forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com

MENDİLİM SENDE KALSIN

unal_bolat_yeniÜNAL BOLAT

Şerif Aydemir’in bu üçüncü hikâye kitabı... İlk ikisini kahve içer gibi yudum yudum okudum, tez bitmesin diye...

 

Öyle lezzetlilerdi ki... Kaç satırında içlenip kaç satırında höykürdüm inanın... Hormonlu sebze meyveye oranla yerli domates gibilerdi… Mis gibi…

Biri, “Yazık Olmuş Yârsiz Ömrü Geçene” idi… Diğeri “Ruhuma Saplanan Şehir

İsimleri bile muhteşem… Şerif Aydemir’e esef ettim içimden:

"Niye sustun şimdiye dek be ağam, niye?"

Amma ondan daha çok onu tanıyıp bilip de keselerine el atamayan kültür fukarası, mühürdarlara esef ettim:

"Niye bu gönül sultanının eserlerini günümüzün gönül muhabbeti arayan gençliğine sunmak için çoğaltmadınız, onu daha da yazması için teşvik etmediniz, niye?”

Çünkü

Kültür ve sanat'ın hârı (ateşi) günümüz tabiriyle sponsorluktur...

Çağatay Edebiyatı, devlet sponsorluğunda “edebiyat” olmuştur. Osmanlı Divan’ı, Saray sponsorluğunda... 1000 Temel Eser Kültür Bakanlığının desteği olmasıydı olur muydu? Olmazdı...

Bugün de olmuyor işte... Sponsorluklarımız nerelerde ne iş yapıyor peki?

Üstat Necip Fazıl'ın deyimiyle kutuplara kaçmış bir fenerin buz denizlerine çaktığı gibi af buyurun "asma kabağı" sözüm ona eserlere ram oluyor veya olduruluyor...

Oysa bir Şerif Aydemir, bir Sadettin Kaplan, bir Mahmut Çetin, bir Dr. Yusuf Gedikli gibi isimler bu ülkenin gerçek edebiyatçılarındandır…

Her biri de kimseden bu konuda bir kuruş talep etmeyecek kadar asildir.

İyi de bu insanların bıraktığı eserler bu milletin oluyor… Biraz destek olunsa da, bu velut kalemler bu ülkenin her alanda aşılan ama bir tek kültür ve sanat alanında yaya kalınan makûs talihimizi aşmada birer kilometre taşı olsalar iyi olmaz mı?

Bilelim ki bu ülkenin el atılmadık hiçbir sahası kalmamıştır. Bir tek kültür-sanat ve edebiyat alanında yeteri kadar hareketlilik yoktur... Sebebi de işte budur...

Bizi bize anlatacak bizden insanların bizim aramızda yaşamaya devam etmeleridir.

Bu insanların, bugün bizimle alakası olmadığı halde bizim insanımıza, bizden diye, “marka”laştırılarak sunulan ucubelerin yerlerine getirilmemeleridir.

Üç beş çapulcuyu sanatçı diye yıllarca sponsorluklarla besleyen, üç beş ne idüğü belli olmayan ismi bu ülkeye “marka” olarak sunan mantık halen kültür sanat ve edebiyatın safâsını sürmektedir.

Sebebi bu sahada bu ülkenin kendi insanını fark edemeyişimizdir…

Hukukta hukukçu bulabilirsiniz!

Üniversiteye öğretim görevlisi de... Siyasete siyasetçi, maliyeye maliyeci; hatta ve hatta askeriyeye “Özel” generaller bile bulabilirsiniz... Çünkü her birinde yetişmiş kaliteli insan mevcut…

Ya sanatta… Edebiyatta… Nerede kaliteli insanlarımız?

Nerede bu ülkenin değerleriyle hem dem olmuş edebiyatçılarımız? Kiminden, hangisinden haberdarız?

Varsa yoksa üç beş markalaştırılmış gazoz kapağını, bu milletin üzerine buruşturmuşlar…

Yeter artık açmak lazım bu kapağı da…

Aksi takdirde

Dünyaya da hükmetseniz siyasi ve ekonomik başarılarınızla…

İçinde yaşadığınız çağdan öteye gidemezsiniz…

Eğer sanat ve edebiyat konusunda yetişmiş kendi ustanız yoksa sizi eller tarihe taşımaz…

Tarihe mal olamazsınız…

Söyledim demin…

Çağatay dili ve edebiyatı, kültürü, asırlardan günümüze kadar uzanıyorsa sebebi devlet idaresindeki ustaların himaye ettiği sanatkarları vasıtasıyladır.

Divan Edebiyatı bugün bile bir zirveyse, sarayın himayesiyledir…

1000 Temel Eser, Kültür Bakanlığının himayesiyle bu ülkeye kazandırılmıştır…

Öyleyse bu sahanın harı (ateşi) usta sponsorlardır…

Ama yemin ediyorum ümidim var...

Hep Ustalık döneminde olmuş bu tür sahiplenmeler çünkü...

Dilerim bu ve benzeri kalemlerimizin ustalığı da inşallah Ustalık döneminde fark edilecektir…

Kültür ve sanata da bir el atılacaktır inşallah…

İşte o vakit devlet yeniden ebet müddet olmaya aday "Devlet" olacaktır…

İşte o vakit bu ülkenin semalarından nefret ve kin uzaklaşıp sevgi ve kardeşlik güneşi doğacaktır.

Çünkü gerçek manada bir tek bu ülkenin insanı bu ülkeyi kucaklar… Ötekileştirenler, kim olursa olsun bu ülkenin insanı olamaz…

İşte o vakit kültür ve sanatımız, Necip Fazıl’ın feryadına ses vermiş olacaktır.

“…

Bülbül kovuldu mu dil bahçesinden,

Gak gak, karga; vak vak, kurbağa gelir.”

Mısraları anlam bulacak ve yeniden sanat ve edebiyatımızda da bülbüller şakıyacaktır.

Bu duygularla bu güzel ülkemizin bu güzel insanlarına kucak dolusu selam ve muhabbetlerimi sunuyor, “Mendilim Sende Kalsın”ın raflarda kalmamasını diliyorum...

***

Şimdi ben, ilk iki eserini yudum yudum okuduğum bu muhteşem kalemin bu üçüncü kitabını yudumlamaya gidiyorum...

Müsaadenizle…

unalbolat@gmail.com

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN