forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

'SÜLÜMAN THE LOVE MAKER' VE 'SULARIN GETİRDİĞİ PADİŞAH'IN BÜYÜK SIRRI!

Aktif .

necef_ugurlu_300NECEF UĞURLU

Yıllar önce  İngiltere’de  Kanuni Sultan Süleyman Sergisi münasebetiyle  Sayın Semra Özal unutulmaz bir açılış konuşması yapmış  ‘Kanuni  The Law Maker’   yerine ‘Kanuni The Love Maker' sözleri ağzından çıkınca protokolde bir kıpırdanma olmuş, Princess  Diana ise gülmekten  makaraları koyuvermişti.

Bu konuşma daha sonra  Türkiye’de Semra Hanımefendi'nin bir gafı olarak yankılanmıştı. Şimdi Muhteşem  Yüzyıl dizisini seyrettikçe   Semra Hanım’ın hiç de azımsanmayacak muzip yanını daha iyi anlıyorum; çünkü Kanuni’ye   ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisini izledikten sonra,    ‘ Sülüman The  Love Maker’ hatta  ‘ Zatışahaneleri  the Sex Machine’ de diyebiliriz.

Hünkar burnunu Harem’den çıkaramıyor. Öyleki iki haftadır Pargalı‘nın ‘Rodos seferi  öncesi   Haliç’teki hazırlıklara bakalım Hünkarım’ tekliflerine ‘Sülüman’   ‘çok yorgunum bu gün olmaz’ diyor. Yorgunluk nedeni  malum! Harem dışı faaliyetleri de genellikle  sağa sola hakaret mektupları yazmak, gelen elçilere kötü muamele etmek, elçilerin yaptığı davetlere  ‘Geleceğim ama ziyarete değil, orayı almaya’ tarzı cevaplar oluyor ki bu da insanı yorar tabii. Neyse bu hafta Rodos zar zor ağır can ve mal kaybıyla ve ileride  kaybedilmek üzere alındı!

Cihanı üç kıtadan ibaret ‘Cihan Padişahı Sülüman ‘ın yıllarca tarih kitaplarında okuyup göz yaşı döktüğümüz Şehzade Mustafa’sı ise babasını aratmayacak şımarıklık ve terbiyesizlikte bir çocuk. Böyle giderse ileride çocuğun başına geleceklerde  izleyicinin  Kanuni’ye hak vermemesi imkansız gibi görünse de Kanuni ile çocuk, torun  terbiyesi konusunda anlaşmam imkansız.

Dizide şu ana kadar Kanuni’nin Hürrem’e aşkından ziyade  kadın düşkünlüğü ön plana çıktığı için Pargalı İbrahim ve Hatice Sultan aşkı ilaç gibi geldi. Lakin içli çocuk Pargalı’nın  kemanını parçalaması iyi oldu; çünkü Pargalı çalar Hatice Sultan süzme revani bakar sahneleri artık baymıştı.

Revani demişken sarayın mutfağını  atlamayalım. Oldukça fakir bir saray mutfağıyla karşı karşıyayız. Kime yeter  dedirten uyduruk küçük boy  tel kadayıfı tepsisi önünde duran aşçımız devamlı yamaklarından  kadayıf için şerbet istiyor. Obez ahçı devamlı kendi yiyor ama saray açlıktan ölmek üzere hissi veriyor.

Çarşı sahneleri de pek zayıf. Padişah tebdili kıyafet gezerken rastladığı fakir  su satan çocuğa iyilik yapsın diye ayaküstü çekilmiş gibi. Arada Pargalı da çarşıda casusluk faaliyetleri yürütmese hepten zayıf kalacak. Neyse Hatice’ye  taşlı bir iğne aldı da sahne biraz daha işlevsel oldu.

Bütün bunları yazdım diye diziyi izlemiyorum, beğenmiyorum zannedilmesin. Çarşamba geceleri  ‘ Behzat Ç’  veya ‘İzmir Çetesi’  varda  Kanuni’yi mi izliyorum hayır.  Ama eğer Çarşamba akşamları evdeysem  ‘Muhteşem Yüzyıl’ı  izleme nedenlerim sadece  rakipsiz bir akşamda yayınlanması değil.  Diziyi izliyorum çünkü; parodik, muzip ve   kitsch bir üslubu var. Kostümlerde renkler ahenk içinde  hani her dizinin  bir tablo gibi rengi vardır, klişesi vardır ya, öyle bir dünya başarıyla yaratılmış. Oyuncuların döşemelik kumaşlarla yürüyen koltuklar  gibi dolaşmaları bile bir stil.

Kanuni’nin pek süslü olması ise dizinin dayandığı sayılı tarihi gerçeklerden biri olsa gerek. Malumunuzdur pek çok  kaynak Kanuni’nin bu takma takıştırma huyundan babası Yavuz Sultan Selim’in  sinir olup ‘Oğlum bu ne hal anana takacak şey bırakmamışsın’ dediğini rivayet eder.  Sanat yönetmeni  işinin derinine iniyor belli, kutlarım.

Oyunculuk tarzları ise eski Türk filimlerinde ki gibi kötülerin kötü, iyilerin iyi baktığı tarz ile Tudor dizisinin eda, bakışlarıyla   ortaya karışık bir oyunculuk  koyuyor. Zeki dalgacı yönetmen dizisi olmuş. Oyuncuları ne oynadıklarını fark ettirmeden yönetmek  zeka işidir.  O Tudor Tudor bakışlar, yürüyüşler muhteşem. Topkapı sarayını her an VIII. Henry ‘ulan benim hanedan buraya mı taşındı’  diye basacakmış gibi geliyor insana.

Bu dizi  zevkle izlenirliğinin yanı sıra insanın tarihe bakışını da değiştiriyor. Hürrem Türkçe’yi süratle öğrenirken maalesef  Kanuni heceleyerek konuşmaya devam ediyor. Muhibbi  heceleyerek konuşurken onca güzel şiiri  nasıl  yazdı diye sormadan edemiyor insan.  Dizi ‘  Harem aslında bir okuldur’  palavralarını da  yerle bir ediyor , Hypatia yüzyıllar önce elipsi bulan bir kadın olarak İskenderiye’den çıkıp tarihteki yerini alırken yüzyıllar sonra Haremdekiler  hala boktan danslar yapmakla meşguller.

Haremi idare ettiğini  zanneden Hafza Sultan’a ise hep, herkes birbirini zehirledikten sonra işi örtbas etmek kalıyor. En son duyanda daima  kendisi  oluyor. Zaten bütün gün önünde mücevher kutusu sürekli ziynetlerini evirip çeviriyor  dizinin başından beri de  durmadan aynı cümleleri tekrar ediyor...

Terzileri çağırın...

Hatice kumaş seç...

Aslanım hoş geldin...

Mahidevran kendine gel...

Şerbet dağıtılsın...

Eğlence tertiplensin...

Ha bir de ‘Daye yorgunum, şimdi söyleme’  tarzı yorgunluk ifade eden bir cümlesi var ki insana, "anasına bak oğlunu al" dedirtiyor. Ana oğul  çabuk yoruluyorlar. Hatice Sultan’ın nişan kutlamasında ise Daye’nin  Piri Paşa’nın eşini  takdim cümlesi, bana bu diziyi Meral Okay’ın yazmadığını fısıldadı.

Daye kapıda karşıladığı Hatice Sultan’ın müstakbel kayınvalidesini şöyle takdim etti  ‘Piri Mehmet Paşa’nın zevceleri Dilruba Hatun hazretleri ve refikaları'. Dilruba Hatun Piri Mehmet Paşa’nın eşi  tamam  ‘zevceleri’ olarak takdim ediliyor, yanındakilerde kızları olmalı. Nitekim kızlardan küçük olanı diğer sahnede şehzadelerle birlikte çocuklara ayrılmış salonda karagöz izliyor... Demek ki, Dilruba Hatun’a eşlik edenler ‘Refikaları’ değil ‘Kerimeleri’. Böyle bir yanlış 3 yıldır çalıştığı bir projede Meral Okay tarafından yapılmaz, demek ki o yazmıyor. Hatta  tekstleri  kontrol etmiyor.  Yönetmenler, asistanları da atlıyor, yönetmenlerden biri  Marmaris kalesi için ‘bizzat o devirde yapılmış’ dedikten sonra  (‘bizzat ‘ şahsen anlamında bir zarf olup kale için kullanılmaz)  ‘refika’ ve ‘kerime’ kelimelerinin arasındaki farkı bilmelerini  zaten beklemiyorum.  Ya da ben yanılıyorum, kızlar Piri Mehmet Paşa’nın diğer eşleri, bu seferde çocuk olanın yaşı tutmuyor ya da Piri Mehmet Paşa çok ayıp ediyor.

Velhasıl  bu diziyi, ekibini kahraman yapan maziperest kardeşlerim, deydi mi koparttığınız yaygaraya? Bu diziye öfkelenerek ne elde ettiniz?  Bu dizinin önerdikleri hiç de önemli değil, eğleniyoruz işte. Yazarını tehdit ettiğinize  değdi mi?

Bu dizinin en büyük  faydası tarihle dalga geçmeye  kapı açmasıdır. Bu diziyi izledikten sonra  şimdi  artık Cahit Ülkü’nün ‘Son Hazaryalı’  ‘Pargalı İbrahim’ ve  geçtiğimiz haftalarda çıkan ‘Suların Getirdiği Padişah’ romanlarını okumaya haydi haydi  hazırsınız diye düşünüyor, umut ediyorum.

Cahit Ülkü tarihle dalga geçmiyor, romanları etkileyici ama güldürmüyor. İnsanın içine kurt düşürüyor, araştırmaya yönlendiriyor. Bir mit olan tarihten daha görkemli başka bir mit edebi bir eser, romanları  sunuyor.

Sayın Cahit  Ülkü cesur bir adam, çünkü onun  romanlarının  dünyası edebiyattan alıyor cüretini, gücünü  ve tarihi ‘kitch’leştirmeden  cesaretle söylüyor sözünü. ‘Son Hazaryalı’ da Hürrem’in Osmanlı Sarayı’na bilinçli  gönderilmiş olduğunun hikayesi var.

Hürrem’in bir misyonu vardır. Bu misyonun  ne olduğunu romanı okuyup öğrenebilirsiniz.  Pargalı İbrahim romanında ise bu komplonun bir parçası... Pargalı’yı tanıyacaksınız, Hatice Sultan’la olan evliliğinde ise  aşk tek taraflıdır ve  Hatice Sultan’a aittir.

Son roman ‘Suların Getirdiği Padişah’ da ise ana karakter  ise Kanuni ile Hürrem’in  Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra tahta geçen  oğlu  II.Selim’dir. Firavun’un sarayına suların getirdiği Musa gibi olur Osmanlı’ya doğumu.  Sarhoş, sefih diye anlatılan II Selim Osmanlı tarihinin yoksa  en büyük strateji dehası mıydı? Roman bunu sorgularken Osmanlı’nın derin labirentlerinde gezdirecek sizi.

Öfkenizin sizleri edebiyat, film, sanat karşısında yenilgiye uğratmasına izin vermeyin, okuyun bu kitapları, gerçek cesaretin Cahit Ülkü’de olduğunu  göreceksiniz. Nitekim bu romanları  yazma cesareti gösteren Cahit Ülkü kadar filme çekecek  cesur yapımcı  çıkmadı. (teşebbüsler oldu ama sonu gelmedi ) Ülkü’nün  yıllar süren bu çalışmalarının, marjinal tarih tezlerinin  yerine konan ise gariban’  Muhteşem Yüzyıl’ oldu    ve  dizi luzumsuz , sığ   öfkelerin   paratoneri  oldu.

'Suların Getirdiği Padişah’ II. Selim’in büyük sırrını  ‘Son Hazaryalı’ da öğrenmiş olacaksınız. Sonrasını da  ‘Suların Getirdiği Padişah’ romanında bulacaksınız .

Şu kadarını söyleyeyim... II. Selim anası Hürremin oğludur; ama  babası  Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu değildir.  Nasıl mı  olur ? Roman bu,  her şey olur gerisini okuyunuz.

Osmanlı’da bu topraklara  aidiyetin neseb ile sınırlı olmadığını müthiş bir hikaye ile anlatıyor Cahit Ülkü... İçiniz rahat etsin kızacak bir şey yok.

 necefugurlu@gmail.com

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN