forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com

EYÜP CAN: SUSURLUK SÜRECİNDEKİ RADİKAL GERİ GELECEK!

Aktif .

eyup_cannHazırlıkları yaklaşık 3 aydır süren Radikal nihayet okurlarıyla buluştu.  Yeni Radikal'in yayın yönetmeni Eyüp Can Zaman Gazetesi'ne verdiği mülakatta gazeteyi ve hedeflerini anlattı. Eyüp Can, Radikal'in Susurluk sürecindeki etkinliğini yeniden kazanacağı taahhüdünde bulundu.

 

ZAMAN GAZETESİ'NDEN NURİYE AKMAN EYÜP CAN'LA KONUŞMUŞ... İŞTE NURİYE AKMAN'IN SORULARI VE EYÜP CAN'IN YANITLARI...

 - Bu tabloid boyut senin tercihin mi yoksa patronaj makamının arzusu mu?

-Aydın Doğan Radikal ile Referans'ın birleşmesinden iyi bir sinerji doğacağına inandı. Ve bunun başında benim olmam konusunda çok ısrarcı oldu. Başlangıçta ben bunun bir tasarruf projesi olacağını düşündüğüm için açıkçası çok sıcak bakmadım. Yani iki yapıyı birleştirince önce maliyetleri düşürürsünüz. Ve ben hani bu projeyi ancak heyecanlı bir proje yaparsam, heyecanlı bir projeye dönüştürürsem yapmak isteyeceğimi söyledim. Ve kafamdakileri anlattım. Hem Vuslat Hanım'a, hem de Aydın Bey'e. Onlar da heyecanlandılar ve destek verdiler. Ve hem grup için, hem de Türk medyası için böyle bir yeniliğe ihtiyaç var.

-İlk izlenimimi söyleyeyim; çok sempatik. Gazete gibi değil de dergi gibi geldi bana bu tabloid boy.

-Biz radikal boy diyoruz. Tabloidin Türk toplumunda çok fazla karşılığı yok. Bu hakikaten de Türk basınında çok radikal bir adım. Geçmişte bu tarz düşünceler, denemeler olmuş. Ama ya iyi yapılamadığı için, ya başka sebeplerden dolayı sonuç alınamamış ve şu anki büyük boy gazete dışındaki bir boyun gazete olarak tutmayacağı düşüncesi hâkim olmuş. Oysa adı Radikal olan bir gazete yapıyoruz. Biz dedik ki Türk medyasına bu yeni boyutu getiren gazete biz olalım. Ve bu sadece bize özgü bir durum değil. Dünyanın her yerinde gazeteler daha kompakt boyutlara gidiyorlar. Mesela İngiltere'de tabloid sadece biçimin adı değildir. Tabloid diye bir de gazetecilik var biliyorsun. İkisini birbirinden ayırt etmek gerekiyor. İngiltere gibi tabloid gazeteciliğin çok yaygın olduğu bir medya ortamında Sun diye kendine özgü bir anlayışı olan bir gazete var.

-O daha bulvar gazetesi...

-Evet ucuz gazetecilik, bulvar gazeteciliği, sansasyonel gazetecilik. İndependent gibi solda ve İngiltere'nin en prestijli gazetelerinden biri, büyük boydan küçük boya geçmeye karar verdiğinde tabloid algısı Sun ile sınırlı olduğu için onlar kendilerine kompakt gazete dediler ayrım yapmak için. Ve İndependent yeni formata geçtikten sonra tirajını yüzde elli arttırdı.

İndependent'tan sonra Times Gazetesi, arkasından Guardian Berliner ve Observer o kompakt formata geçti. İngiltere'de şu anda büyük boy gazete çok az. Daily Telegraf da yakında geçecek.

-Amerika'da durum ne?

-Amerika'da zaten gazeteler uzun yıllardır giderek inceliyordu. Bu şekilde açmanın metroda, otobüste, trende, yollarda okuma zorlukları var. İnsanlar rahat gazeteyi kıvırıp okuyamıyorlar. O yüzden de şu anda Newyork Times ince uzun bir gazete haline geliyor. Wall Street Journal tabloide döndü.

-Bunun çevreci mantıkla da bir alakası var mı? Kağıt tasarrufu yapmak gibi.

-Çevreci bir mantık var. Ama teknolojideki gelişmelerin burada önemi daha büyük. En önemlisi burada hayatın kompaktlaşması.

-Gazetenin boyutu küçülünce, yapılan gazetecilik büyüyecek mi?

-Fizikte füzyon diye bir kuram var. Aslında bu boyutla ilgili değil, sizin o boyutun içine sıkıştırdığınız enerji ile ilgili. Radikal'in 15. yılını kutluyoruz. Boyutunu küçültüp, enerjisini yoğunlaştıran bir gazete dönüşmesini hedefliyoruz. Burada biçimsel değişikliğin kullanım kolaylığının yanı sıra bir de gazetecilik diliyle ilgili boyutu var. Şimdi dünyada artık yazılı basın dijital tabletlerin, bu Ipad' lerin de devreye girmesiyle ilk defa gazetecilik kâğıda alternatif, ama kâğıttaki ruhu öldürmeyen bir gazeteciliğin yaşama şansına kavuştu.

-Ama daha erken aşamasındayız bunun.

-Ama önümüzdeki üç dört yılda bu dijital tabletler artık cep telefonları gibi hızla yayılacak. İnsanlar büyük ölçüde, şimdi işte İphon'larından Ipad'lerinden gazetelerini, dergilerini okumaya başlayacaklar. Bizim açıkçası yaptığımız bu değişiklik o değişimi de öngören bir değişiklik. Yani biz insanların dijital medyada yaşanan değişim sonucunda onlara gazeteciliğin sunacağı imkânları sonuna kadar vermek istiyoruz. Radikal sadece ertesi gün sunduğu gazeteyi yapmayacak. Radikal aynı zamanda online ile offline'ı evlendiren Türkiye'de ilk gazete olacak.

-Peki ama bunları geçmişinde böyle bir alışkanlığı olmayan insanlarla nasıl yapacaksın? Biraz akıntıya kürek çekmek olmayacak mı?

-Bu yeni bir durum. Sadece Radikal için, Türk medyası için değil, dünyada yeni durum. Ve bu yeni duruma uygun davranan yayınlar var. Mesela İngiltere'de Daily Telegraf baştan aşağı binasını bile, oturma düzenini bile bu dediğim yapıya göre değiştirdi. Tamamen ortaya terminal gibi bir alan koydu. Biz de benzer bir modeli yapıyoruz şu anda. Ve bütün yapıyı o yuvarlak masanın etrafındaki terminalle yönetiyor. Muhabirlerini çok boyutlu iş üretme kapasitesini arttıracak bir biçimde eğitmeye başladı. Newyork Times ve Guardian da yine böyle yapıyor.

-Online ile offline nasıl evleniyor?yeni_radikal_ters

-Bir muhabir işini yaparken sadece yarının gazetesini düşünmüyor. Aynı anda sesi, müziği, görüntüyü kullanarak çok boyutlu üretim yapabilecek halde davranıyor. Yaptığı iş farklı versiyonlarla, farklı şekillerde online'a da yansıyor.

-Ana gazete ile ekrandaki gazetede farklı bilgiler olacak.

-Farklı olacak. Ama aynı içerikten, aynı işten biz çoklu üretimler yapmış olacağız. Ama sonuçta çikolatanın hammaddesi aynı ama siz bir tane fındıklı üreteceksiniz, bir tane karamelli üreteceksiniz. Bütün dünya şu anda yazılı basının geleceği var mı diye tartışıyor. Bu soruya kendi içimizde cevaplar bulmamız gerekiyor. O da konvansiyonel olana yapışmakta değil, çağın gerektirdiği dijital değişimi yapmaktan geçiyor. Burada zor olan zihniyetteki değişim. Zihniyet değişirse pratik uygulamalarda aslında o kadar zor değil bunu yapmak.

-Bunun denemelerini yaptınız mı?

-Yaptık. Biz insanları sahaya sürüyoruz. Sokak yazarlığı diye bir kavramla hareket ediyoruz. Bu bir süreç. Aynı gün herkes aynı kapasitede çok boyutlu iş yapıyor olamaz. Ama adım adım siz bunu inşa edersiniz. Ve vizyonunuzda bu olur. Bu ne demek? Mesela sen buraya geldin benimle bir söyleşi yapıyorsun. Normalde nasıl yapıyorsun? Açıyorsun teybi. Kaydediyorsun. Sonra gidiyorsun bunlar deşifre oluyor. Sonra edit ediliyor. Ve gazetenin sana sunduğu imkânlar çerçevesinde şu kadar bin vuruşluk bir yazı hazırlıyorsun. Onun başlığı, spotu oluyor. Birde fotoğraf çekiliyor iki tane, üç tane en fazla. İşin bitiyor. Oysa sen şu yaptığın işi şu söylediğim yeni mantıkla yapıyor olsan, yaptığın işe çokta fazla ekstra bir şey katmadan buradan bambaşka versiyonlarla çıkabilirdin.

-Nasıl?

-Kayıt cihazına kaydettiğin, çözdüğün her şeyi birebir basıyor musun? Hayır. Onu edit ediyorsun. Aynı edisyonu seste yapsan ve bunu sesli olarak buraya koysan, gazeteye koyduğun fotoğraf iki tane, üç tane. Oysa biz biliyoruz ki onlarca, bazen yüzlerce fotoğraf çekiliyor. Fotoğrafı online'ın imkânlarıyla bir albüm gibi hazırlasan, foto galeri gibi. Şu yaptığın söyleşinin versiyonu orada hazır. Ve gazeteden hem aynı, hem de çok farklı bir duygu ile okuyucuyla buluşabiliyor. Bu kadar basit de yapılabilir bu. Çok daha ileri noktalara da götürülebilir. Şu anda teknolojiler o kadar gelişmiş durumda ki. İnsanlar cep telefonlarıyla kayıtlar yapıyorlar, video çekiyorlar, fotoğraf çekiyorlar, böyle bir dünyaya gidiyoruz.

-Hayalindeki gazeteyi tam olarak ne zaman oturtabileceğini düşünüyorsun?

-Biz yaklaşık üç aydır, bir yandan Radikal'i ve Referans'ı çıkarırken, bir de oturup üçüncü bir gazeteyi tasarladık. Yeniden kurguladık yapımızı. İlk çıktığımız günden itibaren tabii ki bizim okuyucuya bu duyguyu veriyor olmamız lazım. Ondan sonrası benim için bir seneyi bulmaz. Ama yılbaşına kadar biz epey bir yol almış olacağız.

-Radikal ilk günlerde, adına layık bir radikallik sergileyebildi. Ama daha sonra aynı çizgiyi sürdüremedi. Sen şimdi içeriğinde ne kadar radikal ve cesur olabileceksin?

-Amaç zaten o Radikal'in 90'ların ortasında Susurluk kazası sonrası yaptığı cesur gazeteciliği burada yeniden diriltmek. Buna hem Radikal'in ihtiyacı var, hem de Türk medyasının ihtiyacı var. Kategorik olarak bir şeye karşı olan bir gazete olmayacak Radikal. Onun yerine ezber bozan, her türlü özgürlük karşıtı yaklaşımı eleştiren, ama bu eleştiriyi bir misyoner gazetecilikle değil, gazeteciliğin hakkını vererek yapacak.

-Kutuplaşmada taraf olmayacak yani?yeniradikal_17ekim

-Evet. Türkiye çok fazla kutuplaştı. Herkes sizden taraf olmanızı istiyor. Eğer bu tarafa aitseniz diğer taraf sizi eleştiriyor. Bu tarafa aitseniz öbür taraf. Radikal'in o başlangıçta olan gücü kaybetmesi de biraz bundan. Ben on beş yıllık tiraj rakamlarını da inceledim. 2001 krizinde fiyattan dolayı bir darbe yemiş. Ondan sonra 2006, 2007'de bu cumhuriyet mitingleriyle başlayan süreçte okurunun bir kısmını yeterince militan bir cumhuriyetçilik yapmadığı için kaybetmiş. Daha sonra Taraf Gazetesi çıkmış. Bu kez de özgürlükçü olan, eleştirel olan, askerle sorunu olan, askeri eleştiren o hassasiyetlere sahip okurunu da Taraf'a kaptırmış. Ve adeta Radikal Taraf ile Cumhuriyet arasında sıkışmış bir gazeteydi ben ele aldığımda.

-Bu sıkışmayı sadece Radikal mi yaşıyor?

-Hayır. Bütün Türkiye yaşıyor. Bir tarafta Ergenekon, öbür tarafta antiergenekon. Ve ben kişisel anlamda bu sıkışmaya inanmayan, Türkiye'nin bu sıkışmayı aşarak demokrasiye ve özgürlüklere gidebileceğini düşünüyorum.

-Bunlar çok güzel de soyut sözler. Sana gelen bir takım istihbaratları nasıl değerlendireceksin? Biliyoruz ki belli gazeteler ancak yayınlayabiliyor bazı haberleri.

-İşte siz tavrınızı eğer, gazeteciliği daha kredibilitesi yüksek bir iş hale getirerek koyarsanız o zaman bu kanallar açılıyor. Mesela Hanefi Avcı'nın ofisinde bulunduğu iddia edilen bir takım kasetler var. Bu kasetlerle ilgili tek tek gazeteciler, eski emekli komutanlar, işadamları, belli ki dinlenmiş. Bunu kim dinlemiş tam olarak bilmiyoruz. Ama ortada somut, 28 Şubat dönemine ait olduğu anlaşılan, 95 ile 97 arasında dinlendiği anlaşılan bir takım kasetler var. Şimdi bu kasetlerle ilgili haber bize geldiğinde biz aldık. Gazeteciliğin etik kurallarına uygun biçimde bunu verdik. Mesela Hanefi Avcı'nın ofisinde bulunduğu iddia edilen dedik. Şimdi belki bunlar çok basit gibi görünebilir. Ama burada insanları biz gazeteciler olarak uzun bir zamandır mesleğimizin inceliklerini kaybetmiş durumdayız. Hemen suçlayan, hemen mahkûm eden, henüz ortada bir şey yokken o insanlar hakkında ciddi kanaatler oluşturan bir yayıncılığa doğru Türk basını kaymış durumda. Şimdi siz o haberi alıp, bir o haber Radikal'e geldi. O gün Türk basınında iki gazetede vardı. Demek ki gelebiliyor. İki, siz o haberi nasıl veriyorsunuz? Hemen bir takım insanları mahkûm ederek mi, yoksa o haberleri gazeteciliğin titizliğine, özenine uygun bir biçimde mi veriyorsunuz. Kendimize yapılmasını istemediğimiz hiçbir şeyi başkasına da yapmıyoruz.

-Yine de Taraf Türkiye'nin şu dönüşüm, değişim sürecinde çok büyük bir rol oynadı. Oynamakta hala. Birçok şeyi eğer Taraf olmasaydı belki de bu kadar şey hızlıca öğrenilemeyecekti. Radikal'in iddiası ne olacak? Taraf'ı aşan bir yanı olacak mı?

-Radikal'in iddiası olaylara taraf olmadan bakmak olacak. Taraftan kastım sadece Taraf Gazetesi değil. Her gazetenin elbette kendine yüklediği bir misyon olabilir. Hiçbir itirazım yok. Ama biz burada Radikal'i bütün bu ezberleri bozan, haber sağlam olduktan sonra iktidar odağa askerse askere de çakarım, iktidar odağı hükümetse, orada bir sorun varsa ona da çakarım.

-Biraz zor çakarsın hükümete. Gurubunun özel durumu var. Mahkemeleri var.

 

-Elbette. Burada bütün mesele şu. Türkiye'de muhalif gazetecilik gibi bir palavra var. Gazeteciler kategorik olarak bir takım şeylere muhalif olmak zorundaymış gibi bize yutturulan zoka bu. Elbette gazeteci eleştirel olmalı. Ve hayata eleştirel bir gözle bakmalı. Ama ben muhalif olacağım diye diyelim ki askere mi muhalif olacaksın, askerin yaptığı her şey yanlıştır. Ak Parti'ye mi muhalif olacaksın, yaptığı her şey yanlıştır. Böyle bir dünya yok, böyle bir hayat yok. Biz kendi fantezi dünyamızda böyle bir şey yaratmış durumdayız. Askerin içinde doğru dürüst iş yapan da var, yanlış yapan da var.

-Zaten yanlış yapanları yayınlıyorlar.

-Ama eğer siz asker düşmanlığını, Ak Parti düşmanlığını, CHP düşmanlığını, devlet düşmanlığına ya da emniyet düşmanlığına dönüştürüyorsanız ki şu anda görmüş olduğumuz düşmanlıklarla ve kutuplaşma üzerinden gidiyor, o zaman artık iş gazetecilikten çıkıyor. Başka türlü bir kavga alanına giriyor. Patronların bugün yaşadığı sıkışmada bence bu tarz gazeteciliğin onlar üzerinde yarattığı baskıdan kaynaklanıyor.

-Grubun diğer gazetelerinde yapılamayan şeyi sen nasıl başaracaksın?

-Bu Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi kutuplaşmanın bir sonucu. Bunun bir sürü sebebi var. Oturup bunu ayrı bir başlık olarak tartışabiliriz. Nerelerde hata yapıldı? Burada hemen bir günah keçisi bulmak kolay. İşte o hatalı diyelim. Bütün günahı onun üzerine yıkalım, kellesini alalım, iş bitsin. Oysa adil olan, sağlıklı olan yaklaşım bu değil. Hepimiz dönüp bu özeleştiriyi yapmalıyız. Dürüstlükle bu hataları göğüsleyebilmeliyiz. Bu grup da olabilir, bir gazete de olabilir, bir gazeteci de.

-Sonuçta bir grubun içindesin. Yüzde yüz özgür değilsin.

-Yüzde yüz özgürlük diye bir şey yok. Dünyada yüzde yüz özgür gazetecilik yapan bana bir tane gazeteci ya da bir tane gazete göster. Bunlarda bir şeyi fazla idealize edince realite ile irtibatını koparıyor.

NURİYE AKMAN'IN YAPTIĞI SÖYLEŞİNİN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN


DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN