Yazdır

NE OLDU DA BÖYLE OLDU?

Aktif .

ETİKETLER:Ümit Otan
umit_otan_120ÜMİT OTAN / EGEDEN...

Gazete patronları, gazete yöneticileri arka arkaya “içlerini döküyorlar”. Yıllardır içlerinde biriken ve nihayet rahatsız eden “tortuları” ortalığa boşaltıyorlar. Kimileri bunu “özeleştiri” olarak yorumluyor. Yanılıyorlar. “Lale Devri saltanatı” bugün de sürüyor olsaydı, böyle “dökülebilecekler miydi?”. Sayın okur, lütfen akıl sağlığınıza sahip çıkınız. Ortalığı saran bu “pişmanlık”, “nadim olma” hallerine kendinizi kaptırmayınız.



O yıllarda,  insanın içini titreten, kahreden, neredeyse delirten yıllarda, “atı alanlar” Üsküdar’a “tam gaz” koşturuyorlardı. Arkadaşlık, dostluk, insan olmanın erdemi “vız gelip, tırıs gidiyordu”.

Gözleri dönmüş hırslılar, akla hayale gelmeyecek çirkinliklere imza atmaktan kaçınmıyor, aç gözlülük engel tanımıyordu.

Okur sürekli kandırılıyor, manşetler patronların iş ilişkilerine göre tanzim ediliyor, “yüksek yerlerden gele direktiflere” harfi harfine uyuluyor, buna gazetecilik deniliyor, çok az kişi hariç kimselerin aklına “çekip gitmek” gelmiyordu.

Hem görüyorlar, hem içinde yaşıyorlar hem de dertlenmiyorlardı…

Ne zamana kadar?

Atılıncaya kadar…

“Eski camlar bardak oluncaya kadar”…

Efendim, bütün yazıları sansür ederlermiş, ne yapsınlarmış, korkuyorlarmış…

Arkadaşlarını gözlerini kırpmadan kapı dışarı etmişler, bir de leke sürmeye kalkmışlar, bunları yaparken de psikolojik rahatsızlık yaşamışlar…

Bak seeen…

Sayın okur, sevgili okur,

O yıllarda, “çılgın gidişata” dikkat çekenlere tebessümle bakıyorlardı. İnternette  “yenilen naneleri” açığa çıkaranları, “işsiz güçsüz takımı, bir baltaya sap olamamışlar” diye aşağılamaya çalışıyorlardı.

Şimdi sizlerle 7 Mart 2001’de internette yazdığım ve daha sonra Komedya kitabıma da unutulmasın diye koyduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum.

Bugünlerdeki “sızlanmaların” ne kadar sahici olup olmadığına siz karar verin…


Sizi terk etmeye çağırıyorum...


İnanın bundan sonra "oralarda" yazmanızın hiçbir "kıymeti harbiyesi" yok. İnanın zaten sallantıda olan inandırıcılığınız tümden yok olacak. İnanın yıllar sonra çocuklarınıza, torunlarınıza en önemlisi kendinize suskunluğunuzun, hiçbir şey yapmamanızın hesabını veremeyeceksiniz.


.. "Benim banka hortumlayan patronun gazetesinde ne işim var?", "Gazetesine ömrünü vermiş güzel insanları yüzünden sineği kovar gibi itekleyen, aşağılayan, atıverenlerle ben nasıl bir arada olabilirim?" diye sorun kendinize. Eğer kendinizi "köşe yazanı" olarak görmüyorsanız, gerçek gazeteci ve yazar olduğunuza inanıyorsanız, birazcık duyarlılığınız kaldıysa lütfen terk edin oraları. İnanın beş kuruşsuz işsiz kalan genç gazetecilerden daha zor durumda olmayacaksınız...

Reddetmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Ama reddettiğimiz kadar insanlaştığımız da bir gerçek. Çok istediğimiz, sahip olmak için can attığımız, çok önem verdiğimiz bir şey bize sunulduğunda artısını eksisini hesaplayıp balıklama dalmama sanatıdır insanlık biraz da... Ya da güzel olanakları bir çırpıda bırakıp gidebilmek, terk etmektir...

Çok zordur. Her zaman göze alınacak şeyler değildir. Ama inanın terk etmek, vazgeçmek, elimizin tersiyle itmek sonuçta kendimizi sınamak için bundan daha "iyi" fırsat olamaz... Medya tarihini baştan sona her satırını tek tek dikkatlice okuyun. Şu yaşadığımız ortamın "kadir bilmezliğini", iki yüzlülüğünü, duyarsızlığını, vurdumduymazlığını göremeyeceksiniz... Sabahattin Ali'lerin, Aziz Nesin'lerin, Zekeriye, Sabiha Sertel'lerin, Nazım Hikmet'lerin, dergilerini, gazetelerini bastırabilmek, dağıtabilmek için çektiği sıkıntılar, bugüne bakınca "solda sıfır kalacak" ve yüreğinizi burkacaktır...

Aziz Nesin, Sabahattin Ali'den aldığı borç parayla bir dergi çıkarmaya sıvanıyor. Yazılar diziliyor, matbaada bastırılıyor, sıra dağıtıma geliyor. Dönem korku dönemidir. Daha önce söz verdikleri halde hiçbir kitabevi ve gazete bayii dergiyi satmaya yanaşmıyor. Aziz Nesin yılmıyor, dergilerini koltuğunun altına alıyor, Babıali yokuşundan koşturarak, bağırarak satmaya başlıyor. Gazete bayileri bu durumdan büyük üzüntü duyuyor, utanıyor ve hepsi beşer onar alıp vitrinlerine koyuyorlar...

Tutarlılıklarıyla, içtenlikleriyle, dürüstlükleriyle öne çıkmış gazetecilerin, yazarların yüzüne "mavi çarpı" koyan o genel yayın müdürünün gazetesinde sizin ne işiniz var? Siz Aziz Nesin'den daha zor koşullarda mısınız? Gazeteciler cemiyetimizin değerli başkanı Sayın Nail Güreli, o gazetede artık nelerin yazılamayacağını en iyi siz anlamışsınızdır. Zeynep Oral 33 yıl emek verdiği gazetesinden atıldığını internetten öğrendiğini söylüyor. Bu bile sizin oraları terk etmeniz için yeterli neden değil mi?

Sayın Zülfü Livaneli, sosyal demokrat bir partide politika yapıyorsunuz. Partiniz banka hortumlayanlar yüzünden hükümet dağıtmadı mı? Şimdi banka hortumladığı için yargılanan bir patronun yönettiği gazetede nasıl "özgür" olabileceksiniz? Terk etmenizin tam zamanı değil mi? Siz Sayın Yavuz Donat, Kapalı Kapılar Ardında konuşmak güzel de biraz da kapının önüne çıksak artık, nasıl olur?

Sayın gerçek gazeteci yazar ablalarım, ağabeylerim. Yaşanılanların yalnızca ekonomik krizin dayattığı bir sonuç olmadığını siz herkesten iyi biliyorsunuz. Bakınız Star'da Uğur Dündar, ekonomik kriz yaklaşımını nasıl savuşturdu? Sayın Dündar, "Madem ki sorun para ben ve ekibim maaşlarının bir kısmını almayacak. Yine de adam atarsanız ben giderim arkadaş" demeye getirdi ve sonuçta o kazandı. Demek ki ekonomik boyut ama öyle ama böyle çözümlenebiliyor. Ama eğer, Umur Talu, Turhan Selçuk, Zeynep Oral gibi isimler medyadan "temizlenmeye" çalışılıyorsa bunun arkasında "çapanoğlu" olduğunu anlamamak için "köşe yazanı" olmak lazım...

Sevgili genç meslektaşlarım: Hükümet yetkilileriyle görüşmenin de pek fazla anlamı yok. Bakın Temizel de "temizleniverdi". Şu an medyamızın en büyük patronları bu hükümetlerden güç alıp güç vermiyorlar mıydı? Hükümetlerin açtığı para muslukları değil mi bu patronları bugünlere getiren? Binlerce dolar maaş alsalar da gazetelerinden kesinlikle atılamayacak olanları saymama gerek var mı? Siz zaten onları tanıyorsunuz...

Ben diyorum ki, madem güzel insanları istemiyorlar. Güzel insanlar hükümetlere, para musluklarına, bankalara tabi olmadan neden gazete çıkarmasınlar? Sendikanın ya da cemiyetin öncülüğünde bu başarılamaz mı? "Kolay değil" diyorsunuz, duyuyorum. Aziz Nesin beş kuruşsuzdu ve tek başınaydı, başardı.

Gelin, mavi kalemli genel müdürlerini, banka hortumcularını ve kendini köşe yazarı sanan "köşe yazanlarını" kaderleriyle baş başa bırakalım. Terk edelim oraları. Okurların büyük çoğunluğunun olandan bitenden haberi yok. Nasıl olsun ki? İnternet gazetelerinden yayılan haberler okurlara ulaşıyor. Kısa süre sonra inanın onlar da terk edecekler...

Hâlâ oralarda yazmayı sürdürmekte olan değerli yazarlar. Bu gece yatmadan önce nerede yazdığınızı, kime yazdığınızı, neden yazdığınızı bir kez daha düşünün. Ben okur olarak terk ettim. Sizi de terk etmeye çağırıyorum...

E-Mail: umitotan@gmail.com

NOT: Ümit Otan'ın yazıları aynı zamanda http://www.t24.com.tr de yayınlanmaktadır.