forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com

İSRAİL KRİZİ... HADDİ BİLMEK... BİLDİRMEK...

 ÜNAL BOLAT /

Haddi aşan üç küstahlık vardı. Kurtlar Vadisi dizisine eleştiri. Telaviv Büyükelçimize "alçak"ta oturtarak kaypakça yapılan "alçak" muamelesi Gazze olayları için de "Bize ahlak dersi verecek son ülke Türkiye'dir" resti.


***

Fatih Altaylı bu gelişmelere güzel bir yorumda bulunmuş.

Bizim Başbakanımız onların Cumhurbaşkanı'na ayar çekmişti.  Adamların, Dışişleri Bakan(ı da değil) yardımcısı bu kez bizim büyükelçimize ayar vermeye kalkışmış.

Ama kaypakça...

Bizim başbakan net, adam gibi, erkekçe tavrını koyuyor...

Onlar kaypakça...

***

Büyükelçimiz ise "Bilsem, salonu terk ederdim" demiş. Oyuna getirildiklerini ifade etmiş...

Gazeteciyle İbranice bir konuşma olduğu için farketmediğini söylemiş.

Böylesi mizansen bir davranışa 35 yıllık meslek hayatımda rastlamadığını dile getirmiş.

***

Şimdi...

Bu kriz dileriz hallolur. Ama karizmalar çizilmeden...

O bakımdan Sevgili Büyükelçimize geçmiş olsun diyor ama teessüflerimizi de sunuyoruz.

Niye mi?

Pembe İncili Kaftan'ı hiç okumamış mı 35 yıllık melek hayatında...

Muhsin Beyin, kaypakça ayakta bekletilmek istendiğinde kaftanını serip nasıl da rahatça oturduğunu...

Sonra, bunca meslek hayatında, resmi dilini bilmeden bir ülkede büyükelçilik yapan kendisinden başka bir örnek daha olup olmadığını hiç merak etmiş mi?

Bu nasıl haldir böyle?

İsrail'de isen nasıl bilmezsin İbranice'yi...

***

Aaaah ah...

Bekir Coşkun'un "one minute" miladında, dalga geçmişti güya...

Nice İngilizce bilen Başbakanlarımız oldu... Ama bu bir başka diye alay ediyordu aklı sıra...

Bunun İngilizce olarak bildiği iki kelimeydi. Onunla dünyayı ayağa kaldırmıştı...

One minute!...

Ah Coşkun...

Evet... Bu Başbakan senin monşer türü başbakanların gibi çok iyi İngilizce bilmeyebiliyordu.

Ama Başbakanlığı çok iyi biliyordu...

Ve... Gerektiğinde iki kelimeyle de dünyayı ayağa işte böyle kaldırıyordu...

Adamlar halen bu çizilen karizmanın çiziğinin öcü peşinde...

Kaypaklıkla bile olsa...

***

Şimdi sevgili dostlar...

Davos... Başbakan... Adamların intikam hırsı... Ve Büyükelçimizin "bilseydim" sözü...

Aklıma Yavuz Sultan Selim'in bir menkıbesini getirdi.

İşte o meşhur menkıbe:

"Yavuz Sultan Selim, yanında kara yağız bir delikanlıyla, muhafız alayının önüne gelir ve Muhafız Alay komutanına döner:

-Bu adamı tanıyor musun?!

-Hayır sultanım.

Sonra tek tek yardımcılarına:

-Bu adamı tanıyor musunuz!?

Kimse tanımıyordur. Sultan kükrer:

—Bre amansızlar! Bu adam Padişahın haremine kadar sokuluyor ve koridorda beni öldürmeye cür’et ediyor. Siz, o vakit burada niçin varsınız?

Yavuz, muhafız alay komutanını oracıkta azl eder ve herkesin huzurunda suikastçı gence döner:

"Bundan sonra sarayımın ve benim korumalığımı sen üstleneceksin. Geç alayın başına!" der.

—Emredersiniz Sultanım…

Kimdir bu genç? Nasıl suikastçıdır? Harem koridorunda neler yaşanmıştır? Bu çok sonra anlaşılır.

O genç, Memluklu Sultanı Tomanbay’ın özel muhafızlarından biridir. Yavuz Sultan Selim’in Ridaniye zaferi içine işlemiştir. Sultanının öcünü almak için bütün engelleri ustaca aşarak saraya girmiş, Sultan Selim’in karşısına dikilmiştir.

Ancak bir şeyi bilmiyordur.

Yavuz Sultan Selim’in aynı zamanda haremde de olsa her an savaşa hazır bir cengâver halinde olduğunu…

Nitekim koridorda karşı karşıya kaldıklarında ikisi de kılıçlarını çeker.

Tabii o yağız delikanlı Yavuz Sultan Selim’e hafif kalır. Bir hamlede kılıcı elinden düşer. Çok şaşırmıştır. Hayatta ilk defa kılıcını elinden düşüren biriyle karşılaşmıştır.

Tedirgin olur.

Yavuz üzerine yürümez. Yiğit kılıcını tekrar almıştır ama bu kez aynı cesareti yoktur. İkinci kez kılıcını elinden fırlattıran Yavuz'un gücünü anlar ve önünde diz çöker:

Yigitce... Mertçe... Der ki:

—Eğer ben güçlü olsaydım, sizi öldürecektim. O halde gücünüze saygı duyuyorum.

Boynunu eğip ölümü bekleyen gençteki bu asalet Sultan’ın çok hoşuna gider:

Der ki kendisine:

—Ayağa kalk… Seni öldürmeyeceğim…

—Ama ben size bir ömür can borcu taşıyamam. Bu yük altında ezilirim.

—Hayır. Sana daha ağır bir görev vereceğim. Öyle bir görev ki borcunu kat kat ödemiş olacaksın. Gel peşimden!

Ve bu mert delikanlı o günden sonra saray muhafız alayının komutanlığını yürüttüğü gibi sultanın protokoldeki korumalığını da üstlenmiştir.

Gelelim günümüzdeki olayla benzerlik arz eden dikkat ve uyanıklığına...

Aradan zaman geçer... Bir gün yabancı sefirlerin de bulunduğu bir heyetle görüşme vardır.

Yemeğe gidilen bahçede sultanın iki metre gerisinde aniden bir tokat sesi yankılanır. Beraberinde bir ecnebi sefirin “Aah!” ederek yere kapaklandığı görülür.

Sultan Selim, ani bir hareketle geri döndüğünde koruması olan bu yağız delikanlıyla göz göze gelir:

-Ne oluyor!?

Delikanlı, yerde iki seksen uzanmış sefiri işaret ederek durumu rapor eder:

— Sultanım bu alçağı iki kerre ikaz ettim. Aldırış etmedi. Üçüncü defada bu kaypakça amacına müsaade etmedim.  Çünkü bu sefir ısrarla sizin gölgenize basmak istiyordu.

***

Evet sevgili dostlar...

Tayyip Erdoğan'ın one minut diplomasisi gerçekten Yavuz'a yakışır üslupta net, erkekçe ve mertçe bir tavırdı...

Adamlar intikam peşindelermiş...

Hadlerini aştılar... Hükümet te gerekli tavrı yine net bir biçimde ortaya koydu...

Ama...

Bu onurlu diplomatik zirvenin ardından... Kaypaklık ve hilebazlıklla da olsa öcünü almak isteyenlere, yerinde ve zamanında haddini bildirecek, kaypaklıkların da farkında olacak yağız diplomatlar da gerekmez miydi?


unalbolat@hotmail.com



DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN