| KÜRESELLEŞME VE MEDYA EMPERYALİZMİ 28.04.2007 | YARD. DOÇ. DR. NECLA MORA
Küreselleşme kapsamında, kapitalist üretim anlayışı çerçevesinde gelişen çokuluslu şirketler, ürettikleri ürünler aracılığı ile tüketimi pompalamakta, kendi ideolojilerini, yaşam ve eğlence kültürlerini tek yönlü ve kendi çıkarları doğrultusunda az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere doğru akıtmaktadırlar.
GİRİŞ
Toplumların ortak kültürel kimlikleri, toplum tanımının belkemiğidir. Toplumsallaşma, bireyin grup faaliyetlerine katılması, kendinden beklenen rolüne uygun davranış ve normlardan haberdar olmasıdır. Bireyin toplumsallaşmasında en önemli faktör, toplumsal yapının kendisidir. Toplum, geleneksel bir davranışla toplumsallaşma sürecine girmiş bireyi uygulana gelen toplumsal kuralların içine çeker. Böylece birey, öğrenmesi gerekenleri, öğrenme şartları oluşmuş bir ortamda öğrenme sürecine girer.
Bireylerin yoğun olarak medyanın etkisinde olduğu bir toplumda, en yaygın kabul gören değerlerin belirleyicisi medyadır.
Medyanın denetiminde gelişen kitle kültürü, kültürün üreticisi ve koruyucusu olan toplumun denetiminden çıkmış ve tamamen ticari amaçlı olarak kültür endüstrisi tarafından yapay, tek tip ve seri olarak üretilmeye başlanmıştır.
Medyanın temel taşıyıcılığını üstlendiği kitle kültürü bombardımanı, toplumu ayrıştırıp parçalamakta ve kendi geleneksel kültürüne yabancılaştırmaktadır. Toplumsal çözülme, bireyleri birbirine bağlayan ortak değerlerin -törelerin, geleneklerin, göreneklerin çarpıtılması ya da aşırı abartılarak eğlencelik hale getirilmesi- erozyona uğraması, içinin boşaltılması ile kendini göstermektedir. Kültürel Kimlik Ve Toplumsallaşma
Kültürel kimliğe, özcü ve tarihsel olmak üzere iki farklı açıdan bakılabilir. Kapalı ve dar bir algılama olan özcü algılamaya göre, kültürel kimlik tamamlanmış bir olgu, oluşmuş bir öz olarak değerlendirilmektedir. Kapsayıcı ve açık bir algılama olan tarihsel algılamaya göre ise, kültürel kimlik, üretilen, sürekli bu üretim sürecinin içinde olan, hiçbir zaman tümüyle tamamlanmamış, gelişmeye ve değişmeye açık bir olgu olarak kabul edilmektedir. Ulusal kimlik, ulusal kültürün yaratılmış olması ile ulusal devletin yönetiminde, belirli coğrafya sınırları içinde yaşayan tüm bireylerin ortaklaşa yaşadıkları, hissettikleri tarihsel/kültürel kimlik (bizlik ) duygusudur. Uluslaşma süreci ya da ulusal kültürün oluşumu iki düzeyde incelenebilir; birincisi ulusal devletin doğuşu, ikincisi ulusal ideolojinin egemen hale gelmesidir. Ulusal ideoloji, bir yandan toplum için ortak "biz" olgusu yaratırken aynı zamanda bunun çevresinde ortak dünya görüşü sağlamaktadır. Ulusal devlet, ulusal ideolojinin kendini gerçekleştirme aracı olarak işlev görmektedir. Ortak bir coğrafyada, ortak idealler etrafında toplanmış, ortak tarihe ve ortak geleceğe yönelik birliktelikle oluşan ortak kültür, o ulusun kültürel kimliğini oluşturur. Toplumlar, kültürel aidiyetlerine göre düşünür, davranır, yer, içer, kutlamaları, yasları, bayramları ait oldukları kültürün kodlarına göre tanımlanır ve paylaşılır. Kültürel kodların, süreç içinde toplumsal uzlaşma ile içselleştirilerek ve o topluma ait statik değerlere tutundurularak değişmesi ve dönüşmesi normaldir. Bu da toplumsallaşma ile gerçekleşir.
Toplumsallaşma, toplumdaki değerlerin, inançların, davranışların birey tarafından benimsenme sürecidir. Toplumsallaşma süreci, bireyin, yaşamdaki rol ve görevlerini, aile, okul, çalışma ortamı, medya benzeri kurumlardan öğrenerek yaşama uyum sağlaması ve geçmişte yaşanmış, şimdi yaşanmakta olan ve gelecekte yaşanacaklar için bir dünya görüşü kazanması olarak tanımlanabilir. Toplumsallaşmada dilin ayrı bir önemi vardır. Örneğin, dünyaya küreselleşmeyi dayatan ABD'de, eğitim kurumlarında İngilizce eğitim verilmektedir. Mahkemelerde kullanılan dil İngilizcedir. Tatil günleri Miladi takvime göredir. Ayrıca, ABD'ye gelen göçmenlerden topluma entegre olmaları için öncelikle İngilizce öğrenmeleri istenir. Almanya, Fransa ve İngiltere'de de durum farklı değildir. Kamusal alan ve kamuya ait kurumlarda o ülkenin dili ve kuralları geçerlidir.
Toplumu birbirine, geçmişe ve geleceğe bağlayan en önemli unsur dildir. Dil ile geçmişimizi, geleneklerimizi, göreneklerimizi, bizi biz yapan ortak değerlerimizi öğrenir ve bir sonraki kuşaklara aktarabiliriz. Dil, ile düşünür, dil ile üretebiliriz.
Bir kuşaktan diğerine düzenli bilgi akışı olmazsa, insanların bireysel ve toplumsal yaşamı tam anlamı ile olumsuz etkilenebilir. Çünkü toplumu birleştiren, bütünleştiren kültürel değerler ve karşılıklı bağlardır. Medya
Medya, her çeşit mesajı, farklı sosyo-demografik özelliklere sahip kitleye, kendi yayın politikasına göre dolayımlayarak ve aracın özelliklerine göre formatlayarak, tek yönlü yayan, kitle iletişim aracıdır.
Medyanın giderek etki alanını genişletmesi ve insan yaşamının hemen her alanına ve anına nüfuz etmesi ile birey/toplum üzerindeki etkisi de artmaktadır. Günümüzde medya, özellikle televizyon, yeniden üreten, şekillendiren, yöneten, kontrol eden ve hatta yargılayıp, infaz eden bir iktidar aracına dönüşmüştür. Küreselleşme ve bunun yarattığı değişim ve dönüşümler, aile yapısına ve ebeveyn çocuk ilişkisine de yansımıştır. Artan ekonomik ihtiyaçlar, hem annenin hem de babanın çalışıyor olması, çocukların başıboş kalmasına neden olmaktadır. Ayrıca aile fertlerinin bir arada olabildiği saatlerde de genellikle televizyon izlendiğinden aile içi etkileşim giderek zayıflamaktadır. Bu durum gençlerin toplumsallaşmasına olumsuz etki etmekte ve onların kendilerini güvensiz ve değersiz hissetmelerine neden olmaktadır. Bu nedenle kendilerini kanıtlamak ya da özgüven eksikliğini giderebilmek için şiddet ve uyuşturucu benzeri olumsuz yollara yönelebilmektedirler. Bu konuda, medya kendilerine rol model oluşturacak birçok program ve dizi ile olumsuz hizmet sunmaktadır. Medyanın İşlevleri
Daniel Katz, Graeme Burton ve Denis McQuail'e göre, medyanın beş temel işlevi vardır. Bunlar; bilgilendirme, kültürel devamlılık, toplumsallaştırma, kamuoyu yaratma, eğlendirmedir.
Eleştirel görüşlere göre medyanın işlevi, yukarıda verdiğimiz egemen tanımlardan tamamen farklıdır. Buna göre, medya, ekonomik sistemin ve bilinç yönetiminin satışını yapmaktadır.
Küreselleşmenin temel aracı olan medyanın eleştirel işlevlerine baktığımızda, genel olarak, pazar ekonomisi mantığına göre yayın yaptığını ve toplumda yarattığı etkinin, yönlendirme, kullanma, pasifize etme, aktifleştirme, değiştirme, parçalama, birleştirme eylemlerine yönelik olduğu görülmektedir.
Kültürel emperyalizm/medya emperyalizmi kuramına göre, gelişmiş ülkelerin egemen kültür ve değerlerinin medya yardımı ile diğer ülkelere empoze edildiği, özellikle televizyon programlarının, Üçüncü Dünya Ülkeleri'nin kültürel değerlerinin tahrip edilerek, Amerikan/Batılı kültürel değerlerinin egemen kılınması amacıyla kültür endüstrisi tarafından, bilinçli bir şekilde, seri, tek tip ve yapay olarak ürettiği ürünlerin, tek yönlü olarak akmasıyla, o ülke vatandaşlarının kapitalist değer ve amaçlarını benimsemesine ve kendi değerlerine yabancılaşmasına neden olduğu varsayılmaktadır. Küreselleşme kapsamında, kapitalist üretim anlayışı çerçevesinde gelişen çokuluslu şirketler, ürettikleri ürünler aracılığı ile tüketimi pompalamakta, kendi ideolojilerini, yaşam ve eğlence kültürlerini tek yönlü ve kendi çıkarları doğrultusunda az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere doğru akıtmaktadırlar. Haberleşmenin yanında eğlence kültürünün de bu sektörler tarafından şekillendirilmesi dünyayı onların penceresinden görmemize ve kendimize de onların penceresinden bakmamıza neden olmaktadır.
Küreselleşme Ve Medyaya Etkileri
Teknolojik gelişmeler ve iletişimin kolaylaşması ile dünya giderek küresel anlamda küçülmektedir. Toplumsal, kültürel, ticari, ekonomik ve siyasal değişim ve dönüşümler medya aracılığı ile yayılmakta ve tüm dünyayı etkilemektedir.
Küreselleşmenin yararlı mı? zararlı mı? olduğu konusunda karar verebilmek için söylemde neler sunduğu ile eylemde nelerin olduğuna bakmak, sağlıklı karar verebilmek açısından gereklidir. Küreselleşmenin ortaya çıkardığı iki boyutlu bir yok olma süreci söz konusudur. Birincisi, tek tipleşme nedeniyle kültürel erozyona uğrama ve yok olmadır. İkincisi ise, ulus devlet olarak dağılma ve yok olmadır. Ayrıca ABD/Batı'nın dünyanın güney yarıküresinde bulunan ülkelere yaklaşımı ele alındığında, görüldüğü gibi bu ülkelerin ekonomik, siyasal ve sosyal olarak geri kalmışlığının vurgulanması, demokrasiyi yerleştirememiş olmaları nedeniyle suçlanmaları, kardeşlik, eşitlik ve demokrasi getirmek adına kendi yarattıkları diktatörlerden kurtarmak argümanı ile askeri müdahalede bulunmaları sonucunda ortaya çıkan manzaraların, hiçte eşitlik, kardeşlik demokrasi getirmediği tam tersine kaos ve parçalanmayı sağladığı örnekleri ile görülmektedir.
Amerikan medya yöneticileri, ülke içinde ve dışında istedikleri etkiyi yaratabilmek için yoğun ve bilinçli bir çaba içinde çalışmaktadır. Amerikan kültür endüstrisi, Amerikan kültürünü dünyaya pazarlayarak, hem ticari anlamda kazanç sağlamakta, hem de kendi ideolojisinin propagandasını yapmaktadır. Çıkar uyuşmazlığı olan durumlarda ise, ihtilaflı olunan ülkedeki farklılıklar öne çıkarılmakta ve taraflar kışkırtılmaktadır. Bunun sonucunda ortaya çıkan çatışmaya, demokrasi adına müdahale edilerek denetim ele geçirilmektedir.
Bu bağlamda, dünya ekonomik yapısının işleyiş şekline baktığımızda; Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinin ürettikleri malları ABD'ye ihraç ettiklerini, Buna karşılık ABD'nin, bu ülkelerin başka büyük pazarlara açılmasına engel olduğu ve dünyadaki enerji kaynaklarını kendi denetiminde tutmak için ekonomisi, hükümeti ve ordusu işbirliği içinde dünya egemenliğini sürdürmeye çalıştığı görülmektedir.
Küreselleşmenin Türk medyası üzerindeki etkilerine baktığımızda, 1980'li yılların başından itibaren medyanın büyük sermayenin ilgi odağı haline geldiği görülür. 1990'dan itibaren özel televizyonların ve peşinden özel radyoların yayın hayatına başlaması, serbest pazar ekonomisinin, eğlencenin, çok sesliliğin, tüketimin ve tecimsel yayıncılık anlayışının enformasyon düzenini de magazinleşmeye yönlendirmesi ve tekelleşme eğilimine girmesi ile medya tek hâkim güç haline gelmiştir. Kitle Kültürü Ve Kültür Endüstrisi
Sanayileşme, kentleşme, modernleşme süreçlerine bağlı olarak gelişen ve kitle toplumlarına özgü olan kitle kültürü, büyük sermayenin endüstriyel ortamlarda ürettiği tek tip, kolay tüketilen, sürekli yeni ve farklı olma özelliği taşıması beklenen, tüketicisine geçici tatminler sunan ve kitle iletişim araçları tarafından biçimlenen enformasyona dayalı bir kültürdür. Kapitalist üretim anlayışı ile medya, ticari başarının peşinde hızlı bir değişme göstererek, asal işlevi ekonomik çıkarları tatmin etmek olan programlarla kitle kültürüne hizmet eden bir yapıya bürünmüştür. Kültür endüstrisi, kültürel ürünlerin teknolojik ortamda seri, tek tip ve hızlı bir şekilde üretilerek yayımlanması ile işlevini sürdürür. Üretilen ürünler aslına yabancılaşmış tep tipleşmiş ve yapaydır. Bunlar maddi varlıklarını medya aracılığı ile sürdürmekte ve yaymaktadır. Medyatik Kültür Ve Etkileri
Aşırı ticarileşme ve kültürel ürünlerin çokuluslu şirketler tarafından seri, tek tip ve yapay üretimi ile kültürel doku ile uyuşmayan ürünlerin medyada yer alması, yetişen kuşak ve eğitim düzeyi düşük olan kitlede toplumsallaşma açısından olumsuz etki yapmaktadır.
Medyatik gerçek, yaşanan gerçeği etkilemekte ve giderek değiştirerek onunla yer değiştirmektedir. Bu da kültürel yabancılaşmaya, aidiyet duygusun zayıflamasına, topluma yabancılaşma ve toplumsal çözülmeye neden olmaktadır.
Eleştirel ekolün kültür emperyalizmi kuramını doğrulayan kültür endüstrisinin en etkin silahı olan medya, toplumun kültürel yapısını kendi ihtiyacı ve çıkarı doğrultusunda, kendi koşullarında üreterek, kendi işleyiş mantığına göre pazarlamaktadır. Geniş kitlelere hitap eden formlar üreterek, bu formlara uygun davranış kalıpları geliştirmektedir. Bu davranış kalıplarını gündelik yaşamın akışı içinde önümüze konulan hedonist anlayışla üretilmiş "çalış, ye, iç, oyna, dünya boş, yaşam hoş" türü programlarda görülmektedir. Sonuç
Liberal/çoğulcu anlayış ve neo-liberalizmin medyada yansıması, haberin meta olarak algılanmasına neden olmaktadır. Ayrıca medyanın holding patronlarının eline geçmesi nedeniyle ticari işletme gibi görülen medya, daha fazla reklâm/ilan çekebilmek için reyting/tirajı yükseltmeye ve izleyici kitlesini artırmaya çalıştığından, kalite seviyesini düşürerek daha geniş yığınlara hitap etmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle sosyo-demografik açıdan toplumun en alt sevisinde bulunan kitlenin beğenisine göre bir yayıncılık anlayışı benimsenmektedir. Ayrıca medyada, daha ucuza mal edilen kültür endüstrisinin ürettiği ürünler, özellikle de ABD ürünleri yayımlanmaktadır. Bu ürünlerin Türk kültürü ile örtüşmemesi giderek kavramların içinin boşalmasına, bayağı zevklerin yerleşmesine, kültürel yozlaşmaya ve yabancılaşmaya neden olmaktadır. Tecimsel anlayışla yayın yapan liberal/çoğulcu medya, bir yandan olayları, toplumu hezeyana getirecek şekilde sürekli gündeme taşıyarak kışkırtmakta, diğer yandan ise, şık düşmedi vb. yayınlar yaparak durumu eleştirmektedir. Bunun dışında dini ağırlıklı ve muhafazakâr kesime hitap eden kanallarla, "Sırlar Dünyası", "Kalp Gözü" vb. programlarla toplum pasifize edilmektedir. Ayrıca, tecimsel kanallar, aşırı milliyetçi söylemi kullanan "Kurtlar Vadisi" ve "Kurtlar Vadisi Terör" benzeri dizilerle toplumu şiddete ve milliyetçilik duygularının tepkisel dışa vurumuna yönlendirmektedir. Bununla birlikte,"Avrupa Yakası" benzeri dizilerle, kent kültürü tamamen farklı temsil edilerek, medyatik kentli tipleri ve söylemi üretilmektedir. Ayrıca "Sıla" benzeri dizilerle, Güneydoğu'da geçen, aşiret yaşamı ve töreler, yeniden üretilerek, töre cinayetleri doğallaştırılmaktadır.
Bunun sonucunda gelişen toplumsal olaylara baktığımızda ise; ortaöğretim kurumlarında yaşanan şiddet olayları, şehirlerde yaşanan kapkaç olayları, töre cinayetleri ya da intihar ettirilen kadınlar, kolay para kazanma yollarının meşru hale gelmesi, bilinçsiz tüketim artışı, aile yapısının bozulması, gençlerin medyatik kültürle etkileşimi nedeniyle medyatik toplumsallaşmanın giderek yaygınlaşması, kültürel yabancılaşma, aidiyet bağlarının değerini yitirmesi, ahlak değerlerinin erozyona uğraması benzeri olumsuz etkileri günümüz Türk toplumunda görülmektedir.
Sonuç olarak, medyanın gücü ya da erki elinde bulunduranlardan yana olması, tecimsel/endüstriyel kurumların denetimine geçişi ve tiraj/reyting kaygısı ile yaptığı yayınlar, kültürel kimliği olumsuz etkileyerek, ahlaki yozlaşma, şiddet, pasifize etme, kültürel yabancılaşma ve toplumsal parçalanmaya yönelik etki yapmakta olduğu söylenebilir.
Medyanın yayınlarında toplumsal sorumluluk ilkesine göre hareket etmesi, basın ahlakı ve basın meslek ilkeleri açısından yerine getirmekle yükümlü olduğu görevidir. Medya, demokrasinin işlemesi için yasama, yürütme ve yargının yanında dördüncü güç olarak asli görevine dönmek zorundadır. Bu nedenle medya, yayınların hazırlanmasında ve sunumunda toplumsal sorumluluk ilkesi ile hareket etmeli, toplumsal, siyasal ve kültürel yapının sağlıklı bir şekilde değişimi ve dönüşümünün yanında, ulusal bütünlüğü korumak için üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. Kaynakça
Alkan, Türker (1989), Siyasal Bilinç Ve Toplumsal değişim, Ankara: Gündoğan Yayınları.
Baldini, Massimo (2000), İletişim Tarihi, İstanbul: Avcıol Basım Yayın.
Briggs, Asa, vd. (2004), Medyanın Toplumsal Tarihi, İstanbul: İzdüşüm Yayınları.
Erdoğan, İrfan (2002a), İletişimi Anlamak, Ankara: Erk Yayınları.
Erdoğan, İrfan vd. (2002b), Öteki Kuram, Ankara: Erk Yayınları.
Güleç, Cengiz (1992), Türkiye'de kültürel Kimlik Krizi, Ankara: Verso Yayıncılık.
Güneş, Sadık (2001), " Modern Kitle Toplumunda Medya Kültür İlişkisi", Medya ve Kültür, Ankara: Vadi Yayınları, s.127-128.
Güneş, Sadık (2006), "Kitle Kültürü Demokrasi ve Medya", Enformasyon Toplumunun Putları, Ankara: Hece Yayıncılık, s.127.
Güvenç, Bozkurt (1996), Kültür ve Demokrasi, Ankara: Gündoğan Yayınları.
Işık, Metin (2002), Kitle İletişim Teorilerine Giriş, Eğitim Kitapevi Yayınları.
Kahraman, Hasan Bülent (2002), "Postmodern Dönemde Gerçeğin Dönüşümü, Medya Ve Popüler Kültür", Postmodernite İle Modernite Arasında Türkiye, İstanbul: Everest Yayınları, S. 191.
Larrain, Jorge (1995), İdeoloji ve Kültürel Kimlik, İstanbul: Sarmal Yayınevi.
Nalçaoğlu, Halil (2003), "Medya ve toplum İlişkisini Anlamak Üzere Bir çerçeve", Sevda Alankuş (Der.), Medya ve Toplum, İstanbul: IPS İletişim Vakfı Yayınları, s. 44.
Özdemir Sadi (1998), Medya Emperyalizmi ve Küreselleşme, İstanbul: Timaş Yayınları.
Robertson, Roland (1999), Küreselleşme, Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları.
Sözen, Edibe (1999), "kimlikleri inşası", Demir Kafesten Plastiğe Kimliklerimiz, İstanbul: Birey Yayıncılık.
Schiller, Herbert (1993), Zihin Yönlendirenler, İstanbul: Pınar Yayınları.
Swingewood, Alan (1996), Kitle Kültürü Efsanesi, Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları.
Tomlinson, John (2004), Küreselleşme ve Kültür, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
NOT: Bu makale 25-27 Nisan 2007 Uluslararası Türklük Bilgisi Sempozyumu'nda sunulan "Medya ve Kültürel Kimlik" adlı bildirinin özetidir. ---------------------------------------- Necla Mora: Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi.
 ![Yazıcıya gönder]() | | | | | | CANLI YAYINDA GÜLME KRİZİ
HABER MASASININ ALTINDAN ÇAYCI ÇIKARSA
BİR ZAMANLAR DARBE'Yİ İŞTE BÖYLE ELEŞTİRMİŞTİ!
İYİ BİR SUNUCU OLMAK İÇİN NE YAPMAK GEREKİYOR?
STÜDYODAKİLER ŞAŞTI KALDI BU İŞE
SİNİRLİ SUNUCU
HOOOP KAMERA GİDİYOR... İSMAİL...
Türk Televizyonlarında Yaşanan En Komik Anlar Diğer Videolar | |