forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

İkiyüzlülük ve Sanatçılar

Aktif .

NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN 

Kötülük iki yüzlülükle sızarmış hayatımıza. İki yüzlü  bazen alçakgönüllüdür, kimi zamanda güzel sözler maskesidir.

Acı ama kabul etmeliyiz ki, kötülük yapmak isteyenler, kötülük yapmak istedikleriyle önce arkadaş olmakla başlarlarmış  işe , ikiyüzlüler demek  kurnaz.

Allah insanı yanıltan  böylesi ‘dost’ ‘ çevrelerinden  korusun , yalnızlık tercih edilir mi, edilir dedirtiyor insana.

Ve en tehlikeli   ikiyüzlüler  bence  iftira atanlar .
Kendilerine yer açmak, veya  yerlerini sağlamlaştırmak için yaparlarmış .

Mış muş diye  çıkıyor  sözler düşüncelerimden ,  sanki kabul etmek istemez gibiyim yaşadıklarımı, hala kondurmak istemiyorum , neden bilmiyorum.

Ama ürkütücü ve acı  olan  elbette bu iftiraları dinleyenler ve inananlardır.
Telafisi bazen mümkün olmayan hatalara neden olan  acılar yaşanmasına sebeb olurlar , hemde istemeden bir hiç uğruna.

Belkide  toplumsal sorumluluk taşıyan kişilerin, liderlerin  yakın ‘dost’ çevreleri olmaması daha hayırlı.

Sırf bu yüzden liderlerin, büyük işler yapmış politikacıların yakın çevrelerinden asla vaz geçmemeleri marifetmiş gibi ,  bir haslet gibi söylensede beni korkutur.

Korkutan ‘ben etrafıma laf ettirmem ‘ önyargısının bazı hakikatleri örtbas etme riskidir.

Zaman zaman medya aracılığıyla sosyal bir hastalık haline gelen dedikodu, iftira  , kitlelerin beynini çürütebilir, kokuşturur , en hafifinden terbiyesini yerle bir eder.

Bu iftiralardan en fazla sanatçılar gadre uğramışlardır .

Halbuki  sanat, mizah, hiciv, bu ikiyüzlülüğün, iftiraların panzehiridir , oyunu bozar.

Muktedirle, iktidarla halkla arasında köprü olur.

Bu yüzden sanatın sivri dillisi , eleştirebileni ama iyi kalplisi  makbuldür  ve lazımdır .

Cennet mekan olsun ressam Cihat Burak’ın tablolarına   bakın   mesela ;
düşler, , efeler , cami , hoca, yeniçeriler ,
ayakkabı boyacıları, kediler, düğün pastaları,
kız kulesi  , askerler, Demirel, göbek atan kadınlar,
kat kat düğün pastaları,  fesliler, fessizler ,
geçmiş, şimdi , gelecek,
yazıldığı zaman beyaz sayfalarda kara mizah olarak ışıldayacak rengarenk bir Türkiye vardır.

Kara Mizahı renklerle resmeden bir ressam çıkartan bir ülkeyiz.
Bir Cihat Burak bizden çıkmıştır az buz şey mi bu !
Hele bir resmi vardır ki  dönemin başbakanı Rahmetli Özal bir ziyafet sofrasında göğsünde paralar yapıştırılmış , kafasında duvağı  gelin olarak resmedilmiştir.
80’li yıllar böyle mi güzel , açık , net her türlü hesap kitaptan azade , sanatkarane anlatılır.

Resim politiktir, eleştireldir keskindir ama gerçek sanat gibi iyi kalpli ve  özgürdür.
Rahmetli Özal  farkı nedir diye sorsalar  bu resimdedir derim.
Ben bu resmi gördüğümde  hepimizin tanıdığı entellektüel yanı ağır basan  bir gazetecimizin evinin duvarında asılıydı , dahası Sayın Semra Özal resmin tam karşısında oturuyordu.

Elbette Özal’ın döneminde  teveccühüne mazhar olmuş ayrıcalıklı  ‘sanatçı’lar vardı , bilhassa devletin tekelindeki  reklamları almak için kimlerin neler yaptığı  bilinir.

Bir gün araştırmacı - gazeteciler  özellikle Anap dönemi devletin verdiği  reklamların dosyasını açarlarsa  çok ilginç bir tabloyla karşılaşacaklardır .

Hatta öncesinide araştırsınlar aynı şahıslar karşılarına çıkarsa şaşırmasınlar.

Ama Özal’ı farklı kılan döneminde  nemalanan iltimaslılar  değil, Cihat Burak’ın da hayat hakkı bulabilmesiydi . 

Ve geriye Cihat Burak’ın o eşsiz resimleri kaldı ,büyük  mirasımız budur.

Müjdat Gezen ise itiraz eden , dili sivri ama kalbi tertemiz bir başka itiraz eden sanatçıdır. Kalbi temizdir , elindeki avucundakilerin  hiç de  küçünsenmeyecek bir bölümünü çocuklar için okul kurarak harcayabilmiş nadir sanatçılardan biridir hatta bildiğim kadarı tektir.

Hemde o zamanlar televizyon sektöründe bu kadar  büyük paralar dönmüyordu ,parayı  kolay kazandığını hiç zannetmiyorum.

Okul kuruluşunda bildiğim kadarıyla tamamiyle koşulsuz yetenekli çocuklara açılmıştı. New York’da ki bir nevi SVA modeli.
Eğitim koşulları elvermemiş yetenekli çocuklarıda kucaklayan  bir yuvaydı okulu .
SVA’de olduğu gibi mesleklerinde kendilerini kanıtlamış insanlardan hocaları topladı. Hiç kimseyi ayırmadan davet etti.

Hiç de küçümsenmeyecek bir ekoldü kurduğu okul .

Eleştirip beğenmeyenler, daha farklı veya  daha iyisini yapmadılar daha.

Müjdat parayı kazanıp umurunda olmayanlardan hiç olmadı, duruşunu, fikirlerini beğenin beğenmeyin itirazlarını dile getirmekten hiç çekinmedi , bana dokunmayan bin yaşasın demedi ve bu yüzden zaman zaman ağır bedeller ödedi.

Cennet mekan olsun Savaş Dinçel ile birlikte kafaları kazınmış, mahkum kıyafetleri içinde tutuklanmış, bir yerden bir yere nakledilirken  çekilmiş , gazetenin birinci sahifesine basılmış  resimlerindeki bakışları hala içimi deler, bu muameleler onlara reva görülebildi.

Hiç bir partiye ait olduğunu sanmam, elbette siyasi duruşu bellidir ama mevcut düzende biat ettiği bir parti olduğunu sanmam.

Müjdat’ın kitaplarını, sanatını, yazdıklarını eleştirebilirsiniz , beğenmeyebilirsiniz ama ait olduğu toplumu dışlamış, umursamaz bir sanatkar olduğunu kimse söyleyemez.

Tam aksi hep bu toprakların insanı oldu , iltimas edilen olmadı, tam aksi zaman zaman dışlanan , mağdur olan  oldu. ama o hep umursadı, sokaklardaki yetenekli çocukları, geleneksel sanatı, fikirlerini inatla söylemeyi , bildiklerini öğretmeyi.

Tam da bu noktada ötekileştirmeye , dışlanmaya okuluyla karşı durdu , müesses nizamın sanat okullarına giremeyenlere alternatif oldu.

İnsanlar ne inanç, ne etnik farklılıklarından , birbirlerini kalplerinden çıkarttıkları zaman bölünür, birbirlerini  hissetmemeye , umursamamaya başladıkları zaman.

Sanat  insanın   duygularıyla arasına mesafe koymasını önler ,  samimiyet  ,birliğin teminatıdır.

Sırf bunun için olsa bile sanat, sanatçılar lazımdır.

Sanatçıların samimi eleştirel duruşlarını sorun etmemek lazım, ama hep olmuştur bu sıkıntı , ambargolar, ipe sapa gelmez gizli yasaklar, aslında altında hep işgüzarların entrikaları , yalanları yatar , ve korku, ya benden çok sevilirse, ya sanatı takdir edilirse ve ben kendimi yutturamazsam korkusu , ve medya mecra bu iş için yani linç için pek elverişlidir .

Ve  kabul edelim ki , bu sorunumuzun  kaynağı  dış mihraklar  filan değil , hepsi bizle başlar bizle biter .

Neticede politik liderler kurallara, yasalara göre hareket etmek zorundadır  sanatkarların böyle bir zorunluluğu yoktur açıkçası bir siyasi liderden çok daha fazladır özgürlük alanları.

Hep bunu düşünmelerini  dilemişimdir ülkemizi yöneten liderlerin, kendilerine yakın olmalarına izin verdikleri sanatçıların özgürlüklerini ne ölçüde kullandıklarını sorgulamalarını ve  hoşuna giden duruşlarıyla sanat arasında bir bağ olup olmadığını.

Sanatçılar kimseye düşman filanda olamazlar, düşmanlık üzerine sanat hiç işitmedim .

Ne  Cihat Burak, ne Müjdat Gezen’in nefret etmeyi bildiğini sanmam.

Onlar her insan gibi sevgiyle doğdular ve sonradan öğrenilen nefreti öğrenemeden biri gitti, kalanı bu kadar üzmek  yakışmıyor.

Özellikle liderler hakkında çıkartılan nefret söylemlerinin kaynağı genellikle liderlerin yakınından son çare olarak çıkar, ‘ Beyefendi sizden nefret ediyorlar, ben sizi  seviyorum,
Beyefendi sizi mam yapacaklar ama ben hoşt dedim, Beyefendi sizi kuyruk takıp öyle çizmiş ben halbuki  kanat takıyorum‘  tarzı ‘yakışıksız sanat’ın kimseye faydası olmadığı gibi ahlaksız ve ikiyüzlü olduğunu körleşmiş toplumlar görmez.

Ama biz gören ve genç bir Türkiye’yiz, sanatçılarla didişmek yakışmıyor.

Çünkü sanatçının  bizden sizdeni yoktur, olursa sanat yok demektir .

Muktedir sanatı koşulsuz destekleyebilir   ama sanatçı yaratamaz, Allaha mahsustur.
Hatırlatmak ne haddime bağışlayın.
Allah sanat ve sanatçılarımızı ikiyüzlülükten korusun.
sevgiyle...
necefugurlu@gmail.com

DKM ARŞİVİ