forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

LİDERLER MEYDANLARA NİYE GİDER Kİ…

Aktif .

ETİKETLER:Ümit Otan
umit_otan_120ÜMİT OTAN - EGE'DEN 

En “kanka” bildiklerimiz bile “evet-hayır savaşında” birbirlerini boğazlaya dursun, ben bu gidişata gülmeye başladım. Hatta bazı zamanlar farkında olmadan işi kahkahaya vardırıyorum; evdekiler, “delirdi” gözüyle bakıyor…

Yazılanları en ayrıntısına kadar okuyorum, söylenenleri can kulağı ile dinliyorum, ama kendimi sürekli başka bir dünyada, gezegende salak salak dolaşıyormuş gibi buluyorum.

Genelde şöyle oluyor:

Kendimi meydana genel başkanını dinlemek için gelen herhangi bir partilinin yerine koyuyorum. Genel başkan başka bir genel başkanın adıyla başladığı konuşmasını yine o genel başkana söyledikleriyle bitiriyor. Sonra da çekip gidiyor.

“Yav” diyorum, bunların hepsi Ankara’da. Madem birbirlerine söyleyecek o kadar küfürleri, pardon sözleri var, niye 81 ili meydan meydan dolaşıyorlar? Nerelerden ayağımıza kadar geliyorlar, yüzümüze bakıp konuşuyorlar, alkışlatıyorlar, ama bize hiçbir şey söylemiyorlar.

Sahi, liderler meydanlara neden gider ki?

Sonra televizyonun başına geçiyorum.

Önceki gün, dün ne söylemişlerse aynısını dinliyorum. Dizilerdeki tekrar programları gibi. Hiç olmazsa sırayı değiştirseler,  söylediklerini şöyle alt üst etseler. Ne gezer… Meydanları dolduranların da bir gün önce televizyonda dinlediklerinin aynısını duymak için o sıcakta baygınlık geçirme pahasına neden bekleştiklerine de düşünüyorum taşınıyorum bir anlam veremiyorum.

“Hayırcıları” dinlerken Anayasa Mahkemesi’nin kendine “harakiri” yaptığı izlenimine kapılıyorum. Hem ülkeye hem de kendine bu kadar “zararlı” olan maddelere nasıl olmuştu da geçit vermişti.

“Evetçileri” dinlerken de, koskoca Anayasa Mahkemesi’nin yolu açtığına göre korkulacak bir durum olmadığı sonucuna varıyorum.

Korku dedim de aklıma geldi.

Şu evrende yarım yüzyılı devirdik. Artık korkularla eğitilmek istemiyorum.  Korkulardan da korkutanlardan da gına geldi. Ne söylenecekse korkutmadan söylensin istiyorum.

Gazetelerin de kimini para verip satın alarak, kimilerini de internetten “beleş” olarak hatmettim. Öyle yazılar, öyle haberler gördüm ki, nasıl gülmeyeyim…

Bende kalanları soracak olursanız:

Son günlere değin AKP’nin gündemi belirlediği, muhalefet partilerinin de peşine takıldığı izlenimine vardım.

Son bir-kaç günde ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “türban” ve “af” söylemleriyle atağa kalktığını gördüm. Kılıçdaroğlu’nun iyi niyetine, söyleyemeyip içinde “tuttuğu” çok güzel şeyler olduğuna inanıyorum. CHP derseniz, işte orada duruyorum. Cumhuriyet’ten Orhan Bursalı’nın, içimden geçenlere, belki de birçok kişinin içinden geçenlere “tercüman” olduğu satırları sizinle paylaşmak istiyorum:

“CHP,..... var oluş-yok oluş savaşını kazanacak durumda mıdır? Milyonlarca insan çaresiz kıvranmaktadır, örgütlenememiş ve seferber edilememiştir. Sadece kılıç elde tek adam savaşmaktadır. O da kısmen doğru kısmen yanlış...” (22.8.2010, Cumhuriyet)

Upuzun bir liste haline gelen görevden almalar, istifalar ve istifaya zorlamalar Bursalı’nın haklılığını onaylar gibi…

Son söz, birbirini gırtlaklayanlara:

Nefret söylemleri, neredeyse linç eylemlerine dönüşecek hale geldi. Durunuz, biraz nefes alınız. Ciğerlerinize temiz hava çekiniz. Söyleyecek sözünüz varsa, dinlemeye hazırız. “Evet” de desek, “hayır” da desek bir bardak çayın sıcaklığında buluşur, birbirimizin sırtını sıvazlarız. Yeter ki, bağırışlarınız, çığırışlarınız dursun. Yetti artık…

umitotan@gmail.com


DKM ARŞİVİ