forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

Ekranlardan hayatı zehir etmek

Aktif .

ETİKETLER:Necef Uğurlu

NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN

Medyamızın uzun süredir  ağzından çıkanı kulağı duymuyor, kamu yayıncılığı açısından moraliteyi yükselten bir tarz değil.

Oldukça sert, hoyrat , yarıştıran, bağırtan, çağırtan ,  bir tarz oluştu. 

Ne tuhaftır ki bu barış için , silahların bırakılması için gayret sarfedilen bir dönemde oluyor.

Medya aktörlerinin   birbirlerine karşı hoyratlıktan bahsetmiyorum, o kendi bilecekleri iş, hatta kamu yararına çünkü haberlerde uygulayamadıkları şeffaflığı birbirlerine uyguluyorlar, kendileri hakkında  gerçekleri anlatmaları da bir başlangıç  bir umuttur .

Ama  bir süredir   ‘gazeteci’, ‘sanatçı’, ‘yorumcu’, ‘yazar’  ülkemizde çok kolay armağan edilen titrler oldu medyada . 

Dar çevre herkesi gazeteci, yazar, yorumcu, artist yaparak  böyle mi yıkılır , insaf , kayda geçsin.

Bu kadar  kolay mı , hiç mi evrensel ölçek, emek istemez bu işler ?

İştir , emektir  mesleği belirleyen, yoksa titrlerin canı cehenneme , Machiavelli bile insanları titrleri onurlandırmaz,  insanlardır titrlerini anlamlı kılan demiş  .

Kimi ekran müdavimleri paraların üzerindeki resimlere döndüler, kimin resmi olursa olsun paraya değer katmayan sadece resimler.  

Ekranlar burada para oluyor metaforda, kayda geçsin.

Daha geçen yıl ekranlarda birden bire beliren  bir genç adamın , memleket idaresi hakında fikirler beyan ederken ‘ben gazeteci değilim ‘ demek sığınağıydı  nasıl oldu da  bu yıl değişimin öncülerinden gazeteci transferi listesine girdi , aceleye geldi dar çevre yıkımı çok aceleye , kayda geçsin.

Medyamız kendi söyler, kendi dinler, kendi çeker, kendi izler hale geldi , hala rekor filan kırdıklarından bahsediyorlar .

Artık bir de yetmiyor  iki Amerikan dizisini bir edip Türkiye’yi mekan olarak kullanıp   Türkleştirmeye çalışıyorlar , yabancı diziler Türk’leştikçe   biz yabancılaşıyoruz ,  çok Türkifikasyon gördük tarihte ama böylesi ilk defa oluyor, yabancı diziler Türk’leştirilmeye çalışıldıkça  , Türk kızına aşık olup , uğruna  Müslümanlığı seçip sünnet olan  Amerikalı erkeklere dönüyorlar.

Biz izleyiciler ise yabancılaşıyoruz.

Tuhaf bir durum, tuhaflıklar kayda geçsin.

Ve bu yabancı apartması dizilerin  bütün gayrete rağmen yerlileşememe sorunu var, tarihi olanlar da  bu trajediyi yaşıyor  ben onca  çabaya yanıyorum,   İlber Hoca’dan  yiyorlar azarı , böyle değildi deyip bitiriyor işi haklı olarak.

Medya alanında  meslekleri yok ederek  bu canım ülkeyi  ucuzlaştırmıyor muyuz ?

Birde  gündemde olma telaşıyla her Allahın günü medya sathında saçmalamak zorunda olanlar var.

Akım kakım laflar edip  gündemde kalanlarla mı ayakta kalacak medyamız, ne hesaptır bilemem ama zor gibi görünüyor.

Bunlarında başlıkları belli, bazıları durumu askere muhalefetle idare ediyor, vurun askere ekmek paraları olmuş .  

Durup dururken  bir spor kulübü başkanıyla antrenör ilişkisini hiyeyarşiye bağlayıp askere diskur çekmek, kıssadan hisse vermek ne menem iştir.

Bu saçmalığa karşı çıkanlar  ihtilal mi istiyor oluyorlar  , hayır sadece bu saçmalığa hayır diyorlar  . 

Kürt düşmanlığından ekmek yiyende çok gördük, şimdilerde Kürt sevmeyi çok daha karlı buluyorlar ki dönmüş vaziyetteler, meğer yıllardır ne çok severlermiş Kürt’leri de saklamışlar içlerinde ,  başımıza yıllarca  mahsuscuktan Türk’çü kesilmişler !

Şimdi de  Türk’leri sevmemekten ekmek yiyenler var. 

Derdimiz hiç bitmiyor, tahtaravallide bir Türk, bir Kürt iniyor çıkıyor .

Kürt’leri sevmek  , haklarını savunmak  illa Türk düşmanlığı gerektirmez hatta iki tarafı severek  meseleler yoluna girer diye düşünenlerdenim.

Ama medyanın bazı aktörleri aynı fikirde değil  , çoğunluğu  yalnız  hissettiren bir medya oluştu bu tuhaf durumu da kayda geçirelim.

Örneğin ;

Bir akademisyen  ne zaman ‘Türk‘  ismini   duysa  altında  ırkçı bir mana arıyabiliyor , yüzü gözünü buruşturabiliyor  ekranlarda .  

Geçenlerde birisi ‘ Ben Hristiyan Türküm ‘   demiş , vay ne luzum varmış,niye Türk sıfatını kullanmış, gereksizmiş .   

Bir isim , bir manevi sıfattan bu kadar rahatsız olunur mu ?   Hani insanlar kendilerini nasıl ifade etmek isterlerse öyle ifade edeceklerdi, yanındaki program arkadaşı bile dayanamadı hatırlattı . 

Birde bu ‘Türk’ kelimesinden rahatsız olanlar hemen arkadan ‘Bakın ben Türküm’ demiyorlar mı  insan  bunlar  kendilerinden de mi nefret ediyor diye sormaktan kendini alamıyor , öyleyse  kendisiyle barışık olmayanlar   kendilerini  farklı tanımlayanlarla  nasıl barışık olup  birlikte  nasıl demokrasiyi kuracaklar  sorusu havada kalıyor.

Bazı  medya  şahsiyetleri  sanki vuracakları yer belli , ekranlarda attıkları her şamar için aylığa bağlanmışlar  gibi. 

Bunun dışında konuşursa prim alamaz, maaşı kesilir diye mi korkuyorlar acaba, çünkü bu kadar saçmalayacak insanlar değiller, tahsilli, akıllı adamlar.

Birde  manalar çıkartmak huyu edindi medyamız , haber yok, yerine mana uydur. 

Haberal Fatih Üniversitesini niye ziyaret etti bunlardan biri, niye etmesin ?

Akademisyenlerin birbirleriyle görüşmeleri çok mu olağandışı, eğer öyleyse asıl sorun bu ve bence haber olacak nitelikte bir durum.

Bilmediğimiz bir şey varsa yazılsın, belgelensin ama ziyaretten mana çıkarmak pek tuhaf.

Diz boyu din- siyaset sarmalında  gitgide unutuldu mu  dualı sözlerimiz ne, ekranlardan  zehir ediyoruz hayatı birbirimize.

Medyada gitgide  sadece resim, isimler var ekranları kaplayan , bir de villaları, tekneleri, aldıkları , harcadıkları , servetleri , alışverişleri , aşkları, çocukları ... bizde arsız  kaostan düzen çıkar diye bekliyoruz !

Medyada işlerini bu şartlarda yapmaya çalışan , direnen ahlaklı insanlar yok mu, elbette var .

Siyasi seçimleri dürüst kişiliklerinin  asla önüne geçmemiş , doğru olanı yazmayı, söylemeyi şiar edinmiş , farklı düşüncelerini durdukları  yerlerden söyleyebilen, eleştirebilen , kalemleri keskin kalpleri temiz , kendilerini pazarlama derdi olmayan insanlar var . 

Bazen bir yazı okuyorum arınıyorum.

Mesela ; İbrahim Karagül  ’28 Şubat Hırsızları ‘ yazısında  ‘Yakın tarihin kirli işlerinin aydınlatılması ancak ve ancak bu para trafiğinin izlenmesi ile mümkün olacaktır ‘ diyerek kurt masalını kestirip atmış, doğru söze ne denir .

Dürüst bir kalemin, coğrafyasına hakim bir gazetecinin bu sözleri elbette çok kıymetli  .  28 Şubat’ın beş ayağını açıkça işaret ediyor, gerisi onun işi değil zaten, o görevini yapmış yazısıyla . Kayda geçiriyoruz.

Fatma  Barbarasoğlu’nun  ‘Yüzleşme’ başlıklı yazısı ise  diğer pek çok yazısı gibi edebi bir metin ,  kalpten sözleriyle  ‘güçsüzlerin dünyasına dair ‘ yazmaya devam ediyor. 

Kapitalist düzen ve muktedirler ilişkisini , ve izdüşümü medyanın neden bu hale geldiğini  merak edenlere her iki  yazıyı okumalarını öneririm.

Karagül ve Barbarosoğlu’nun yazılarında bu günkü medyanın şifreleri var.

Kurt masalına nasıl son verilir anlamak isteyenler için naçizane bir tavsiye.

Sevgiyle...

necefugurlu@gmail.com

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN