu unutmayalım. Ben en iyi garantiyi, Avrupa Topluluğu'na girmemizde görüyorum." (Kathimerini gazetesi 19 Ekim 1992) Yannakis Kasulides (GKRY Hükümet Sözcüsü) "Biz 1974'de olanların tekrarlanmaması için, Türkiye'nin tek yanlı müdahale
hakkının kaldırılması gerektiği üzerinde ısrarlıyız. Bizce Türkiye'nin
Kıbrıs'a, tek yanlı askeri müdahale hakkı olsa bile, böyle bir hakkın Avrupa
Birliği üyesi bir devlete karşı kullanılamayacağı görüşündeyiz. Çünkü Avrupa
Birliği üye ülkeleri, yalnız ekonomik değil, fakat aynı zamanda askeri
anlaşmalarla da birbirlerine bağlıdırlar ve Birlik üyesi olmayan bir devletin,
Birlik üyesi bir devlete askeri müdahalesini kendilerine yapılmış bir saldırı
olarak görürler." (Periodiko Dergisi 14 kasım 1993)
Yannakis Matsis (DİSİ Partisi Genel Başkanı) "Avrupa Birliği'ne üye olunduğu taktirde Avrupa Birliği bünyesinde tek
yanlı müdahale hakkının da kaldırılması olanağı doğacaktır. Üçüncü bir
ülkenin tek yanlı askeri müdahale hakkına sahip olacağı bir ülkeyi, Avrupa
Birliği'ne üye olarak kabul eder mi?" (Haravgi 20 Şubat 1994)
Vasos Lissarides (EDEK Partisi Genel Başkanı) "Sosyalist EDEK Partrisi Başkanı Dr. Vasos Lissarides, Çakilleri köyünde
Onisilos Kulübünün açılış töreninde yaptığı konuşmada; "Avrupa Birliği'ne
üye olunduğu taktirde Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi ülkenin topraklarını
işgal eden bir ülke dururmuna düşecek ve bunun da kurtuluş için yeni bir
perspektif yaratacaktır." ( Simerini 6 Kasım 1994)
Spiros Kiprianu (DİKO Partisi Genel Başkanı) "Çabalarımızı Kıbrıs sorununu özünün görüşüleceği uluslararası bir konferans
düzenlenmesini sağlama yönüne çevirmeliyiz. Böyle bir konferansın önüne
Kıbrıs sorununu bir istila ve işgal sorunu olarak sürmeli ve Türkiye'nin
askerlerini ve sömürgecilerini Kıbrıs'tan çekmesini ve halkımızın temel
hak ve özgürlüklerine saygı göstermesini istemeliyiz. Buna paralel olarak,
Avrupa Birliğine üyelik çabalarımızı yoğunlaştırmalıyız. Avrupa Birliği
üyeliği, bizim için bir kalkan olacak, bize güvenlik getirecek." (Eleftherotipia
7 Kasım 1994)
KAYNAKÇA
1- Kıbrıs Gazetesi'nin 1 ile 15 Aralık 1997 tarihleri arasında yayınlanan sayıları 2- Uluslararası İlişkiler Dersleri, Prof. Dr. Mesut Önen, Beta Yayınları, 1988, İstanbul 3- TC Genelkurmay Başkanlığı Harp Akademileri Komutanlığı 1-2 Aralık 1997 Kıbrıs Sempozyumu'nda Prof. Dr. Mesut Önen tarafından sunulan bildiri 4- Olaylarla Türk Dış Politikası, A. Suat Bilge, Ahmet Şükrü Esmer, Mehmet Gönlübol, Oral Sander, Cem Sar, Duygu Sezer, Haluk Ulman, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1969 Ankara 5- 100 Soruda Türkiye'nin Dış Politika Tarihi, Prof. Dr. Edip Çelik, Gerçek Yayınevi, 1969, İstanbul 6- Dış Kapının Dış Mandalı Dış Politika, İ. Reşat Özkan, Çınar Yayınları, 1996, İstanbul 7- Değişen Dünya ve Türkiye, Esin Yılmaz Başçeri, Ali Faik Demir, Özlem Eraydın, Oğuz Eriş, M.A. Mert Gökırmak, Çiğdem Nas, Ö. Konuralp Pamukçu, M. Cüneyt Yenigün, Tansu Yıldırım, Sevgi Yöney; Bağlam Yayıncılık, 1996, İstanbul 8- Yunanistan Kıbrıs Rum Kesimi PKK Üçgeni, Dr. M. Ali Galip Alçıtepe, Esra Yayınları, 1997, Ankara 9- Türkiye-Avrupa Birliği Bütünleşmesinde Menşe Kuralları, Mehmet Ergünal, İktisadi Kalkınma Vakfı Yayınları, 1997, İstanbul 10- Ana Britannica Genel Kültür Ansiklopedisi, 3. ve 18. cilt. 11- Kıbrıs Olayı ve İçyüzü, Hikmet Bil, İtimat Kitabevi, 2. Baskı, 1976, İstanbul 12- Akşam Gazetesi, 2 ve 3 Aralık 1997, İzzet Sedes'in köşe yazıları, Sayfa13 13- Kıbrıs Meselesi (1954-1959) Türk Hükümeti ve Kamuoyunun Davranışları, Dr. Fahri Armaoğlu. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1969, Ankara 14- Akritas Planı ve Gençliğe Sesleniş, Rauf Denktaş, Yorum Yayınları, 3. Baskı, 1994, Kıbrıs 15- "Rumlar, Neden Avrupa Birliği'ne Girmek İstiyor?", Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri ve Savunma Bakanlığı Tanıtma Dairesi, Ekim 1996, No: 8 |