forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

DEPREM ÜZERİNDEN EKRANLARDA KÖRDÖVÜŞÜ

Aktif .

necef_ugurlu_300NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN

 

Özellikle  doğal afetlerin  veya savaşların  neden olduğu olağanüstü hallerde  toplumun değerleri üzerinde iddialı  medyamız  inisyatifi ne yazık ki şuursuzca ele alıyor   ve halkı  suçlamaya varacak noktalara kadar dayanıyor.

 

Medyada  depremzedelere yardım programlarına  halkın ilgi göstermediğinden  şikayetçi olan bunu ‘duyarsızlık’ olarak gören   yanlış algıya,   örtmece yapmadan ama gene de edeb-i kelamla  iki çift laf etme zamanıdır .

Kardeşlik, birlik, beraberlik deprem gibi bir felaketle mi bizi sınadı? Deprem olmasa bölünecek miydik?  Medyada ki yaygın kanaat budur.

Deprem felaketinin  bizleri kenetlediğini düşünenler ve birlik, beraberlik ruhu için depremlerden medet umanların ‘değerler’ ile  ilgili ciddi problemleri olduğunu düşünüyorum.

Her insan kalbi olarak doğruyu yapmak ister, lakin doğruyu yapabilmek için doğru düşünmek gerekir.  Ekranlar doğru düşünen, donanımlı insanların elinde değil, artık bunu kabul etmemiz gerekir. Medyanın bu hali hepimizin altında kalacağı ve içinden çıkamayacağımız bir göçük haline geliyor.

Toplumların değerleri,  sorunlarını çözmedeki akılcılıklarında belli olur. Adalet, iyilik, cömertlik, müsamaha bu aklın içindeki değerlerdir şüphesiz .  Ama anlaşılan o ki, ekran dünyası her biri illüzyon olan dizi kahramanlarının bağış toplamasını ‘iyilik’  onların topladığı yardımları  izleyen, alkışlayan grubu  değerlerine  sahip, izlemeyenleri duyarsız  zannediyor.

İnsaf ! Bu halk 40 milyar deprem vergisi ödemiş bir halktır ekranlarda toplanan ve çok konuşulan para ne ki.  ‘ Battaniyeler gökten inmiyor parayla alınıyor’  diye sayı  saymasını bilmeyen ezberden konuşarak ezber bozmaya kalkan çok bilmiş  bilsin ki dünyanın 16 . büyük ekonomisi olmakla öğünen devletimizin  showmenlerin, kutlamayı göbek atmak zanneden kültür yoksunu ekran dilberlerinin  ianelerine ihtiyacı yoktur. Tam aksi onların devlete ve halka ihtiyaçları vardır. Yılardır fazlasıyla müsamaha görmektedirler.

Yardım etmek isteyenler , görünmeden sessizce devletin veya sivil toplum kuruluşlarının verdiği  hesap numaralarına  paraları yatırabilirler. Bu ekran kepazeliğine artık bir son vermenin zamanıdır.

‘Yardımlar yerlerine ulaşıyor muymuş acaba ?’ diye  şüphelenen  var ise  ekranlarda kafasına göre organizasyon yapacağına elinde muhabirler var, düşsün şüphesinin  peşine, yapsın  haberi , yakalasın  istismar edeni, yanlışı, gazetecilik yapsın gazetecilik.   Yok gazetecilik sabah programında akşam iane gecesine katılın diye halkı gaza getirmekse gelmiyorlar işte.

Toplaya toplaya topladığınız hemde 18 kanal bir olup komik bir rakam.

Samanyolu tek başına 18 kanaldan daha çok yardım  topladı, şimdi ‘Memleket Fethullahçı oldu ‘ mu diyeceksiniz ?

Hayır, sadece o televizyon kanalının yapısı bir sivil toplum örgütlenmesinden yükseldiği , yaptıkları işler ortada olduğu için itimada şayan bulundular.

O sanatçılar olmasa da aynı parayı toplarlardı , (bence keşke öyle yapsalardı ). Yardımın doğru yere vardığı gönül rahatlığını  verdiler izleyiciye , yaptıkları diğer işler laf değil iş ürettiklerinin ispatı   olduğu  için halk itimat etti . Şimdi ratingler yalan mıymış, yanlış mıymış onu konuşuyor kaybedenler. Kaybetmesini bilmeyen yas tutmasını nereden bilecek diyesi geliyor insanın.

Dizileri kan kanseri hasta çocuktan geçilmeyen,  felaket hikayelerine  sarılan bu ekran zihniyeti  depreme böyle yapışır  ve ne yazık ki siyasetçileri de kandırır onlarda  sıram sıram canlı yayına bağlanırlarsa iş Cumhuriyet Bayramı’ nı kutlasak mı kutlamasak mı noktasına geliverir tabii olarak.

Şu düşündükleri şeye bakın, Kutlama anlayışı çiftetelli oynamakla mı   sınırlı ?

Ekranlarda maalesef öyle.  Folklor gösterisi, Halk müziği , Türk Sanat Müziği , Klasik Batı müziği programlarını özel bir televizyonda izleyen varsa bana haber versin.

Cumhuriyet Kutlamaları nasıl  sorun olabildi  !   Akıl edenin ‘Yas Yarışı’  kutlu olsun, büyük bir icada imza attı. İktidarı da tarihe böyle kayda geçirdi.

Türkiye’nin çok ciddi can kayıplarıyla dolu Deprem Tarihinde. 1900 yılından bu yana en şiddetlisi 7.9 olarak kaydedilen 90 büyük depremde, resmi verilere göre 82 bin 372 kişi hayatını kaybetmiş.

Geçen yüzyılda ülkede kaydedilen en yıkıcı deprem, 26 Aralık 1939 tarihinde Erzincan'da meydana geldi. Kış şartlarının yaşandığı bu dönemde 32 bin 962 vatandaş hayatını kaybetti. Yurt çapında ulusal yasın ilan edildiği depremde, yıkımın yanı sıra soğukla da mücadele eden depremzedelere, ancak iki gün sonra ulaşılabilmiş. Ama Cumhuriyet Bayramı kutlanmış. Bu büyük acılarda bizi ayakta tutan Cumhuriyettir ve onu her şartta kutlamalıyız, kutlamalıydık.

‘Yaşasın Cumhuriyet’  diyebilmek daima çok acılara mal olmuştur bu millete. Şimdi  verdiğimiz yüzbinlerce  şehitlerin aziz hatıraları  karşısında Cumhuriyet’i  kutlamakla bunca sene ayıp mı ettik? Acaba Kurban Bayram’ı için takdir  ne olacak ? Kutlayacak mıyız kutlamayacak mıyız? Adında değişiklik düşünülüyor mu acaba?

Yoksa bu yıl kurban kesmek yerine ihmale, kötü yönetime, veya Mehmet Altan’ın ısrarla vurguladığı ‘Hırsız’lara kurban ettiğimiz yurttaşlarımızın anısına başka şeyler mi yapacağız.  Talimat bekliyorum.

 

Yardımseverlik, hakkaniyet, iyilik gibi  fıtri  özelliklerini muhafaza edebilmiş  olan insanlar  felaketler   sonrası yas tutmaktansa felaketleri önlemek için çaba sarf eden cesur insanlardır.

İyi  insanların  birlik olup  sosyal dayanışmayı (innate social solidarity , İngilizcesini de yazıyorum Türkçe derdimizi anlatamaz hale geldik )  sivil toplum örgütleriyle sağladıklarını görebiliyoruz.  Sivil toplum örgütlerinde çalışan insanlar boşuna yürüyüşler, protestolar yapmazlar , karşı çıkışlarının, bağırıp çağırmalarının , üzerlerine sıkılan tazyikli sulara, biber gazlarına rağmen direnmelerinin nedeni olası çok daha büyük felaketleri önlemektir.

Sivil itaatsizlik ahlakı budur. Ortak bir insanlık derdine son vermektir murad.

Ülkemizde sivil itaatsizlik ciddi olarak sindirilmiştir.

Yerine konan dizi kahramanlarından ‘yardım show’, ahlak, iyilik, bilgelik derslerini dinlememiş halk, canına tak dedi çünkü.

Şimdi sizi dinlemedi, izlemedi diye halkı doğrayacak mısınız?

Görünen o ki ; RTÜK’ün, hükümetin  gücü edepsiz medyaya yetmemektedir.

Garip ama bir başka gerçekte dünyada ilk defa olmaktadır, Sayın Başbakan medyayla mücadele ederek iktidara geldi, şimdi kendi medyasıyla mücadele ederek iktidarını  korumak zorunda kalıyor. Böylesi görülmemiş.

Bazen öyle anlar oluyor ki, Sayın Başbakan’a  yaranmak için konuşanları gördükçe Mevlana’nın şu sözlerini anımsamamak imkansız ;

‘…Lakin bir lafa bakarım laf mı diye

Bir de söyleyene  bakarım adam mı diye’.

Deprem konusuna dönecek olursak...

Elbette depremleri önlemeye insanoğlunun gücü yetmez, ama depremlerin neden olduğu can kaybı ve  hasarı en aza indirmek mümkündür. Bu anlamda meselenin can alıcı noktası  ;    Prof. Mehmet Altan’ın Kanaltürk’de Tarık Toros’un programında cesaret ve ısrarla defalarca tekrar ettiği gibi Avrupa birliği normlarına uygun olarak çıkartılan sonra delik deşik edilmesine  muhalefetinde bal gibi göz yumduğu Kamu ihaleleri  yasası birinci derecede önem taşımaktadır.

Bunun için sokaklara döküldük mü ? Hayır.

Mecliste bu yüzden ciddi müzakereler, muhalefetin  çıkışları  oldu mu ? Hayır.

Avrupa Birliği katılım sürecinde balığa konulacak standartları , Ajda Pekkan’ın Avrupa’ya  etkilerini  anlatan siyasetçi acaba bu kamu ihaleleri yasasının başına gelenlere dikkatimizi çekti mi ? Hayır.

Felaketi önlemek için yapılması gereken nelerdi, hangileri yapıldı, veya  eksik kaldı ve yukarıda ki soruları   medya soruyor  mu ? Hayır.

Medya sabahtan akşama çadır derdinde . A Haber'de Aktaş’ın konuğu Sayın Kadıoğlu (ilk ismini  ekrana bir türlü yazmadılar, soyadı ile idare ediyorum)  afet yönetiminin çadır temini olmadığını gayet güzel anlattı. O da ‘önlemek’ ‘Önlem’den bahsetti. "Çadırda kimse yaşayamaz, nakledin güvenli yerlere depremzedeleri dedi"  mealen.

Elbette aklıbaşında insan sayımızda bir sıkıntımız yok, sorun aklı başında olanlarla goygoycular arasında seçim yapamayan medya zihniyetinde .

Hemen depremin akabinde TV 8’de Erkan Tan’ın programına konuk olan  ODTÜ’lü Prof. Haluk Sucuoğlu’nu  umarım bir daha davet ederler Türkiye’nin yaşadığı ‘Müteahhit’ faciasını açık yüreklilikle anlattı. Ama nafile , medya hala ‘Çadır’la bozmuş vaziyette , Kızılay başkanı ‘ağlayacağım’ derken yerden göğe haklıydı. Medya kurban peşinde, medya felaket öyküleri peşinde, aslında kalan çadırlara bu yayınları yapanları  yerleştirmek ve mecburi ikamete tabii tutmak en hayırlısı, eksilerde bir kış geçirsinler belki soğuk, nem zihinlerine iyi gelir.

Hasılı, depremin ardından kendisine yardım olarak gönderilen  montun içindeki notu bulup ‘ kardeşim bir gün sende düştüğünde ben de seni kaldıracağım ‘  diye cevap yazanın hikayesi pek beğenildi. Yakındır dizisi yapılır. Hatta yapımcılar montu göndereni, alanı oynatmak için arıyorlardır bile.

Almanya’da 50 yıldır  yaşayan bir yurttaşımız bu hikayeyi ekranlarda tekrar ederken ağlaya ağlaya hal oldu, ölenlere, yaralananlara, hala göcük altında olanlara , önlemsizliğimize  bu montta ki nota döktüğü gözyaşını dökmedi. Almanya’da Müslüman mezarlığı  istiyormuş, ama kendisi vatanını çok seviyor ölünce cenazesinin vatana  nakli vasiyeti, fakat  orada niye mezarlık istiyor anlaşılır gibi değil, Allah Gecinden Versin  ölünce vatana dönecek nasılsa. Vatanını çok seviyor ama  yaşarken dönmeye de  hiç niyeti yok , bu da elli yıldır Almanya’da yaşayanımız , bilmem anlatabildim mi!

Olan bitenin  geçirebildiğim kadarını kayda geçiriyorum efendim.

Sevgiyle...

necefugurlu@gmail.com 

Not : Meraklısı için  Türkiyenin Deprem Tarihi 

http://www.ahaber.com.tr/  

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN